Gül’den veto etmesini Erdoğan isteyebilir...

14 Şubat 2008

Anayasacı olmaya gerek yok; kitabın ilk sayfasını okuyan çocuklar bile Başbakan’ın niye barut kesildiğini anlar.Yokuşta freni patlayan kamyonun şoförüne benziyor onun durumu.O yokuşa girmemesi gerekiyordu, girdi. Anayasa Mahkemesi’nin ve AİHM’nin kararları ortadayken “velev ki siyasi simge olsun” diye meydan okuyarak türban yasağına karşı baskın düzenlemeye kalkışmayacaktı.Şimdi şunu görüyor:Türban yasağını kaldırmak için göze aldıkları zahmet boşa gitmeye adaydır. Yalnız iptalle kurtulsa iyi... “Ben üstüme düşeni yaptım ama sistemi aşamadım” diyecek, onu bile seçimde mağduriyet diye kullanacaktır.Ama o kadarla bitecek görünmüyor:Göz boyama tedbiriOrtada milletvekili yeminini çiğnemek var, laikliği dolanarak Anayasa’yı ihlâl suçu işledikleri iddiası var. Başsavcı harıl harıl delil topluyor.İş parti kapatma davasına kadar dayanabilir.Mahkeme suçu sabit görürse ihlâl eyleminin merkezindeki yöneticilere siyaset yasağı koyabilir.AKP Meclis Grup Yönetim Kurulu “Hedefimiz baş örtüsünü kamu personeline de serbest bırakmak” diyen Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’yı Disiplin Kurulu’na sevketti.Bu eylem, türban serbestisinin sadece üniversite ile sınırlı kalacağına dair bir iradenin varlığını garanti etmiyor. Öyle olsa bu garantiyi Başbakan verir ve ülkedeki tansiyonu bir anda indirebilir.Erdoğan’ın şansıYapılmak istenen Hüsnü Tuna’nın sözlerinden kaynaklanan suç delilini geçersiz kılmaktır. Ama yeterli olamaz.Bu aşamadan sonra ülkeyi maceradan, öteki alternatiflere göre “çok ucuza” kurtaracak kişi Cumhurbaşkanı Gül’dür.Evet Abdullah Gül adı ortaya atılınca türban konusunda akılcı bir kararın çıkmasına kimse şans veremiyor.Çünkü Gül’ler, türban davasına adanmış bir ailedir. Bu aile, Bayan Gül’ün türbanı için Türkiye Cumhuriyeti’ni Avrupa Mahkemesi’ne dava etmiştir.Kızları, dört yıl başını örtmeden okuduğu Bilkent Üniversitesi’nin diploma törenine türban takıp katılarak Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine aile gelenekleri doğrultusunda katkıda bulunmuştur.Şimdi Gül, türban yasağını kaldırma amaçlı bir anayasa değişikliğini geri göndermeyi göze alabilir mi?Eğer Cumhurbaşkanı yeminini ettiği andan itibaren hayatında yeni bir dönem açıldı, devletin başı olarak yüklendiği sorumluluk onu bir devlet adamı yaptı ise elbet o yetkiyi kullanacaktır.Hatta kendi partisinden çıkmış bir Cumhurbaşkanı’nın avantajını kullanmak adına bunu kendisinden bizzat Başbakan Erdoğan bile isteyebilir.Megalomanlığa, kibre ve inada feda edilecek şeylerin sınırı vardır.Şu andaki kumar çok yüksek!

Devamını Oku

Öfke zehirdir!

13 Şubat 2008

Nasıl rüzgâr eken fırtına biçer; öfke ekenlerin hasadı da çoğu zaman pişmanlık olur.Başbakan “ciğerden” konuşmalara devam ediyor...Öfkenin sahibine zarar veren bir zehir olduğunu hatırlayıp sakinleşecek yerde kendini öfkenin sarhoşluğuna kaptırmış görünüyor.Dün “Öfke de bir hitabet sanatıdır” dedi. Nasıl olur?Öfke irade dışıdır ve sanat olamaz. Numarasını yapmak marifet sayılsa bile o da erdemli bir dünyada takdir edilemez.Voltaire’in “Öfkeli bir adamı susturmak istiyorsanız önce siz susun” öğüdünü dinleyelim diyeceğiz ama o da zor.Çünkü Başbakan’ı köpürten sebepler sessiz kalmaya elverecek şeyler değil.Başbakan “baş örtüsü” diyor ama mesele çok daha derinde.Yalnız Türkiye’deki laik rejim tehdit edilmiyor, Türkiye örneğini ideal sayan dünyadaki milyonlarca Müslüman kadının hayalleri de yıkılma tehlikesi yaşıyor şu anda.Tokada yumruk mu?Muhalif sesleri korkutarak susturmak, demokratik bir ülkenin Başbakanı’na yakışmaz.Erdoğan dün Hz. İsa’nın “Bir yanağına tokat atana diğer yanağını çevir” sözlerine nazire yaparak “Kimse kusura bakmasın öyle yanak bizde yok” dedi.Başbakan son zamanlarda “siz-biz” ayrımı üstüne aşırı vurgu yapıyor. Ve kendi menfaatlerine göre tarif ettiği muhaliflerine tehditkâr mesaj salvoları gönderiyor.Bir gün önce asılma çağrışımı yapan ifadeler kullanarak meydan okudu, her şeyi göze alarak geldiklerini iddia etti.Sürüklendiği öfke, bu ülkede idam cezasının kalktığını ona unutturmuş olabilir mi?Hayır, muhaliflerine şunu demek istiyor:“Eğer siz toplumsal çatışmanın riskini koz olarak kullanmaya kalkışırsanız ben de bu tehlikeyi göze alabilirim!” Yanlış bir liderlik...Başbakan iyi düşünmelidir. Dün sarfettiği şu sözler son derece tehlikeli:“Bize inanan bir kitle var. O kitle, sessiz yığınlar olarak yıllar yılı bekledi. Şimdi onların diline tercüman olacak siyasetçiler olarak bizi buraya gönderdi. Onların diline tercüman olmak bizim görevimiz..” Liderlik, kendisine güvenip izleyenlere doğru şeyler yaptırma sanatıdır.İçlerindeki saplantı ve vehimleri uyandırılan kitleler, onları kullanan iktidarların yanlış işlerini meşru hale getirmez.Başbakan girdiği türban çıkmazında anayasayı ihlâl suçu işliyor olmanın şüphesi içinde büyüdükçe yeni hatalara düşüyor.Dünkü konuşmasında türban tartışmasını, çıplak kadın fotoğrafı basan gazetelerin telâşı düzeyine kadar indirmesi çocukça idi, ona yakışmadı.“O resimleri basmanıza müdahale etmiyoruz, siz de bizim türbanımıza bulaşmayın” demeye getiren sözleri ayıplı bir takas, kirli bir uzlaşma önerisidir.Başbakan’a öfkeden azade günler dileriz!

Devamını Oku

Kısa devre var!

13 Şubat 2008

Başbakan’ın dün parti grubu kürsüsündeki halini en iyi anlatan sözcük “tehevvür” olmalı. Yani köpürme...Son zamanlarda içerde olsun, yurt dışında olsun mikrofonu eline alınca adeta kendisini kaybediyor.Meselâ yangın faciası konusundaki konuşması devlet adamı ağırlığı taşıdığı halde Köln’deki sözleri Alman medyası tarafından güvensizliği derinleştiren, AB karşıtı mesajlar olarak algılandı ve çok eleştirildi.Parti grubunda dün yaptığı konuşma da final maçına çıkacak oyuncularını birer kızgın boğaya çevirmek için motive ederken akılla, insafla bağlarını koparan antrenörleri hatırlatıyordu.Durumunun kendi de farkında.Nitekim “Sayın Başbakan niye kızıyorsunuz?” sorusunu dün kendisi sordu ve cevabını da kendisi verdi:“Ciğerlerimden konuşuyorum ben!” Başbakan yanlış bir işe kalkışıp onurlu bir ricatın fırsatını kaçırmış siyasetçilerin ruh halini yansıtıyor. Bu duygu içinde yanlışını eleştirenlere köpürüyor, siyasi muhalefete ve medyaya ağzına geleni söylüyor.İki gömlek sömürüsüDediklerinin mantıkla ilişkisini kurmak gerekmiyor. Kısa devre hali var. Ciğerlerinden konuştuğunu kendisi itiraf etmiştir.Korkarız ki Türkiye’nin rahatını kaçıran istikrarını bozan türban kararı da akıl bağlantılı değil, ciğer kaynaklı bir karardır ve Başbakan bunun başarılı bir sona doğru ilerlemediğini görmüştür.Doğu toplumları duygusal olduğu için siyasetçileri de böyle zamanlarda ağlatmaya çalışırlar. Turgut Özal, Menderes’e gönderme yaparak “Bir bayramlık, bir idamlık gömleği” bulunduğunu söylemişti.Tayyip Erdoğan da CHP lideri Baykal’ı vurmak için aynı silâhı kullandı:“İdam sehpasının yolunu gösteriyor. Sen nasıl demokratsın ya?. Biz bu yola çıkarken o beyaz çarşaflarla beraber yola çıktık. Biz bu konuda bedel ödemeye hazırız.” Beyaz çarşaf derken “kefen” mi demek istedi bilmiyoruz. Ama yine de hedefine ulaşmış, Bülent Arınç’ı ve birkaç kişiyi daha ağlatmıştır.Çarşafa dolaşan bu fedailik gösterisi 21. Yüzyıl Türkiyesi’nin hak edeceği bir muamele mi olmaydı?Bize bu çağda kelleyi koltuğa almış siyaset kamikazeleri mi lâzım, yoksa ettikleri yemine sadakatin ürünü olan istikrar ve güvenlik içinde ülkeyi ileri götüren çağdaş devlet adamları mı?Gözüne, dizine durur!Başbakan dünkü konuşmasında hem iki cümlede bir demokrasiden söz etti, hem eleştirenlere hakaret kokan saldırılar yöneltti.Onu dinleyen, CHP emrine girmiş medyanın AKP iktidarına karşı savaş açtığını zanneder. Neymiş?..Yargıya istikamet veriliyormuş!..Anayasa Mahkemesi’nin daha önce verdiği kararları hatırlatarak iktidarın laikliği dolanmak suretiyle anayasa suçu işlediğini biz de defalarca söyledik.Ama bunu mahkemeyi etkilemek için değil, iktidarı ve işbirlikçilerini uyarmak için yaptık.AKP’yi din sömürüsünden gelecek oylara tamah ederek Türkiye’ye zarar vermekten belki vazgeçiririz zannettik!AKP medyadan aldığı desteği inkâr ederse gözüne dizine durur. Bu medya iktidara hak ettiğinden daha fazla destek verdi.Şimdi değişme varsa nedenine doğru teşhis konulsun. Bunun için olan bitene ciğerle değil akıl gözüyle bakmak gerekir!Başbakan şöyle düşünmelidir:“Bu medya düne kadar hep destekledi bizi. Şimdi husumetimizi göze almak pahasına eleştiriyorsa kusuru biraz da kendimizde aramalıyız!”

Devamını Oku

Sigorta yargı!

11 Şubat 2008

Türkiye’yi yöneten siyasetçilerin tamamına yakını evlenirlerken başı açık kızlar seçmişler.Sonra eşlerinin başlarını kapatmışlar, iş sahibi olanlarını bile ev kadını yapmışlar.Şimdi aynı siyasetçiler eşlerine sundukları bu özgürlüğü (!) üniversitede okuyan bütün kızlara kazandıracaklar!Öylesine gözü kara bir eylem ki bu, laiklik ilkesini dolanarak anayasa suçu işledikleri yolundaki uyarılara bile dönüp bakmıyorlar.Siyasetçiler hataya düşerken büyük günahlar işlerken halktan önce kendilerini kandırıyorlar demek... Başbakan Erdoğan Almanya’da şunu dedi:“Farklı dinlerin mensuplarına bizler nasıl ‘Siz niçin dininizi bu kadar iyi yaşıyorsunuz?’ deme hakkına sahip değilsek bir Müslümanın dinini yaşamasına kimse kalkıp ‘Sen dinini bu kadar iyi yaşıyorsun, başarılı yaşıyorsun’ deme hakkına sahip değildir!” İyi yaşamak mı bu?Başbakan türbanın siyasi çıkar için sömürülen bir dini simge olduğuna her konuşması ile yeni bir kanıt ekliyor.Türban özgürlüğü dini iyi yaşamaksa eğer, Başbakan’ın zihniyeti ile dört eşliliğe geçtikçe, kadınlar tanıklıkta ve miras hukukunda ikinci sınıf sayıldıkça, hırsızların elinin kesileceği, zina yapan kadınların taşlanacağı günler geldikçe yaşamımızın kalitesi yükselecek; öyle mi?Laik değerleri inkâr etmek Başbakan’ın zihninde Müslümanlığı iyi yaşamanın yolunu açıyorsa, daha gergin ve sıkıntılı günlere hazırlıklı olmalıyız.İktidar AB deyince mangalda kül bırakmıyor ama neredeyse bir yıldır ilerlemenin şartı olan reformlar konusunda hiçbir adım da atmıyor.Geçen gün Dışişleri Bakanı Babacan, türban için anayasada yapılan değişikliğin AB reformlarından biri olduğunu söyleyecek kadar uçtu.Ve bu akıl karışıklığını Alman Westdeutsche Allgemeine Zeitung gazetesi dün şöyle yorumladı:Saçmalamak...“Erdoğan ülkesini riskli bir ayrışmaya sürüklüyor. Sonunu kimse öngöremiyor. Bu gerçekler ışığında Dışişleri Bakanı Ali Babacan’ın, baş örtüsü yasağını kaldırarak Türkiye’nin AB sürecindeki bir yükümlülüğünü daha yerine getirdiğini söylemesi saçma!” Saplandığı yanlışı doğru bir kavga zanneden AKP iktidarı dönüşü olmayan bir yoldadır.Dün hükümet sözcüsü Cemil Çiçek, çözüm önermeyen muhalefeti şikâyet ediyordu.Muhalefet “Dinle oynamayın. Yaptığınız iş cumhuriyetin laiklik temelinde gedik açmaktır, suçtur, vazgeçin” dedi, daha ne yapsın?“Çoğunluk her şeyin üstündedir” diyen zihniyet belli ki Türkiye’ye bedel ödetecektir.Dün eski Cumhurbaşkanı Demirel’le görüşüyordum. “Yarattıkları huzursuzluk ve bölünme nedeniyle ıstırap içindeyim” dedi...“Ama kesinlikle ümitsiz değilim. Rejim yargının güvencesi altındadır!”Bu inancı paylaşıyoruz.

Devamını Oku

Yanılıyorlar!

11 Şubat 2008

Batı medyası türban oylamasından Türkiye’nin nereye gittiğine dair ipuçları çıkarıyor.Mesela Washington Post, muhafazakâr İslâm’ın yükselen etkisini TBMM’nin kabul ederek türban yasağını kaldırdığını yazdı.İspanyol El Pais’e göre “İslâmcı hükümet laik devletin bir direğini kırdı!” New York Times parlamentonun laiklerle son bir kavga için sahne hazırladığını öne sürerken Fransız Le Monde ordunun sessiz kalışını kayda değer bir yenilik görüyor.Bu yorumlar aceleci ve abartılıdır.Washington Post’un iyi bilmesi gerekirdi: Meclis, halktan gelen bir dini etki ile bu anayasa değişikliklerini yapmış değildir.Meclisteki iktidar çoğunluğu İslâmi etkiyi kabul eden değil, onu dayatan güçtür!Üniversitelerdeki türban yasağı 5 yıllık AKP iktidarı döneminde sorun yaratmadı. Bu ideolojik hedefi AKP kendi koydu.AKP son seçimde oylarını türbanı serbest bırakacağını vaat ettiği için mi artırdı?Hayır. Tersine, birinci döneminde böyle istismarlara bulaşmayarak şüphe gölgelerinden arındığı için yükseldi.İşte lider sultası Hiç kimse geçen olan biten şeyin demokrasi olduğunu söylemesin. Anayasa değişiklikleri son turda 411 kabul oyu almıştır ama bu oylar 411 ikna olmuş parlamenteri temsil ediyor değildir. Tablo, lider sultasının yarattığı ayıplı bir sonuçtur.Düşünün AKP, MHP ve DTP’li üyelerin oluşturduğu bu tasdikçi kalabalık arasından “Yahu bu yaptığımız işin Anayasa suçu olduğunu söyleyenler var. Durun bir bakalım” diyen tek kişinin çıkmaması tuhaf değil mi?Ayrıca... Yabancı medyanın yazdığı gibi türban yasağı da henüz kalkmamıştır. Ve laiklik direği birkaç tekme ile yıkılmayacağı gibi askerin sessiz kalmasında da tuhaflık yoktur.Çünkü sistem çalışıyor.Rejimin sigortasıTürban düzenlemeleri küçük bir ihtimalle Çankaya’dan dönebilir.Oradan geçerse büyük bir ihtimalle Anayasa Mahkemesi’nden dönecektir.Mahkemenin kararı kapı gibi duruyor:“Cumhuriyetin temel ilkelerinden sapma nitelikleri taşıyan bir Anayasa değişikliği hem teklif edilemez, hem de yasama meclislerince kabul olunamaz!” Peki iktidar bu kumarı niçin oynadı?Çünkü Anayasa Mahkemesi’ne toslayıp başarısız da olsa kazançlı çıkacağını biliyor.AKP, mağduriyet sömürüsünün dünya şampiyonudur.Kandırılması kolay muhtaç yığınlar varsa siyasetçiler bu tarlayı işler. Halkı ve demokrasiyi böyle durumlarda aydınlar korur.Türkiye’de bu rolün oyuncuları uyaracak yerde halkı iktidar yararına uyuttular uzun süre.Şimdi hafiften hafiften pişmanlık manevraları görülüyor. Buna da şükür..Onları Hz. Ali’nin bir sözü ile cesaretlendirmek isterim:“Âlimin zilleti geminin parçalanması gibidir. Hem kendini, hem başkalarını batırır!”

Devamını Oku

Sakin olalım!

9 Şubat 2008

Üniversitede türban yasağını kaldırma amaçlı Anayasa değişiklikleri meclisten rüzgâr gibi geçti.Peki türban yasağı kalktı mı?Rivayet muhtelif!..Kimileri “Kalktı; hem de amacını aşacak kadar geniş anlamda kalktı” diyor;Kimileri “Bu değişiklik türban serbestisine anayasal zemin hazırladı. İşler hale gelmesi için YÖK Yasası’nda da değişiklik lâzım” diyor;Kimileri de “Meclis anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek laiklik ilkesi ile oynadı, Anayasa Mahkemesi iptal edecektir” diyor.Korktuğumuz otorite boşluğunun, yani kaos ortamının şartları doğmuştur.Ülkeyi ve üniversitelerin çatı kurumu olan YÖK’ü hukukun üstünlüğüne inanmış bir zihniyet idare ediyor olsa korkacak bir şey yoktu.Ama öyle değil. Yönetim türban kavgasının tarafıdır.Birden çok örnek...Yeni YÖK Başkanı gelir gelmez rektörlere türbanı yasaklayan Anayasa Mahkemesi kararını görmezlikten gelmelerini tavsiye etmedi mi?.Şimdi “Anayasa değişti” bahanesiyle daha ileri gidecektir.Cumhuriyetin temel niteliklerinin değiştirilmesi bir yana önerilmesini dahi suç sayan Anayasa hükmü “Anayasa Mahkemesi esasa giremez” diye önemsiz gösteriliyor.Oysa bu görüşün geçerli olmadığına yığınla örnek var. Meselâ 27 Ocak 1977 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı şunu diyor:“Cumhuriyetin temel ilkelerinden sapma nitelikleri taşıyan bir Anayasa değişikliği hem teklif edilemez hem de yasama meclislerinde kabul olunamaz. Buna rağmen teklif yapılmış ve kabul de edilmiş ise (...) biçim koşullarına aykırı olur.” Yani yüksek mahkeme “iptal ederim” diyor.Ülkenin meclisi buna rağmen bu yapılmaz şeyi yapmıştır! Uluslararası haber ajansı Associated Press dün olayı “Türk hükümetinin laik yapıya karşı kazandığı büyük zafer” diye dünyaya duyurdu.Diğer yanda TBMM Başkanı Köksal Toptan dünkü tarihi birleşimi açarken şunu diyordu:Kendi inanıyor mu?“Cumhuriyetin temel niteliklerinden vazgeçmek, milletin temel karakterini terk etmek olur. Bunu kimse düşünmez, yapmaz, yapamaz.” Toptan’ın durumu size de gece mezarlıktan geçerken şarkı söyleyen adamı hatırlattı mı?Kaos riski varsa çare de vardır. Sistem bu rolü Cumhurbaşkanı’na vermiştir. Cumhurbaşkanı hukuk devletinden yana bir inceleme yapabilir, yanlışı görerek yasayı meclise geri gönderebilir. Ama yapar mı?Çankaya’da şu an devleti türban yüzünden Avrupa mahkemesine dava etmiş bir aile oturuyor!Dünkü mitingde bir pankart halkın Gül’e nasıl bir rol yakıştırdığını çok iyi anlatıyordu:“Bu gece 11. Noter açık mı?” En büyük, hatta tek güvence Anayasa Mahkemesi’dir.Sorun orada çözülene kadar herkes sorumlu ve saygılı davranmalıdır.Yangından mal kaçıran fırsatçıların onursuzluğuna kimse talip olmasın.

Devamını Oku

Gül’e Teziç’ten çağrı var...

8 Şubat 2008

Türban yasağını kaldırma amaçlı Anayasa değişikliği bugün meclisten geçecek.Sonra?. Sonrası için Allah ülkemizi kötülüklerden korusun!Yaşadığımız hengâmede tecrübelerinden en çok yararlanacağımız kişilerden biri, belki birincisi Prof. Dr. Erdoğan Teziç’ti. O, üniversitelerde güvenle eğitim yapılan bir dönemin YÖK Başkanı olmakla beraber, ülkenin önde gelen Anayasa hukuku uzmanlarından biridir.Ne düşünüyor, ne diyor?Merak ederek aradım dün.“Anayasa’da yapılmak istenen şey, cumhuriyetin değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif dahi edilemez niteliklerini değiştirmektir. Bu olanaksızdır” dedi.1975 yılında Anayasa Mahkemesi’nin, verdiği bir iptal kararında insan haklarına dayalı hukuk devleti kuralına aykırılıktan hareket ettiğini belirterek şu tespiti aktardı:“Çağın anayasaları, klasik demokrasilerden farklı olarak anayasayı, yasama organının kendisine yani çoğunluğun baskısına karşı koruyacak kurallara ve kurumlara yer vermiştir.” Paldır küldür geçti...Cumhuriyetin niteliklerini güvence altına alan değişmezlik ilkesi işte böyle bir sigortadır.Değişiklik önüne geldiğinde Anayasa Mahkemesi denetimini yapacak ve Anayasa’yı koruyacaktır. Çünkü “değiştirilemez” kuralı bir şekil kuralıdır.Prof. Teziç’e göre türban teklifi, anayasanın güvenceye aldığı laiklik ilkesiyle açıkça çatışıyor. Bu gerçek, ulusal mahkemelerin ve AİHM’nin kararlarıyla saptanmıştır.Böyle bir durumda teklifin hiç yapılmamış olması gerekirdi.Yapılmışsa yürümemesi gerekirdi. Buna rağmen yürümüşse durdurulmalıdır.Durdurulması mümkün olmayacaksa -ki öyle görünüyor- o zaman da kanunlaşmamalıdır.“Teklif dahi edilemez” yasağı TBMM üyelerini ilgilendiriyor. Üniversitelerde İslâmi örtünme biçimini serbest bırakmaya yönelik öneri sunulduğunda Meclis Başkanı’nın normal olarak durup düşünmesi, Anayasa’nın ruhu ile çatışan teklifi işleme koymadan önce sorunu geniş bir hukuk zemininde tartışmaya açması gerekirdi.Öyle olmadı. Yangından mal kaçırır gibi hareket edildi.Gül kendini aşabilir mi?Böyle bir alışkanlığın yer etmesi, Cumhuriyetin temel niteliklerini eritmek için pusuda bekleyenlere cüret kazandırmaz mı?Elbette kazandırır ve bu yolu hemen kapatmak gerekiyor.Prof. Teziç, Anayasa değişikliği bugün meclisten geçse bile Anayasa Mahkemesi’nde iptal davası açılmasına gerek kalmadan Cumhurbaşkanı Gül tarafından meclise geri gönderildiğini görmeyi temenni ediyor.Çünkü Cumhurbaşkanı’nın onay vermesi halinde ortaya çıkacak karmaşayı Anayasa Mahkemesi’nin muhtemel bir iptal kararı dahi gideremeyecektir.Prof. Erdoğan Teziç’e göre üniversiteler şimdiden bölünmüştür, öğretim üyeleri soruna farklı açılardan bakmaktadır. Hafta başında öğrenciler tatilden dönecekler; onları çatışma gerilimi içinde atmayalım.Siyasetçilerin sorumsuz aceleciliğinden doğacak üzücü sonuçları önleme yeteneğine en sahip makam Cumhurbaşkanı’dır.Tehlikeye düşen toplumsal barışı sadece kişisel tercihlerinin üstüne çıkan tarafsız bir Cumhurbaşkanı kurtarabilir.Prof. Teziç “Endişem var, iyi gitmiyor. Sayın Cumhurbaşkanı bu değişikliğin yürürlüğe girmesini önlemelidir” diyor!

Devamını Oku

Vicdan borcu

7 Şubat 2008

Siyaset kurgulamakta Tayyip Erdoğan’ın eline kimse su dökemez, bunu biliyoruz.Yürüdükleri yolun çıkmaz olduğunu gördü ve akıllı bir yol haritası çizdi.“Değiştik biz” dedi.. “Milli Görüş gömleğini çıkardık” dedi.Partisine kendi siyasi kaynağından olmayan insanlar aldı. Milli Görüş’ün geleneksel hasmı olan ülkelerle, uluslararası kuruluşlarla ve ideolojilerle köprüler kurdu.“Faiz haramdır” sözünü unuttu, ilk iktidar döneminde türbanı unutturdu.Orta sağ ve orta soldan devşirdiği siyasetçileri AKP çatısı altında toplayarak çağdaş, uzlaşmacı bir kimlik sergiledi.Ve sonra tombala!..Şimdi merak ediyorum; “AKP dinci bir parti değildir” propagandasına kefil olan bu siyasetçiler geceleri rahat uyuyabiliyor mu?Laik cumhuriyete sadakat yemini ettiklerini hatırlayarak canları sıkılıyor mu?Hem dindar hem laik cumhuriyete bağlı olan yığınları onların AKP’de oluşları ikna etmiştir. Şimdi halkı kandırmakta kullanılıyor olmanın zilletine nereye kadar katlanmayı düşünüyorlar?Çünkü 22 Temmuz’dan sonra başka bir AKP geldi. Yargı kurumlarının, üniversitelerin ve sivil toplumun endişelerini artık yabancı gözlemciler de paylaşıyor.Alman Volksstimme gazetesi dün “Atatürk’ün kurduğu devletin altı oyuluyor” diye yazdı.Haklı bir soru da sordu:“Erdoğan ilerlemeden yana tanındı. Yoksa takıyye mi yapıyordu?” “Mecliste türban serbest olmalı” diyen AKP’nin kurmaylarından Egemen Bağış’ı soran gazetecilere Meclis Başkanı Köksal Toptan dün “Hayır hayır olmaz” karşılığı verdi.Dediğine kendisi inandı mı? Hiç sanmıyorum.Bu tehlikeli gidişi kimler durdurabilir?Sadece ve sadece kullanıldıklarını fark eden milletvekilleri..Tabii onların da vicdanı hür olanları!*****TiyatroAz gelişmiş demokrasilerin siyasetçileri bağımsız kurumların varlığına tahammül edemez.O kurumların kimliklerini korurken iktidarı da kazalardan, belâlalardan koruduklarını bilmezler.İktidar sorumluları YÖK’ün başına itaat etme mecburiyetini bir mikrofon kazası ile dünyaya ilân ettikleri bir Başkan getirdikten sonra rahata erdiklerini sandılar.Oysa yarattıkları bir zaaftır. Bundan sonra duracakları yeri kendi iradeleri değil, bindikleri alâmet belirleyecektir.Madem ki başta hep “başüstüne” diyen biri var, üniversiteler boğazına kadar siyasete batacaktır.Dün Başbakan “türban nedeniyle üniversiteyi bırakan öğrencilere af çıkacak mı?” sorusuna “Bunun YÖK tarafından olgunlaştırılması gerekir” dedi.Milli Eğitim Bakanı da imam hatiplere üniversite yolunu genişletecek katsayıyı YÖK’ün görüşeceğini söyledi.“Biz bilmeyiz, YÖK bilir” der gibi yaparak demokrasi tiyatrosu oynuyorlar!

Devamını Oku