Yeterli çoğunluğu oluşturan iki parti türban yasağını kaldırma amaçlı ortak teklifi meclise verdiler.Kafalar karışmış halde.. Muhalefette telâş ve öfke gözleniyor.Türban koalisyonunun iki partisine mensup üyeler memnun fakat Anayasa Mahkemesi’ni aşmanın güçlüğünü bildikleri için biraz tedirgin.Sokak şaşkın. Kadınlar erkek siyasetinin malzemesi yapılmaktan kaynaklanan kızgınlıklarını belli etmemek için zorlanıyor.Gerçekten tarihi günler yaşıyoruz.Atatürk’ün “En büyük eserim” dediği Cumhuriyet tehlikede mi sahi?Rektörleri toplantıya çağıran Üniversitelerarası Kurul Başkanı Prof. Mustafa Akaydın “Bu, Cumhuriyet’in laiklik maddesinin içinin boşaltılma çalışmasından başka bir şey değildir. Bir karşı devrim çabasıdır. Bir kırılma noktası olacaktır” dedi.Ana muhalefet lideri Baykal, “şeriatçı rejimlerden ithal” dediği bu kıyafete AKP ve MHP’nin “devlet sisteminin içine doğru yol açtıklarını” iddia etti. CHP liderine göre türban yasağı kaldırılacak olursa ilk ve ortaöğretim kurumları yanında kamu kuruluşları da kurtarılamayacaktır.Keşke güvenebilsekProf. Özbudun’un, pişmanlığa düştüğü kanısı uyandıran itirazları, günün sürprizi oldu. AKP’nin anayasa taslağı hazırlattığı akademisyenler grubunun başkanı olan Prof. Özbudun, siyasetçilerin yazdıkları formülünü sakıncalı bulduğunu açıkladı.En büyük korku ne?“Türban yasağı kalkarsa başını örtmeyenler üstünde öyle baskılar oluşacaktır ki, özellikle taşra üniversitelerinde başını örtmemek pratikte imkânsız hale gelecektir.” Prof. Özbudun, bu endişelerin meşru olduğunu söylerken acaba CHP lideri Baykal’ın dediği gibi “kullanılmış oldukları”nı fark etmenin tepkisini mi koyuyordu?Başbakan Erdoğan, zor durumlarda sığındığı bir sözü dün tekrarladı. “AKP hükümeti, cumhuriyetin de demokrasinin de laikliğin de hukuk devletin de teminatıdır, koruyucusudur” dedi.İktidarın özellikle kadrolaşma ve eğitim alanındaki icraatı bu teminata güven duyulmasını önlüyor. Ama olsun, Başbakan toplumdaki merakın odaklandığı soruya da teminat içeren bir cevap verdi:“Yapılan düzenlemeler yükseköğrenimle sınırlıdır!” Hayal ve gerçeğimizFakat partiden yansıyan çıkışlar, Başbakan’ı yalanlıyor. Çünkü hiçbir AKP sözcüsü “kamuda ve ortaöğretimde türbana kesinlikle izin verilmeyecek” demiyor. “Şu an gündemimizde bulunmuyor” diyorlar.İki partinin güçbirliği, türban yasağını kaldıracak girişimin başarısını garanti etmeye yetiyor mu? Hayır...1989 tarihli Anayasa Mahkemesi kararı kesin bir hüküm koyarken türbanı, yarattığı sakıncalar yüzünden laiklik ilkesinin ihlâli nedeni saymıştır. Yüksek Mahkeme’nin laikliğe atfettiği önemi, iptal kararının gerekçesindeki şu cümle çok açık anlatıyor:“Anayasa, özgürlüklere karşın laiklik ilkesini özenle korumayı amaçlamış ve bu ilkenin özgürlüklere kıydırılmasına olanak tanımamıştır!” Bu olay, hukuk devletini aşıp hukukun üstünlüğü kalitesine ulaşmış bir demokraside yaşansa Meclis Başkanı pekâlâ “Talep Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek laiklik maddesine aykırılık taşıdığı için öneriyi işleme koymuyorum” bile diyebilirdi.Bunu beklemek hayaldir ama Anayasa Mahkemesi rejimin güvencesi olarak bir gerçektir.Ve son kararı şükür ki o verecek!
Üniversiteli bir kızın gönderdiği mektupta okuduklarım bana “Katırlar tepişir çimenler ezilir” sözünü hatırlattı.Din üstünden siyaset yapan ve türban istismarından rant sağlayan partiler ile laik rejimin tehlikeye gireceğini düşünerek direnen kesimler arasında sıkışmış kim bilir kaç Leylâ var?Soyadını güvenliği için saklamaya mecbur olduğum bu Leylâ, üniversite üçüncü sınıf ekonomi bölümü öğrencisi. Şunu yazmış:“Baş örtüsü ve türbanı isteyerek takan arkadaşlarımızın bir zorluğu var, kabul ediyorum. Ancak onlar için çıkar yol da var: Şapka, bere veya peruk kullanarak kendileri için doğru olanı yapma şansına sahipler. Ancak şu an tartışılan gerçekleşirse ben ve benim durumumda olan pek çok arkadaşımın hiçbir şansı kalmayacak.Kimimiz ailemizi üzmemek için veya zorla kendimize rağmen kapanmak zorunda kalacağız, kimimiz direnmeyi seçip ailesiyle gerilimler, tartışmalar yaşayacak.Türban yasağı bana bir özgür yaşam alanı sağlıyordu. Ailem üniversiteyi kazandığımda sevinmiş, ısrarla takmamı istedikleri baş örtüsünü bile ‘Peygamberimiz önce okumayı emretmiştir’ deyip fakülteme örtüsüz gitmeme izin vermişti.Şimdi yasak kalkarsa aileme karşı bir mazeretim kalmayacağı için 3 yıl önce tamamen çıkardığımı sandığım örtüyü yeniden takmak zorunda kalacağım.” Türban uğruna anayasayı değiştirmeyi göze alanlar, örtünmek isteyenlere özgürlük inşa edeyim derken türban takmayanları türlü türlü zorbalık karşısında savunmasız bırakacaklarını bilmelidirler!“Artık bahanen kalmadı, örtün! Yoksa...” diye başlayan tehdit ve baskılar Leylâ’lara yalnız aile içinden değil, mahalleden ve dinci örgütlerden de gelecektir.Üniversitelerdeki huzur ortamı bu iktidarın puanını artıran bir şanstı.Laik rejime sadakat yeminlerini bozdukları gibi kendilerini de sabote ediyorlar!*****Esrarengiz...Bu MHP’nin siyasetine akıl ermiyor.Üçlü koalisyon krizden çıkışın meyvelerini toplayacağı mevsime giriyordu ki MHP erken seçimin lokomotifliğini yaptı ve baraj altında kaldı.Son seçimde halkın affına uğrayıp meclise girdi. Bu defa da AKP iktidarının “takma motor”u gibi çalışıyor.AKP’yi uzlaşma mecburiyetinden kurtaran yardımlarını aynı gerekçeye bağlıyorlar:“Maskelerini düşürüyor bahanelerini ellerinden alıyoruz!” Muhalefetin görevi, iktidarın yanlışlarına yardım etmek midir, yoksa engel olmak mı?MHP birçok tarafsız hukukçunun imkânsız dediği anayasa değişikliği için AKP’ye güç ve cesaret vermiştir.Çankaya’da türbana tarafsız bakan bir Cumhurbaşkanı olsa neyse.. Gül ailesi türban yüzünden devletle mahkemelik olmuştur.Rejimin kendisini savunmakta bu yönden zaafı var.Onun suçlusu da MHP...Çünkü Başbakan uzlaşma arayacağını kabul etmişken MHP imdadına yetişti ve AKP tekrar Gül’e sarılarak türbanı Çankaya’ya çıkardı.MHP korkarız muhalefette iktidar aşınmasına uğrayacak!
Emekli General Veli Küçük’ün de aralarında olduğu 13 kişinin daha tutuklanması ile Ergenekon’da yeni aşamaya gelindi.Mahkeme bu kişileri “Silâhlı terör örgütü kurmak ve T.C. Hükümeti’ne karşı halkı isyana teşvik etmek” suçlamasına dayanarak cezaevine gönderdi.Aylar süren soruşturma, takip ve dinlemeler sonunda elde edilen kanıtlar bir suç örgütünün varlığını görmeye yetiyor.Ama çapı nedir, bağlantıları nerelere uzanıyor; bunları öğrenmek için en azından iddianameyi beklemek zorundayız.Polisi bu soruşturmaya yönelten sebep geçen Haziran’da bir emekli astsubayın İstanbul Ümraniye’deki evinde bulunan el bombalarıdır.Otuzluk kolideki eksik 3 bombanın izini sürmek, polisi Cumhuriyet Gazetesi’ne yönelik saldırılara ve Hablemitoğlu cinayeti ile ilişkili olduğu söylenen kişinin İzmir’deki iş yerinde bomba atılarak öldürülmesi olayına götürmüştür.Soruşturma ile ilgili yayın yasağı yorum yapmamızı sınırlıyor.Fakat gazete sütunlarına kadar yansıyan örgütlenme şeması, suikast hedefi olarak seçilen kişilerle ilgili liste ve dün verilen “ikinci tetikçi de yakalandı” haberi bütün dikkatimizle izlemek zorunda olduğumuz önemli bir olayla karşı karşıya bulunduğumuzu anlatıyor.Bazı şüphelilerin, bundan 11 yıl önce Susurluk’taki bir kazada yollara saçılan “derin devlet” organizasyonunda rol almış kişiler olması “Yeni bir derin devlet operasyonu mu?” sorusunu doğurabilir.Öyle midir, yoksa Susurluk’ta açığa çıkan ilişkilerin rantını toplamaya dönük özel bir örgütlenme midir, yoksa hiçbiri mi değildir; bunları yargılamanın sonunda öğreneceğiz.Ama askeri darbeye davetiye çıkaracak karışıklıklar yaratmak hedef alınmışsa hiç beklemeden bunu “demokrasiye kurşun sıkmak” diye kınayabiliriz.Çünkü böyle bir niyet ve eylem varsa sebebinin önemi yoktur.Böyle organizasyonlar her yerde “vatan sevgisi” ile mazur gösterilmeye çalışılır.Ama unutmamak lâzım ki bu çağda vatanseverlik, hür seçimle ortaya çıkmış millet iradesine saygı göstermektir.Ona karşı ayağa kalkmak, tertip yapmak veya eylem koymak ihanettir.Yargıdan tabii ki gerçeği istiyoruz. Adalet istiyoruz. Ama mümkün olduğu kadar çabuk!*****Kediye ciğer...Türban söz konusu olunca iktidar adeta kendini kaybediyor.Açıköğretim liselerinde sınavlar var ve medya ülkenin dört bir yanında kız öğrencilerin şaşırtıcı bir çoğunluğunun bu sınavlara türbanla girdiğini belirledi.Konya’da bir öğrenci peçesini bile açmamış!Bu olaylar, türban yasağını liselere de genişletmeye yönelik talepleri mi yansıtıyor, yoksa cemaatler ile iktidar arasında saman altından yürüyen bir işbirliği sayesinde bir yerlere türban yasağını devam ettirmenin artık çok zor olduğu mesajı mı veriliyor?İktidarın birinci görevi kamu düzenini korumaktır. Onun şartı da hukuka saygı göstermek, yargı kararlarına uymaktır. İktidar lisedeki türbana bile sesini çıkarmıyor.Bu durum, eğer Anayasa Mahkemesi iptal etmezse türban yasağının sadece üniversitelerde değil, ortaöğretimde de fiilen kalkacağını göstermektedir.Yani AKP iktidarı bu anayasa değişikliği ile bir hak yaratmıyor, göz yumduğu ihlâllere yasal kılıf uydurarak kendini kurtarıyor.AKP ile laiklik ilişkisi, kediyle ciğer ilişkisine çok benziyor!
Galiba en doğru teşhisi İnönü Üniversitesi Rektörü Fatih Hilmioğlu koydu.Bir kaç bin öğrenciyi ilgilendiren türbanı iktidarın bütün üniversitelerin meselesi haline getirdiğini belirten Prof. Hilmioğlu şöyle diyor:“Şu anda türbandan dolayı karışmış bir üniversite var mı? Yok.. Ama siz bu konuyu gündeme getirdiğiniz zaman kamplaşmalar olacaktır. On yıl önce türban serbest iken üniversitelerde ciddi kamplaşmalar meydana gelmiştir. Yüksek yargının kararlarını görmezden gelerek iki partinin yarışa girip üniversiteleri kaosa sokmaları anlaşılır şey değil..” Başka bir doğru teşhis de MHP Kırıkkale Milletvekili Osman Durmuş’tan:İsteseler kurtarırlar...“Dar gelirli ailelerin kızları da başlarını açma eğiliminde. Üniversitede kız öğrencilere yurt imkânı sağlanıp burs verilirse türban marjinal kalır. Ekonomik yönden özgür olsalar, Türkiye türban yükünü taşımaktan kurtulur.” Durmuş çözüm önerirken sorunun kökündeki hastalığı da önümüze koyuyor. Türban, laik rejimin kuyusunu kazmaya çalışan, para harcayan dinci örgütlerin bayrağıdır ve muhtaç kız öğrenciler bu örgütlerin hedef kitlesidir. Cemaatlerin, tarikatların yaptığını devlet yapamaz mı?Devlet fakir ailelerin kızlarını dinci örgütlerin türban şartına dayalı yardımlarına muhtaç olmaktan kurtaramaz mı?Yılda 2 milyon aileye 1.5 milyon ton kömür dağıtabilen iktidar istese kızları türban istismarından koruyacak kaynağı elbette bulabilir. Ama istemezler.Çaresiz kızlarÇünkü Başbakan’ın dediği gibi türban nasıl dinsel ve siyasal simge ise türbanlı kızlar da İslâmi kuralların düzenlediği yeni yaşama biçimine ilerlemenin dinamiğidir.Türkiye’nin sorunu aydınlarıdır.Ben de pişmanlık gösteren günahkârlara kredi açarken cömert davranılmasını isterim. Ama AKP iktidarı çok takıye yaptığı ve desteğinden yararlandığı aydınları kandırdığı halde halâ terkedilmiyor. Niye acaba?Başbakan, Cumhurbaşkanı seçiminde uzlaşma arayacağını söylemişken MHP’nin desteğini alınca sözünü unuttu. MHP yardımını, türbanı Çankaya’ya çıkarmak amacında kullandı.Şimdi aynı şey türban için.Yine MHP desteği ve bu gücü yine oldu-bitti yaratmak amacıyla kullanmaktan çekinmeyen bir ihtiras...İktidara destek ve cesaret veren aydınlar için uyanma vakti geldi, geçiyor. Eğer yanılgılarını itiraf etmek onları korkutuyorsa korkmasınlar. Çünkü bencillikleri sadece yüklendikleri vebali arttıracaktır. Kurtuluşun maliyeti çok ağırlaşacaktır.Yargıtay eski Başsavcısı Kanadoğlu “Bu gidiş, dinci dikta rejimine gidiştir” dedi.Türkiye görüntüsünün Çankaya’dan başlayıp aşağı doğru hızla değiştiğini görmüyorlar mı?“Durun bakalım ne olacak” dışında bir önermeleri yok mu?Ayıptır, olmalı!
AKP’yi iktidara bu Anayasa getirdi, Tayyip Erdoğan’ı Başbakan Gül’ü Cumhurbaşkanı bu Anayasa yaptı.Ama çelişkiye bakın: İktidarın meşruiyetine temel oluşturan bu Anayasa yine iktidar tarafından delinme tehdidi altında!AKP-MHP işbirliği ile ne yapılmak istendiğini, bir anayasa hukukçusu olan eski YÖK Başkanı Prof. Teziç şöyle tarif etti:“Anayasa’nın bir maddesini başka bir maddesinde değişiklik yaparak dolanmak, etkisiz kılmak Anayasa’ya karşı hiledir. Türban için 42’nci veya 10’uncu maddeyi değiştirerek laikliği güvence altına alan 2’nci maddeyi etkisiz kılmak, Anayasa’ya karşı hile oluşturur!” Tayyip Erdoğan halka “Milli Görüş gömleğini çıkardık” dediğini unutmuş olamaz.O zaman Anayasa’nın değiştirilemez ilkesi olan laikliği geçersiz hale getirecek bir hukuki komploya hangi akla hizmet öncülük, azmettiricilik yapıyor?Laikliğin anayasal garantisini tehlikeye sokacak siyasi oyunlar demokrasiye ve hukuka karşı darbe girişimidir. Bunu yapan, hangi mevki ve zeminde olursa olsun “gayrimeşru” konumuna düşer!Tek adam idaresiErdoğan on beş yıl kadar önce “Tutturmuşlar bir laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor. Millet istedikten sonra tabii gidecek yahu!” demişti.O kafayla bir yere varılamayacağını gördüğü için “Biz değiştik” diye yeni bir başlangıç yaptı ve bugünkü yerine geldi.Ama ikinci seçim zaferinden sonraki eylem ve söylemleri gelecekteki tehlikeleri görme basiretini kaybetmiş olabileceği şüphesi doğuruyor.Diktatör belirtileri göstermeye başladı. Açık unutulan bir mikrofon, Maliye Bakanı’nın bile ondan çekindiğini ortaya koydu. Bakan yanındaki bürokrata, sıradan bir işlem için Başbakan’ı haberdar etmesini öğütlüyor.Her şey işte bu kadar tek adam iradesine bağlı hale gelmiştir.Meclis Anayasa Komisyonu üyesi AKP’li Hüsnü Tuna dün hedeflerinin türbanı kamu çalışanları için de serbest bırakmak olduğunu söyledi.Böyle kışkırtıcı bir çıkışı kimse kendi bildiğine yapamaz. Erdoğan “üniversite nasılsa düştü, şimdi ikinci hamle için yığınak yapalım” diye yeni oyun mu kuruyor?“Türban devlet daireleri ile ortaöğretimde de serbest olsun” diye kalem şakırdatmaya başlayan dinci medya, mahalle baskısı mı yaratıyor, yoksa o havayı yaratmak isteyen liderin verdiği rolü mü oynuyor?Vazgeçin, dönün...AKP, varlığını borçlu olduğu bu Anayasa’ya sahip çıkacak yerde onunla kavga halinde bir görüntü veriyor. Ayağına ateş ediyor.Laik cumhuriyetin hükümeti olmak AKP için hem güvencedir hem onurdur.Bu zenginliği kaybettirecek ihtiraslara esir olmamak lâzım!
Nasıl trafiğin canavarı var siyasetin de canavarı oluyor. İki türün ortak özelliği bir yerlere yetişme aceleciliğidir.İki tür de öncelikleri uğruna, hukuk ve ahlâk kurallarını çiğnemek bir yana kendilerine emanet edilmiş hayatların sorumlu- luğunu dahi unutabiliyorlar.Bu sebeple sık sık hem kendilerine, hem güvenenlere, hem de her şeyden habersiz masumlara büyük zararlar veriyorlar.Din sömürüsünün sağladığı gücün bağımlısı haline gelen AKP iktidarı, beş yıldır istismar ettiği türban yasağını kaldırmak konusunda harekete geçme mecburiyetinin artık kapısına dayandığına karar vermiştir.Ortada yeni anayasa hazırlamakla görevli bir bilim heyeti var.Bu heyetteki uzmanlar, müşterisini memnun etmek için mümkün olan her şeyi yapan terziler gibi çalışıyor.Türbanlı Anayasa...Ama dikkat edenler şunu görmüştür:Bu terziler bile sekiz aydır kafa patlattıkları halde laik cumhuriyete türbanlı bir anayasa dikememişlerdir.Çünkü türban yasağı Türk yüksek mahkemeleri ile AİHM’nin kararlarından oluşan bir hukukî durumdur.Atatürk ilke ve devrimleri ile birlikte oluşmuş laiklik yorumuna zarar vermeyen bir formül mevcut olsa, bilim heyeti bunu şimdiye kadar önerirdi.Yapamadılar. Çünkü Anayasa’daki laiklik ilkesine zarar vermeden bunu başaramayacaklarını gördüler. Hukuk ehliyetleri ve bilim namusları onları durdurdu.... Ve işi ehliyeti olmayan siyaset canavarları üstlerine aldı.Dün AKP ve MHP kurmayları, üniversitedeki türban yasağını kaldıracak düzenlemeler için toplandılar ve Anayasa’nın iki maddesinde değişiklik yaparak bu sorunu çözebileceklerine karar verdiler.Karma kurulun değişiklik metinlerini birkaç günde tamamlayacağı ve Anayasa değişikliğinin önümüzdeki hafta meclise sunulacağı söyleniyor.TÜSİAD toplantısında dün “Gerginlikten uzak durun. İktidar enerjisini ekonomi için değerlendirsin, türban tartışmasında israf etmesin” uyarıları yapıldı.Nasıl trafik canavarları işaret levhalarını görmez, siyaset canavarları da uyarıları duymuyor.Bunlar olmasın...İktidar durduk yerde ülke istikrarı üzerine kumar oynamıştır.Her şekilde üniversitelerin huzuru kaçacaktır şimdi.Anayasa değişikliği meclisten geçirildiği takdirde bağımsız kimliği elinden alınmış olan YÖK’ün yardımıyla türban serbestisi hemen hayata geçirilecektir.Anayasa Mahkemesi bu değişikliği iptal etse bile yasağı geri getirmeye hevesli bir iktidar ve bağımsızlığına sahip bir YÖK olmadığı için kargaşa doğacaktır.Bu kargaşayı “Türbanı din kuralı diye güvenceye alan Anayasa dinin öbür kurallarına da özgürlük tanısın” yaygarası derinleştirecektir.Türkiye’de din ticareti yapan bunca siyasetçi varken bu gidiş kolay durdurulamayacaktır.Trafik canavarları gibi siyaset canavarlarının da freni yok çünkü.AKP iktidarı iş işten geçmeden ne yaptığını bir kez daha düşünmelidir.Böyle durumları anlatmak için “Kader ağlarını örüyor” derler.Hayır... İktidar, rejim tartışması yaratacak bir yolda, bu süratle ancak kendi başına çorap örüyor olabilir!
Final yaklaşıyor galiba... Başbakan’ın aceleci tavrı ana muhalefet liderinin canhıraş uyarıları bunu gösteriyor.Başbakan Erdoğan MHP’den gelen türban desteğini “demir tavında dövülür” atasözüne uyarak hemen sonuca tahvil etmek istiyor.“CHP muhalefetine alternatif bir sağ parti de meclise girsin” hesabıyla MHP’ye oy verenlerin önemli bir kesimi, iktidarın her tartışmalı hamlesinde (önce Gül, şimdi türban) bu partiyi kullandığını görerek şaşkınlığa ve pişmanlığa düşmüş haldedir.Başbakan, bu tepkiler MHP’yi uyarır diye korkuyor olmalı ki dün gaza bastı: “Beklemek niyetinde değiliz. Diyoruz ki bir an önce bu olsun!” İktidarın yeni tercihi, MHP desteğini değerlendirerek türban yasağına son verecek değişiklikleri, yeni anayasa paketinden ayrı olarak hemen gerçekleştirmektir.Baykal bu gidişin doğuracağı tehlikelere dikkatleri çeken tarihi bir uyarıda bulundu dün. “Yeni bir devlet kurma yolundalar, o yüzden Anayasa’da değişikliğe gidiyorlar” dedi.“Yani Türkiye din devletine doğru mu gidiyor?” sorusuna şu karşılığı verdi:“Bunu görmeyenlere hayranım. Bunu nasıl görmüyorlar?” Gaflet uyarısı...Ana muhalefet partisi lideri iktidarın yeni anayasa ile aslında yeni bir rejim aradığını, buradan laikliğin belirleyici olmadığı yeni bir rejime varılacağını ve bir süre sonra sokakta başı açık dolaşmanın güç olmaya başlayacağını iddia etti.CHP liderine göre tartışılan şey türban değil rejimdir. Bu endişeyi hafife almamak gerekiyor. Neden?Yeni anayasa taslağını hazırlayan bilim heyeti üyeleri, türban yasağına çok istedikleri halde bir çözüm bulamadılar. Çünkü yasak anayasanın değiştirilemez temel ilkelerinden laiklikle bağlantılıdır.Bilim heyetini sınırlayan meslek namusu ve hukuka saygı, siyasetçilerin derdi olmadığı için şimdi siyasetçinin ihtiras ve cüreti devreye sokulmuştur. Anayasa’daki engeli, siyasetin dozerleri yıkıp düz edecektir!Boşluk doğar mı?Dün Baykal da söyledi. “Anayasa Mahkemesi’ne götürülse bile yeni Anayasa sadece şekil yönünden denetlenebilir, esastan denetleme yapılamaz.”İktidar yandaşları böyle düşünüyor.Olur mu öyle bir şey?Velev ki öyledir (!) Anayasa’nın değiştirilemez bir hükmü zedeleniyorsa Anayasa Mahkemesi’nin rejimi koruma misyonunun devreye gireceğini savunan hukukçular da vardır. Ve onların savını akla daha yakın buluyorum.Anayasa Mahkemesi’nin temel görevi Anayasa’yı korumaktır. Laiklik ilkesi delinmiş bir anayasa önüne geldiğinde mahkemenin “Esasa ilişkin denetim yetkim yok” diyeceğini hiç kimse düşünmemelidir.Laikliği sahipsiz bırakacak bir boşluk doğacağına dayalı hesaplar başarısız kalmaya mahkûmdur.Bu ülke sahipsiz değil!
Türkiye’de siyaset “tek kişilik şov” halini aldı. İktidarı da, muhalefeti de Tayyip Erdoğan oynuyor!Meselâ hafta sonunda iktidarı denetleyen, eleştiren ne kadar kurum varsa hepsine demediğini bırakmadı.Mesela “Kimse yasama, yürütme organının üstünde kendini göremez. Kimse ihsası reyde bulunamaz. Yargı makamı ihsası rey makamı değildir” dedi.Bir rektörün makalesinden haklı görülemeyecek bir darbe çağrısı yorumu çıkararak “Kimsin sen ya; otur oturduğun yerde” diye bağırdı.Tabii her zamanki gibi siyasi muhalefet ile medyanın eğilmeyen kesimi de hisselerine düşen suçlamaları ve paylamaları fazlasıyla aldı.İlkler ülkesi...Oysa kimsenin kendisini meclisin ve hükümetin üstünde gördüğü yok. İstenen sadece yargı kararlarına iktidarın da uymasıdır. Başbakan’ın dediğini bir hukuk devletinde hiç kimse ifadeye cesaret edemez.İbretli günler yaşıyoruz... “Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek bir ilkesini çiğneme yanlışına sakın düşme” diye iktidarı uyardığı için suçlanan ilk Başsavcı herhalde bizimki olmuştur.Suçladığı kişilerin varlık sebebi Anayasa’yı korumaktır. Görevlerini yapan bu kişileri oylarını açık ettikleri bahanesiyle eleştiren ilk başbakan da bizden çıkmıştır!Ağzına sağlık!Erdoğan’ın dün parti grubunda yaptığı konuşma, hafta sonundaki sözlerine cevap yerine geçebilirdi. Deniz Baykal söylese daha iyi olacak o sözleri Başbakan Erdoğan yine kendisi söyledi.Yani önceki günkü Erdoğan’a dünkü Erdoğan “ağzının payını” verdi:“Bu ülkede kimse ama kimse demokrasiyi, hukuku sadece kendine hak olarak görmesin. Kimse demokrasiyi başkalarından esirgeme yoluna gitmesin... Toplumu huzursuz eden her ne sorun varsa demokrasi içinde özgürce, hukuka uygun olarak, gerilimlere yol açmadan tartışılmak, müzakere edilmek zorundadır.” Bütün dileğim, Başbakan Erdoğan’ın uyarılarını Başbakan Erdoğan’ın dikkate almasıdır!Kendisi Atatürk’ün adını sadece “Türkiye’yi muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkarma” ülküsünü ifade ettiği vecizede anıyor. Dünkü konuşmasında bu hedefi sahiplendiklerini belirtti ama o konuda da eksikleri olduğunu söylemek zorundayım:Atatürk’ün gösterdiği hedefe yürümek iyidir fakat onun önerdiği yoldan çıkarsanız çağdaş uygarlık düzeyine varamaz, karanlık bataklara saplanırsınız!Önceki gece Çankaya’da yapılan resmi kabulde Başbakan, iki devlet başkanının eşlerinin ellerini sıkmadı.Türkiye’de eğitim hayatı en uzun huzur dönemini türban yasağı uygulandığı dönemde yaşadı.Başbakan Türkiye’yi kadın eli sıkmayarak ve kabuk tutan türban yarasını kaşıyarak mı muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkaracak!