Karadeniz fıkrasındaki hesapla 4 kere 4 eder 16, hadi bilemediniz 17...Yeni açıklanan Türkiye nüfusu, gerçek sandığımız rakamın 3,5-4 milyon kadar altında çıktı!Yani Türkiye İstatistik Kurumu’nun hesabı Temel’in hesabından bile daha çok şaşmıştır, daha fazla sapmıştır.Uygulanmakta olan “projeksiyona dayalı” ölçümde nüfus 74,8 milyon hesaplanıyorken daha sağlam bir yöntem olan “adrese dayalı” ölçüm, nüfusumuzun 70 milyon 586 bin 256 olduğunu ortaya koydu.Kelle sayarken bile yüzde 5-6 hata yapılmaz, değil ki vatandaş sayarken...Bu büyük farkın fert başına düşen gelirden başlayıp ölçme ve planlama temelinde pek çok hesabın yeniden yapılmasına yol açacak olması önemlidir ama daha önemli olan Türkiye’nin itibarıdır.Bu durum seçmen kütüklerini etkilemiş midir vazgeçtik; rakamları 70 milyonda 4 milyon sapmış bir devletin hangi sözüne güvenirler?TÜİK bu yanlışın sebebini dürüstlük ve cesaretle açıklamalıdır.“Bazı belediyeler bütçeden daha fazla para almak için nüfuslarını şişirdiler” ise devlet devletliğini yapıp hortumcuları bulup cezalandırmalıdır.Olayın teselli veren tek yönü, nüfus artış hızının zanettiğimiz gibi yüzde 1,28 olmadığını, binde 85’e kadar düştüğünü öğrenmektir. Ama yapılan hesap hatasının büyüklüğü böyle bir iyiliğin gerçekleştiğinden de emin olmamızı önlüyor.Önümüzdeki veriler yine de hızlı kalkınmaya, işsizlikle savaşmaya, daha kaliteli ve yaygın eğitime şiddetle ihtiyacımız olduğunu gözümüze sokuyor.Sevgi, eğitim, sağlık hizmeti ve sonunda iş vereceğimizden emin olmadığımız çocukları dünyaya getirmek sorumsuzluğuna karşı bizi uyarıyor.Türkiye’nin hedef olduğu iki büyük tehdit var. Bölücülük ve irtica.İkisi de eğitimsizliğin ürettiği yoksulluktan ve umutsuzluktan besleniyor.Bunu hiç unutmayalım!*****El Beşir kimin misafiri ve niçin? Sudan Devlet Başkanı Ömer El Beşir’in Türkiye’yi ziyaret isteğini Sezer Cumhurbaşkanı iken nazikçe reddetmişti.Çünkü El Beşir, 200 bin insanın katlinden sorumlu tutulan dünyanın en kanlı diktatörü sayılıyor ve insan hakları örgütlerinin sürekli lânetine hedef oluyor.Sudan diktatörü dün ülkemize geldi.Devletin başı değişince devletin kararı niye değişti; merak ettik.El Beşir’in öteki yaptıklarına baktık:Mesela 1989’da hükümet darbesi yapmış, partileri yasaklayıp şeriat yasalarını ilân etmiş. Ardından muhalefet partilerinin gücünü sınırlayan bir anayasa hazırlamış. Son olarak da itiraz eden parlamentoya bir darbe daha yapmış.Bu faaliyet raporu kafamızı meşgul eden soruya yeteri kadar ışık tutuyor:AKP bayılıyor böyle tiplere!Yalnız bir uyarı: Anadolu’da “Karga karga ile uçar” diye bir söz vardır.Hatırda tutmak faydalı olabilir
Hepimizin sonucunu merakla beklediği bir dava olacağı belli.Eğer kararını değiştirmezse Başbakan, kendisinin “Ankara ve Atatürk muhabbeti”ni yani sevgisini kötü niyetle eksik gösteren CHP lideri Deniz Baykal’ı mahkemeye verecek!Başbakan önceki gün Baykal’ın “Bu AKP’nin nedense Ankara’yla ve Atatürk’le derdi var” dediğini hatırlatarak “Hakkında dava açacağım. Şaşırdı.. Şaşırdı bu adam” diye tepki göstermişti.Dün de Baykal, Başbakan’ın cevabına cevap verdi!Merkezini İstanbul’a taşıyan İş Bankası’nın Merkez Bankası’nı Ankara’dan İstanbul’a götürme projesi için emsal olamayacağını, çünkü bir bankanın özel ötekininse temel bir kamu kurumu olduğunu anlatan Baykal Başbakan’ın “bir saplantı içinde” olduğunu iddia etti.Nedir o saplantı?.Cumhuriyeti kuranlardan rövanş adına AKP’de bir akımın başkenti sistematik olarak boşaltmaya çalıştığı konuşuluyor.Baykal son suçlaması ile bu şüpheleri kaşıdı.Merkez Bankası’nı İstanbul’a taşımanın bir zorunluluk olmadığını savunan görüşlerin ağırlık kazanması Başbakan’ı kızdırıyor olmalıdır.Nitekim dün de Maliye Bakanı Unakıtan, Merkez Bankası’nın nerede olduğunun değil, bağımsız olup olmadığının önem taşıdığını söyledi. Başbakan “Benim Atatürk muhabbetimi ölçme yetkisini sana kim verdi?” diye sormuştu.Dün Baykal cevapladı:“Erdoğan ‘Anıtkabir’de sap gibi duruyorlar’ demişti. Bu sözden ölçüyorum...” Artık mahkemenin kararını bekleyeceğiz. Ben şahsen Başbakan’ın davayı açmaktan vazgeçmemesini ve sonuçta da kazanmasını temenni ederim.Ama delil yetersizliğinden değil, Atatürk sevgisini ispatlayan kanıtlar nedeniyle...Ne kadar ferahlatıcı bir sürpriz olur ama!..*****Seçici katillerKent içinde aşırı hızdan yaya öldürmenin cinayetten farkı olamaz.Ama ceza veremediğimiz için cinayetler durmuyor.Ve ilginçtir bu katiller sıradan insanlarla tatmin olmuyor!Dört yıl önce bir halk otobüsü Ercan Arıklı’yı bizden almıştı. Önceki gece İstanbul’un kanunsuz sokaklarında cirit atan bir trafik teröristi Cüneyt Koryürek’i öldürdü.Gazeteci, halkla ilişkiler ve atletizm uzmanı olan Koryürek sportmen ve centilmen bir bilge idi. O da rahmetli Ercan Arıklı gibi yürüyerek yolun karşısına geçmeye çalışıyordu.Büyükelçi Rahmi Gümrükçüoğlu’nu sürücü kılığına girmiş Azrail’in, spor yürüyüşü sırasında üstelik yaya kaldırımında yakaladığını, romancı Adalet Ağaoğlu’nun sahildeki bankta otururken çarpılıp aylar süren acılı çabalar sonunda kurtulabildiğini unutmuyoruz.Koryürek bir söyleşide şöyle diyor: “Kanun koyuyorsun kimse uygulamıyor. Olmaz. Öyle ağır ceza vereceksiniz ki altından kalkamayacak, kaidelere uyacak.” Kendisine yaramadı. Geride kalanlara yarar mı? Şüpheli.Allah rahmet eylesin.
Başbakan dün de bir kaç kez “özgürlükler noktasında” diye başlayıp yargı dahil her şeye ve herkese ateş püskürdü.Niye “özgürlükler konusunda” değil de “özgürlükler noktasında” diyor?Özgürlükler gerekiyorsa “alan” deyimi ile eşleşebilir.“Nokta” daraltıyor, adeta teke indiriyor.Acaba bu deyiş, Başbakan’ın türbandan başka bir özgürlük düşünemez hale geldiğini anlatan şifre midir?Nokta, demokratik hukuk devletidir!Demokratik hukuk devleti de üç erkin ahenk içinde işlediği bir mekanizmadır.Biliyoruz ki Başbakan’ı yüksek yargı kurumlarının AKP iktidarına yönelik uyarıları sinirlendirdi. Oysa bağımsız yargı, demokratik hukuk devletinin en önemli güvencesidir ve görevini yapmıştır.Birinden birini seçinYargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Danıştay Başkanlar Kurulu, kendilerini yürütme ve yasama organlarının üstünde gördükleri için değil, üniversitedeki türban yasağını kaldırma çabalarının tehlikeleri konusunda uyarıda bulunmayı görevleri saydıkları için o çıkışları yapmışlardır.Dün belirttiğimiz gibi demokrasimizin gelişmesine işarettir bu durum.Başbakan türbanı dinsel-siyasal simge sayılsa bile üniversitelerde serbest bırakmak için anayasa değişikliği yapacaklarını açıkladığı halde partileri izlemekle görevli Yargıtay C. Başsavcısı susup oturmalı mıydı?Laik demokratik rejim için tehlike yaratacak bir durumu iktidar algılamıyor veya göz göre göre kumar oynuyorsa buna sistem herhalde boynunu uzatmayacak, özsavunma refleksi gösterecektir.Askeri müdahalelere karşı olanların samimiyeti bu olayda sınavdan geçiyor.Yargının gereken yerde uyarı yapmasını onaylamayanların, askeri müdahalelere karşı oluşlarından şüphe duymak gerekir.Herkes yerini bilsinTürkiye’nin demokratik sistemini korumak bahsinde sınıf değiştirdiğini düşünmek ve ümitlenmek istiyoruz. Yargının tepki göstermesi, demokrasi dışı bir müdahaleye alan bırakmamıştır.Başbakan köpürecek yerde bu gelişmeden dolayı memnun olmalı, hatta elinden geldiği kadar yardımcı olmalıdır.Milletin kılık kıyafeti ile kimsenin uğraştığı yok. Vatandaşın bireysel tercihine karışan da bulunmuyor. Söz konusu yasak üniversiteler içindir ve yüksek mahkeme bu yasağı laikliği korumak amacıyla zorunlu görmüştür.Başbakan özgürlükleri rektörlerden, hukuku ve laikliği mahkemelerden daha iyi bildiği iddiasından vazgeçmelidir.Demokrasi, oyların yüzde 90’ını alan kişiye bile “Kanun benim” deme hakkını tanımaz.Başbakan “Herkes konumunu iyi bilmeli” sözünü sabah traş olurken aynaya karşı da söylemeli!
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı siyasi partileri izleyen onların sicilini tutan makamdır.Anayasa Mahkemesi’nde parti kapatma davası açma yetkisi bu makama aittir.Yargıtay C. Başsavcısı Yalçınkaya üniversitelerdeki türban yasağını kaldırmaya yönelik manevralardan AKP iktidarını vazgeçmeye çağıran bir bildiri yayınladı:“Türban serbestliği laik, üniter yapıya aykırı bir faaliyet alanı yaratır. Eğitim kurumlarını gruplara ve kamplara ayırır. Kaos doğar, sorumluluk da yasağı kaldıran partilere ait olur.Siyasi partiler cumhuriyetin laik niteliğini değiştirme amacı güdemez. Aksi halde (onları) ne iç hukuk, ne Avrupa korur.” Buna bildiri değil muhtıra demek daha yerinde olur.Üst üste iki ihtarBaşsavcı, daha önceki parti kapatma kararlarının sebebi olan laikliği ihlâl eylem ve söylemlerinin tekrar yoğun biçimde ortaya çıkması nedeniyle ihtar görevini yerine getirmiştir.Benzer bir uyarı dün Danıştay Başkanlar Kurulu adına yapıldı. Danıştay da aynı hassasiyeti vurguluyor:“Anayasamızın temel ve değişmez ilkelerine ve yargı kararlarına uygun davranılmaması Cumhuriyetimizin kazanımlarına aykırı olacağı gibi söz konusu girişimlerin eğitim kurumları ile sınırlı kalmayacağı ve sonuçta toplumsal barışı da zedeleyeceği kaygı ile izlenmektedir.” Bir anayasa hukukçusu olan eski YÖK Başkanı Prof. Teziç “Yürürlükteki hukuk düzenimizde türbanı serbest bırakacak bir düzenlemenin yapılması hukuken mümkün değildir. Bunu açıkça söylüyorum” dedi dün.En iyisi yargı freniBaşbakan’ın türbanı (dini-siyasi) simge olarak tarif etmesinden sonra Anayasa’da bir çıkış yolu yaratmak iyice imkânsız hale gelmiştir. Artık bu yolda ısrar etmek, Anayasa’nın değiştirilemez 2’nci maddesindeki laiklik ilkesinin ihlâli olacaktır.Başsavcı’nın uyarısı için “Bu açıklama kuvvetler ayrılığına ve parlamentonun bağımsızlığına aykırıdır” diyen Başbakan yanılıyor.Başsavcı, kapatma davası açmaya mecbur kalmamak için uyarı görevini yerine getirmiştir.Adalet Bakanı Şahin bile Başsavcı’nın görevini yaptığını ve anlayışla karşılanması gerektiğini söylemiştir.Demokrasilerde halk siyasi iktidarı, başbakanı seçer, hükümdar seçmez.Bizde seçilenler kendilerini hukukla bağlı hissetmiyor, ne kadar çok oy almışsa o ölçüde güç kullanma hakkını kendilerinde buluyorlar.Bu iktidarın zaafı da aynı... Geldiği günden beri rejimin kurallarını değiştirmekten vazgeçmiyor. Hukuka tosladıkça da hırçınlaşıyor.Neyse ki olumlu bir değişim yaşıyoruz...Sınır tanımaz siyasi ihtirasları, yargı kurumlarının denetimleri ile dizginlemeyi bu defa başaracağımız konusunda işaretler görüyoruz.İnşallah yanılmayız.Başka güçlerin vazife çıkaracağı durumları tekrar yaşamamanın tek garantisi bu çünkü.
Laik niteliğini kaybeden bir rejimin asla demokrasi olamayacağını ilk gazeteciler anlar.Din üstünden siyaset yapanlar muhaliflerini “Allah’la karşı karşıya getirme” kurnazlığı içinde davranırlar hep.Türban tartışması nedeniyle yazdıklarımıza katılan var, katılmayan var. Ama katılmayanların bir kesimi, dinin temiz özüne saygısızlık pahasına küfür ve tehdide başvurmaktan sakınmıyorlar.Kurmaya çalıştıkları baskının mesajı, sanki onlara karşı gelmek Allah’a karşı gelmektir!Oysa olay dinle değil, özgürlüklerle ilgili. Anayasa Mahkemesi’nin koyduğu yasak, türbanı laiklikle bağlantılı gördüğü içindir.Türbanı serbest bırakan bir üniversitede laik eğitim yapılamayacağı içindir.Yasağın gerekliliğini savunanlara yönelik tehditkâr saldırılar, kışkırtıcı odakların “isteyen taksın” demeye razı olmayacaklarını gösteriyor.Korkulan olursa, yani yasağın kalkmasndan sonra “takmamak yasak” terörü esmeye başlarsa ne olacak?Tedbirsiz hamle...İktidar yasağı kaldırmak için harekete geçmeden önce, böyle bir tehlike var mı; dürüstçe ve cesaretle onu aramalıydı.Değişimleri ön safta yaşamanın ayrıcalığı ile tehlikeyi herkesten önce hisseden bir mesleğin mensubu olarak bu ihtiyacı duyuyor ve uyarıyorum.Başbakan türban yasağını kaldırma hamlesine bu araştırmayı yapmadan, tedbirsiz biçimde girişmiştir.Onun gözünü kararttığını fark etmek MHP’yi de etkilemiştir.Başbakan türban “simge” bile sayılsa üniversitedeki yasağı kaldıracağını ve bunu anayasa ile yapacağını açıklayınca MHP zor bir kavşağa geldi.Muhalefet edip oy kaybedecek yerde “türban yasağını kaldırmanın çabasına katılarak getireceği siyasi menfaate ortak olalım” dediler.Nitekim dün MHP lideri Bahçeli, türban yasağı kalkarsa AKP’nin değil MHP’nin başarısı olacağını iddia ediyordu:“Sayın Başbakan’ın ve partisinin başörtüsü meselesini çözmek gibi bir niyetinin olmadığı beş yıllık icraatıyla sabittir!” Devlet adamı gibiSiz bakmayın bu lâflara; Bahçeli türbanın getireceği kârdan payına düşeni artırmak için böyle konuşuyor.Yaptıkları teklifi bazı otoritelerin yeterli bulmaması önemli değildir. Burada önemli olan MHP’nin, Abdullah Gül’ü Çankaya’ya çıkaran eyleme sağladığı “acil servis”i şimdi türban için de vermeye hazır olduğunu belli etmesidir.Büyük ihtimalle AKP ve MHP’nin temsilcileri, açık kapı bırakmayan bir formül bulmak için bir araya gelip çalışacaklardır.Dileğimiz bu görevi yerine getirirlerken Türkiye’ye nasıl bir gelecek hazırladıklarını bilerek davranmalarıdır.Gelecek seçimi düşünen siyasetçiler olarak değil, gelecek nesilleri düşünen devlet adamları gibi...
Başbakan küllenen türban tartışmasını taa İspanya’dan üfleyerek harlı ateş haline getirdi.Türbanın siyasi simge olduğunu kabul edip bu yasağı anayasa ile çözeceklerini söylemesi ne anlama geliyor?Cevabı şu olabilir:Altı-yedi aydır bir çıkış yolu arıyorlardı, bulamadılar ve Başbakan o çaresizliğe tepki koydu.Çünkü 7 Ocak’ta TBMM Başkanı Köksal Toptan iktidar partisinin düşüncesini açıklamıştı:“Anayasa ile bana göre türban sorunu çözülmez. Anayasada ‘üniversitelerde türban serbesttir’ diye hüküm olmaz. O zaten Anayasa tekniğine de uymaz!” Belli ki 7 Ocak’ı izleyen hafta içinde köklü bir tavır ve karar değişikliği oldu.Ama Başbakan’ın göze aldığı risk büyüktür. Anayasa Mahkemesi türbanı “dinsel inançları simgeleyen belirtilerden biri olduğu için laik bilim ortamıyla bağdaştırılamaz” bulmuştur.Yüksek mahkeme türban yasağına karşı olan eylem ve söylemleri ayrıca Refah ve Fazilet partileri hakkındaki kapatma kararlarının da sebebi saymıştır.İhlâl değilse ihmal...Şimdi Başbakan “türban simge bile olsa yasaklanamaz” diyor. Orada da durmayıp bu dini ve siyasi simge için anayasayı değiştireceklerini söyleyebiliyor.Türban sorununu çözmenin yolu hukuku kırıp dökmek değildir.Anayasa’nın 138’inci maddesi şunu diyor: “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Türbanla ilgili içtihatlar değişmedikçe iktidarın o alanda yeni bir yasal zemin hazırlama yoluna gitmesi bile doğru değildir.Başbakan’ın yaptığı bir anayasa ihlâli değilse bile en azından Anayasa ile ilgili görev ihmalidir!Bu fark neyin nesi?Türban lobisi, Başbakan’ın sayısal güce dayalı çözüm yöntemini eleştirenler üzerinde terör estiriyor.Kullandıkları silâh, her zaman yaptıkları gibi hedef aldıkları insanların inancının kalitesi hakkında hüküm vermek ve onları cahillikten başlayıp kâfirliğe kadar damgalamaktır.Bir de bazı din bilginlerinin aksi görüşlerine rağmen türbanı dinin olmazsa olmaz şartı olarak göstermekten vazgeçmiyorlar.Son uluslararası toplantılar ve dış geziler, bizimkilerle başka Müslüman ülkelerin devlet adamlarını bir araya getirdi.Resimlerden herkesin dikkatini çeken fark şu: Bizimkilerin eşleri, Mısır ve Suriye devlet başkanlarının eşleri ile Katar ve Ürdün kraliçelerinden daha sıkı kapalı. Neden?Bu okumuş Arap kadınları Kur’an’ı anlayamıyorlar mı?Bizimkilerin daha sıkı kapanmaları, Kur’an Arapçasını daha iyi bilmelerinden değilse siyasi simge farkı daha iyi fark edilsin diye mi?
Kavram kargaşası anarşi üretir. Düğüm çözmez, kör düğüm doğurur, çatışma çıkarır ve toplumu böler.Başbakan önceki gün İspanya’dan düzeni sarsacak bir “füze” gönderdi.Türban konusunu anayasada çözme niyetlerini açığa vururken türbanın da “siyasal simge” olduğunu dolaylı biçimde kabul etti.Türbanın siyasal simge olarak kullanılsa bile yasaklanamayacağını savundu. Oradan yola çıkarak da “Siyasal simge taşımak neden suç olsun?” diye hesap sordu.Oysa türban tek başına ne siyasal simgedir, hatta ne de dini simgedir.Dinci siyasetin simgesidir!Siyasi simge, parti amblemi veya rozetidir. Onunla kalabalığa girseniz de bölünme yaratmazsınız. Ama siyaset amaçlı dini simge öyle değildir.Onunla din duygularını istismar etmekle kalmazsınız, ötekileştirdiğiniz insanları rencide edersiniz.Parti rozetinin mesajı yoktur ama din sömürüsüne dayanan siyasetin simgesi olan türbanın mesajı vardır.Halkı korkutmayın...Türban üstünden siyaset yapanlar “Nüfusunun yüzde 99’u Müslüman” denilen bu ülkede türbanı “Ben Müslümanım. Benim gibi olmayanlar Müslüman değil” iddiasının malzemesi olarak kullanıyor.Bu mesaj, çalışanların kıyafetleri ile kamu kurumlarından dışarı yansırsa din ve devlet işlerinin ayrılması ilkesine dayanan laiklik ağır yara alır. Okula girmesi ise laik eğitimin sonu olur.Başı bağlı kadına kimsenin itirazı yok. Herkes istediği gibi giyinip istediği kadar örtünüyor. Ama “Başını bağlayan Müslüman, bağlamayan Müslüman değil” fesadına karşı rejim elbette kendini koruyacaktır.Daha birinci günden anlaşıldı ki, üniversitedeki türban yasağının kaldırılması kamuda zaten delinmiş olan yasağın eleğe dönmesi sonucunu da beraberinde getirecektir.Laik rejimin tehlikeye girdiği korkusunu toplumda uyandırmanın kimseye yararı yoktur.Önce dinle, anla...AKP birinci iktidar döneminde bu yüzden sabırlı davrandı ve uzlaşma aradı.Şimdi ne değişti?Gözünü karartamasının nedeni son seçimde oylarını yüzde 47’ye yükseltmesi ise, tehlike sandığımızdan vahim demektir. Çünkü Tayyip Erdoğan’ın 14 yıl önce sarfettiği fakat “değiştim” dediği için unutmaya çalıştığımız o ünlü sözleri ister istemez aklımıza gelecektir:“Tutturmuşlar laiklik elden gidiyor, laiklik elden gidiyor. Bu millet istedikten sonra tabii elden gidecek yahu!” Başbakan durup yeni bir değerlendirme yapmalıdır.Simge kullanma hakkı sadece kadınların tekelinde olamayacağına göre erkeklere de fes ve sarık takma özgürlüğü mü tanınacak?“Özgürlüğün anlamını bir ben bilirim” demek megalomanlıktır.İktidar, yargının ve üniversitenin türbana niçin karşı durduğunu anlamaya çalışmalıdır!
Gelenek oldu; devlet büyükleri önemli kararlarını genellikle dış geziler sırasında açıklıyorlar.İçerdeki baskıdan kurtulunca zihinleri mi açılıyor, yoksa tepki doğuran bir adıma dışarda kılıf uydurmanın kolaylığı mı dillerini çözüyor?Bilmiyoruz ama Başbakan Erdoğan geleneğe uydu ve bir süredir soğumaya bıraktığı türban sorununu ocağın üstüne tekrar İspanya’da koydu!Basın toplantısında konuşurken geçmişte benimsedikleri savunma yöntemini değiştirdiklerini de belli etti.Yeni taktik cepheden taarruz!Nihayet kabul ettiTürbanla ilgili davalarda T. C. adına savunma yapan hukukçular AİHM’de hep türbanın bir özgürlük sorunu olmadığını, politikacılar tarafından şeriat amaçlı kullanılan bir simge olduğunu ve laik eğitim ilkesine ters düştüğünü söylediler.AİHM kararları da bu temel üstüne kurulan savunmalardan daima etkilendi.Başbakan dün ilk kez türbanın bir simge de olabileceğini kabul etti ve buna rağmen yasaklanamayacağını şu sözlerle savundu:“Velev ki bir siyasi simge; simgelere yasak getirebilir misiniz?” Demokrasiyi içselleştirmemiş zihinlerin, sandıktan aldıkları gücün arttığını gördükleri zaman ne kadar cüretlenebildiklerine tipik bir örnektir bu sözler. Meydan okumadır...Ayırıcı ölçü ne?Türban savunması hep “dini ve siyasi simge değil, inanç ve özgürlükler sorunudur” tezi üzerinden yürütüldü.Başbakan dün İspanya’dan ilk kez “Simge de olsa kaldıracağız” dedi!Hedefe yeni anayasa ile yürüyecekleri anlaşılıyor:“Şu anda anayasa içinde bunun çözümü bizim arzumuzdur. Ama öyle çözelim ki herhangi bir gerginliğe de zemin hazırlamasın...” Gerginliğe, yani laik rejimin dönüştüğü görüntüsüne meydan vermeden türban sorunu nasıl çözülebilir?Herhalde “Kamuda hizmet alana serbest, hizmet verene (yani kamu personeline) yasak” kuralı koyarak...Bunun çözüm olmadığını gözünü dinci siyaset bürümüş olanlar dışında herkes şimdiden görüyor. AKP’den sonra kamuda türban yasağı zaten delinmiştir. Belediyeler bir yana merkezi yönetime bağlı kurumlarda bile türban yaygınlaşmıştır. Şimdi...Türban üniversitede sadece serbest olmayacak, siyasi ve dini baskılar altında mecburiyet olacaktır!Kurbağa testi...“Verelim şu hakkı da sömürü bitsin artık” diyenler hangi garantiye dayanıyor?Kimse garanti veremez. Yavaş yavaş ısıtılan suda akılsız kurbağanın pişirilmesi ibretidir bu olay.Üniversiteyi türbanla bitiren kızın öğretmenlik, hakimlik, doktorluk, memurluk yaparken başını açmak zorunda olduğunu savunacaklarını Başbakan Erdoğan garanti edebilir mi? Etmez, edemez.Laik cumhuriyetimizi dinle bozmuş bir iktidar yönetiyor... Allah ülkemizi korusun!