Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı siyasi partileri izleyen onların sicilini tutan makamdır.
Anayasa Mahkemesi’nde parti kapatma davası açma yetkisi bu makama aittir.
Yargıtay C. Başsavcısı Yalçınkaya üniversitelerdeki türban yasağını kaldırmaya yönelik manevralardan AKP iktidarını vazgeçmeye çağıran bir bildiri yayınladı:
“Türban serbestliği laik, üniter yapıya aykırı bir faaliyet alanı yaratır. Eğitim kurumlarını gruplara ve kamplara ayırır. Kaos doğar, sorumluluk da yasağı kaldıran partilere ait olur.
Siyasi partiler cumhuriyetin laik niteliğini değiştirme amacı güdemez. Aksi halde (onları) ne iç hukuk, ne Avrupa korur.”
Buna bildiri değil muhtıra demek daha yerinde olur.
Üst üste iki ihtar
Başsavcı, daha önceki parti kapatma kararlarının sebebi olan laikliği ihlâl eylem ve söylemlerinin tekrar yoğun biçimde ortaya çıkması nedeniyle ihtar görevini yerine getirmiştir.
Benzer bir uyarı dün Danıştay Başkanlar Kurulu adına yapıldı. Danıştay da aynı hassasiyeti vurguluyor:
“Anayasamızın temel ve değişmez ilkelerine ve yargı kararlarına uygun davranılmaması Cumhuriyetimizin kazanımlarına aykırı olacağı gibi söz konusu girişimlerin eğitim kurumları ile sınırlı kalmayacağı ve sonuçta toplumsal barışı da zedeleyeceği kaygı ile izlenmektedir.”
Bir anayasa hukukçusu olan eski YÖK Başkanı Prof. Teziç “Yürürlükteki hukuk düzenimizde türbanı serbest bırakacak bir düzenlemenin yapılması hukuken mümkün değildir. Bunu açıkça söylüyorum” dedi dün.
En iyisi yargı freni
Başbakan’ın türbanı (dini-siyasi) simge olarak tarif etmesinden sonra Anayasa’da bir çıkış yolu yaratmak iyice imkânsız hale gelmiştir. Artık bu yolda ısrar etmek, Anayasa’nın değiştirilemez 2’nci maddesindeki laiklik ilkesinin ihlâli olacaktır.
Başsavcı’nın uyarısı için “Bu açıklama kuvvetler ayrılığına ve parlamentonun bağımsızlığına aykırıdır” diyen Başbakan yanılıyor.
Başsavcı, kapatma davası açmaya mecbur kalmamak için uyarı görevini yerine getirmiştir.
Adalet Bakanı Şahin bile Başsavcı’nın görevini yaptığını ve anlayışla karşılanması gerektiğini söylemiştir.
Demokrasilerde halk siyasi iktidarı, başbakanı seçer, hükümdar seçmez.
Bizde seçilenler kendilerini hukukla bağlı hissetmiyor, ne kadar çok oy almışsa o ölçüde güç kullanma hakkını kendilerinde buluyorlar.
Bu iktidarın zaafı da aynı... Geldiği günden beri rejimin kurallarını değiştirmekten vazgeçmiyor. Hukuka tosladıkça da hırçınlaşıyor.
Neyse ki olumlu bir değişim yaşıyoruz...
Sınır tanımaz siyasi ihtirasları, yargı kurumlarının denetimleri ile dizginlemeyi bu defa başaracağımız konusunda işaretler görüyoruz.
İnşallah yanılmayız.
Başka güçlerin vazife çıkaracağı durumları tekrar yaşamamanın tek garantisi bu çünkü.
Muhtıra gibi!
Haberin Devamı

