Başbakan’ın dün parti grubu kürsüsündeki halini en iyi anlatan sözcük “tehevvür” olmalı. Yani köpürme...
Son zamanlarda içerde olsun, yurt dışında olsun mikrofonu eline alınca adeta kendisini kaybediyor.
Meselâ yangın faciası konusundaki konuşması devlet adamı ağırlığı taşıdığı halde Köln’deki sözleri Alman medyası tarafından güvensizliği derinleştiren, AB karşıtı mesajlar olarak algılandı ve çok eleştirildi.
Parti grubunda dün yaptığı konuşma da final maçına çıkacak oyuncularını birer kızgın boğaya çevirmek için motive ederken akılla, insafla bağlarını koparan antrenörleri hatırlatıyordu.
Durumunun kendi de farkında.
Nitekim “Sayın Başbakan niye kızıyorsunuz?” sorusunu dün kendisi sordu ve cevabını da kendisi verdi:
“Ciğerlerimden konuşuyorum ben!”
Başbakan yanlış bir işe kalkışıp onurlu bir ricatın fırsatını kaçırmış siyasetçilerin ruh halini yansıtıyor. Bu duygu içinde yanlışını eleştirenlere köpürüyor, siyasi muhalefete ve medyaya ağzına geleni söylüyor.
İki gömlek sömürüsü
Dediklerinin mantıkla ilişkisini kurmak gerekmiyor. Kısa devre hali var. Ciğerlerinden konuştuğunu kendisi itiraf etmiştir.
Korkarız ki Türkiye’nin rahatını kaçıran istikrarını bozan türban kararı da akıl bağlantılı değil, ciğer kaynaklı bir karardır ve Başbakan bunun başarılı bir sona doğru ilerlemediğini görmüştür.
Doğu toplumları duygusal olduğu için siyasetçileri de böyle zamanlarda ağlatmaya çalışırlar. Turgut Özal, Menderes’e gönderme yaparak “Bir bayramlık, bir idamlık gömleği” bulunduğunu söylemişti.
Tayyip Erdoğan da CHP lideri Baykal’ı vurmak için aynı silâhı kullandı:
“İdam sehpasının yolunu gösteriyor. Sen nasıl demokratsın ya?. Biz bu yola çıkarken o beyaz çarşaflarla beraber yola çıktık. Biz bu konuda bedel ödemeye hazırız.”
Beyaz çarşaf derken “kefen” mi demek istedi bilmiyoruz. Ama yine de hedefine ulaşmış, Bülent Arınç’ı ve birkaç kişiyi daha ağlatmıştır.
Çarşafa dolaşan bu fedailik gösterisi 21. Yüzyıl Türkiyesi’nin hak edeceği bir muamele mi olmaydı?
Bize bu çağda kelleyi koltuğa almış siyaset kamikazeleri mi lâzım, yoksa ettikleri yemine sadakatin ürünü olan istikrar ve güvenlik içinde ülkeyi ileri götüren çağdaş devlet adamları mı?
Gözüne, dizine durur!
Başbakan dünkü konuşmasında hem iki cümlede bir demokrasiden söz etti, hem eleştirenlere hakaret kokan saldırılar yöneltti.
Onu dinleyen, CHP emrine girmiş medyanın AKP iktidarına karşı savaş açtığını zanneder. Neymiş?..
Yargıya istikamet veriliyormuş!..
Anayasa Mahkemesi’nin daha önce verdiği kararları hatırlatarak iktidarın laikliği dolanmak suretiyle anayasa suçu işlediğini biz de defalarca söyledik.
Ama bunu mahkemeyi etkilemek için değil, iktidarı ve işbirlikçilerini uyarmak için yaptık.
AKP’yi din sömürüsünden gelecek oylara tamah ederek Türkiye’ye zarar vermekten belki vazgeçiririz zannettik!
AKP medyadan aldığı desteği inkâr ederse gözüne dizine durur. Bu medya iktidara hak ettiğinden daha fazla destek verdi.
Şimdi değişme varsa nedenine doğru teşhis konulsun. Bunun için olan bitene ciğerle değil akıl gözüyle bakmak gerekir!
Başbakan şöyle düşünmelidir:
“Bu medya düne kadar hep destekledi bizi. Şimdi husumetimizi göze almak pahasına eleştiriyorsa kusuru biraz da kendimizde aramalıyız!”
Kısa devre var!
Haberin Devamı

