Türban konusunda yaşadığımız çatışma, toplumdaki ayrışmanın ciddi bir hastalıktan kaynaklandığını gösteriyor.
Dün okuduğum iki açıklama, insanlarımızın birbirini anlamaktaki büyük zorluğunun ipuçlarını veriyordu.
Radikal gazetesi Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Başkanı Prof. Türkân Saylan’dan önemli değerlendirmeler almıştı.
Prof. Saylan, uluslararası bir kongre nedeniyle gittiği Hindistan’da gazetelerin “Türkiye’deki dinci hükümet, AB ile ilişkilerini bozmayı göze alarak bir başka tutucu partiyle birlikte Anayasa’yı değiştirmeye çalışıyor” diye yazdığını aktararak şunu ekliyordu:
“Kongredeki Türk delegelere herkes ‘Atatürk’ün modern Türkiyesi’ni şeriata mı çeviriyorsunuz’ diye soruyor. Hükümet ve destekçileri çıldırmış olmalı. Türkiye dışta ve içte hiç bu kadar küçümsenen bir konuma düşmemişti!”
Öbür cephede, eşinin türbanı nedeniyle eylemli taraftar konumunda olan Dışişleri Bakanı Babacan dün Suudi Arabistan’a gitti. Hareketinden önce şunları söyledi:
“Bugünlerde yaşanan bu tartışmalar maalesef Türkiye’yi dışarda görünüm olarak zayıflatmaktadır. Türkiye özgürlükler ve haklar alanında ileri gitmek zorunda olan bir ülkedir. Kendisine seçtiği AB’ye tam üyeliği yakalamak için siyasi reformlar yapmak zorunda olan bir ülkedir!”
Görüldüğü gibi iki taraf da türbanı özgürlükler temelinde ele alıyor.
Bir taraf türban takmayı bir hak ve özgürlük sayarken karşı taraf, türban yasağı kalkarsa kadınların gerici baskılara hedef olacaklarını, elde ettikleri tüm hak ve özgürlükleri yitireceklerini söylüyor.
Öteki Müslüman toplumların tecrübeleri kaygıların yersiz olmadığını gösteriyor.
Türban cephesinde de bu kaygıları meşru görenler bulunduğu halde AKP iktidarı üniversite dışı hiç bir kamu alanında türbana serbesti tanınmayacağına dair açık ve sağlam güvence vermiyor.
Elbette bu tutumda, türbanı sömürme hakkını ilerdeki seçimlerde liseler ve kamu kuruluşları için saklı tutma hesabı rol oynuyor olabilir. Ama şu da gerçek ki türban cephesini oluşturan yığınlar yargı kararlarına rağmen bu yasağı anlayamıyor ve siyaset cambazları da onları kullanıyor.
Köy enstitülerinin kapatılmasıyla başlayan eğitim süreci işte böyle özgürlüğün tarifini bile değiştirdi.
Boynuna vurulmuş tasmaya alıştırılan kurt, ormanda gönlünce yaşayan hemcinslerini serseri sanırmış!
Başbakan üzüldü
Ahmet Çakar’ın TV’deki yarışma programı Başbakan’ı duygulandırmış.
Teşekkür için Çakar’ı aramış telefonda.
Bu arada kendisiyle ilgili soruya doğru cevap veremediği için önemli bir para ödülünü kaybeden yarışmacı için de üzüldüğünü söylemiş.
Yarışmada “Başbakanımız aşağıdaki amatör takımlardan hangisinde lisanslı futbol oynamıştır?” sorusuna şu cevap şıkları sunulmuştu:
a) Erokspor b) Beyoğluspor
c) İETT d) Camialtıspor
Doğru cevap Beyoğluspor idi ama yarışmacı “Camialtıspor” dedi ve kaybetti.
Erdoğan’ın Çakar’a şöyle dediği anlatılıyor:
“Kasımpaşa’da oturduğunu söyleyen yarışmacı Hasan Melih Bey’in doğru cevap vereceğini düşündüm. Yanlış cevap verince gerçekten çok üzüldüm.”
Üzülmekte haklı, çünkü sorumluluğu var.
Yarışmacı cevabı bilmiyordu. Kafasında oluşmuş birikime dayanarak bir tahmin yaptı.
Daha doğrusu din üstünden siyaset yaptığını bildiği Tayyip Erdoğan’a Camialtı’nı yakıştırdı.
Evet üzücü... Ama uyarıcı da!

