Sivillerin sınavı

Haberin Devamı

Cumhuriyeti askerler kurdu ama şimdi onun içini boşaltmaya çalışanları durdurmak görevi sivillerindir.

Askeri müdahaleler tehlikeyi önlemedi, tersine önlenmek istenen tehlikenin büyümesine yardım etti.

Son örneği 27 Nisan 2007 tarihli e-muhtıradır. Asker o bildiri ile cumhurbaşkanlığı seçimi sürecine ağırlığını koymuş, laiklik konusunda taraf olduğunu ilân etmişti. Neye yaradı?

AKP’nin seçimde askere tepkiden kaynaklanan destekle alacağından daha fazla oy toplamasına sebep oldu. Bu gerçek de bilimsel olarak tesbit edildi.

Türban serbestisine yönelik gelişmeler karşısında Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin duruşunu belirtmek amacıyla Genelkurmay Başkanı’nın yaptığı son açıklama beklentileri tatmin etmedi.

Bu üslup 27 Nisan’dan askerin de gerekli dersi çıkardığı anlamına gelebilir mi?

CHP lideri Baykal dün önemli bir demeç verdi:

Laik demokratik cumhuriyetin hukuk ve millet iradesi dışında başka bir güvencesi kalmadığını söyledi ve “Hiçbir kurumun bu konuda yapacağı hiç bir şey yoktur. Bu ortaya çıkmıştır” dedi.

Bazı çevreler bu sözleri, Büyükanıt kaynaklı düşkırıklığının bir yansıması olarak yorumladı. Dün Baykal’la görüştüm. “Hayır” dedi ve açıkladı:

“Millete güveniyoruz, kendimize güveniyoruz, hukuka güveniyoruz.”

CHP türban düzenlemelerini Anayasa Mahkemesi’ne götürmek dışında ne yapacak bilmiyoruz ama İstanbul Üniversitesi dün sivil sorumluluk zemininde önemli bir çıkış yapmıştır.

Üniversite Senatosu, türban yasağının anayasa değişikliği yoluyla aşılmak istenmesinin laikliğe ve anayasaya aykırı olduğunu belirterek iktidarı uyardı.

Askerin pasif izleyici konumu demokrasimizin yaşamsal bir sınavı başarı ile atlatarak sınıf değiştirmesine ve tehlikeler karşısında bağışıklığının artmasına yardımcı olabilir.

Bunun birinci şartı, demokratik cumhuriyeti koruma sorumluluğunu askere yıktıkları için özgürlük alanında ayakları yerden kesilmiş olan aydınların nöbet yerlerine dönmeleri...

İkinci şartı da yüksek yargının yakında yüz yüze geleceği görülen tarihi sorumluluğa kendini tam olarak hazır hale getirmesidir.

Türkiye bu badireyi sivil kurumları ile aşmayı başarmak zorunda.

*****

Davetli katliam

Kültür başkenti İstanbulumuz dün yine ağır bir ilkellik ceremesi ödedi.

Davutpaşa’da, itfaiye araçlarının bile giremeyeceği kadar düzensiz sanayi bölgesinde ruhsatsız bir havai fişek fabrikası patladı, havaya uçtu. Saat 18’de ölü sayısı 20 idi.

Böylesine tehlikeli bir işyerini yoğun yerleşimin içine kim koymuş, varlığına kimler göz yummuş? Ara ki bulasın...

Türkiye acayip ölümler ülkesidir. İşte mutlu olayları kutlamak için kullandığımız malzeme facia doğurmuştur.

Ölenlerin çoğu, kızıl alevleri yakından seyretmenin merakına kurban gitmiştir.

Cehalet, ilkellik, sorumsuzluk yarışıyor. Ama farketmez. Çünkü 1993 yılındaki Ümraniye Çöplüğü altındaki gazların sıkışmasından doğan patlama ile 40 kayıp vermiş bu kentin kötü şöhretini daha kötüye ne çıkarabilir?

Benzer bir olay üç yıl önce Ümraniye’de olmuş, maytap deposundaki patlamada 6 kişi ölmüştü. Depo sahibi 5 yıl hapis yedi, 22 ay yattı, çıktı.

Dünkü katliam bir kaza değildi. Davetli geldi.

Hayatın talep ettiği disiplinle maytap geçen toplumlar işte böyle orasından burasından patlarlar!

DİĞER YENİ YAZILAR