Orgeneral Büyükanıt’ın konuşmasını ilk duyduğumda şaşırdım.
Komutan’ın toplumdaki beklentiyi hissettiği fark ediliyor. Bunu anlamak mümkün.
Ama o “hap gibi” konuşma üstündeki yükü kaldırdı mı?
Buna tatmin edici bir cevap bulamadığım için VATAN’ın internet sitesinden gelen soruya dün sabah “Öptü mü, ısırdı mı; anlamadım!” diye cevap verdim.
Sonra daha boyutlu düşündüm.
Silâhlı Kuvvetler’in türban yasağını kaldırmaya dönük gelişmeleri kaygıyla izlediğini herkes biliyor. Aynı kaygıyı paylaşan kesimler de askerin bu meseleye ne kadar ağırlık koyacağını merak ediyor.
Büyükanıt geçen hafta Londra’da bu soruya muhatap oldu.
“Yurt dışında iç meseleleri konuşmam” diye atlattı.
Dönüşte daha fazla susamayacağını görerek olmalı, dün mesajını ancak geriye dönüp arayacak olanların bulabilecekleri ölçülü bir açıklamada bulundu:
“Gündemde türban konusu var. Toplumun bütün katmanlarında bu konuda askerin düşüncesini bilmeyen yok. Bir şey söylememiz malûmun ilânı olur. Malûmun ilânına gerek yok. O yüzden bir şey söylemeyeceğim.”
Komutan Silâhlı Kuvvetler’i türban tartışmalarının ortasına atmaktan sakınarak doğru bir tercih yapmıştır aslında. Çünkü laik rejime yönelik ciddi bir tehlike mevcut olsa bile demokratik hukuk devleti çalışıyor.
Meclis çoğunluğu yolundan dönmese bile yargı denetimi işleyecek, belki Anayasa Mahkemesi düzenlemeyi iptal edecektir.
Sert tonda bir uyarı, yalnız siyasete değil yargıya da müdahale anlamına çekileceği için bu durum ordu aleyhtarı kampanyalar için tetikte bekleyen çevrelerin ekmeğine yağ sürerdi.
Ayrıca bilen de biliyor ki Büyükanıt “bir şey söylemeyeceğim” demesine rağmen “malûmun ilânı” hatırlatması ile 27 Nisan bildirisine gönderme yapmıştır.
O bildiride Türk Silâhlı Kuvvetleri’nin laiklik konusunda taraf olduğu ve yasalardan kaynaklanan sorumluluğunu yerine getirmeye kararlı olduğu ilân edilmişti.
Büyükanıt tekrar hatırlatmasa da muhatapları bu uyarıyı unutmuş olamaz!
Kadınlarla uğraşan adamlar!
Yıllardan beri İslâm dünyasının tek demokrasisi olmakla övünüyorduk.
Bugün o onur verici farkımızın temeli olan laikliği tahrip etmekle meşgulüz. Ve bu büyük suçu işlerken düştüğümüz komik durumlardan hiç utanmıyoruz!
Ekonomi kötü sinyaller verirken, işsizlik artarken, ordu Kuzey Irak’ta ihanetle savaşırken koca koca adamlar, son yılların en huzurlu dönemini yaşayan üniversiteleri cehenneme çevirecek kaprislerini tatmin etmek için gece yarılarına kadar çalışıyorlar.
Meclis Anayasa Komisyonu Başkanı Burhan Kuzu dün pek önemli (!) bir açıklama yaptı:
“Türban nerede başlar, baş örtüsü nerede başlar, iğne, çengel... Bunlar daha sonra çıkarılacak yönetmelikle belirlenecek. Ondan sonra da bağlama şekli belli olacak!”
Anayasa Mahkemesi 1989 tarihli kararında türbanı laiklikle ilişkili gördü ya; şimdi türbanın laik versiyonunu icat etmeye uğraşıyorlar!
Kadınların nasıl örtüneceğine adamlar karar verecek.
Bu aptallık bile, olayın tamamiyle din sömürüsüne dayandığını ispatlamaya yeter! Türban gerçekten bireysel hak sorunu olsaydı kararları kadınlar verirdi.
Anayasa değişikliği referanduma gidecek olursa sadece kadınlar oy kullanmalıdır.
Hayalleri, kadınları kapatıp eve hapsetmek olan Milli Görüş erkeklerinin kadınlara kişilik ve özgürlük kazandıracak bir gelişmeye hizmet etmesi düşünülemez.
Kadınlar türbana referandum istemeli ve kaderlerini din cambazı erkeklerin elinden kurtarmalıdır.
Son pişmanlık fayda vermez.
Bir Atatürk daha gelmez!

