Coşkusuz yaş günü

5 Şubat 2009

Türkiye bir çelişkiler lunaparkına benziyor. Çoğu zaman korkutucu ama eğlendirdiği de oluyor...Meselâ dün laiklik ilkesinin Anayasa’ya girişinin 72’nci yıldönümü idi.Laikliğin havai fişeklerle kutlanacağını beklemiyorduk.Ne de olsa ülkenin yönetimi henüz birkaç ay önce laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğu gerekçesiyle mahkûm edilmiş bir partinin ellerinde...Anayasa Mahkemesi bu mahkûmiyet kararını burun farkı ile değil 1’e karşı 10 üyenin oyu ile oluşturmuştur.Ama buna rağmen korkmaya gerek yok. Çünkü laikliğe “iyi ki doğdun” anlamında kutlama söylev ve eylemleri, laikliğe karşıtlıktan hükümlü partinin başı olan Başbakan’dan da gelmiştir, oy için kara çarşafa sarılıp son olarak Kuran kursları açmaya heveslenen CHP’den de...Keşke bu haberlerin uyandırdığı tebessümler, güven duygusunun verdiği mutluluktan doğuyor olsaydı. Yazık ki değil; ağlanacak halimize gülüyoruz; o kadar!Başbakan adına dün yayınlanan mesajda millet olarak sorumluluğumuzun “laikliği ayrıştırıcı değil, birleştirici bir ilke olarak gelecek nesillere taşımak” olduğu ifade edildi.Sessiz ve derindenDevamlı olarak “Laikliği yeniden tarif edelim” diyen AKP inadından vazgeçti mi ki birleşebilelim? Hayır... Başbakan “Biz laikliği nasıl anlıyorsak birleşme orada olacak” demek istiyor.Halbuki Anayasa Mahkemesi hükmünden sonra AKP’nin laiklik üstüne ahkâm kesme hakkı kalmamıştır. Akıl verme yeterliliğine ve temizliğine sahip değildir bu konuda.Laikliği gündelik tartışmaların üstünde (yani dışında) tutmalıymışız..Evet bunu istiyor çünkü laikliği kendi tarifine göre uygulayacak zihniyette insanlarla devlet kadrolarını doldurmuştur. Operasyon neredeyse bitmiştir.O yüzden artık tartışma gürültü istemiyorlar.Çünkü değişim ve dönüşüm sessiz ve derinden ilerliyor!AKP’nin istediği anayasayı yazan Prof. Ergun Özbudun “Atatürk Araştırma Merkezi”nin çıkardığı 1999 yılı basımı “Din ve Laiklik” kitabına verdiği makalede şöyle demiş:Özbudun öğretsin!“Laiklik, Türk inkılâbının temel hedefi olan çağdaşlaşmanın vazgeçilmez şartıdır. Laiklik olmadan ne akılcı yaklaşımın varlığından söz edilebilir ne de çağdaşlaşma hedefine ulaşılabilmesi mümkün olur. Çağdaş toplum laik toplumdur!” Özbudun o yazıda görkemli Osmanlı İmparatorluğu’nu batıran sebebin din kuralarına bağlı devlet olduğunu belirtmiş.Tekke ve zaviyelerin kapatılmasını, tarikatların lağvolunmasını ibadet hürriyetine aykırı görmemek gerektiğini savunmuş.Özbudun herhalde fikrini değiştirmemiştir. Ama iktidarla iletişimi olan bir bilim adamı olarak bu görüşlerinden AKP’yi yararlandırması görevidir.Çünkü Tayyip Erdoğan laiklik ilkesini sıradanlaştırma inadından vazgeçmiyor. Dünkü mesajında yine laikliği “cumhuriyetin birbirini tamamlayan temel niteliklerinden biri” olarak saymıştır.Laiklik zedelendiği zaman geride hiçbir şey kalmayacağı gerçeğini gizlemiştir!

Devamını Oku

Sürpriz parti

5 Şubat 2009

Katılım töreninde CHP rozeti takan çarşaflı kadınlar üstüne yazılmış güzellemeleri hatırlayın...Genel Başkan Deniz Baykal “çarşaflıları yargılamamak ve onları blok halinde itmemek” gerektiğini söylerken Genel Sekreter Önder Sav “Oy verecek insanlara CHP’nin kapısını kapatamayacaklarını” döktürüyordu.“Açılım” diye adlandırılan bu “karşı devrim” girişimine karşı koymaya çalışanlar “CHP’yi güdük bırakarak AKP iktidarının sürekliliğine hizmet eden dar görüşlüler” diye yerin dibine batırılıyordu.Ne oldu dün?Çarşaflı kadınlar CHP rozetlerini çıkarıp attılar, ağızlarına geleni söylediler ve çekip gittiler. Çünkü kendilerini CHP’ye kayıt ettiren “ağa”larına verilen “Eyüp Belediye Başkanlığı seçiminde adayımız olacaksın” sözü yerine getirilmemişti.Gördünüz mü, Atatürk yine haklı çıktı.Onun öğüdünü herkes unutabilir de CHP’nin unutması, kurumsal hafızasının ve kurucusuna bağlılığının bu kadar zayıf olması kabul edilemez.Laikliğin din düşmanlığı olduğunu söyleyenler, dini geçim kapısı görenlerdir aslında. Çünkü dinin ve inancın temiz kalması için en önemli sigorta laikliktir.Atatürk’ün şu sözünü kimse unutmamalı:“Din simsarlığına müsaade edilmemelidir. Dinden maddi menfaat temin edenler iğrenç kimselerdir.” Tutulacak yanları yokO katılım, din duygularını siyasi amaçlarla sömürmenin, ileride çok pahalıya mal olacak ayıplı bir denemesiydi.“Haydan gelen huya gider” derler, çok kısa zamanda maskeler düştü ve menfaate dayalı alışverişin çirkinliği ortaya çıktı.İki tarafın da öbürüne üstün tutulacak bir erdemi yok maalesef. Al birini vur birine...Çünkü bir taraf Eyüp’te belediye başkanı adayı olacağı sözünü almış, öbür taraf da oyları bir ağanın rehininde olan “7 bin kişilik bir seçmen sürüsü”nü rakip partiye kaptırmamış, kendi kapmıştır!.Türbanlı veya çarşaflı kadınların oylarını CHP’ye vermelerine herhangi bir engel bulunmuyordu. Bundan sonra da olmayacaktır.Ama bu olay önemli bir çözülmeye işaret ediyor. AKP zaten dini referans alarak ve özellikle de türban üstünden siyaset yapıyor. AKP’nin din yanında yoksulluğu da istismar etmesi CHP’yi komplekse sokmuş, eziklik ve ihtiras, altı oklu partiyi türbanı aşıp çarşaf savunuculuğuna zıplatmıştır.Tarikat mı parti mi?Dindarlık masumdur ama dincilik değil. İkincisi girdiği bünyeyi teslim alır ve nerede duracağını tahmin bile edemezsiniz.Bunu görmek için bir gün bile beklemedik.İlâhi bir mesaj gibi... Çarşaflı kadınların rozetleri çıkarıp attıkları gün CHP Kocaeli Belediye Başkan adayı Sefa Sirmen CHP’nin cumhuriyetçiliğine indirilmiş son ağır darbeyi şöyle açıkladı:“Her mahalleye bir mahalle evi açacağız. Belediyeler nasıl bilgisayar ve İngilizce kursu açıyorsa Kuran kursları da açacağız!” Genel Başkan Baykal da Ankara’dan onay verdi:“Doğru ve yararlı bir projedir!” CHP siyasi rakibi olan AKP’yi sollayıp tarikatlarla mı rekabete girmeye karar verdi?Diyanet’in görevlerini üstlenmeye mi niyetlendi?Siyasi parti olmaktan bıkıp “sürpriz parti” haline mi dönüştü?Çarşaf ve Kuran kursundan sonra sırada hangi sürpriz var?Saltanatın ve halifeliğin ihyasına ilişkin hamle için çok bekleyecek miyiz!

Devamını Oku

Etraf berbat!

3 Şubat 2009

Türkiye’nin iki kutup arasında sıkışarak bunaldığı günler yaşayacağız; görülüyor..İktidarın cumhuriyet değerlerine, ülke aydınlarının da kolay tahrik olan halk yığınlarına dikkatle sahip çıkmaları gerekiyor.Başbakan Erdoğan’ın Davos patlaması İslâm toplumlarında beklenen yansımaları buldu ama Batı’da kopmasından korktuğumuz kıyamet hemen yaşanmadı.Bunun Türkiye’yi gözden çıkarmak istemeyen Batılı duyarlılığın bilinçli bir tedbiri mi olduğunu merak ederken gerçeğe ışık tutabilecek bir açıklama dün Can Dündar’dan geldi.Gecikme nedeniBaşbakan’ın konuşmasını biz kendi ağzından dinledik. Ama dünya İngilizce tercümeden öğrendi.Bu karşılaştırmayı Can Dündar yapmış. Tercümanın “ya telâştan veya diplomatik bir skandala engel olmak için bazı sert sözleri atladığını veya dozunu düşürdüğünü” tahmin ediyor.Mesela Erdoğan’ın Peres’e yönelttiği “Sesin yüksek çıkıyor” sözü “Çok güçlü bir sesiniz var” diye çevrilmiş. “Siz insan öldürmeyi iyi bilirsiniz” sözleri hiç tercüme edilmemiş.Batı medyasındaki ilk ağır eleştiri Wall Street Journal gazetesinde ancak dün çıktı. Gecikmenin nedeni buysa önümüzdeki günlerde hoşumuza gitmeyen çok yorum okuyacağız demektir.Wall Street Journal başyazısında Erdoğan’ın tavrını, İbranice “Chutzpah” sözü ile niteledi. Bu kelime “saygısızlık, küstahlık, cüret” anlamında kullanılıyor. Yüksek uçuyorBaşbakan Erdoğan’ın bölgedeki tek dostlarının Amerika ve İsrail olduğunu unuttuğunu öne süren gazete şu tavsiyede bulundu:“Sakinleşince bir iç eleştiri yapması hiç fena olmaz!” Başbakan’ın dünkü meclis grubunda yaptığı konuşma bu gibi tavsiyeleri işitmesine imkân bırakmayan yüksekliklerde uçtuğunu düşündürüyordu.Kıdemli bir siyasetçi olan Kâmran İnan’ın dediği gibi AKP iktidarı baştan beri yüzünü Batı’ya çevirmiş ama ayakları Doğu’ya doğru giden bir politika izlemektedir.Ezilmiş Arap toplumlarının onun şahsında keşfettiği kahraman, bu rolü memnuniyetle kabul edecek bir iktidar tutkunu çıkarsa yandık demektir. Çünkü etraf berbat:İşte dün Arap dünyasının saygın gazetesi Dar El Hayat’ta çıkan yazı:“Osmanlı Devleti yeniden kurulmalı, Erdoğan halife ve padişah ilân edilmeli, tüm Müslüman dünyasının başına geçmeli!” Bu deli saçması önermenin şu anda kaç siyasetçinin ve kaç milyon insanın hayallerini süslediğini tahmin edebilmek zor değildir.AKP iktidarı takıyye kullanan dinci ideolojisi ile altı yılda Türkiye’yi aşırı rüzgârların ortasına getirdi. Ciddi bir alârm hali yaşıyoruz.Başbakan’ın kibri, akılcı önerilere de kendisini kapalı hale getirmiştir.Diplomatlara “monşer” demesi ve onlara nasıl iyi bir hariciyeci olunur, bunu öğretmeye kalkması, vahim bir tehlikenin habercisidir!

Devamını Oku

Kahraman!

2 Şubat 2009

Kontrolsüz güç, güç değildir.. Bu bir oto lâstiği firmasının reklâm sloganıdır.Ama keşke siyasi karar vericiler bu sözü çerçeveletip başlarını her kaldırdıklarında görecekleri bir yere assalar!Ezilmiş Müslüman halklar, Başbakan Erdoğan’ın Davos patlaması sayesinde bir “kahraman”a kavuştular.Kavuşsunlar; o önemli değildir.Önemli olan Erdoğan’ın bu rolünü sevip sevmeyeceği ve kahraman kimliğini korumak için muhatap olacağı yeni talepleri nereye kadar karşılamaya razı olacağıdır.Orta Doğu Arapları daha önce Nasır’ı ve Saddam’ı yüceltmişlerdi.Türkiye’nin mazlum halklara sunduğu kahraman modeli Atatürk’tür. Onların kahramanlığı gücünü nefretten ve aşağılanma kompleksinden, Atatürk’ün kahramanlığı ise özgüven ve akılcılıktan alır.AKP’nin altı yıllık iktidarı döneminde Türkiye’nin yaşadığı değişim ümit değil tedirginlik uyandırıyor. Din ve ırk milliyetçiliğinin kabarması (Erdoğan’ın siyasete kazandırdığı sokak deyimi ile) AKP’yi gaza getirebilir!Sistematik bir sinsilik AKP döneminde Atatürkçü düşünceyi eritmeye çalışmıştır.Bu çabalar dıştan da destek görmüştür.Önceki gün “Her Açıdan” adlı TV tartışma programına katılan Hudson Enstitüsü Avrasya uzmanı Zeyno Baran bir toplantıda Müslüman bir Türk kadını olarak Atatürk’e çok şey borçlu olduğunu söylediği için Amerikalı Müslümanlar ile Avrupalı liberallerden ne kadar çok tepki aldığını anlatıyordu.“Nasıl olur da Atatürk’le ilgili olumlu şeyler söylersin” diye topa tutmuşlar!Ezilmiş Müslüman toplumlara Atatürk devrimlerinin değerleriyle yücelmiş Türkiye rol modeli olabilirse herkes kazanır.Ama Erdoğan şu anda örneğin İran ve Gazze’den aldığı güce tutku ile bağımlı hale gelirse işte o zaman başımıza gelecek var demektir.Çünkü öyle bir durumda Erdoğan gücünü yönetmez, gücün esiri durumuna düşeceği için güç onu yönetmeye başlar.Arap halklarının özlemini duyduğu kahraman olmaya heves ederse ülkeye ve tabii kendine de zarar verir.Türkiye’de şu anda tutarlı ve etkili bir siyasi muhalefetin bulunmaması tehlikeyi artırıyor.CHP de, MHP de Başbakan’ın Davos’taki çıkışına destek verdi. Destekleri samimi değildir. “Davos iç politika malzemesi yapılmasın” diyorlar ama kendileri de o desteği, seçmen yığınlarına ters düşmemek için veriyorlar. Aslında herkes 29 Mart’taki sandığa oynuyor.Bu muhalefet ile rejim, freni tutmayan bir araca dönmüştür.Yükümüz de o kadar çok ki, Allah kazadan korusun!*****Enkazdaki kokularDavos’taki parlama Türkiye’nin bütün sorunlarını gündemden uzaklaştırdı. Unutturdu...Ama iktidar mensupları ihmalden ve cehaletten doğan kazalara bile “Takdiri İlâhi” diyorlar ya; sanki İlâhi güç en azından yolsuzlukların karambola getirilmesine izin vermiyor.Önceki gün Bolu’da meydana gelen helikopter kazası, Sağlık Bakanlığı tarafından açılan “Hava Ambulans İhalesi”nde gözden kaçırılmış bir “Çapanoğlu”nun gündeme gelmesine sebep oldu.İhale 17 helikopter için açılmış, altı şirket şartname almıştı. Bakanlık son anda şartnamede değişiklik yapınca katılımcılar yasal hak olarak ihalenin 20 gün ertelenmesini talep ettiler. Ama talepleri kabul edilmedi.Kazaya uğrayan helikopter, işte bu aceleye getirilmiş ihalenin ürünüdür.Hayatını yitiren iki pilot, acaba hangi haramzadelerin günahını ödedi?Arayan olursa öğreniriz!

Devamını Oku

Davos şerrinden hayır çıkabilir...

31 Ocak 2009

Emekli Büyükelçi Özdem Sanberk’in teşhisi, açılan yeni bir fırsat penceresinin de habercisidir.Sanberk’e göre Türkiye’nin bölgede ve Arap ülkeleri katında kazandığı nüfuz İsrail’le iyi ilişkilerinden kaynaklanıyordu.Davos’ta yaşanan olay Türkiye’nin İsrail üzerindeki etkisini azaltacaktır.Doğru ama şu da doğru:Kompleksli Arap halklarının yüreğini serinleten parlaması Erdoğan’ın da Hamas üstündeki etkileme gücünü olağanüstü ölçüde arttırmıştır.Eğer bu avantaj kullanılabilirse “her şerden bir hayır doğar” atasözünün doğruluğu bir kez daha kanıtlanacaktır.İtibarlı İngiliz gazetesi The Times dün önemli bir haber verdi:AB, BM, Rusya ve ABD’den oluşan dörtlünün Ortadoğu Özel Temsilcisi olan eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, barışın anahtarının Hamas olduğunu ortaya koymuştur. Açıkça şunu diyor:“Ben kesinlikle Hamas’ın barış sürecine dahil edilmesi için bir yol bulunmasının önemli olduğunu düşünüyorum.” Dediğini kendi yapabilirTony Blair’i yetkilendiren dörtlü dünyanın kaderine hükmediyor ve onlar Hamas’ı terörist kabul ediyor.Terörist masaya çağırılmaz.Blair “Hamas’sız olmaz” dediğine göre bu yol nasıl açılacak?Tabii ki Hamas örgütü şiddete son verdiğini ilân edecek ve İsrail’e hayat hakkı tanımamak üstüne kurulu kimliğinden, inadından vazgeçecek!Başbakan Erdoğan aynı tezi hatırlanacağı gibi epeydir savunuyor. Gazze’deki katliam sürerken İsrail’in seçimle gelmiş Hamas milletvekillerini hapse atmasını eleştirmiş, seçim sonuçlarına saygı gösterilmesi gerektiğini söylemiş ve şu çağrıyı yapmıştı:“Köşeye sıkıştırdıkça aşırılık gelişir. Hamas radikal diyorlar, merkeze çekelim!” Bunu şu anda Tayyip Erdoğan’dan daha etkili biçimde isteyebilecek güçte başka bir siyasetçi bulunmuyor.Erdoğan Davos’tan önce böyle bir misyonu yüklenemezdi ama Davos’ta yaşanan rezaletin kendisine ezilmiş Arap halkları katında giydirdiği zafer tacı, onu bu görevin rakipsiz adayı yapmıştır.Ermenileri durdurabilirizBaşbakan Erdoğan Gazze’de kurtarıcı gibi selamlanırken Hamas’ı uzaktan yöneten Tahran rejimi tarafından da övgülerle göklere çıkartılıyor.Bu görüntünün dünyada Türkiye’ye sağlayacağı itibar, getireceği riskler yanında devede kulak kalır.Fakat artık olan olmuştur ve bu bedel ödenecektir.Erdoğan Türkiye’nin tarafsız gücünü ziyan etmiş olmakla birlikte barışın anahtarı olan Hamas’ı meşru bir muhatap hale getirecek ikna gücünü elde etmiştir.Bu güç belediye seçimlerini kazanmak için seçim meydanlarında ziyan edilmemeli, tez elden hedefine yöneltilmelidir.Buradaki başarı, yalnız barış şansını arttırmakla kalmayacak, İsrail’i etkileme gücünde uğradığı kaybı da Türkiye’ye yeniden kazandıracaktır. Hızlı hareket edersek Davos’taki rezaleti soykırım yasasını Amerikan Kongresi’nden geçirmenin fırsatı olarak kullanmaya çalışan Ermenilerin oyununu da bozabiliriz.

Devamını Oku

Tehlikeli oyun!

30 Ocak 2009

Olan oldu, şimdi öfkenin akıl dışı etkilerine karşı korunmanın çarelerini arıyor iki taraf da...Türkiye büyük ülkedir. Onun vazgeçilmezliği, kusurlarının görmezden gelinmesini kolaylaştırıyor.İsrail Cumhurbaşkanı Peres, bunu bilinçle yapan devlet adamlarının başında gelir. Orta Doğu barışa kavuştuğu zaman Türkiye’nin bölgede ve dünyada büyüyecek rolü ve etkinliği konusunda bizi en çok gururlandıracak öngörülere o sahiptir. Kitabına da geçirmiştir görüşünü..Tatsız olaydan sonra Başbakan Erdoğan’a telefon edip üzüntüsünü belirtmesi ve “Türkiye ile kavga istemiyoruz” demesi, sadece diplomatik bir inceliğin sonucu değildir.Aynı şekilde Tayyip Erdoğan da “İsrail halkını ve Cumhurbaşkanı Peres’i hedef almadım” diyerek sorumlu bir manevrayı gerçekleştirmiştir.Zaten hiçbir başbakan “İnceldiği yerden kopsun” diyemez. Ermeni lobisinin soykırım tasarısını Amerikan Kongresi’nden geçirmek üzere pusuda beklediğini bilmek bile başlı başına bir sebeptir.Türkiye ile Ermenistan arasında sürdürülen üst düzey temaslara Amerika’daki Ermeni diasporası köpürüyor.Çünkü Amerika’daki Ermeniler, bu yıl en elverişli fırsatı yakaladıklarına, Başbakan Erdoğan’ın kendilerine gollük bir pas verdiğine inanıyorlar.AKP iktidarına tepki göstermek uğruna Yahudi lobisi bu defa Ermeni girişimini göğüslememeyi ve soykırım yasasının Kongreden geçişini seyretmeyi seçebilir mi?The Economist dergisi bu tehlikenin var olduğunu yazdı dün!Şüphe davet ediyor..Bir toplumu dış sorunlar üstünden kışkırtarak başka bir kültür ve sistem kulvarına taşımak, göze alınabilecek en ağır demokrasi suçudur.Başbakan’ın Davos’ta gösterdiği tepkinin özüne itiraz edilemez ama dozuna şüphe ile bakıyorum. Bu çapta bir diplomatik rezaleti açıklayacak kadar ağır bir saldırı var mıydı; konuşmaları yeniden okuduğunuz zaman tereddütte kalıyorsunuz.Sonra Davos’tan dönüş için kullanılan uçağı ve karşılamada gerçekleşen mitingi o kadar çok bayrak ve insanla birkaç saat içinde hazır etmenin zorluğunu düşünüp “Acaba her şey senaryo muydu?” diye soruyorsunuz.Eğer öyleyse operasyon başarıya ulaşmıştır. Davos fatihi, zaferin çizmelerine bulaşmış altın tozları ile dün İstanbul’da seçim kampanyasını açmıştır!Ne işimiz vardı orada?Neyse.. Amerika’ya ve Batı kampına karşı Türk halkında birikmiş bir güvensizlik ve devamlı artan bir sevgisizlik vardır.Bunu herhangi bir parti sömürebilir ama iktidar sorumluluğu taşıyan bir parti bundan sakınmak zorundadır.Çünkü o istismar, devlet politikalarında kendini göstermeye başladığı andan itibaren daha tahripkâr hale gelir.Bakın birkaç yıldır “Ilımlı İslâm” diye nitelenen Türkiye, Avrupa ile değil artık Suriye-İran-Hamas üçlüsü içinde anılmaya başlamıştır.Orta Doğu’da cihat liderliğine soyunmak bizim işimiz mi?Tehlike göz göre göre geldi. Türkiye Başbakanı’nın Gazze tartışmasında hiçbir işi yoktu.Haydi hata yapıp gitti diyelim; El Fetih’i dışlayıp Filistin’i Hamas’tan ibaret sayan inadına ne demeli?.Başbakan rotasını ve öfkesini kontrol altına almalı...

Devamını Oku

Nereye !..

30 Ocak 2009

Başbakan’ın öfkesi Davos’ta diplomatik bir skandala yol açtı.Uluslararası bir zeminde Türkiye hiç bir zaman diplomatik teamüllere bu kadar ters bir duruma düşmemişti.Dünya Ekonomik Forumu’nda dün akşam Gazze sorununu tartışmak için İsrail Cumhurbaşkanı, BM Genel Sekreteri ve Arap Birliği Genel Sekreteri ile bir araya gelen Erdoğan eleştiri dozu yüksek bir konuşma yaptı.İsrail Cumhurbaşkanı Peres de cevaplarını Erdoğan’ın yönelttiği eleştiriler üstüne kurdu. İsrail’in yaşama hakkına saygı göstermeyen Hamas’ın terör örgütü olduğunu, savaşı hep onların başlattığını öne sürdü.Perez’in sözleri salondan uzun uzun alkış alınca kıyamet koptu.Başbakan’ın kapıldığı öfke uluslararası bir münazarada T.C. Başbakanı’nın bir Türk olarak yanında olmak görevini yerine getirmeye imkân bırakmayacak kadar ölçüsüz oldu.Bir devlet başkanına “Öldürmeyi siz iyi bilirsiniz” diye parlamanın, izleyicileri “O çocukları öldürenleri alkışlamak da insanlık suçudur” diye paylamanın çözüme katkı mı sağlayacağını düşündü, merak ediyoruz.Gazze’deki faciaya tepki göstermek hakkıdır ama Başbakan duygusallığı yüzünden diyalog kurulması imkânsız bir amatör gibi davranmıştır.Cumhurbaşkanı Gül ve Dışişleri Bakanı Babacan bile Hamas destekçisi görünmekten sakınırken Başbakan’ın hangi kaygılarla Araplardan bile daha Hamasçı davrandığını anlamaya hepimizin ihtiyacı var.Türkiye Müslüman dünyasının içinde bir hizip mi olacak?Dünkü rezalet ülkemizin bölge meselelerindeki arabuluculuk rolüne zarar verdirmiştir.Öfkesi unutulmayacağı için uluslararası zeminde hiç bir eşiti kendisini muhatap almak istemeyecektir.Dün durumu düzeltmek amacıyla düzenlediği basın toplantısında “Uysal koyun değilim” dedi. Kimse ondan böyle bir şey istemiyor.Beklediğimiz sadece devlet adamı gibi davranmasıdır!*****Polis devletine iki tokat... Telekulak, halka yapılabilecek en ağır hakarettir.Polis devleti yöntemleri ile yıllardır hakarete uğruyoruz.Dün insan hakları bakımından önemli bir gündü.Anayasa Mahkemesi telekulakla ilgili iki başvuruyu ele aldı. Manisa mahkemesinin iptal talebini görüşmeyi kabul ederken eski Cumhurbaşkanı Sezer’in talebine uyarak Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) hakkındaki yasayı iptal etti.Hem de oybirliği ile!TİB Başkanı’nın Başbakan tarafından atanması yanlışının böylelikle yolu kesilmiş oldu. Hemen şu soru akla geliyor:Yanlışlığını oybirliği ile saptayacak kadar açık gördüğü bir tatbikatı durdurmak için Anayasa Mahkemesi niçin dört yıl bekledi?Mahkeme Başkanı cevaplasın!Peki telefonda korkmadan konuşabilir miyiz artık?Hayır.. Nihai karar çıkana kadar dikkatli olmak iyidir.Önemli bir soru da şu:Ergenekon davasında telefon dinlemelerine dayalı iddiaların çökmesi söz konusu olur mu?Hukukçular farklı düşünüyor ama önemli değil.Çünkü telefon dinleme ile elde edilen bilgilerin başka delillerle doğrulanması zaten gerekiyordu.Yüksek mahkemenin insan onurunu koruyan kararı Silivri’deki mahkemenin çabalarına zarar vermeyecektir!

Devamını Oku

Kaçmak kurtuluş mu?

28 Ocak 2009

Çağdaş demokrasinin seçime giren adaylara yüklediği borç vardır.Çıkarlar, kendilerini ve ne yapacaklarını anlatırlar.Söz konusu olan başkanlık seçimi ise rakipleriyle TV’de tartışırlar, bu yolla yarışırlar.Seçmenler de bu şekilde adaylar arasındaki farkı değerlendirerek sandığa giderler.Amerika’da başkan adaylarının çıktıkları “debate” denilen TV tartışmasından kaçmayı göze alabilecek bir siyasetçi hayal edilemez.Çünkü öyle biri siyaseten intihar etmiş sayılır.Tuhaflığa bakın ki rakiplerle aynı ekranda tartışmak AKP’de parti yasağı oldu!Orta boy bir Avrupa devleti büyüklüğündeki İstanbul’un belediye başkanlığı için yarışan Kadir Topbaş ile Kemal Kılıçdaroğlu’nu bir TV münazarasında izleme imkânı bulamayacağız.Olacak şey mi?Evet, Kılıçdaroğlu ile tartışan iki AKP yöneticisi mevkilerini kaybettiler. AKP de bu yüzden Kılıçdaroğlu ile TV’de karşı karşıya gelmeye tövbe etmiş durumda!Ama iktidar partisi bu şekilde kendisini savunduğunu sanıyorsa yanıldığı bilmelidir. Çünkü İstanbul halkı o tavrın ne anlama geldiğini takdir edecektir.Herkes anlayacaktır ki AKP halkın önünde CHP ile demokratik bir tartışmaya girmekten korkmaktadır. Kılıçdaroğlu’nun soracağı sorulara verecekleri cevap yoktur!İkna kapısı kapanmış rejim demokrasi olmaz. AKP cemaat disiplininden yararlanmak amacıyla kutuplaşmayı nereye kadar körükleyebilir?Son genel seçimde Başbakan ana muhalefet lideri ile TV tartışmasına çıkmaktan kaçmayı başardı. Cemaatçi anlayış bunu kabul etti.Ama o duvarda şimdi Deniz Feneri gibi büyük bir çatlak var. Muhafazakâr insanlar disiplinin soygun ve ahlâksızlıklar için kullanıldığını gördüler ve herhalde uyandılar.AKP, TV tartışmalarından kaçma kararını değiştirmelidir.Sadakaya muhtaç hale düşürülen insanlar bile seçimden seçime saygı görmeyi hak ediyorlar. Ve bu haklarını talep ediyorlar!*****Lâfı bırakın, çare bulun!Dışişleri Bakanı Babacan dün endişe uyandıran şeyler söyledi.Ermeni soykırımı yasasının önümüzdeki nisanda Amerikan Kongresi’nden geçirileceği haberine sanki kamuoyunu şimdiden hazırlıyor gibiydi.İyi bilindiği gibi Türkiye Ermeni diasporasının her yıl Kongre üstünde yarattığı baskıları Yahudi lobisinin yardımı ile etkisiz hale getiriyordu.Başbakan Erdoğan’ın Gazze’deki faciayı durdurmaya çalışırken Hamas’ı tutan bir görüntü vermesi, Türkiye’nin Yahudi lobisinden bu defa yardım alamayacağı yolunda endişeler doğmasına sebep oldu.Babacan dün bazı Yahudi kuruluşlarının 1915 olaylarını soykırım görmeye ve Türkiye’ye eskisi gibi destek vermemeye başladıklarını söyledi.Bu sözler, kötü bir gidişin habercisidir.Dışişleri Bakanı, İsviçre dağlarında tahmin yürüteceğine Amerika’ya gidip korkulan ihtimale karşı tedbir almalıdır.Yoksa sanılanın aksine soykırım tasarısının geçmesi iktidarı korkutmuyor mu?Öyle ya, nasıl olsa İsrail’i suçlamak, onların önemsediği komşulardan aferin almaya yetiyor!

Devamını Oku