Yenilginin verdiği acı bazen o yenilginin biçiminden doğan utanma duygusu yanında solda sıfır kalır.Düşünün.. İki yıl Jandarma İstihbarat Dairesi Başkanlığı’nı yürüten emekli Tuğgeneral Levent Ersöz “Ergenekon’un kara kutusu” yakıştırmasına sahip seçkin bir şüpheli olarak yakalanıp tutuklandı.Evinde, dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök’e ait telefon dinleme kayıtları da dahil çuval dolusu belge ve kanıt bulunduğuna dair haberler tabii hemen medyaya servis edildi.Sıradan insanlar kendilerini yok edecek suç delilleri ile altı ay boyunca beraber yaşama gafletine düşebilirler ama bir istihbaratçının böyle bir lüksü olamaz. Ölmekten beter rezilliktir bu.Adama “avanak ajan” derler.Bir çok kimse muhtemelen ona şimdi bu gözle bakıyordur. Çünkü emekli generalin “Özkök’ü dinleme CD’leri haberi de dahil tüm iddialar yalandır” diyen avukatını pek az insan duyacaktır.Yedi aydan beri ikinci iddianamenin yazılmasını bekleyenler var, ona sıra ne zaman gelir; Allah bilir!Gerçeği halkın büyük kesimi öğrenemeyecektir.Hayatının kararı...Emekli general tutuklandıktan sonra avukatı gazetecilere, yaşadığımız dönemin en temel eksiğini imdat çağrısı biçiminde şöyle ifade ediyordu:“Yasaların uygulanmasını istiyorum, başka bir şey istemiyorum!” Hukuk boşluğunda hüküm süren devlet terörü, artık hileyle bile örtülemez hale gelmiş görünüyor. AKP’nin kurucusu olan ve iki hükümetinde Başbakan Yardımcısı sorumluluğu taşıyan Abdüllatif Şener’in çektiği resim gerçek:“Susurluk dönemini hatırlayın; topyekün hepimiz çeteye karşıyız. Ama Ergenekon operasyonunu siyasetçisi, aydını, gazetesi, yargısı ile büyük bir kesim daha çok eleştiriyor. O zaman bir sorun var demektir.” Tabii ki sorun var..Hem de öylesine büyük bir sorun ki Abdüllatif Şener’e “Hükümetten ayrılmak, hayatımda yaptığım en doğru şeydir” dedirtiyor!“Ben de dinleniyorum. Dinlendiğimden adım gibi eminim. Bir sabah benim de kapımı çalabilirler mi? Burası Türkiye, herşey olur” diye endişe ediyor.Ama dikkat!... Tarihe karşı bu iktidarın vebaline ortak olmaktansa bir sabah evinden alınıp götürülme riskini daha katlanılabilir buluyor.Canlı bomba gibiDevlet yetkisi kullananlara karşı güven duygusunun kaybedilmiş olması bu iktidarın yarattığı zarardır.Soruşturmanın gizliliği ilkesinin paspas gibi çiğnenmesine gösterilen tepkisizlik Ergenekon’un siyasi bir dava olduğu şüphelerini sürekli arttırıyor.İktidarın propaganda tetikçisi görevi verdiği medya organlarını kullanma biçimi, AKP’nin seçim kazanmak ve devleti tümden ele geçirmek dışında pek az şeyi önemsediğini gösteriyor.Son zamanlarda aranan şüpheli evlerinde Başbakan’a yönelik suikast planları bulunması moda oldu. Nasıl iştir; böyle bir plan, unutulmaması gereken bir işi hatırlatan “post it” gibi orta yerde bırakılır mı?Yargının görevi bu davayı devleti çetelerden temizleme amacına yoğunlaşarak ve saptırma çabalarına karşı koyarak yürütmektir. Ama izin verilmiyor. İktidar kendi propaganda gücünü arttırmak amacıyla her türlü ahlâk ve yasa ihlâlini göze alıyor.Sahte hahamı ellerindeki özel TV’lerden birine çıkarabilirlerdi. Bunu yapmamışlar, bir kamu kurumu olan TRT’yi göz dağı vermek amacıyla kasten kullanmışlardır.İktidar artık yalnız muhaliflerini korkutmuyor, kendini de yok edecek eylemleri göze alabildiğini göstererek herkesi korkutuyor!
Ergenekon’un gözaltı ve tutuklamaları ile sahte hahamın şantaj ve suçlamaları uyum içinde dans ediyor.Yaşanan devlet terörü düne kadar “sıra kime gelecek” diye huzuru kaçan asker-sivil yönetici kadroları ve siyasete düşünce üretimi yoluyla katılan insanları korkutuyordu.Ama olay yavaş yavaş o çerçeveyi aşıyor. Fethullah Gülen hareketinin bu senaryoda etkin rol oynadığına dair şüpheler büyüyor.“Fethullah Hoca intikamını alıyor. İktidar da işine geldiği için frene basmıyor” teşhisine hak veren işaretler çoğalıyor.Devlet televizyonunun dört saat bir firariye tahsis edildiği dünyada görülmemiştir. Bu zamanı iftiralar ve şantajla değerlendiren sahte haham, devlete millete hizmet etmiş insanlardan esirgenen saygı ve anlayışın katmerlisi ile yüceltilmiştir.Gönderilmiş gibiGüney’in daha ilk dakikada uyandırdığı “Bu adamı hangi gizli servisler doldurdu acaba?” sorusuna cevap oluşturabilecek bir değerlendirme geldi dün.Tuncay Güney’i sorgulayan Emniyet Amiri Ahmet İhtiyaroğlu, savcının isterse çok yararlanacağı bir gözlemini şöyle aktardı:“Bu kadar çok şey bilen, bu kadar kolay anlatan ve bu kadar evrak bulunduran bir adam bana normal gelmedi. Anlattıklarına inanmıyorum. Sanki bize bazı şeyler anlatması için gönderilmiş!..” Sorgu sırasında Tuncay Güney, Fethullah Gülen örgütü ile bağlantı içinde olduğunu kabul etmiş, Hoca ile ilgili sorular karşısında da tedirgin olmuş ve terlemiş.Sorgucu Ahmet İhtiyaroğlu çok önemli bir tesbit yapıyor:“Bana, Fethullah Gülen oluşumu tarafından Ergenekon yapılanması içerisine yerleştirildiğini ve Ergenekon’un basın işlerinden sorumlu olduğunu söyledi!” Eski Türkiye değilÜrettiği fitne fesatla ülkenin altını üstüne getiren Güney’in sorgucu polis amirini de yanıltmış olması ihtimali az değildir ama Türkiye’nin sürüklendiği Ergenekon adlı sıtma nöbetindeki Fethullah Gülen etkisi hiç gözden kaçırılmamalıdır.Amerika’da yayınlanan Middle East Quarterly adlı düşünce dergisine yazdığı makalede Türkiye uzmanı Rachel Sharon Krespin şu tesbiti yaptı:“Türkiye artık AKP’nin yedi yıl önce devraldığı laik ve demokratik ülke değil.” Peki bu değişimin arkasında hangi güçler var?Türkiye uzmanı yazar şöyle tarif ediyor:“AKP’nin etkili siyasi makinesinin yanı sıra Gülen’in liderliğindeki tarikat!..” Ergenekon davası sürecini sahte hahamların, iddianameyi alkışlarla karşılayan sahte demokratların etki alanından kurtarmak gerekiyor.“Devletin yumuşak karnı burası” diye rejim muhaliflerine yargının üstüne gitmeleri için cesaret verilmemelidir.Bunun yolu, Ergenekon davasının hızlı ve etkili çalışan adil bir mahkeme bulmasıdır.Yargı ülkeyi kuşatan bu korku ve kutuplaşma havasını dağıtacak şekilde gücünü göstermelidir.Güven ve ümit geri gelmelidir!
Çarşamba gecesi bir kurumla beraber hukukun da paspas gibi çiğnendiğine tanıklık ettik.Arkadaşlar “Gaf mı, tezgâh mı?” diye başlık atmışlar.Sözü uzatmaya gerek yok; TRT-2’de bal gibi planlanmış bir yayıncılık ve insan hakları cinayeti işlendi!Gafı acemiler ve aptallar yaparlar.Ben TRT’de yönetim kurulu üyeliği yaptım. Kurumun habercilik geleneğini bilirim. Her iktidar kullanmak istemiştir TRT’yi ama hiçbiri belli bir çizginin altına düşürememiştir.Önceki gece izlediğimiz rezalet TRT’nin zaptedildiğini ilân eden hoyrat bir meydan okumaydı!Ergenekon soruşturmasını sömürmek isteyen siyasi ihtiras o günü propaganda taarruzu için seçmiş, TRT de kendisinden istenen rolü tam bir itaat ve teslimiyet içinde oynamıştı.Ergenekon davasının firardaki şüphelisi Tuncay Güney, sekiz yıl önce poliste doldurduğu bantlarla bütün gün TV kanallarında boy gösterdi.Tanık veya sanık gibi değil savcı edası içinde yığınla insanı çamurlara buladı.Dava hakkında mahkemece alınmış yayın yasağı kararı ve soruşturmanın gizliliği ilkesi nasıl böyle çiğneniyor diye merak ederken gece TRT-2’deki cinnet, göze alınan cüretin sınır tanımazlığını bize gösterdi.Bir gelenek öldürüldüAkşama kadar TV kanallarında onlarca kişiyi çete üyesi ilân eden sahte hahamı TRT Kanada’ya bağlanarak ve “Güney hakkındaki iddiaları yanıtlıyor” sunuşu ile tam dört saat konuşturdu.Gizli servislerin doldurduğu ve kullandığı ilk bakışta belli olan Güney’e TRT adına soru soran kişi devamlı “sayın” diye hitap ederek programın konuklarını da aynı saygılı çizgiye çekmeyi çok ustaca başardı.O bir mağdur mu yoksa iddiaları ve iftiraları ortaya atan kişi mi?Türkiye’ye gelip iddialarını kanıtlayacak yerde Atlantik’in öbür yanından kirli bombalar atarak ülkenin dengesini bozuyor. Ana muhalefet liderini deşifre olmamış ajan diye niteleyebiliyor.Ve bu insan hakları ve ahlâk ihlâllerine devlet televizyonu çanak tutuyor.Ne uğruna? Ergenekon davası AKP iktidarının kılıcı olarak muhalifleri korkutabilsin diye.TRT sahte hahamı, aranan bir şüpheli olarak değil saygıdeğer bir bilirkişi rolünde halkın karşısına çıkarmış, ona itibar etmiş, TRT geleneğini tahrip etmiştir.Kurulmuş fesat robotuYayıncılığa da hizmet etmemiştir bu dört saat.. Savcının iddianame yazarken yararlandığı suçlamalar, dedikodular tekrarlanıp durmuştur.TRT bu bağlantıyı kurduktan sonra soruları savcılardan birine sordursaydı davanın çözümüne katkı sağlanır, ayrıca karanlık bir adam çocuklarımıza kötü bir rol modeli olarak önerilip yüceltilmezdi.Savcının mektup yazarak sorduğu o 37 soru bu fırsatla sorulur, hem habercilik yapılır hem de Güney’in yabancı servisler tarafından doldurulmuş bir fesat robotu olduğu millete gösterilirdi.Ergenekon’daki son gelişmeler, bir suç örgütünün var olduğuna dair şüpheleri artırmıştır. Hukukun içinde kalmak ve bu davayı siyaset bezirgânlarının elinden kurtarmak şimdi daha önemli hale gelmiştir.Ama iktidarın TRT’yi kullanma biçimi davanın bütünü ile yargıya bırakılacağı umutlarını yok ediyor.Dileriz AKP önderleri bu gidişin kendilerine de taşıyamayacakları kadar suç ve günah yükleyeceğini geç kalmadan görürler!
Tuncay Güney’in 2001’de polise anlattıkları, Ergenekon davasının temelini oluşturmuştu.Bu görüntülü ifade zabıtları dün bir anda TV’lerde yayınlanmaya başladı.Genç bir adam, uyuşturucudan terör cinayetlerine ve siyasi komplolara kadar onlarca esrarengiz olayı ve karmaşık ilişkileri uzman edası içinde anlatıyordu.Sıradan insanların hafıza kapasitesini aşan bilgiler, pek çoğumuzun şarlatan diye baktığı bu adama ajan sıfatını daha fazla yakıştırıyordu.Kanada’da oturup Türkiye’de deprem yaratabilen Tuncay Güney’in bu bantları zaten Ergenekon iddianamesinin temeli olmuştu. Yani savcılar ve mahkeme yeni bir şey öğrenmeyecektir.O zaman yasaları ihlâl etmek pahasına bu bantları kamuoyuna açık hale getirmenin amacı nedir?Kendiliğinden oldu veya kurgulandı, hiç fark etmez... Tuncay Güney’in bantları mahkemenin gidişini ve sonucunu etkilemeyecektir ama toplumu etkileyecektir.Çünkü iktidarın niyet ve hevesleri, üretilen suçlamaların inandırıcı olmasını önledi. Halkta uyanan “fasa fiso” atmosferini toprağa gömülü cephaneliklerin açığa çıkarılması etkiler gibi oldu ama yine de hedeflenen kitle desteği sağlanamadı.Ve sonuçta sahte hahamın etkileyici ifadelerine halkı doğrudan muhatap kılmanın iyi bir fikir olacağı hesaplanmış olmalı ki, bant yayınının yolu açıldı.Yüze yakın kişinin, ağır suçlamalara hedef yapılarak hakları çiğneniyor, suç işleniyor. Ama bu durum, ülkeyi yöneten zihniyetin ölçülerinde önem taşımıyor.Siyasi komplolar ve cinayetler planlayan bir örgütle devlet arasında seçim yapmaya halkı mecbur bırakacak her tezgâh galiba sonuna kadar denenecektir.Halbuki biz, Gladyo kalıntısı son gruplar varsa eğer, bu fırsatı kullanarak temizlenip kurtulalım diye hayal kuruyoruz, adalet bir an önce tecelli etsin istiyoruz.Ama iktidara bu kadarı yetmiyor.İktidar Ergenekon’u, muhalifleri korkutabileceği bir zindan gibi uzun süre kullanmak istiyor.Gizli dinlemeler ve fişlemelerle kurduğu düzenin kendisine güç, topluma da itaat duygusu vereceğini zannediyor.Yanılgısından doğacak zarar, dileriz yalnız kendisi ile sınırlı kalır!*****İki tespit, bir uyarıBir tespit: İktidar kadrolaşmada kendi rekorunu Şanlıurfa’da kırmış bulunuyor.Vali bey, AKP belediye başkanı adayının belirleneceği temayül yoklamasına katılarak etkide bulunduğu için zarar gören adayların tepkisini çekti.İçişleri Bakanı ne der bu duruma bilemeyiz. Halkı asıl ilgilendirecek nokta kadrolaşmanın ulaştığı boyuttur.Vali Yusuf Yavaşcan iktidardan yana taraf olmayı aşmış, parti içinde hizip olmuştur. Yakında onu çok önemli görevlerde görebiliriz!İkinci tespit Prof. Yaşar Nuri Öztürk’ten geldi. Prof. Öztürk, Deniz Feneri olayının dinin kullanıldığı bir dolandırıcılık olduğunu böyle 30 tane olay yaşandığını, iki devlet bütçesi büyüklüğünde paranın “Allah ile kandıranlar” tarafından çalındığını anlattıktan sonra iktidarın Deniz Feneri’ni unutturmayı başardığını hatırlattı.Uyanmak gerekiyor..Ve uyarı: Yeniden asılan seçmen kütüklerindeki hataların sürdüğüne dair çok şikâyet geliyor. AKP dışındaki partiler yeteri kadar çalışmıyor. İlk askıda isimlerini görenler dahi tekrar kontrole gitmeliler.Çünkü ilk listede olduğu halde ikincide adı bulunmayan seçmenler var.Unutmayalım; son pişmanlık fayda vermiyor!
Silâhları kim koydu? Koyan, devletin içinde mi, dışında mı? Bunları ortaya çıkar. Ama silâh ayrı, öbürü ayrı.” Kargaşayı Baykal’ın bu sözleri iyi çerçeveliyor.CHP’ye göre Ergenekon bir siyasi davadır. Nazi Almanyası’na giden yolda parlamento yangını nasıl ülkenin aydınlarını tasfiye için kullanılmışsa Baykal’a göre Ergenekon’un kurgulanış amacı da aynıdır.Birçok saygın ismin toplanıp ite kaka götürülmesi kamu vicdanına azap vermişti.CHP lideri Baykal dün Genelkurmay Başkanı’nın Başbakan’la yaptığı görüşmenin ardından Ergenekon sürecinin “ciddi bir frenle durduğunu” öne sürdü.Güven duygusu...Amacı, gözaltına alınan emekli orgeneralleri Başbakan Erdoğan’ın bıraktırdığını söylemekti. Bunu söylemekle kalmadı, onların gözaltına alınma kararlarını da Başbakan’ın verdiğini iddia etti!Türkiye’de darbelerden memnun olacak bir kamuoyu yoktur.Ama devlete karşı komplo kurmanın hazırlığını yapmakla suçlanan örgüte ait olduğu söylenen silâh ve mühimmat gömüleri, tehdide karşı bir başarının memnuniyetini niçin yaratmıyor herkeste?Çünkü kurumlara güven yok olmuştur. Ve bu güven erimesi sebepsiz değildir.Düşünün: Ülkenin birçok saygın insanına yakıştırılmayan suçlamalarla girişilen gözaltına almalar toplumda infial yaratıyor. Sonra çete üyelerinin evlerinde bulunduğu söylenen krokilerden yola çıkarak gömülü cephanelikler bir anda bulunuyor.Güç gösterisi mi?Soruşturmanın gizliliği ilkesi, Ergenekon’un iktidar versiyonuna destek kazandıracak haberler için o kadar geçerli değil ki, devlet televizyonu kazılardan saatlerce naklen yayın yapıyor.Başbakan dün CHP liderine “Neden korkuyorsun, bu telâşın nedir?” diye tahrikte bulundu, “Lav silâhı, binlerce mermi, el bombaları.. Harbe mi gidiyoruz; nedir bu hal?” diye yerinde bir soru sordu ama ihtiyacı olan güven duygusunu yine yaratamadı.Yargı bağımsızlığına yönelik müdahalelerin yarattığı tepkiler ortada iken Adalet Bakanı Şahin’in dün Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu toplantısına katılıp başkanlık etmesi, gücünü kaba bir şekilde göstermek isteyen kompleksli iktidarlara özgü bir meydan okuma idi.Bakanın Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu’nu rahat bırakması bile tek başına Başbakan’ın gömülü silâhlardan sağlamaya çalıştığı siyasi faydanın fazlasını getirirdi.Sonra... Bunlar nasıl sözler:“Bu ülkede neler olmuş neler oluyor? Kim bilir belki bunlar işin başı. Daha neler gelecek? İnsanı bu düşündürüyor!” Korku ve endişe üreterek yolsuzluk ve yoksulluk sorunlarının örtüleceğini ve halkın daha kolay yönetileceğini zanneden bir siyaset anlayışına Türkiye teslim olmamalıdır.İhtiyacımız, yargıyı yönetme iddiasından arınmış bir iktidardır.Çetelerden kurtulmamız da buna bağlıdır!
Ergenekon kapsamındaki kazı çalışmaları yeni bir cephaneliği daha ortaya çıkardı.Haber dün akşam bir umut parlaması biçiminde duyuldu.Özel Harekâtçı İbrahim Şahin’de ele geçirilen kroki yardımıyla ulaşılan cephanelik soruşturmada önemli bir dönemecin işareti idi.Dünkü kazıda elde edilen silâh ve cephanenin Şahin’le bir ilgisi yoktur.Bağımsız hücreler biçiminde yapılanmış bir örgütün varlığını işaret eden bu kanıt, güvenlik güçlerini bakalım nereye kadar götürecek?Ankara’nın Yenikent semtinde gömülü bulunan lav silâhları, roketatarlar ve patlayıcılar Ergenekon’un, Susurluk kalıntılarından ibaret küçük ve basit bir yapı olmadığını düşündürüyor.Tehlikeli bir suç örgütünün varlığından şüphelenmemiz için daha çok sebep var artık.Ciddi bir tehdit netleşmeye başladığına göre onu deşifre edip suçlularını yakalamak da daha ciddi davranışlar talep edecektir.Bu aşamadan sonra Ergenekon soruşturmasını siyasi rekabetin malzemesi olarak kullanmaktan hassasiyetle sakınmak gerekecektir.Şahin’in özel durumu...“Dananın kuyruğu kopuyor” diyemeyiz.Bir yerinden yakalandığını ümit edebilmek için ikinci cephanelik haklı bir sebeptir.Şimdi bilgi kirliliğine karşı daha duyarlı olmamız gerekecektir.Önceki gün tutuklanan Özel Harekâtçı İbrahim Şahin savcılıktaki ifadesinde “Devlet beni 3 ay önce göreve çağırdı. İki general ‘Seni terörle mücadele için oluşturulacak yeni yapının müsteşarlığına getireceğiz’ dediler” içeriğinde bir ifade kullandı. Bu ifade haber olunca Genelkurmay Başkanlığı dün hemen Şahin’i yalanladı.Genellikle yalanlamalar şüpheyle karşılanır ama Özel Harekâtçı Şahin’in özel durumu var: Şahin bir Susurluk hükümlüsüdür.Silâhlı çetenin yöneticiliğini yapmak suçundan 6 yıl hapis cezasına ve ömür boyu kamu hizmetinden yasaklanmasına hüküm giymişti.Geçirdiği trafik kazası sonucu duyma ve hafıza sorunu yaşadığı gerekçesiyle dönemin Cumhurbaşkanı Sezer af yetkisini kullandı ama o af, kalan hapis cezası ile ilgiliydi.Sorguda bir mucize oldu ve Şahin’in hafızası pırıl pırıl geri geldi diyelim, peki hakkında “ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklanması”na dair bir hüküm var; o ne olacak?Bu engeli Genelkurmay Başkanlığı’nın bilmemesi mümkün değildir.Polis devletine gidiş...Ergenekon kördüğümünü daha da çözümsüz hale getirecek etkilerden başta yargıyı ve kamuoyunu korumak lâzım.“Ergenekon’un kara kutusu benim, bensiz bir şey çözemezler. İntikam alacağım var, ölene kadar bu oyunu sürdüreceğim” diyen sahte haham Tuncay Güney’in iddialarına tanınan kredi, zaten başlı başına bir hukuk rezaletidir.Bu adamın yaratacağı şantaj ve iftira terörüne yeni unsurlar eklemenin iyi niyetli bir açıklaması olamaz.İkinci cephanelik yeni bir dönemin habercisi ise tüm sistem, bu örgütün bir an önce çökertilmesine yoğunlaşmalıdır.Tabii ki, akıl ve vicdanla bağdaşmayan suçlamalar yüzünden acı çeken masum insanların belirlenip mağduriyetlerine son verilmesi de en az o kadar önemlidir.Yargıçlar ve Savcılar Birliği Başkanı Eminağaoğlu dün polisin soruşturmalarda hukuka aykırı biçimde etkin hale getirildiğini savcıların rolünü çaldığını, jandarma bölgesinde bile yetki kullandığını iddia ederek “polis devleti” suçlaması yapmıştır.İktidar bu uyarıyı dikkate almalıdır.Bedeli “polis devleti” olacak bir kurtuluşa iktidar kimseyi seferber edemez. Sadece adalete zarar verir!
Gölbaşı’nda gömülü oldukları yerden çıkarılan cephanelik bir umut ışığı yaktı!İnat ve ısrar bizi bu defa derin devlete götürebilirdi.Eski Özel Harekât Dairesi Başkanvekili ve Susurluk hükümlüsü İbrahim Şahin’in evinde ele geçirilen kroki sayesinde ulaşılan cephanelik tek başına belki çok şey ifade etmiyordu.Fakat beş yer daha kazılmaya başlayınca, Gölbaşı tablosunun oralarda da tekrarlanacağı beklentisi yaratıldığı için “Haaa” dedi insanlar “bu Ergenekon’u hafife almamak gerek..” Yazık ki sonraki beş kazı boş çıktı ve yeniden kafalar karıştı. Böylelikle Ergenekon’un Susurluk bakiyesinden üretilmiş zorlama bir hayalet olmadığını iddia edenler, yeniden düş kırıklığına uğradılar.Kimin maşası?Biz Susurluk’un yarım kalmış hesabının görülmesi ve Danıştay cinayeti ile Cumhuriyet gazetesinin bombalanması davasına mahkemenin odaklanması halinde hedefe daha hızlı ve garantili gidileceğini savunuyoruz.Tabii hedef adaletse..Çünkü şu anda ekleri hariç 2500 sayfa tutan anlaşılmaz bir iddianame var ve bu iddianameye, iki yeni gözaltı dalgası ile suçlanan kişilere ait iddialar ve anlatımlar da eklenecektir.Ve bu suçlamalar hangi melânetin maşası olduğu bilinmeyen, yüzleştirme ve çapraz sorgulama olanağına sahip bulunmadığımız dengesiz bir adamın uçuk iddialarına dayanıyor.Amerika’ya kaçarken arkasında bıraktığı 140 sayfa ifade ve hangi gizli güçlerin kendisine verdiği bilinmeyen 6 kutu dolusu gizli belge Ergenekon iddianamesinin temel kanıtları olmuş Tuncay Güney, bugünlerde Kanada medyasının baş sayfa kahramanıdır.İntikama adanmışAlaya alıyorlar ama ona manşetlerini vermekten de geri durmuyorlar.Bıraktığı bantlarla bu devlete ve millete en yüksek düzeyde hizmet etmiş insanların hakaret görmesine ve acı çekmesine sebep olan sahte haham Tuncay Güney Toronto Star gazetesine kendini “dünyanın en meşhur ajanı” diye tanıtmış.“James Bond benim yanımda bir hiç” diye şaka yapmış ama gazete Güney’in buna rağmen Türkiye’de ciddiye alındığı yazıyor.“Ergenekon’un kara kutusu benim” derken “Bana ulaşmadan hiçbir şeyi çözemezler” inancını da gururla sergilemiş.Savcı Öz’ün kendisine gönderdiği 37 soru, Tuncay Güney’in bu konuda haksız olmadığını düşündürüyor.Tabii buradaki mesele Güney’in vereceği cevapların kalitesidir. Savcının kendisine mecbur durumda olduğu kozunu hangi amaçla kullanacaktır? Açıklamasında bunun da ipucunu veriyor.Kanada gazetesine göre Tuncay Güney, Türkiye’deki sorgusu sırasında işkenceye maruz kaldığını iddia ederek şunu söylemiştir:“Kendi kendime bir gün bunun (işkencenin) intikamını alacağım dedim. Ben avantaja sahibim. Ölene kadar bu oyunu sürdüreceğim.” Adaleti, dengesiz bir suçlunun intikamcı oyunlarına kurban etmeyelim, aman!
Devlet devlettir, derini - sığı yoktur. Hukuk devletinin yedeği de alternatifi de olmaz.Gözaltına alınan eski Özel Harekât Dairesi Başkan Vekili İbrahim Şahin’in evinde ele geçirilen belgelerden yola çıkarak Ankara’nın birçok yerinde kazı yapıyor.Bu dev kepçeler eğer derin devletin kuyusunu kazıyorlarsa kolay gelsin!Aradıklarını bulmaları ulusun hayrınadır.Öteki kazılar sürüyor ama Gölbaşı’ndaki çalışma, küçük çapta bir cephaneliği gün yüzüne çıkarmıştır.Bunlar, daha önce işlenmiş suçların artığı mıdır, yoksa “haydi” dendiği gün kim bilir hangi hücrenin kullanması için depo edilmiş silâhlar ve patlayıcılar mıdır?Dünkü kazıları ilham eden kaynak Susurluk uzantısı İbrahim Şahin olmuştur.Şimdi burada şunu sorabiliriz: Susurluk Ergenekon’un bir parçası mıdır, yoksa çekirdekten öteye esas unsuru mu?Sorunun cevabını yargılamalar bittiğinde öğreneceğiz. Dileriz ki sonuç, adaletsizlik doğuracak kadar uzamaz. Çünkü bugün Susurluk kördüğümünü çözemeyen basiret yoksunluğunun bedelini ödüyoruz.Susurluk ibret olsaydı...Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanı Kutlu Savaş 11 yıl önce yazdığı “Susurluk Raporu”nda şu hükmü kuruyordu:“Susurluk olayının başlangıcı belki de zamanın Başbakanı Çiller’in bir cümlesinde gizlidir: Çiller ‘PKK’ya yardım eden iş adamlarının listesi elimizde’ diyordu. Sonra infazlar başladı. İnfazların kararını kim veriyordu? Bozulmanın başlaması ve vatan millet hesaplarının yerini kişisel hesapların alması kaçınılmazdı ve öyle oldu. Bu rapor, Susurluk olayını işte böyle algılamaktadır!” Kanunsuz işleri “derin devlet” adına yerine getirilmiş fedakârca hizmetler gibi yüceltirseniz hukuk devletine kastedersiniz.Susurluk mirası üstüne inşa edilmeye çalışıldığı hissedilen Ergenekon yapılanması iyi amaçlar için bile olsa kötü aletler kullanmanın kabul edilemez olduğunu öğreten bir ibrettir.Ergenekon konusunda oluşan siyah-beyaz bloklaşmasını bu nedenle doğru bulmuyoruz.Bizim savunduğumuz, derin devlet adına vatanı kurtarma görevi vehmeden ve bu uğurda kanunsuz işlere kalkışan kişiler, gruplar, örgütler varsa bunların izlenmesi ve bertaraf edilmesidir.Zamanında Susurluk çözülse, onun ibreti Ergenekon’a yaşama alanı bırakmazdı.Âleme rezil olmayalımKarşı olduğumuz şey nedir?O da çete oldukları daha Susurluk’ta sabit olmuş kişileri kullanarak, sırf iktidara muhalif oldukları için bazı temiz insanların karalanması, incitilmesi, özgürlüklerinin ellerinden alınmasıdır.Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılar ve yargılayan mahkeme tarihi sorumluluk altındadır.Siyasi cinayetler ve darbe ortamı yaratma iddiaları üstüne kurulan dava uluslararası nitelikte bir merakın takibi altındadır artık.Savcıların her adımı, mahkemenin her kararı çözüme yardımcı olmalıdır.Suçlama ve suçlanan kişiler arasındaki ilişki toplumsal vicdanı ve mantığı rencide etmemelidir. Şimdiye kadar hakaret edildi!İngiliz gazetesi Guardian, son operasyonu “AKP’nin laik rakiplerine karşı yürüttüğü cadı avı” diye niteledi. Bundan sonra AKP ile askerlerin yargı üstünden iktidar mücadelesi yapacaklarını yazdı.Türkiye’yi Afrika cumhuriyetleri kalitesine indiren bu manzarayı değiştirmeye mecburuz.Birinci adım Ergenekon davasını siyasetin elinden alıp sadece hukukun konusu yapmaktır!