Bu kafayla zor!

27 Ocak 2009

Türkiye’de kaç türlü çete var ve bunların hangisi şu anda ameliyat masasında?CHP lideri Baykal dünkü grup konuşmasında bu soruya net bir cevap vermedi ama demokratik muhalefet adına yararlı bir uyarı yaptı.Arama ve tutuklama dalgaları eşliğinde yürüyen dava darbenin mi, Susurluk’un mu, yoksa terörle mücadeledeki yanlışların mı hesabını soruyor?Baykal’a göre Ergenekon sadece bir intikam operasyonudur. Ve evi basılıp tutuklanan bunca insan arasında bir tek AKP’linin bulunmaması bunun kanıtıdır.Ayrıca bir çeteden daha bahsedilebilir:Yargı sürecindeki bir soruşturmayı siyasi amaçla sömürmek de çete faaliyeti değil mi?Hiçbir suçlayıcı delil yokken evi basılan, alıp götürülen insanlar.. Hedef alınan insanları suçlayacak delilleri bulmak için yapılan baskınlar, aramalar.. Hukukun katledilişi..“Silivri bir AKP Guantanamo’su olmamalıdır” diyen Baykal’ın sözleri umarız iktidar üstünde gereken hassasiyeti uyandırır.Devletin arınma ihtiyacı zaten başlı başına bir sancılı süreçtir. Artık “devlete sızmış çete yok” diyenler, hele gömülü silahlar ortaya çıktıktan sonra iyice azaldı.Şimdi hedef yargının davaya yoğunlaşmasını kolaylaştırmak olmalıdır. “Muhalif seslere gözdağı vermek” uğruna davayı yıllarca çözülemeyen bir arapsaçı haline sokmaya çalışanların oyununa gelmemek olmalıdır.Bir çetenin orduyu darbe yapmaya kışkırtmak için Danıştay’da cinayet işletip Cumhuriyet Gazetesi’ni bombalattığı iddia ediliyorsa daha ötesinde ne aranıyor?Bu iddia kanıtlandığı an çorap söküğü başlayacak demektir.Örgütü hâlâ gizli telefon dinlemelerinde değil bu iddiayı ispatlayacak kanıtlarda aramak gerekmez mi?İktidar karanlık terör olaylarının hepsinde hesap soran konumda değildir. Hesap vereceği cinayetler de var.Rahip Santoro ve Hrant Dink öldürüldü, Malatya’da misyoner katliamı yaşandı.Bu cinayetlerin önlenebilecekken önlenmediği ortaya çıktı. Hem istihbarat bilgilerinin değerlendirilmediği, hem sanıkların himaye gördükleri anlaşıldı.Haklı olarak soruyor şimdi Baykal: “Senin iş başında olduğun dönemde, senin getirdiğin kadroların döneminde işlenen bu cinayetler.. Onları soruştursana!” İntikam peşinde koşan komplo heveslisi siyasetçilerin yargıya hükmetme ve kendi polis gücünü oluşturma alışkanlığına son vermedikçe kurtuluşumuz yoktur!Ne seçim ama!Kılıçdaroğlu’nun adaylığı Başbakan’ın kimyasını bozdu.Temiz siyaset özleminin rol modeli olan Kılıçdaroğlu gelince İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yarışında CHP’nin kefesi çok ağır bastı.Başbakan dengeyi sağlamak amacıyla kendi ağırlığını Topbaş’ın yanında koymak zorunda kaldı.Dünkü grup konuşmasının önemli bir bölümünü CHP İstanbul adayı Kılıçdaroğlu’na ayırması, göze alınmış bir risktir.Tayyip Erdoğan biliyor ki İstanbul’da seçimi kaybettikleri takdirde AKP’nin iktidarını sürdürmesi zorlaşacaktır. Herkes biliyor:İktidar partisi İstanbul’u siyasetini finanse ederken çok cüretkâr kullandı.Bu 16 yıllık dönemin hesapları Kemal Kılıçdaroğlu’nun eline geçtiği takdirde olabilecekleri tahmin edebiliyor musunuz?AKP önderlerinin yığınla dokunulmazlık dosyası mecliste bekliyor. Gene direnirler, açtırmazlar ama yeni yolsuzluk dosyaları patlamaya başlayınca hiçbir şey kurtaramaz onları.İstanbul’da siyasi deprem olur ve Ankara’da iktidar ayakta kalamaz.Anlayacağınız, Başbakan mart sonuna kadar İstanbulludur!

Devamını Oku

Kaderin armağanı

26 Ocak 2009

Nerede bir değerin adı sık tekrarlanıyorsa bilin ki orada onun kıtlığı çekiliyordur!Ergenekon davasında yaşananlar nedeniyle en çok duyduğumuz şey “hukukun üstünlüğüne saygı” söylemidir.Gün doğarken evi basılıp yaka paça götürülenler eleştiri veya özlem olarak seslendirseler bu sözleri bir dereceye kadar anlayacağız. Ama Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak onun çağrısı ile bir araya gelen yasama, yürütme ve yargı organlarının en tepedeki temsilcileri de aynı koronun vokalistleri arasında yer alıyor.Bu durum neyi kanıtlıyor?Hukuka saygı gösterilmediğinin devlet zirvesinde tespit edildiğini!Bir okurumun dediği gibi halk şu dönemde tehlikenin vahametini fark etmiştir. Eskiden de bu ülkede başbakanlar, bakanlar, komutanlar yargılanmışlar, bazıları cezaevlerine girmişlerdir.Ama bu yüzden halk tedirgin olmamıştır.Oysa bugünkü gidişten aklı başında herkes korku duymaktadır. Çünkü hukukun üstünlüğüne beslenen güven tahrip edilmiştir.Niye Hamas’ı seçti?Genç bir okuyucu internet yoluyla soruyordu:“Bizim Başbakan niçin Filistinlileri toptan kucaklayacak yerde FKÖ’yü dışlayarak Hamas’tan yana taraf oldu?” Buna verilecek kolay bir cevap yok.Ama FKÖ’nün laik bir yönetim anlayışını Hamas’ın ise şeriat düzenini savunduğunu hatırlamak, Tayyip Erdoğan’ın tercihine ışık tutar mı acaba?Tabii ki bu değerlendirmeyi yaparken AKP’nin Anayasa Mahkemesi’nde 1’e karşı 10 üyenin oyları ile laikliğe karşı eylemlerin odağı haline geldiği için mahkûm edildiğini de unutmamak gerekiyor.Tayyip Erdoğan yolun başında demokrasiyi tramvaya benzetmişti. Tramvay onun idaresinde epey yol aldı.Dünyanın gözünde Batıya dönük Türk halkı değişime uğrayarak İslâmcı bir Doğu toplumuna dönüştü.AKP liderliği, eşlerinin giyim kuşamı ile ve resmi görevlerinde bile ağızlarından düşürmedikleri dini söylemlerle ve Avrupa mahkemesine dahi yaptıkları ulema önermeleriyle bu değişimi halka dayatmışlardır.Dolandırıcının hukukuÖğretmenlerin örgütü Türk Eğitim-Sen geçen gün AKP iktidarına karşı aradığı yumuşatıcıyı Diyanet İşleri Başkanlığı’nda bulacağına karar verdi.Sayıları 50 bine varan sözleşmeli öğretmenlerin mağduriyetine son vermek için tüm hukuki yolları deneyen Eğitim-Sen, şimdi Diyanet’in kapısında.Öğretmenlere yapılan muamelenin Kur’an’da geçen “zulüm ve kul hakkı yemek” kapsamındaki günahla örtüştüğüne dair bir fetva alırlarsa “sözleşmelileri kurtarırız” diye ümitleniyorlar.Hukuk yollarının tükendiği noktada artık AİHM yerine Diyanet’in fetva makamına mı başvuracağız?Hukukun üstünlüğüne saygı lâfta kalırsa daha iyisine lâyık olamayız.Geçen hafta Hollanda’ya giden Adalet Bakanı Şahin bir soru üzerine “Türkiye’de kurulmuş Deniz Feneri ile Almanya’da kurulan Deniz Feneri farklı kurumlardır” diye bir açıklama yaptı.Bereket AKP’nin Alman yargısına hükmü geçmiyor. Franfurt Savcılığı Sözcüsü hemen şu karşılığı verdi: “Bakan bu iki derneğin ayrı kurumlar olduğunu nereden biliyor? Henüz bu konuda sonuçlanmış bir soruşturma ve yargı süreci olmadı Türkiye’de. Ayrıca Frankfurt Mahkemesi bu iki derneğin beraber çalıştığını, aralarında para akışı olduğunu karara bağladı!” Dolandırıcıların hukukunu savunan bir Adalet Bakanı, acaba gaflet uykusundaki bir toplumu uyandırmak isteyen kaderin iyiliği olabilir mi?

Devamını Oku

Tecavüz!..

24 Ocak 2009

Sahte haham Tuncay Güney’le ilgili en doğru tanımlamayı Profesör Yalçın Küçük yaptı.Hoca, Güney’i “Toplumun aklını karıştırmak için getirilmiş, hepimizin aklına tecavüz eden bir adam” diyerek tarif etti.Acaba kamuoyu üstünden hakimlere savcılara “Bu haham bozuntusunun aklına uyarak adalete yürünmez” mesajını mı vermek istedi?Bilmiyoruz; zaten konumuz da bu değil...Devlet televizyonu hatırlayacağınız gibi Türkiye’yi karıştırmak için tutulduğu ve doldurulduğu artık çocuklar tarafından bile tahmin edilebilen Tuncay Güney’e dört saatini verdi.TRT parasını vergilerimizden ödediği uydu kanalları kiralayarak, yayıncılık tarihinin bir ilkine imza attı. Kimseye tanımadığı cevap hakkını “firari bir şüpheli”ye tanıdı.Daha doğrusu cevap hakkı kullandırma bahanesiyle onun ana muhalefet liderini “MİT ajanı” diye damgalamasına, daha onlarca kişiyi lekelemesine ve bir o kadarına da tehdit yöneltmesine çanak tuttu.TRT-2’de işlenen bu yayıncılık cinayetinin hesabı çağdaş bir toplumda iki-üç günde sorulur, yayın sorumluları ile siyasi sorumlular kendilerini utanç ve pişmanlık içinde kapı önünde bulurlardı.Bizde ise kamu adına bu rezaletin hesabını sormak isteyen savcılar, Başbakan’dan “olur” bekliyorlar.Çünkü başka türlü yargılayamıyorlar.Tayyip Erdoğan, altı yıl önce “dokunulmazlıkları kaldıracağım” diyerek iktidara geldi. Sonra manevra yaptı ve “Yalnız milletvekilleri olmaz; herkesinki kaldırılsın” demeye başladı.TRT Genel Müdürü’nün yargılanmasına izin verirse ne alâ ama vermezse suçüstü yakalanacaktır. Bir Başbakan suç işleyen bürokratı niçin yargıdan kaçırır? Elbette onu değil asıl kendini korumak için.Yanılmış olmayı çok isteriz ama Başbakan, TRT Genel Müdürü’nün yargılanması için savcının talep ettiği izni vermeyecektir.O izni vermeye kendini mecbur sayacak bir yönetim anlayışına sahip bulunsaydı, daha önce Zahit Akman’ı gönderirdi.Alman mahkemesinin Deniz Feneri dolandırıcılığında “asıl oğlanlardan” diye işaret ettiği Zahit Akman’ı hâlâ RTÜK’ün başında kim oturtuyor?Ergenekon bağımlısıSiyasetçiler hukuk içinde kalmaya mecbur olsaydı toplumu kutuplaştıran sebeplerin çoğu ortadan kalkardı.Dün bu sütunda Başbakan’ın Ergenekon davası sürecindeki seyir defterini açıklarken ulaştığı son noktanın iyi bir yer olduğunu belirlemiştik.Çünkü Çankaya’daki zirveden çıkan “hukuka, usule uyun” çağrısını destekleyen sözler söylemişti o da...“Yargı süreci bitmeden kimseyi suçlu ilân etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur” demişti.Bunu okuyunca insan Başbakan’ın mahkeme kararı olmadan kimsenin suçlu ilân edilemeyeceğine dair ilkeyi bir daha çiğnemeyeceğini, bu sayede Ergenekon’dan üreyen kutuplaşmanın biteceğini ümit edersiniz değil mi?Başbakan dün Rize’de yine “çeteleşmelerin ve mafyanın üstüne gittiklerini” söyleyip sivil toplum örgütlerini iktidarla dayanışmaya çağırdı.Sivil örgütlerin yargıya baskı yapmasını mı istiyor? Çeteleşenler kim? Eski YÖK Başkanı mı, eski Genelkurmay Başkanları mı?Hani mahkeme bitmeden damgalamak yoktu?İktidar Ergenekon’a bağımlı hale gelmiştir.Çünkü Ergenekon defteri kapanırsa yolsuzluk, işsizlik, krizdeki beceriksizlik ve dış politikada devrilen çamlar konuşulacaktır.İşleri bozulan iktidarlar kavgasız yapamaz!

Devamını Oku

Şok tedavisi iyi gelir...

23 Ocak 2009

Bir iktidar için en büyük kötülük, gitme vaktinin geldiğini görememektir!Yakın tarihimiz bu körlüğün yol açtığı kötülüklerle dolu.Ayakta kalma umudunu muhalif sesleri susturmaya bağladığına dair tespit bile AKP’nin bavulunu toplama zamanının çoktan geldiğini anlamaya, anlatmaya yeter.İktidar partisi tipik bir diktatörlük oldu!Tarih tanıktır ki liderler güçlerini seçtikleri çalışma arkadaşlarından alıyorlar hep. Amerikalı çelik kralı Andrew Carnegie’nin mezar taşına yazılmasını istediği şu sözler lider hevesi ve iddiası taşıyan herkese ders olmalı:“Burada kendisinden daha vasıflı kimseleri emrinde çalıştıran bir insan yatıyor.” Bizim “allâmeler” için aynı mantıkla bir kitabe hazırlanacak olsa “Her meselenin tek karar vericisi olayım derken hem fırsatları hem kendini hem ülkeyi helâk etti” diye yazılırdı!Başbakan yakınlarının ve zenginleşen yandaşlarının tıkırında giden işlerine bakıp krizi teşhis edemedi.Başka akıllara değer vermediği için tedbir almakta gecikti.Devlet olanaklarını seçimde kullanmasına izin vermez diye IMF ile anlaşmayı öteledi.Gafların sonu yok...Kriz, işsizlik ve yolsuzluklar nedeniyle baş aşağı giden reytingini dış politikadaki fırsatlarla dengelemeye soyunurken Gazze çölünde Türkiye’yi Hamas’la “iki çıplak bir hamamda” örneği yapayalnız bıraktı.Bu yenilgiyi yine “Ergenekon kılıcı” ile unutturmaya kalkıştı.Yandaş medyanın yargısız infazlar için “kalem tabanca” kullanan tetikçileri, emekli albay Abdülkerim Kırca’nın intiharını azmettirince, o hamle de başarısızlığa uğradı.Sonra hızlı ve şaşırtıcı bir manevra seyrettik.Albay Kırca’nın medyadaki yargısız infaz nedeniyle hayatına son verdiğine dayalı teşhisle Genelkurmay’ın sorumsuz davrananlara karşı “artık tedbir” alınmasını istemesinden hemen sonra Başbakan da gürledi:“Yargı süreci bitmeden kimseyi suçlu ilân etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur” dedi.Yargısız infaz bu!Oysa ondan iki gün önce AB temasları için gittiği Brüksel’de “Çetelere, mafyaya savaş açtık, temiz eller yapıyoruz” diyordu.Çeteler, mafyalar kim? Emekli orgeneraller, öğretim üyeleri, gazeteciler..Peki bunların yargılaması bitti hüküm verildi mi? Hayır.Bu durumda yargısız infazın dik âlâsını Başbakan yapmış olmuyor mu?AKP’nin önünde üç yıldan uzun bir iktidar dönemi var. İktidarın yanlışları ve daha önemlisi yanlışlarını görmeyen hali, esaslı bir şok yaşamasına ihtiyaç duyuruyor.Belki bu şekilde kendine gelebilir.Ankara ve İstanbul’da büyükşehir belediye başkanlığı seçimlerini kaybetmesi AKP’ye ve liderine o şoku sağlayabilir.Karayalçın’dan sonra Kılıçdaroğlu’nun adaylığı, iyi değerlendirilmesi gereken tarihi fırsatlardır!

Devamını Oku

Farkı görelim!

22 Ocak 2009

Ergenekon’un dalgaları dinmek bilmiyor. Tersine zaman aralığında kısalma görülüyor.Operasyonun 16 ile yayılması ve gözaltına alınan 40 dolayında kişinin mesleki olarak çeşitliliği, dünün bir özelliği idi.Bir de özel harekâtçıların çokluğu...Buradaki polis, subay ve astsubayların geçen dalgada tutuklanan özel harekâtçı İbrahim Şahin’in verdiği bilgiler çerçevesinde gözaltına alındıkları tahmin ediliyor.Güçlü bir sendika olan Türk Metal’in Genel Başkanı Mustafa Özbek ile VERSO araştırma şirketinin sahibi Erhan Göksel de sivil gözaltıların tanınmış isimleri arasında yer alıyor.Her iki şahsiyet sert muhalefet yapan kişiler olarak tanınıyorlar.Dün Avrasya Televizyonu da baskına uğradı. Kolaylıkla tahmin edilebileceği gibi bu kanal iktidara muhalefet etmenin bedelini ödedi!Muhalif sesleri susturma baskısı hüküm sürerken Ergenekon dalgalarının sona erdiğini görmek epey zor olacak. Ama yaşama içgüdüsü ümit üretmekten geri kalmıyor.Dün Ergenekon savcılarından Turan Çolakkadı ek iddianamenin bir ay içinde tamamlanmış olacağını açıkladı.Bir gün önce de “devlet zirvesi”nden Ergenekon’a bağlı uygulamaların hukuk usulüne uygun yürütülmesi yolunda görüş birliği çıkmıştı.Toplumda büyük bir çoğunluk Ergenekon’un sonuna kadar deşilmesini, suç varsa suçluların belirlenip cezalandırılmalarını ama öte yandan da adaletin siyasi dolandırıcılığa alet edilmemesini, temiz insanların ve vazgeçilmesi mümkün olmayan kurumların harcanmamasını istiyor.İki kutbun cazgırları yüzünden ortadaki büyük çoğunluk bu konudaki endişelerini ve beklentilerini duyurmakta zorluk çekiyorlar.Çankaya zirvesinden çıkan mesaj bir fark yaratabilir mi?Ek iddianamenin bir ay içinde hazır olacağını bildiren savcılık açıklaması ve tutuklu şüphelilerden Prof. Yalçın Küçük’ün salıverilmesi bir şeylerin değişmeye başladığı umudunu veriyor.Davanın hızlanacağını, yasaların tutuklu olmalarını şart saymadığı şüphelilerin cezaevinde artık boşuna eza çekmeyeceklerini bekleyebilir miyiz?Bilmiyorum ama bunu diliyorum.Bombadan beter!Kuruntu hastası bir toplum olduk.İnsanların gölgesinden korktuğu, boğucu bunaltıcı bir hava var..Bu havada, devlet ve millet için zenginlik ve güvence sayılması gereken 150 yıllık gelenek Encümen-i Daniş bile Ergenekon soruşturmasının muhalif avına dönük ağlarına takılmıştır. Eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Kılınç’a bu kurulun ne olduğu sorulmuştur.Encümen-i Daniş, devletin en yüksek mevkilerinde hizmetten sonra hırslarını, ihtiraslarını arkalarında bırakarak eşsiz bilgi ve tecrübeleri ile emeklilik yaşamına geçen şahsiyetlerin ülke sorunlarını tartıştıkları, ortak kararlarını devlet veya hükümet başkanlarına bildirdikleri gönüllü bir kuruldur.Hükümetlerin politika seçeneklerini zenginleştiren değerli bir imkândır.Ama belli ki iktidar bu kişileri emekli kahvesinde pişti oynarken görse daha rahat edecek!Aynı şekilde kışlalara telefonla girmemeleri için askeri personele yapılan uyarının afişi de Ergenekon üstünden orduyu yıpratmaya çalıştığı suçlamalarına hedef durumdaki AKP iktidarı için utanç sebebi olmalıdır.Askerin algılamasına göre cep telefonu artık insan güvenliği için el bombasından daha tehlikeli hale gelmiştir.İktidar, telefon dinlemeleri ile inşa ettiği kötü şöhretinin bedelini ödeyecektir.Toplumlar cep telefonu bulunmadan önce de baskı rejiminden kurtulmayı başarıyorlardı!

Devamını Oku

Gülecek ne var?

21 Ocak 2009

Mesut Yılmaz’ın dün Anavatan Partisi’ne yaptığı ziyaretin fotoğrafları sizde de aynı duyguyu uyandırdı mı?Benim aklıma çocukluğumdan hatırladığım mahalle bakkalımızın duvarında asılı o çok bilinen resim geldi.Veresiye veren bakkalın hastalıklı perişanlığı ve yanı başında daima peşin parayla çalışan bakkalın sağlıklı zenginliği..Mesut Yılmaz, Özal’ın iki defa tek başına iktidar olmuş ANAP’ını üst üste yenilgilerle veresiyeci bakkalın, boşalmış kasasında ve raflarında farelerin cirit attığı dükkânına çevirmiştir.Parti ufala ufala barajın altında kalıp yok hükmünde bir yere inmiştir.Ama kendisi hâlâ peşinci bakkalın başarılı ve mutlu pozunu veriyor!Resmi gördüğüm ilk anda “Gülecek ne var?” sorusu geldi aklıma.Sonra iflâs ettirdiği dükkâna kalantor olarak dönüp “geçmiş olsun” ziyareti yapan muzip bir karakteri kendi benliğinde teşhis etmiş olabileceğini düşündüm!Yılmaz halka en iyi zamanında bile sempatik ve karizmatik gelmedi.Devlet adamı kalitelerine sahip olduğu halde lider niteliklerine sahip bulunmadığı için kamuoyunda gücü olmadı ve onun liderliği döneminde ANAP devamlı iniş yaşadı.Kişisel hırsı yokmuş!Partisini halkın gönlünde yükseltecek fırsatlar çıkmadı mı?Çok çıktı ama değerlendiremedi.Yani manşetimizdeki “mirasyedi pozu” nitelemesi tam isabet bir tespittir.Halkı geçmişten intikam alma hıncı ile doldurup AKP’yi tek başına iktidara getirecek kadar kontrolden çıkaran büyük günahların ortakları siyaset sahnesinden silinmiştir. Biri hariç..Mesut Yılmaz, hemşehri vefası sayesinde bir “yalnız adam” olarak meclistedir.Dün Anavatan Partisi’ne niçin gitti? Bu merak değil endişe sorusudur!Yerinin doldurulamadığını mı düşünüyor?Ekonomik krizle beraber derinleşeceği hissedilen siyasi boşluğun vaat ettiği fırsat onu tahrik mi ediyor?Dünkü ziyarette kişisel ihtiras taşıdığı şüphesi uyandıran şeyler söylemedi.Tersine “Kişisel hedefim, hırsım söz konusu değildir. Türk siyasetinin yeniden yapılanması için elimden gelen her türlü çabayı harcayacağım” diye konuştu.Gerçekten de ülkede siyasetin yeniden yapılanması, erdemli, çağdaş zihniyetli demokrasiye ve cumhuriyet değerlerine bağlı yığınların dağınıklıktan hızla kurtarılmaları gerekiyor.Toplum bütünleşmeyi sağlayacak öncüleri bekliyor.Zararlı bir misyon olurÖncüyü baştan mı seçmeli yoksa değerler temelinde bütünleşme oluşurken hızlanacak yarışın ortaya çıkaracağı yeni aktörleri mi beklemeli?Tabii ki tercihe şayan olan ikinci modeldir. Ama liderlik iddiası taşımasa bile Mesut Yılmaz’ın toparlayıcı çağrıyı üstlenen ve hareketi sürekleyen kişi rolünde olmaması önemlidir.Yılmaz’ın tecrübesi ne yazık ki “başarmak için neler yapmak lâzım?” reçetesi değil, olsa olsa “başarısızlığa düşmemek için hangi hataları yapmamak lâzım?” sorusuna cevap veren bir diyet listesi yazdırabilir.Yakın geleceğin ufkundaki arayış ihtiyacını teşhis ederek bu durumdan kendine vazife çıkarması saygıya değer olabilir.Ama şanslarını çok kötü kullanmış ve bundan ötürü millete ağır bedeller ödetmiş bir eski siyasetçi olarak, tarihin tekrarına sebep olma riski yarattığını kendisinin görmesi gerekir.Geleceğin sahnesine Mesut Yılmaz’ın resimdeki gibi kurulmaya kalkışması hem akılcı, hem ahlâki olmaz.Aksi halde ara sıra belki yine güleriz ama yalnızca ağlanacak halimize güleriz!

Devamını Oku

Yeter artık!..

20 Ocak 2009

Yaşam sonsuz bir deneyimler okyanusu.. Yüreği ile görebilenler her olaydan bir ders çıkarabilir.Dün, soruşturmaların gizliliği ilkesi ile korunan değerlerin doğrudan insan hayatına dek uzandığını acı bir şekilde hatırladık.Emekli Albay Abdülkerim Kırca, uzun yıllar terör örgütüne karşı savaşan ve son görevi sırasında yediği kurşun ile kötürüm duruma düşen ve Devlet Övünç Madalyası ile onurlandırılan bir askerdi.PKK itirafçılarından birinin iddiasına dayanılarak hakkında açılmış olan bir dava tekerlekli iskemleye bağımlı kalmanın doğurduğu moral bozukluğu yüzünden onu daha da hassas -belki zayıf- hale getirmişti.Önceki gün Albay Kırca’nın JİTEM’de görev yaparken üç kişiyi kafalarına kurşun sıkmak suretiyle infaz ettirdiğine dair bir PKK itirafçısı tarafından ortaya atılan iddianın bir gazetede yayınlanması, sonun başlangıcı oldu.Terörle mücadele gazisi Albay, eşinin yardımı ile banyoya girip abdest aldı, sonra “dinleneceğim” diye yatak odasına geçip tabancasını başına dayayarak tetiği çekti.İtirafçılar arasından her an çıkabilecek iftiracıların hizmet ettikleri emellere geçit vermeyi onuruna yediremeyen bir kahramanın son fedakârlığıydı belki bu.Yıllardır devam eden davası sonuçlansa böyle bir felâket doğar mıydı?İtirafçının iddiaları onu canından bezdirecek ağırlıkta bir şoka sokar mıydı?Gazi Albay’ın cenazesi, Genelkurmay Başkanı ile kuvvet komutanları ve silâh arkadaşlarının oluşturdukları büyük bir kalabalık eşliğinde toprağa verildi.Genelkurmay’ın açıklaması bir sitem ve bir istem bildirisi idi:“Yargılama sürecinde sorumlu ve duyarlı olması gereken kesimlerin özen ve hassasiyet göstermesi gerekirken kişi ve kuruluşların adeta yargısız infaz edilerek suçlu ilan edilmesi, insan haklarına aykırı olduğu gibi hiçbir hukuki ve ahlâki kuralla da bağdaşmamaktadır.” Genelkurmay’ın açıklaması bu tespitin ardından “Artık yeter” isyanını yansıtan bir taleple, yani yargıyı ve medyayı yargısız infazlara zemin oluşturan iftiralara karşı tedbir almaya çağırarak son buldu.Albay Kırca umarız boşuna ölmemiştir.İftiraların egemenliği, insan onurunu ucuzlatıyor. O ucuzlayınca yaşamın da değeri azalıyor.Bu gidişe başkaldıran bir uyanış ve yargı ile medyanın bu hassasiyete sahip çıkması Albay Kırca’nın ruhuna teselli sağlayacaktır!Yiğidin hakkını ver!Diyarbakır Valiliği’nin yoksul ailelere yaptığı 200 lira yardımın doğurduğu izdihamın fotoğrafını görmüşsünüzdür.Zavallı bir kadın ezilme korkusuyla saçağa tırmanmaya mecbur kalmış.Bu resim, iktidar partisinin Diyarbakır’da seçim kampanyasına başladığını simgeliyor.Dün de Başbakan Yardımcısı Yazıcı, geçen yıl fakir fukaraya 1 milyar 797 milyon liralık yardım dağıttıklarını açıkladı.Maliye Bakanı Unakıtan bütçe konuşmasında kişi başına düşen gelirin AKP iktidarı döneminde üç kat arttığını söylemişti.CHP’li Osman Coşkunoğlu oturup hesap çıkarmış...Bu sürede en düşük memur aylığı yüzde 164.5, asgari ücret yüzde 147.5, memur emeklisi aylığı yüzde 105.3, işçi emeklisi aylığı yüzde 132 yükselmiş. Peki o zaman paraları, yüzde 300 zenginliği kimler götürdü?Tabii ki dokunulmazlıklarına yapışanların eş, dost ve yandaşları...AKP geliri adaletsiz dağıtan, işsiz ve muhtaç hale düşürdüğü yığınlardan ceza görecek yerde teşekkür almayı becerebilen bir iktidardır.Demokrasinin yüz akı değildir elbette ama kazanma yeteğinin şaheseridir!

Devamını Oku

Kılıçdaroğlu artık mecbur

19 Ocak 2009

Yarattığı beklenti CHP’nin yükselen yıldızı Kemal Kılıçdaroğlu’dan cesur bir hamle talep ediyor.Seçime CHP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan adayı olarak girmesi, artık onun için mecburiyet olmuştur.Konsensus’un yaptığı kamuoyu araştırması, İstanbul’daki nabzı şöyle ölçmüş:AKP yüzde 28.3, CHP yüzde 14.7, Kararsızlar 38.8..Fakat yolsuzluklara karşı mücadelede gösterdiği performans sayesinde parlayan Kılıçdaroğlu seçime girerse tablo ne olur?Araştırma şiddetli bir depremin alârmını veriyor; şöyle:CHP yüzde 37, AKP yüzde 23.2, Kararsızlar 27.4..Konsensus’un bulguları adaylık için istekli görünmeyen Kemal Kılıçdaroğlu’nun kararsızlığını yenmesine yardım eder mi bilmiyoruz ama şunu biliyoruz:Siyasetçi elbette ihtiraslı olmalı ama yükseleceği yere onu asıl halkın gönlünde başarıları ile inşa ettiği güven ve umut çıkarır.Eğer toplumda yarattığı enerji Kılıçdaroğlu’na İstanbul’da iktidar değişikliği sağlamak için misyon üstlenme gücü kazandırmışsa öylesine büyük bir şansı kullanıp kullanmamak artık kendi iradesine bağlı kalamaz.Ya kendisi atlayacaktır havuza veya birileri onu itecektir!Kaderi ona, yolsuzluklara batmış bir iktidara karşı halkın intikam kılıcı olma rolünü vermiştir. Bu şansı kullanmaktan uzak durması hem kendisine hem partisine zarar verecektir.Öyle ya; kullanmadıktan sonra bu gücü halktan niçin istedi, ne gün için aldı ve ne zamana saklıyor?“Deniz Baykal rakip gördüğü Kılıçdaroğlu’nu yemek istiyor. İstanbul’da seçime sokup işini bitirecek” söylentileri dolaşıyor. Mantığı yok bu lâfların..Kılıçdaroğlu aday olunca milletvekilliğini ve partideki yönetici konumunu kaybetmeyecek. Seçimi kazanamasa dahi AKP ile olan büyük farkı kapatarak ve yükselen bir umudu temsil ederek eski görevlerine dönecektir.Yani mesele şu ki, kendisini İstanbul’a çağıran kaderine icabet ederse ilerde Baykal’ın rakibi olabilecek, sırtını dönerse bütün siyasi geleceğine bugünden veda edecektir.Merkezi iktidarı değiştirecek zincirleme reaksiyonu başlatma gücüne sahipken bunu kullanmayan bir siyasetçiye ancak malülen emekliye ayrılmak yakışır.Kılıçdaroğlu, kendinden şüphe ediyor görüntüsü vermeden ve tayin beklemeden bu tarihi göreve talip olduğunu ilân etmelidir!***** Avrupalı sayılmamak mı?Ülkeyi dönüştürmek için dış politika ne kadar etkili bir kaldıraç; öğreniyoruz.Başbakan’ın Brüksel’i ziyareti vesilesiyle “açık-net” tespit ettik: Avrupa Birliği Türkiye’yi artık Avrupalı görmüyor.Bu sonucu AKP iktidarının izlediği Orta Doğu politikası yaratmıştır.İsrail’in Gazze’de işlediği insanlık suçlarına elbette seyirci kalmamalıydık. Ama Tayyip Erdoğan vahşeti durdurmak için değil adeta Gazze’deki katliamı iç politik hesaplarla sömürmek için hareket etmiştir.O yüzden de arabulucu olarak çıkılan yolda Türkiye, Filistinlilerin bile tarafı olamayıp Hamas hizbinin lobicisi konumuna düşmüştür.Şarm El Şeyh zirvesine katılan Avrupalı liderlerin İsrail’de çağırıldıkları akşam yemeğine Cumhurbaşkanı Gül’ün davet edilmemesi umarız bir tepkidir.Eğer Türkiye’yi Avrupalı saymamanın tavrı ise o daha vahim bir durum tespitidir!

Devamını Oku