Adalet gerçekten de devletin temeliymiş.. Bakın onda hissedilen zayıflık bir anda hayatımızı değiştirdi.Güven duygumuzu tahrip eden olaylarla sarsılıyoruz.Ergenekon operasyonları hukuk devletine saldırılar biçiminde kendini gösteriyor.Sabah karanlığında evleri basılan ülkenin en saygın insanlarına, gözaltına götürülürken reva görülen hoyratça tavırlar, iktidarın bu davayı muhalifleri susturmaya yönelik bir terör aracı olarak kullanmaktan vazgeçmeyeceği kanaatini güçlendiriyor.İntikam niyetinin çirkin yüzü kendini gizlemeyi bir türlü başaramıyor.Kamuoyu iddiaların kanıtlanmasını ve suçlananların niçin özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını beklemekten sıkılıp adaletsizliğe isyan noktasına gelirken yeni bir gözaltı dalgası yaratılıyor.Bu yeni dalga, bir öncekinde toplanarak cezaevine atılanlar hakkındaki iddianamenin niçin hâlâ açıklanmadığına dönük soruları gündemden uzaklaştırıyor.Böyle giderse bu dava hiç bitmeyecek ve şairin dediği gibi dışarda “zulmetmeye elde ahali kalmayacak”tır!Haham efendi aman!Güven duymaya lâyık olmayan, kimin maşası olduğu bilinmeyen, karanlık bir geçmişe sahip Tuncay Güney’in daha önce doldurduğu kasetler, Ergenekon davasının ilk iddianamesine temel oluşturmuştu.O ifadelerle bir şey kanıtlanamadı. Ama ne gam; dara düşen savcı, Kanada’da oturan Tuncay Güney’den yine yardım istiyor.Bu ülkede yaşayan birçok namuslu insan bu haham bozuntusunun gazabından koruması için Allah’a dua edecekler epey bir zaman.Ayıptır, günahtır!Yeni dalgalar yaratacak iftira depremlerine yurt dışından davetiye çıkarmak yerine bağımsız yargının doğal işleyişine izin verilse daha iyi olmaz mı?Davanın can alıcı hedefi, darbe ortamı yaratmaya çalışan bir suç örgütünün varlığını kanıtlamaktır.Danıştay saldırısı ile Cumhuriyet Gazetesi’nin bombalanması olaylarına ilişkin dosya, yüksek yargı kararı ile Ergenekon davasına eklenmiştir. Daha ne istiyoruz?...Bağımsızlığın kaynağıŞimdi mahkemenin binlerce sayfalık iddianamede kaybolmak yerine Danıştay cinayetini darbe kışkırtıcılığı yapmak amacıyla Ergenekon örgütünün azmettirdiği iddiasına yoğunlaşması, gerçeğe ulaşmanın en akılcı yolu değil midir?Haydi ülkeyi yöneten siyasi iktidar muhaliflere gözdağı vermek için bu bozulmayı seyrediyor, hatta teşvik ediyor diyelim...Peki devletin temeli olan adaletin geleneğe sahip saygın kurumları niçin dış müdahaleleri etkisiz kılacak iradeyi göstererek bu meseleyi çözemiyor?Yargının bağımsızlığı hukuk devletinin vazgeçilmezidir, değil mi?O halde siyasetçilerin insafına terk etmeden bağımsızlığına sahip çıkmalıdır. Kimse “bizde yargı bağımsızlığı yok” demesin.Bir davanın rejimi rehin almasına ve siyasetin fesat tezgâhı durumuna sokmasına karşı vicdanlarında doğacak isyan duygusu, yargıçların ve savcıların ihtiyaç duyacağı bağımsızlığı onlara verecektir.Yargı, siyasetin davet ettiği yere gitmemeli, kendi alanına da “yabancı”ları sokmamalıdır!ÖZÜR: Kanadoğlu hakkındaki mahkeme kararının aslını gördüm. Karar, evinde arama yapılmasına, suç unsuru olacak materyale el konulmasına olanak tanıyor. Yani Kanadoğlu’nun tepkiler üstüne gözaltına alınmasından vazgeçildiğini söylemek hata olur. Bu hataya düştüğüm için özür diliyorum. Ama bu durum yine de Sami Selçuk’un uyarıcı çıkışının değerini azaltmıyor.
Devlet gücünü kötüye kullanan iktidarların ihtirasları hep büyük felâketler yaratmıştır.AKP iktidarı da aynı talihsiz maceranın yolcusu mu?Ergenekon kapsamında dün gerçekleştirilen dramatik ev baskınları 40’a yakın gözaltı ile sonuçlandı.Son operasyonun farkını yakın zaman öncesine kadar devletin en kritik sorumluluk mevkilerini işgal etmiş yargı, ordu ve siyaset mensuplarının yüksek oranı oluşturdu.Eski İstanbul Belediye Başkanı Dalan’dan eski YÖK Başkanı Prof. Gürüz’e, eski MGK Genel Sekreteri emekli Orgeneral Tuncer Kılınç’tan Prof. Yalçın Küçük’e, Eski 2. Ordu Komutanı emekli Orgeneral Kemal Yavuz’dan Yargıtay Onursal Başsavcısı Kanadoğlu’na uzayan bu listenin ne zaman sonu gelecek?Acaba kaçı AKP muhaliflerinin depolandığı Silivri’deki kampta çoğu neyle suçlandıklarını dahi bilmeden aylardır çile dolduran tutukluların kötü kaderini paylaşacak?Tanık olduğumuz manzara muhalefet eden herkesi tasfiye etme çılgınlığına kapılmış bir despotluğun ruh halini yansıtıyor.İnsan değirmeni...CHP lideri Baykal dün hukukla ilgisi olmayan bir intikam operasyonu karşında olduğumuzu hatırlatarak alârm veriyor ve sorumluluğa ortak olmak istemeyen herkesi seslerini yükseltmeye çağırıyordu.Haklıdır. Uçuruma sürüklenmiş toplumların rejim değişikliği arifesinde karşılaştıkları hukuk tecavüzleri ve komplolar bizde de sıklaşmaya başladı.Dün Baykal, onurlu insanlara kurulan tuzağı ustalıkla deşifre etti:Ergenekon davası, ülkenin pek çok saygın insanını sırf AKP’ye muhalefet ediyorlar diye, mafya suçları işlemiş insanlarla ilişkili hale getirerek incitmeye, gözden düşürmeye yarayan bir haysiyet değirmeni gibi kullanılıyor.Darbeci bir örgütlenme varsa elbette aranmalı, suçluları her kimse cezalandırılmalıdır. Yargı bunu yapar. Nitekim Danıştay cinayeti dosyasının Ergenekon davasına eklenmesi bunun ispatıdır.Kanadoğlu tesellisiAma iktidar bunu istemiyor. Ergenekon’un muhalifler üstünde sürekli sallanan bir kılıç olarak kalması için her şeyi yapıyor.Yine de umudumuzu yitirmeyelim. En koyu karanlık sabahın habercisidir. Bu gidişin yönünü değiştirecek olan şoku bize hukuk devletini kaybediyor olmanın şiddetli korkusu sağlayacaktır.Dünkü gözaltılar ve özellikle de Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun evinin gün boyunca arandığı haberi o şoku yaratmıştır.Yargıtay Onursal Başkanı Sami Selçuk, bu haberden etkilenerek hâkimlere ve savcılara Ergenekon bağlamında önemli bir uyarıda bulunmuştur.“Böyle iddianame olmaz. Yargı ideolojilerin yanında olmaz” demiştir.Yargıya “Ne yaptığınızın farkında mısınız? Aklınızı başınıza alın!” diye özetlenebilecek tarihi bir mesaj vermiştir.Kanadoğlu’nun bütün gün evi arandıktan sonra gözaltına alınmaması, Sami Selçuk’un sesinin duyulmuş olduğunu gösteriyor!
Başbakan meclis grubunda “Arkadaşlar” diye seslendi “ülkeyi yönetmek bakkal dükkânı yönetmeye benzemez!..” Özeleştiri olarak söylese tam isabettir ama değil...Başbakan bu sözleri “madem ki Gazze’de tüm suçunu İsrail’de buluyorsunuz; o zaman gelin bu ülkeyle ilişkileri hemen kesin” çağrısı yapan muhalefeti cevaplamak amacıyla söyledi.İktidar arabulucu rolünden Türkiye’yi her gün biraz daha uzaklaştıran bir yolda gidiyor.CHP’nin diplomat kökenli milletvekili Onur Öymen dün Başbakan Erdoğan’ı başarısızlığa mahkûm edecek temel yanlışı şu sözlerle ortaya koydu:“Filistin’de saldırıya uğrayan masum insanların yanında yer almak başka şeydir Hamas’ın yanında olmak başka şeydir.” Başbakan’ın BM Güvenlik Konseyi’nde Hamas’ın görüşlerini de dile getireceklerine ilişkin açıklamasına tepki gösterirken önce Hamas’ın resmi politikasının cihat olduğunu ve İsrail’i haritadan silmek istediğini hatırlatarak şu soruyu sordu:“Biz bu görüşü benimsiyor muyuz? Hamas’ın sözcüsü gibi BM’de ortaya çıkmamız doğru mu?” Özlediği şeye bak!Uyarı yerindedir. Buradaki ateşin söndürülmesinde Türkiye bölgenin en büyük ve etkin ülkesi olarak önemli rol oynamak zorundadır. Ama bu rolü, iki taraf da bizi güvenilir ve tarafsız bulursa oynayabiliriz.Filistin’i bile değil, onun içindeki Hamas hizbini tutuyor görüntüsü vermek suretiyle Başbakan hata yapmıştır. Devlet adamlarının duygusal davranmaya hakları yoktur. Hele entrikayı politika sanan Orta Doğu kökenli siyasetçilerin dolduruşlarına gelmek, asla düşülmemesi gereken yanlışlardır.Hamas’ın Suriye’deki liderlerinden Dr. Hüseyin Avavede İhlâs Haber Ajansı’na, Türkiye’nin Filistin direnişçilerine silâh yardımı yapması gerektiğini söylemiş, “Filistinliler Türk hükümetinden tıpkı Sultan Abdülhamit gibi kendilerine önderlik etmesini istiyor” demiş.O toprakları korurken sırtına Arap kurşunu yemiş kaç şehidimiz olduğunu Hamas lideri bilmiyor mu? Biliyor ama Abdülhamit’i model alan ve özlem uyandıran sözlerin AKP hükümetini gaza getireceğini de biliyor!Aktif fakat dikkatli olmak zorundayız. Gazze’deki katliamı protesto etmek için Batı Şeria’da Filistinlilere El Fetih güçlerinin göz yaşartıcı gaz sıktığını biliyor musunuz?Bu da yardım terörü..Başbakan Hamas’a odaklanmış hedefini tüm Filistin halkını kapsayacak biçimde genişletmeli, ateşin etrafında tırnak kaşıyan Arap ülkelerini uyarmaya çalışacak yerde CHP lideri Baykal’ın dediği gibi Amerika’ya, Fransa’ya gitmelidir.Çünkü ancak onları ikna eden çabaların barış umuduna yararı olabilir.Başbakan’ın dün Filistin’e yardım kampanyasının meclis kürsüsünden çağrısını yapması da doğru bir hareket değildi.Sen hükümetsin; gerekli görüyorsan devlet adına uygun göreceğin yardımı Filistin’e gönderirsin.Oysa Başbakan halkın ve özellikle de iş adamlarının yardımlarını beklediğini TV ekranlarından ilân etti. Banka hesap numaralarını verdi.Yarından itibaren her akşam Başbakan “Getirin bakalım şu hesapları; bugün kim ne kadar vermiş?” diye soracak, kampanyayı kişisel itibar meselesi yapacağını herkes bilecek.Krizden bunalmış müteşebbisler de Başbakan’ın gazabından kendilerini koruyacak miktar nedir; onu belirlemeye çalışırken başka tür bir terörün baskısını yaşayacak.Başbakan’ın, Gazze için göze aldığı riskler, Türkiye’nin birçok ilini kıskandıracak boyutlara ulaştı. Yanlış!
Gazze’ye İsrail’in fosfor bombası attığı hakkında öne sürülen şüpheler doğru çıkacak gibi görünüyor.Batı medyası haberi verirken, derisine değdiği yerde insanı yakan bu silâhın Cenevre Konvansiyonu’nca yasaklı olduğunu, İsrail’in savaş suçu işlediğini belirtiyor.Askeri gücün eşitsizliğinden doğacak faciaların acımasız sonuçlarını, insan ruhunu isyana sevk eden tablolarla bu savaşta yaşıyoruz.Dünya, çaresizlik ve korkaklıktan kaynaklı dev boyutlu bir utancı paylaşıyor. Bu çapta onursuzluğu tarihte pek az savaş insanlığın ortak ayıbı durumuna getirmiştir.Yaşlı dünyanın ibretlerle dolu geçmişinden hiç mi soylu ve onurlu bir şey kalmadı günümüze?VATAN’ın birinci sayfasındaki fotoğrafa baktığı zaman insan acıyla şunu da düşünüyor ister istemez:Nazi vahşetinden doğan mağduriyeti İsrail acaba kötüye mi kullanıyor?Teröristler rekabetiİngiliz Independent gazetesinin Gazze muhabiri Faris Ekrem, bir gazetecinin başına gelebilecek en kötü olaydan birini yaşadı: Ailesi Gazze’de güvenli bir yerdeyken emekli yargıç olan babası, çiftliğindeki hayvanları kontrol etmeye gitmişti.Faris Ekrem’in yazdığına göre bir İsrail F-16’sının attığı bomba ile öldü.Haklı olarak soruyor:“Babam Hamas’ın üyesi de, militanı da değildi. Şimdi sadece şunu düşünüyorum: Gökyüzünden o bombayı atan F-16 pilotu ile Gazze’den roket atan Hamaslı arasında ne fark var?” Bence fark İsrail aleyhinedir. Bu ölçüde orantısız tepki vermek Hamas’ı terörist olarak gösteren İsrail’i düşmanının seviyesine indirmektedir.Bebekleri bile sakınmayan acımasızlık, İsrail halkının korkusuz yaşama hakkını güçlendirecek midir, yoksa yeni düşmanlıkların tohumlarını mı ekecektir?Korkarım ki İsrail son günlerde elindeki en etkili silâhlardan daha öldürücü bombalar üretmekle meşguldür. Nefret güdümlü insan bombalar!..İsrail’in bu yoldan barışa ulaşacağını sanmasının büyük aptallık olacağını savunan Times gazetesi yazarı Michael Lerner dün “İsrail’in bu kadar aptal olması kalbimi kırıyor” diye yazdı.Türkiye ayrı dursunSavaşın Türk halkı üzerindeki etkileri de derin ve karmaşıktır. Pazar günü dünyanın en büyük protesto mitingine İstanbul sahne oldu.Başbakan da bundan mı etkilendi bilinmez; Antalya’daki bir toplu açılış töreninde ağzına geleni söyledi.“O bombaların altında ölen çocukların, savunmasız annelerin ahı yerde kalmayacaktır” diye bağırırken, soruna bölgesel dinamikleri harekete geçirerek diplomatik yollardan çözüm bulmaya çalışan bir devlet adamı rolünden vazgeçmiş gibi görünüyordu.Duygusallık küreği ile seçim arifesinde oy küremek, haydi alıştığımız bir tamahkârlık. Ama İsrail’e en sert çıkışları Kaddafi ve Ahmedinejad ile birlikte Tayyip Erdoğan’ın yapması Libya ve İran yanında anılmamıza sebep olacaktır ki, bari buna mecbur kalmayalım.Çünkü bu da bizim kalbimizi kırar!Savaş Orta Doğu’ya asla barışı getiremez. Tüm tarafları kazandıracak yol tektir.Sovyetler Birliği imparatorluğunu füzeler dağıtmadı.Unutmayalım, çağın en büyük zaferi diplomasi ile kazanıldı.
Toplum vicdanı eskiden acı çeker ama öfkesini dışa vuramazdı. Şimdi gök gürültüsünü andırıyor...Gazetelerin internet sitelerinde dün en çok tepki alan haber, Ankara’da doğalgaz faciasına kurban verdiğimiz üniversiteli gençlere yönelen hakaret ve iftira oldu.Başkent Doğalgaz Genel Müdürü Veysel Karani Demir, güvenlik alanında ne kadar geri kaldıklarını ve facianın bu yüzden geldiğini gözden kaçırmak için çok çalıştı.Gazetecilere “Çok soru almayayım; malum bugün cuma” diyerek takım arkadaşları gibi kutsala sığınmak istedi ama yetmedi. Kaçarken telaşla büyük bir hata yaptı:“Gençlerin her biri bir tarafa düşmüş. Kimisi yerde, kimisi yüzükoyun, kimisi belden üstü yarı çıplak” deyiverdi.“Alem yapıyorlardı, Tanrı’nın gazabına uğradılar” düşüncesi uyandırma kasıtlı bu yalanı düzeltmek zorunda kaldı sonra.Tepkiler tsunami gibi yükselince şunu dedi:“Gençler kesinlikle giyinik, günlük kıyafetliydi. Bir delikanlının gömleğinin düğmeleri beline kadar açıktı. Bu gencin muhtemelen havasızlıktan bunalıp gömleğini açtığını düşündük.” Baştan söylesene şunu.. Düğmeleri açık kişi kız değil erkekti ve onun için bile “belden üstü yarı çıplak” denilemezdi.O anlatım şeklinin, gençlere yönelik fitne fesat tezgâhına katkı sağlamak olacağını bu adamın tahmin etmemesi mümkün mü?AKP bilgi ve uzmanlığa değil cemaat ve tarikat kaynaklı kadrolaşmaya inandığı için hızlandırılmış tren faciasından beri teknik bilgi ve tecrübe gerektiren tüm hizmet alanlarında cahilliğin bedellerini ödüyoruz.Genel Müdür Demir “İstifa etmemi Melih Gökçek istemiyor” demişti cuma günü.Biz de bu tavrı “Gökçek asıl sorumlu olarak kendisinin istifa etmesi gerektiğine karar verdi galiba” diye yorumlayıp umutlanmıştık. Yanıldık tabii...Kendine kıyamadı, genel müdürünü feda etti. Ama kurtulamaz.Asıl hesap 29 Mart’ta kesilecektir.Internet sitelerinden yansıyan öfke Gökçek’i indirmeden dinmeyecek gibi görünüyor!Ya adalet ya zulümÇocuk tacizi ile suçlanan Vakit yazarı Üzmez’in tahliyesini sağlayan Adli Tıp raporuna itiraz adalete hizmettir.Adli Tıp Uzmanları Derneği Başkanı Doç. Dr. Serhat Gürpınar, hatalı raporu veren komisyon başkanının değiştirilmesini ve eksik çocuk psikiyatrı kadrosuna atama yapılmasını sağlayarak bu hizmeti yerine getirdi.Bu sayede mahkemenin yolu aydınlanacaktır.Bu hizmet teşekkür almalı ama Doç. Dr. Gürpınar teşekkür almadı, Adli Tıp 1. İhtisas Kurulu’nun başından indirilip Gaziosmanpaşa’ya sürüldü, yani ceza aldı.İktidarın ne yapmaya çalıştığı belli: Adalet duygusu kendini ifade edemesin istiyorlar.Ve bunu yaparken, çocuk tacizi gibi aşağılık bir suçu koruyor görünmek ayıbına bulaşmak bile onları durdurmuyor.Adaletin boşalttığı her yeri de tabii zulüm dolduruyor!Dikkat son fırsat!Seçmen listeleri yarın tekrar askıya çıkıyor.Mükerrer oy tehlikesine duyarlı vatandaşların ve partilerin kullanacakları son şans bu.Listeler 30 Ocak’a kadar askıda kalacak.Adının listede var olduğunu kontrol etmemiş seçmenler bu son şansı mutlaka kullanmalı, partiler de mükerrer yazılımların silinmesini sağlayacak örgütlenmeyi kurup geceyi gündüze katmalıdırlar.Seçimde yenildikten sonra çöplüklerde oy arayıp “sahtekârlık yapıldı” diye feryat etmenin kimseye faydası yok çünkü.Geçmişten ders alalım!
Devlet televizyonunun Kürtçe kanalı, törenle yayın hayatına başladı. Hayırlı olsun.İnsanın, yakın zaman öncesine kadar rüyasında görse inanamayacağı bir adım gerçekleşmiştir. Şimdi YÖK İstanbul ve Ankara üniversitelerinde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri açmaya hazırlanıyor.CHP lideri Baykal dün “Kürtçe kanalı TRT açmamalıydı” dedi.Endişesi şu:“Araplar ve Çerkezler de isterse ne olacak?” Baykal’a göre devlet bu tutumu ile etnik ayrımı teşvik etmiştir ve “Çok tehlikeli işlerdir bunlar!” Görüldüğü gibi CHP’nin itirazı Kürtçe kanala değil, devletin sahipliğinedir. Bu önemli.Çünkü İngiliz düşünür Lord Acton’un 150 yıl önce savunduğu mantıkla bugüne kadar çatışarak hiç bir şey kazanmadık.Lord Acton şöyle demişti:“Farklı milliyetlerin tek devlet içinde bir araya gelmesi, uygar yaşamın vazgeçilmez koşuludur. Politik ve etnik sınırların çakıştığı yerde toplumun ilerlemesi durur. Farklı ırkları tatmin etmekte yetersiz kalan bir devlet kendi kendini mahkûm etmiş olur (...) Özgürlüğü ve çeşitliliği korumanın teminatı parçalanma değil bütünleşmedir.” Bu sözlerden çıkan mesaj açık:1. Özgürlüğü ve çeşitliliği korumanın yolu bütünleşmedir;2. Farklı kültürler saygı gördüğü zaman bölünmenin değil bütünleşmenin sebebi olurlar.Keşke Baykal’ın dediği gibi Kürtçe kanal özel girişim eseri olabilseydi. Ama bu olmamıştır. Parasal ve kültürel sermaye buna yetmemiştir.Ayrıca Kürtçe kanal, bölücü terörün en önemli kozlarından birini kıracağı için sahipleri bebek katillerinin hedefi haline gelirlerdi.Yani bundan böyle geri adım atılamayacağına göre herkes TRT yönetimindeki Kürtçe kanalın başarısına katkıda bulunmalıdır.TRT 6’nın bölücü bir potansiyel riski taşımaması, tersine ülke bütünlüğünü güçlendiren bir amaca hizmet etmesi buna bağlıdır.Kürtçe kanalı on yıl önce başarsaydık, Irak’ın kuzeyinde şekillenen Kürt devleti bizi belki bu kadar tedirgin etmezdi.*****Ankara’da dehşet dengesiBaşbakan Erdoğan Gökçek’e “kardeşimiz” dedi ama aday olduğunu açıklamakta gösterdiği gecikme, onu gönülden istemediğini açıkça ortaya koydu.Melih Gökçek AKP’nin Ankara adayı olarak sonuçta ilân edilmekle beraber bu tereddüt dönemi onu çok yıpratmıştır.Başbakan ağır zarar verdiğini bildiği Gökçek’e sonra hangi mecburiyetlerin baskısı altında vize vermek durumunda kaldı?Melih Gökçek bu aşağılayıcı muameleye hangi nedenlerle sessizce katlandı?Sebep açık: Nihai uzlaşmayı “dehşet dengesi” sağlamıştır.İki tarafın da elinde karşı tarafı yakıp yıkacak sırlar ve kozlar vardır. Bunlar Ankara halkının cebini ve onurunu ilgilendiriyor.Bakalım okumuş Ankara seçmeni bu sırları deşifre etmenin basiretini gösterecek mi?Çözüm, Gökçek’i yenilgiye uğratmak ve şakımasını sağlamaktır!
Mart kapıdan baktırır, kazma kürek yaktırır” atasözünün ifade ettiği çaresizlik yeni tip siyasetin fırsatı haline dönüştü.Başbakan’ın dün aday tanıtım toplantısında yaptığı konuşma, kömür yardımlarının Mart’taki yerel seçimlerde AKP’nin en önemli kozu olacağını gösteriyor.Kömür yardımlarına yönelen eleştirilere köpüren Başbakan “Bunu oy toplamak için yapıyorlar ifadesi çok çirkindir” dedi.Kömür dağıtmanın amacı, yoksulların en azından AKP’ye ısınmalarını sağlayarak Mart’ta oylarını bu teşekkür borcu altında kullanmalarına zemin hazırlamak değil mi?Başbakan “Oy için yapmıyoruz” diyor. Peki niçin yapıyorlar? İşte cevabı:“Anayasamız Türkiye Cumhuriyeti devletini demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olarak tanımlamış. Sosyal bir hukuk devleti olmanın özelliği budur da onun için!..” Başbakan’a devletin niteliklerini hatırlatan her sebep hayra hizmet eder ama dürüst özeleştiriler eşliğinde ifade ediliyorsa.AKP’nin sınav notlarıAKP iktidarı azgın kadrolaşma temposu ile, kendi zenginlerini üretmeye kurgulanmış ihale düzeni ile milletvekilinden belediye başkanına rektörlerden okul müdürlerine kadar tepeden inme seçimlere dayanan yönetim anlayışı ile demokratik devletin altını oymuyor mu?Laik devlet ilkesine bağlılık deseniz...AKP’nin laikliğe karşı eylemlerin odağı haline geldiğine dair 1’e karşı 10 oyla alınmış Anayasa Mahkemesi kararı ortada; mürekkebi daha kurumadı.Hukuk devletine bağlılık konusundaki iddiayı da, yargı kararlarına sürekli meydan okuyan tavırlar yalanlıyor.Peki tüm bu eksik ve yanlışlara rağmen kömür dağıtılması, hiç değilse “sosyal devlet” olma vasfını veya iddiasını kurtarıyor mu?Hayır, çünkü sosyal devletin ilk koşulu insan onuruna saygı göstermektir.Çağdaş devletler bu sorumluluklarını her vatandaşına istihdam yaratmak suretiyle yerine getiriyorlar.Parasını ödeseniz?..O kadar da değil.. Çocukları sağlıkla büyütecek ve eğitecek, sonra istihdam sağlayacak, işsiz kaldıklarında, yaşlanıp emekli olduklarında kimseye boyun eğmeden yaşayacak şartları gözeterek nüfuslarını planlıyorlar.Oralarda bizdeki gibi halka “Allah ne verdiyse çoğalın” diyen cemaatçi telkinler yapılmıyor. O nedenle de hiçbir demokrasi bizdeki gibi sadaka karşılığı oyları bloke edilmiş milyonlar yaratmanın ayıbına batmıyor.Devletin Anayasa’da yazılı tüm kalitelerini korumasını ve hatta yüceltmesini bekleriz AKP’den. Ama tarih yaklaştığı için Mart’taki seçimleri kömür karası bulaşığından kurtarmaya birinci öncelik verilmelidir.Sosyal devlet, yardıma muhtaç vatandaşını utandırmaz. Başbakan onuruna yediremediği için yardım başvurusu yapmayan kaç vatandaş bulunduğunu acaba merak etti mi?Uygulamayı kömür ve gıda maddesi vermek yerine para ödeme modeline çevirmelidir.O zaman sosyal devlet, sosyal adalete biraz daha yaklaşır. Mal dağıtılan yerde alım satım vardır. Yolsuzluklar en çok bu işlerde ürüyor; o parazitler de bu sayede kovulur.AKP bu yüzden oy kaybederim diye korkmasın.Bakarsınız onurlu insanların takdiri daha helâl oylar getirir; belli mi olur!
Yeni yılın iyilikler getirmesini sevdiklerinizle sağlık, başarı ve mutluluk dolu bir yıl geçirmenizi diliyorum.Bugün yeni yılın ilk günü..Takvim ne kadar önemlidir? Zamanı ölçmenin önemi var mı?Halil Cibran zamanın aynen sevgi gibi bölünemez ve bir yere sığmaz olduğunu söylemişti.Zaman bir ırmaksa biz onun başına oturup sadece akışını izlerken bile önemli bir iş yapıyoruz. Çünkü yaşıyoruz. Yaşamın tanıklığını yaptığımız her an için Tanrı’ya şükretmeliyiz.Çok memnun edici geçmediği halde 2008’i bile hayırla anmalıyız ki 2009’un karlarla kaplı birinci günü ile bize bembeyaz bir sayfa, yeni bir gelecek sunulduğunu hayal edebilelim.Takvim de yeni yıl da galiba en çok bunun için lâzım. Her insanın hayattan rövanş almak için sebepleri vardır. Her yeni yıl bu rövanşların zeminidir ve bunun için çok değerlidir.Tabii ki dileğim 2009’da herkesin hayallerine ulaşmasıdır. Ama bu olmayacaksa umutlarımızın yaşamaya devam ettiği bir yılı teselli sayarım.Yanlış üstüne yanlışToplumların mutluluğunda siyasetçiler daima belirleyici olmuşlardır. Ama bizde bunun payı gereğinden fazla.Çünkü kurallar doğru konulmamış, ithal edilen çağdaş normlar ise bozulmuş, demokrasi sandığımız şey, baskıcı tek adam rejimlerine dönmüştür.Başbakan son “Ulusa Sesleniş” konuşmasında yeni yılda ekonomik krizi fırsata dönüştüreceklerini söylüyordu.Dileriz başarırlar. Ama pişmanlık göstermek konusunda iktidarın hamle yapmasını gerektiren pek çok sorun bekliyor.AKP iktidarı gücüne âşık devler gibi her yeri yıkıyor, her şeyi bozuyor.Hâkimlerin bile telefonlarının mahkeme kararı olmadan izleneceği bir ülke olacağımıza bundan beş yıl önce kim inanırdı?Dini ideolojiye bağlı ihtiraslarla ziyan edilen kurumlara her gün yenileri ekleniyor. En çok oyu almadığı halde eşi türbanlı olan adayın rektör yapılması İstanbul Üniversitesi’nin manevi kişiliğine hakaretamiz bir saldırı değil midir?Öyledir; üstelik cepheleşmek yerine demokratik yarışı tercih eden akademisyenlere “Siz aptalsınız” demektir.Abdullah Gül yaptığı seçimle hem üniversiteye zarar vermiş, hem de AKP’nin cumhurbaşkanı olduğunu kanıtlamıştır.Haydi Kılıçdaroğlu!Martta önemli bir seçim var. Yerel seçimlerde halk menfaatine bakar, iktidara ters düşmemeyi tercih eder.Bu bakımdan AKP’ye yönelik memnuniyet oranı hızla düşse bile iktidar partisinin kömür ve gıda yardımları desteğinde açık farklı bir seçim galibiyeti alması ihtimali az değildir.Ama bu sandıktan AKP’yi uyaran güçlü bir mesajın çıkması lâzım. AKP dahil herkesin buna ihtiyacı var.Üstelik imkân ve fırsat da mevcuttur.Ankara’da Karayalçın CHP’ye iddia ve şans kazandırmıştır. Fakat asıl unvan maçı İstanbul’da yapılacaktır. Bu kentin hem simgesel bakımdan hem siyasetin ekonomisi bakımından önemi büyük.İstanbul’u kaybeden iktidar partileri, izleyen genel seçimleri kaybediyorlar. Çünkü partinin finansmanı, yani kent rantlarından beslenen musluklar kesiliyor.Değişimin yolunu CHP açabilir.Kılıçdaroğlu düğümü çözecek kılıçtır. Şöminesinin üstüne asılmış üç resim (Dişli, Fırat ve Gökçek) onun başarılarını taçlandırmıştır ama fedakârlık da yüklemiştir.Milletvekilliğinden ve CHP Genel Başkan Yardımcılığından ayrılıp İstanbul’a Belediye Başkanı adayı olmak, ancak ona yakışan bir meydan okuma olabilir!