Devlet televizyonunun Kürtçe kanalı, törenle yayın hayatına başladı. Hayırlı olsun.
İnsanın, yakın zaman öncesine kadar rüyasında görse inanamayacağı bir adım gerçekleşmiştir. Şimdi YÖK İstanbul ve Ankara üniversitelerinde Kürt dili ve edebiyatı bölümleri açmaya hazırlanıyor.
CHP lideri Baykal dün “Kürtçe kanalı TRT açmamalıydı” dedi.
Endişesi şu:
“Araplar ve Çerkezler de isterse ne olacak?”
Baykal’a göre devlet bu tutumu ile etnik ayrımı teşvik etmiştir ve “Çok tehlikeli işlerdir bunlar!”
Görüldüğü gibi CHP’nin itirazı Kürtçe kanala değil, devletin sahipliğinedir. Bu önemli.
Çünkü İngiliz düşünür Lord Acton’un 150 yıl önce savunduğu mantıkla bugüne kadar çatışarak hiç bir şey kazanmadık.
Lord Acton şöyle demişti:
“Farklı milliyetlerin tek devlet içinde bir araya gelmesi, uygar yaşamın vazgeçilmez koşuludur. Politik ve etnik sınırların çakıştığı yerde toplumun ilerlemesi durur. Farklı ırkları tatmin etmekte yetersiz kalan bir devlet kendi kendini mahkûm etmiş olur (...) Özgürlüğü ve çeşitliliği korumanın teminatı parçalanma değil bütünleşmedir.”
Bu sözlerden çıkan mesaj açık:
1. Özgürlüğü ve çeşitliliği korumanın yolu bütünleşmedir;
2. Farklı kültürler saygı gördüğü zaman bölünmenin değil bütünleşmenin sebebi olurlar.
Keşke Baykal’ın dediği gibi Kürtçe kanal özel girişim eseri olabilseydi. Ama bu olmamıştır. Parasal ve kültürel sermaye buna yetmemiştir.
Ayrıca Kürtçe kanal, bölücü terörün en önemli kozlarından birini kıracağı için sahipleri bebek katillerinin hedefi haline gelirlerdi.
Yani bundan böyle geri adım atılamayacağına göre herkes TRT yönetimindeki Kürtçe kanalın başarısına katkıda bulunmalıdır.
TRT 6’nın bölücü bir potansiyel riski taşımaması, tersine ülke bütünlüğünü güçlendiren bir amaca hizmet etmesi buna bağlıdır.
Kürtçe kanalı on yıl önce başarsaydık, Irak’ın kuzeyinde şekillenen Kürt devleti bizi belki bu kadar tedirgin etmezdi.
Ankara’da dehşet dengesi
Başbakan Erdoğan Gökçek’e “kardeşimiz” dedi ama aday olduğunu açıklamakta gösterdiği gecikme, onu gönülden istemediğini açıkça ortaya koydu.
Melih Gökçek AKP’nin Ankara adayı olarak sonuçta ilân edilmekle beraber bu tereddüt dönemi onu çok yıpratmıştır.
Başbakan ağır zarar verdiğini bildiği Gökçek’e sonra hangi mecburiyetlerin baskısı altında vize vermek durumunda kaldı?
Melih Gökçek bu aşağılayıcı muameleye hangi nedenlerle sessizce katlandı?
Sebep açık: Nihai uzlaşmayı “dehşet dengesi” sağlamıştır.
İki tarafın da elinde karşı tarafı yakıp yıkacak sırlar ve kozlar vardır. Bunlar Ankara halkının cebini ve onurunu ilgilendiriyor.
Bakalım okumuş Ankara seçmeni bu sırları deşifre etmenin basiretini gösterecek mi?
Çözüm, Gökçek’i yenilgiye uğratmak ve şakımasını sağlamaktır!

