Adalet gerçekten de devletin temeliymiş.. Bakın onda hissedilen zayıflık bir anda hayatımızı değiştirdi.
Güven duygumuzu tahrip eden olaylarla sarsılıyoruz.
Ergenekon operasyonları hukuk devletine saldırılar biçiminde kendini gösteriyor.
Sabah karanlığında evleri basılan ülkenin en saygın insanlarına, gözaltına götürülürken reva görülen hoyratça tavırlar, iktidarın bu davayı muhalifleri susturmaya yönelik bir terör aracı olarak kullanmaktan vazgeçmeyeceği kanaatini güçlendiriyor.
İntikam niyetinin çirkin yüzü kendini gizlemeyi bir türlü başaramıyor.
Kamuoyu iddiaların kanıtlanmasını ve suçlananların niçin özgürlüklerinden yoksun bırakıldıklarını beklemekten sıkılıp adaletsizliğe isyan noktasına gelirken yeni bir gözaltı dalgası yaratılıyor.
Bu yeni dalga, bir öncekinde toplanarak cezaevine atılanlar hakkındaki iddianamenin niçin hâlâ açıklanmadığına dönük soruları gündemden uzaklaştırıyor.
Böyle giderse bu dava hiç bitmeyecek ve şairin dediği gibi dışarda “zulmetmeye elde ahali kalmayacak”tır!
Haham efendi aman!
Güven duymaya lâyık olmayan, kimin maşası olduğu bilinmeyen, karanlık bir geçmişe sahip Tuncay Güney’in daha önce doldurduğu kasetler, Ergenekon davasının ilk iddianamesine temel oluşturmuştu.
O ifadelerle bir şey kanıtlanamadı. Ama ne gam; dara düşen savcı, Kanada’da oturan Tuncay Güney’den yine yardım istiyor.
Bu ülkede yaşayan birçok namuslu insan bu haham bozuntusunun gazabından koruması için Allah’a dua edecekler epey bir zaman.
Ayıptır, günahtır!
Yeni dalgalar yaratacak iftira depremlerine yurt dışından davetiye çıkarmak yerine bağımsız yargının doğal işleyişine izin verilse daha iyi olmaz mı?
Davanın can alıcı hedefi, darbe ortamı yaratmaya çalışan bir suç örgütünün varlığını kanıtlamaktır.
Danıştay saldırısı ile Cumhuriyet
Gazetesi’nin bombalanması olaylarına ilişkin dosya, yüksek yargı kararı ile Ergenekon davasına eklenmiştir. Daha ne istiyoruz?...
Bağımsızlığın kaynağı
Şimdi mahkemenin binlerce sayfalık iddianamede kaybolmak yerine Danıştay cinayetini darbe kışkırtıcılığı yapmak amacıyla Ergenekon örgütünün azmettirdiği iddiasına yoğunlaşması, gerçeğe ulaşmanın en akılcı yolu değil midir?
Haydi ülkeyi yöneten siyasi iktidar muhaliflere gözdağı vermek için bu bozulmayı seyrediyor, hatta teşvik ediyor diyelim...
Peki devletin temeli olan adaletin geleneğe sahip saygın kurumları niçin dış müdahaleleri etkisiz kılacak iradeyi göstererek bu meseleyi çözemiyor?
Yargının bağımsızlığı hukuk devletinin vazgeçilmezidir, değil mi?
O halde siyasetçilerin insafına terk etmeden bağımsızlığına sahip çıkmalıdır. Kimse “bizde yargı bağımsızlığı yok” demesin.
Bir davanın rejimi rehin almasına ve siyasetin fesat tezgâhı durumuna sokmasına karşı vicdanlarında doğacak isyan duygusu, yargıçların ve savcıların ihtiyaç duyacağı bağımsızlığı onlara verecektir.
Yargı, siyasetin davet ettiği yere gitmemeli, kendi alanına da “yabancı”ları sokmamalıdır!
ÖZÜR: Kanadoğlu hakkındaki mahkeme kararının aslını gördüm. Karar, evinde arama yapılmasına, suç unsuru olacak materyale el konulmasına olanak tanıyor. Yani Kanadoğlu’nun tepkiler üstüne gözaltına alınmasından vazgeçildiğini söylemek hata olur. Bu hataya düştüğüm için özür diliyorum. Ama bu durum yine de Sami Selçuk’un uyarıcı çıkışının değerini azaltmıyor.
Hâkimler aşar!
Haberin Devamı

