2009 yılı temiz eller yılı olsun!

30 Aralık 2008

Temiz eller ve temiz siyaset özlemlerimizi 2008 boşa çıkardı. 2009 için hayal kurabilir miyiz?Çünkü yolsuzluk, rüşvet, kayırma ve kadrolaşma en hayati meselelerdir ve bu hastalıklara çare bulunmadığı sürece Türk halkı soyulmaya devam edecek, önündeki yılları da hakir görülerek ve hakarete uğrayarak kızgınlıklar ve düş kırıklıkları içinde bitirecektir.Yolsuzluk başlığı altında işlenen suçlar ve günahlar, adı konmamış vergi gibidir. Kamu kaynaklarını kemiren suiistimaller işsizliğin ve yoksulluğun da en önemli sebepleri...Türkiye yolsuzlukla mücadelede sürekli yenilgiye uğruyor. Çünkü en büyük suiistimaller siyasetten ürüyor.Ve milletvekili dokunulmazlığı yargının hesap sormasına, suçluları cezalandırarak bu çirkefi kurutmasına geçit vermiyor.Siyasetçi kandırıyorAKP iktidarının önderleri bu ayıbı savunamadıkları için altı yıldan beri papağan gibi şunu tekrarlıyorlar:“Kalkacaksa herkesin dokunulmazlığı birden kaldırılsın!” Sanki böyle kökten bir çözüme yöneldiler de ellerini tutan oldu... Elbette olmadı. Yaptıkları hem dokunulmazlık zırhını kaybetmemek, hem de gizli güçler tarafından engelleniyormuş havası yaratarak mağdur rolü oynamaktır.Birçok kimse bilmez ama bürokratların dokunulmazlığını, amirleri konumundaki siyasetçiler sağlar. Bir yandan “Herkesin dokunulmazlığı kaldırılsın” diye bağırırlar öbür yandan suçlanan bürokratların yargılanması için vermeleri gereken izni vermezler.Bu çok doğaldır çünkü o bürokrat, siyasetçi amirinin verdiği talimatla suç işlemiştir. Bürokrat yargılanırsa amiri olan bakanın suçu meydana çıkacaktır.Bürokratını koruyan siyasetçilerin hemen hemen hepsi aslında kendini koruyor!Suçüstü vakası gibi...Refah Partisi’nin kapatılmasına bağlı “kayıp trilyon” davasında Maliye Bakanlığı Başhukuk Müşaviri, temyiz başvurusundan vazgeçerek Hazine zararına yol açtığı iddiasıyla şikâyet edilmişti.Maliye Bakanı Unakıtan şikâyeti işleme koymayarak soruşturmanın önünü tıkadı.Bereket ki yargı iktidarın boyun eğdirme zorlamalarına direnmeye devam ediyor.Danıştay 1. Dairesi, CHP’nin başvurusu üzerine Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın, bürokratını koruyan kararını kaldırdı ve Hazine zararı doğuran olayı aydınlatmanın ve müsebbiplerini hesaba çekmenin yolu açtı.Ama daha ileri gidilemeyecektir.Çünkü suçlanan bürokrat bu kararı bakanın isteğine uyarak verdiğini söylese bile bir yere mi varılacak?Hayır, bu defa bakanın dokunulmazlığı adaletin önünü kesecektir.Dokunulmazlıkla yaşamak demokratik bir toplum için hakarettir.Bu hakarete son vermek için iki yol var:Birincisi iktidar sahiplerini zırhsız yaşamaya ikna etmek.Bu mümkün olmuyorsa, dokunulmazlığa muhtaç durumda olduklarını fark ettiğiniz iktidardan bir an önce kurtulmak için bütün demokratik silâhları kullanmak.Yoksa rezilliğin de sonu yok!***Özlem duyguları ile anılmayı birçok bakımdan hak etmeyen bir yılı bugün geride bırakıyoruz. Bunu kutlamaya değer sayın ve gönlünüzce eğlenin..Yeni yılın ülkemize, insanlığa, hepinize barış mutluluk, sağlık ve huzur getirmesini diliyorum.

Devamını Oku

Dikkatli olalım!

29 Aralık 2008

Hiçbir kötülük, onu cezalandırmak amacıyla bile yapılmış olsa başka bir kötülüğü meşru kılmaz.İsrail yöneticileri “Ateşkesi uzatmayacaklarını söyleyen Hamas’tır. Roketleri atanlar da onlardı. Uyarılarımızı dinlemediler” diyorlar.Ama bu gerekçe, çoğu sivil 300’ü aşkın insanın ölümü ile sonuçlanan katliamcı gaddarlığı haklı gösteremez.Pulitzer ödüllü Independent yazarı Robert Fisk dün özgür vicdanlar adına isyan ediyordu:“Hamas’ın el yapımı roketleri 8 yılda yalnız 20 İsrailli’nin ölümüne sebep oldu. İsrail savaş uçaklarının bir günlük baskınının bilançosu 300 ölü...IRA Kuzey İrlanda’ya havan topu saldırısı düzenlediğinde İngiliz Hava Kuvvetleri İrlandalılara ders vermek için hava saldırısı düzenleyip 300 sivili mi öldürdü?” İsrail’in uyguladığı şiddet, meşru savunma mıdır yoksa yürüttüğü milli politikanın temeli mi?Korkarız ki İsrail, beşeri vicdanın kabul edeceği bir barışın çok ötesinde hedefler gütmektedir ve bu hedefine yürümek için her imkânı meşru görmektedir.Buna Filistin halkı ve Müslüman ülkeler içinde var olan anlaşmazlıkları körüklemek ve sömürmek de dahildir.Hamas’ın Gazze’de tasfiye edildiğini gördüklerinde bayram edecek Müslüman ülkelerin bu katliama üzülenlerden daha az olmadığını herkes biliyor.Ankara’ya söyledi mi? Dün Hamas liderleri ateşkes için çağrı üstüne çağrı yapıyorlardı.İsrail karşısındaki çaresizliklerini anlamaları için bu savaş makinesine 300 insanı öldürtmeleri mi gerekiyordu?Gazze’de yaşanan trajedi, kötü yöneticilerin faturasını günahsız toplumlarına kesen gaddarlığa utanç verici bir örnektir.Türk halkı bu trajedinin acısını yaşarken Başbakan Erdoğan’ın heveslendiği arabuluculuk rolünden dolayı ayrıca sorumluluğu var mı; onu da sorguluyor.İsrail hükümeti operasyon kararını aldıktan sonra Başbakan Olmert 22 Aralık’ta Ankara’yı ziyaret etti.Gazze’de temizlik yapacaklarını Ankara’da Erdoğan’a ve Gül’e açtı mı?Başbakan Erdoğan’ın, yürütmeye çalıştığı barış çabalarına saygısızlık sayarak saldırıyı kınaması haklıdır ama bu meselenin derinliğini ve karmaşıklığını kavramaktan uzak yaklaşımları da eksiğidir.Obama’ya karşılama!Diplomaside arabuluculuk, çözüm öneren bir roldür. Türkiye, bağımsız Filistin devletine ulaşma hedefini daha açık ortaya koymalıdır.İsrail halkının korkusuz yaşaması da buna bağlıdır çünkü. Nefret ve intikam duygusu ile beslenecek bir hayatın iki tarafa da ölüm ve mutsuzluktan başka vereceği bir şey yoktur. İkinci Dünya Savaşı’ndan beri süren bu savaş ne zaman bitecek?Düğüm de, anahtar da Amerika’dır.Türkiye ABD’nin bu rolü adil bir süper güç olarak üstlenmesi için çaba harcamalıdır. Bölgedeki karmaşık hesapların kurduğu tuzaklara düşmemek, içe dönük “sınır aşırı lider” görünme fiyakasının risklerine girmemek çok önemlidir.Gazze’de Hamas’a destek vermek adına İran’ın Lübnan’daki Hizbullah’ı harekete geçirme niyetini sınamak, eğer varsa önüne geçmek, şu aşamada yapabileceğimiz en hayırlı hizmet olur.Çünkü İsrail’in 20 gün sonra işe başlayacak ABD Başkanı Obama’ya kendi usulünce bir karşılama yapmak amacıyla Gazze’yi kan gölüne çevirdiğini düşünenler vardır.Bu tırmanış, Obama’ya atfedilen adil ve ılımlı çözüm politikalarının doğmadan ölmesine sebep olacaktır.Orta Doğu’daki günahların baş sorumlusu Amerika’dır ve insanlık Obama ile ele geçirdiği şansı heba etmemelidir!

Devamını Oku

Nefret kalacak

27 Aralık 2008

Ortadoğu’nun en talihsiz toprakları yeni bir yıla girerken tekrar ateş, ölüm ve yıkımla alt üst oldu.Ölüler bugün toprağa verilecek, yıkıntılar bir kaç haftada kaldırılacak ama nefretin ürettiği cana, kana susamışlık bu bölgeye hiç huzur vermeyecek.İsrail Gazze’den üç yıl önce çekilmiş 2007’de yönetim Filistin Devlet Başkanı Mahmut Abbas’la ters düşen Hamas’ın eline geçmişti. Çatışmaları, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı kısıtlamaları yumuşatması şartına bağlı bir ateşkes anlaşması durdurmuştu.Ama Hamas, anlaşmanın dürüst işlemediği gerekçesiyle bir hafta önce süresi dolan ateşkesi uzatmayacağını açıkladı.Hamas militanlarının attığı füzeler İsrail’i taciz etmeye başladı.İsrail Cumhurbaşkanı Peres’in bir Suudi gazetesine verdiği demeç işaret fişeği idi ama dünyanın büyük güçleri uyanamadı. Oysa Peres’in, Gazze’yi yeniden işgal etmeyi düşünmediklerini belirttiği demecindeki bir cümle yeteri kadar uyarıcıydı:“Gazze’ye girmeyeceğiz, roket saldırılarını durdurmanın başka yolları var!” İsrail uçaklarının cehenneme çevirdiği Gazze’de dün akşam saatlerinde ölü sayısı 205’i, yaralı sayısı ise 700’ü bulmuştu.İlk saldırıların çocukların okuldan çıktığı saatlere denk gelmesi, İsrail’i rahatsız eden düşmanların günahsız çocuklarına bile acınmayacağı mesajını veren bir kastın ifadesi olabilir miydi?Böyle bir canavarlıktan şüphe etmek için yeteri kadar sebep vardır.Hamas’ın taciz ateşine tepki göstermeye bir yere kadar evet; fakat İsrail’in karşılığı ölçüsüz olmuş, orantısız güç kullanılmıştır.İsrail, Filistin halkını yönetenleri terörist diye suçluyor ama kendisi de sık sık ABD’yi arkasına almış teknolojik bir devlet olarak terör yöntemlerini uyguluyor.Gazze’deki Müslüman halkın kötü yöneticiler elinde olması onların şanssızlığıdır. Ama bu bahaneyle İsrail’in katliam yapma fırsatlarını ganimet sayması bütün insanlık için talihsizliktir.El Kaide gibi örgütleri işte bu zihniyetin yarattığı haksızlıklar besliyor.Terörün bahanesi olmaz; inanarak söylüyoruz.Ama gelin de bunu acımasızca öldürülen insanların nefret ve intikam duyguları ile büyüyecek olan çocuklarına anlatın bakalım, anlayacaklar mı!Anketler gerçek mi?Tayyip Erdoğan anketleri yalnız halkın nabzını ölçmek için kullanmaz.Seçmen eğilimlerini etkilemek için de kullanır, başka işler için de...Mesela seçim yılı olan 2007’ye girerken AKP’yi yüzde 30’un altında gösteren anketler medyaya sızdırılmıştı.Partinin geriden başladığı koşunun ivmesi 22 Temmuz’da yüzde 47’yi getirdi.İş yaptığı anket şirketlerinin verdiği düşük rakamlar acaba aynı oyunun tekrarı olabilir mi; dikkatli olmak lâzım.Ankara için yapılan anketler, Melih Gökçek’in kavgasız, gürültüsüz tasfiyesine yardım edecek gerekçeyi sağlamak için sipariş edilmiş olabilir. Bugün anlayacağız.Tabii ki bu şüpheler AKP’nin bir kaç ay içinde bu kadar dramatik düşüş göstermeyeceği varsayımına dayanıyor.Oysa bu hesap da şaşabilir. Nitekim eskiden şaştı. Kale gibi ANAP 1989 yerel seçiminde sarsıldı, 1991 genel seçiminde bozguna uğradı.AKP de yolsuzluklarla kirlenmiş, sadakaya bağladığı yoksulların artışı ile başarısız olmuş, kadrolaşmadaki ölçüsüzlüğü ile devleti yozlaştırıp birbirine katmıştır.AKP’ye bunun için oy vermedi halk.Hızlanan olumsuzluklar uyanışı da hızlandırabilir. Bir kâbustan sıçrayarak uyanmak gibi...

Devamını Oku

Gökçek kumarı

26 Aralık 2008

AKP’nin ay başında Ankara için yaptırdığı seçim anketinden inanamadıkları bir sonuç çıktı.CHP adayı Murat Karayalçın’ın, Melih Gökçek’le arasındaki farkı yüzde 5’e kadar indirdiği görüldü.Anket, 9 Aralık’ta bir seçim yapılsa Gökçek’in yüzde 40, Karayalçın’ın yüzde 35 oy alacağını belirliyordu.ANAR’ın masaya koyduğu tablo telâş yaratınca partinin iş yaptığı öteki araştırma şirketi Denge devreye sokuldu.Oradan daha kötü bir haber geldi:ANAR anketini izleyen iki hafta, Gökçek’in hızla erimesini ve Karayalçın’ın öne geçmesini sağlamıştı. Karayalçın yüzde 32,2’ye yükselirken Gökçek yüzde 29,8’e gerilemişti.Gökçek psikolojik bir eğimde paldır küldür iniyor. Freni tutar mı bilinmez. Çünkü CHP’li Kılıçdaroğlu ile yaptığı TV düellosunda cilâsı bozulmuş foyaları çıkmıştır.Partisi onu kurtarır mı, şüpheli. Çünkü yaşadığı erime partiye de zarar veriyor.Nitekim Denge’nin anketinde “Bugün milletvekili seçimi olsa oyunuzu hangi partiye verirdiniz?” sorusuna cevaplar, Ankara’da oyların yüzde 40’ının AKP’ye, yüzde 36,2’sinin CHP’ye gideceğini ortaya koymuştur.Bu dağılım 22 Temmuz 2007 seçimine göre AKP’nin Ankara’da yüzde 6,7 kayba uğrarken CHP’nin yüzde 6,3 yükseldiğini ifade ediyor.Değişimin başka illerde de aynı ölçekte yaşandığını iddia etmek kolay değildir.Burası bir memur kenti; yolsuzluklar, hukuk ihlâlleri seçmeni etkiliyor. Gıda ve kömür yardımlarının yönlendirdiği oyların sonuca etkisi ise öteki kentler kadar olmuyor.Ankara’da AKP’nin Gökçek’le seçime girmesi CHP’nin şansını artıracaktır. O nedenle TV tartışmasında suçluların telâşını ve gürültücü saldırganlığını yansıtan Gökçek, partisi tarafından son anda aday gösterilmeyebilir.Partinin sırlarına vakıf biri olan Gökçek’in sessiz kalmayacağını bile bile Tayyip Erdoğan böyle bir operasyonu göze alabilir mi?Bir-iki gün içinde bunu öğreneceğiz.Ama her durumda CHP’nin Ankara’da şansı ve umudu artmıştır.Baykal örgütünü “Silkeleyin düşecek” sloganı ile motive etmenin kozlarını başkentte ele geçirmiştir!Susacaklar mı?Önceki gün hukuk devletinin siyasi hesaplarla katledilmesine tanık olduk.Anayasa Mahkemesi’nin hukukçu olmayan başkanı Haşim Kılıç, mahkemenin karar alma usulüne aykırı olan ama Başbakan’ın hoşuna gidecek bir açıklama imal (!) etti:Bununla Danıştay’ı Anayasa’yı ihlâl etmekle suçladı.Mahkemenin 8 üyesi açıklamanın Anayasa Mahkemesi’nin görüşünü yansıtmadığını ilân ederken Danıştay Başkanlar Kurulu da Haşim Kılıç ile safında hareket edenler için “hem kendilerinin hem yargının saygınlığını zedeliyorlar” değerlendirmesi yaptı.Yüksek Seçim Kurulu’na gelince... Oradan da “cevap vermeye değmez” değerlendirmesi çıktı.Haşim Kılıç dün hâlâ yerinde oturuyordu. Oysa Anayasa Mahkemesi Başkanlığı unvanını hak etmiyor artık.Çünkü tarafsızlığını kaybetmiştir.Kendisini bitirirken yüce mahkemenin itibarına da zarar vermiştir.Eğer Gül’den sonra AKP’nin oyları ile Cumhurbaşkanı seçilmek için bu ihlâlleri göze aldıysa ölçüyü kaçırmıştır. Artık tarafsızlık isteyen hiçbir makam ona uygun olamaz!Barolar ve hukuk fakülteleri başta olmak üzere sivil toplum kuruluşları yüce mahkemeyi kurtarmak için neden hâlâ susuyor?İtiraz etmek için ne bekliyorlar?

Devamını Oku

Devletin temeli

26 Aralık 2008

Bilmeyen yoktur bu sözü: Et kokarsa tuz... Peki tuz kokarsa ne?Devlet ve toplum hayatında her zaman sorunlar çıkabilir, bu sorunlar kokuşma sınırlarına kadar dayanabilir. Örnekteki tuzun rolü işte burada kendini belli eder.Ülke gündemi tuzun kokması gibi iflâs vahameti taşıyan bir sorunla karşı karşıya:Anayasa Mahkemesi’ndeki çatlak, fiili bir bölünme haline gelmiş, yüksek yargı arasında görmeye alışık olmadığımız çatışmalar, güven duygusuna zarar vermeye başlamıştır.“Adalet mülkün (devletin) temelidir” özdeyişinin önemini bir gün hâkimlere ve başbakanlara hatırlatmak zorunda kalacağımı tahmin etmezdim!Mesele bildiğiniz gibi kapatılan küçük belediyelerle ilgili Danıştay kararına Başbakan Erdoğan’ın bilinen fevri tutumu ile tepki göstermesi yüzünden alevlendi.Başbakan yargıya yeterli zamanı tanımadan “Başımıza ikinci bir Anayasa Mahkemesi daha çıktı” anlamında tepki gösterdi.Anayasa Mahkemesi’nin başında, temsil yeteneğini daha önce kapatma ve türban davaları sonrasında kaybettiği halde istifa borcunu yerine getirmemiş, hukukçu olmayan bir üye oturuyor.Bu üye yani Haşim Kılıç, otomatiğe bağlanmış gibi Başbakan’ın tezini destekleyen bir metni Anayasa Mahkemesi açıklaması olarak yayınlamak suretiyle ateşe körükle gitti.Ardından da Anayasa Mahkemesi tarihinde ilk defa 8 üye, mahkeme adına yapılan açıklamaya katılmadıklarını duyuran bir çıkışta bulundular.“İlk”ler bununla bitmiyor. Anayasa Mahkemesi’nin başka bir yüksek mahkemeyi suçlayan açıklama yapması da ilk görülüyor.. Aynı şekilde mahkemenin tam kadro toplanmadan, bir kısım üyesinin gıyabında karar oluşturması da ilk yaşanıyor.İleride bir yargı müzesi kurulursa, hukuk katliamına sahne olan bu dönem özel bir yer tutacak, Başbakan’la Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın büstleri uzun kitabelerle baş köşeye konulacaktır herhalde.Gidiş kötüdür. Başbakan yargı ile ilişkilerinde devlet adamı gibi davranmayı öğrenmelidir artık.Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a gelince onun tamir kabul edecek yanı kalmadı.Kurumun kurtuluşu, başkanından kurtulmasına bağlı hale gelmiştir. Yoksa...Yoksa Türkiye, yargıya baş eğdirmeye uğraşan sorumsuz bir siyasetçi kuşağının elinde her gün daha kötüye gidecektir!*****Sevgi eyleme geçsinBirinci sayfadaki çocuklara bir daha bakın lütfen.Sonra dürüst bir muhasebe yapın...Tanrı aşkına söyleyin şimdi bu ülke, bu millet, yani bizler, karlı yollardan okula terlikle, patlak pabuçlarla yürüyen çocuklarımıza sağlam birer çift ayakkabı giydiremeyecek kadar düşkün insanlar mıyız?Değiliz.. Sadece sahip olduğumuz kaynak ve olanakları örgütleyemediğimiz, birbirimizi ateşleyerek gücümüzü ve sevgimizi büyütemediğimiz için kaybediyor, kaybettiriyoruz.Hepimiz “Orda bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür” ezberi ile büyüdük ama bencillik hastalığı çoğumuza uzakta ayakkabısız okula giden çocukların bize ait olduğunu unutturdu.O çocukları ısıtacak sevgi ve yardımseverlik fazlasıyla mevcuttur bu ülkede. Bütçesinden yardıma kaynak ayıramayanlar bile bir yol bulabilir:Çocuklarının küçüldüğü için bir köşeye tıkılmış giyeceklerini sevgi ile sarmalayıp Van’a gönderebilirler.Çocuklarımızın şu ara sevgimize çok ihtiyaçları var. Haydi, sevginizi eyleme geçirin!

Devamını Oku

Meclisin namusu

24 Aralık 2008

Siemens’in çeşitli ülkelerde 2 milyar dolar rüşvet dağıttığını biliyoruz.Mahkemede itiraf edilmiş ve hükme bağlanmış bir gerçek bu!Büyük yağmadan bazı Türk siyasetçi ve bürokratlarının da nemalandığı konusunda beyanlar ve hatta kanıtlar vardır.Şirketin rüşvet dağıtmakta çantacı olarak kullandığı kişinin Türkiye’de bir bakan ile yemek yediği ve Siemens’e “adrese teslim ihaleler” verildiği medyada defalarca haber olmuş, mesele CHP’li Ahmet Ersin ve Ali Rıza Öztürk tarafından Başbakan’a yönelik soru önergeleri ile meclise taşınmıştır.Rüşvet çamurunun bulaştığı pek çok ülke suçluları bulup cezalandırmıştır bile.Yunanistan gibi bazıları ise rüşvet yiyen görevlilerini yakalayabilmek için Alman yargısı ile işbirliği yapmaktadır.Bizdeki manzara ne?Başbakan, Siemens rüşveti hakkında muhatap olduğu sorular karşısında buzdan yapılma bir öfke heykeli gibi duruyor.Sesi çıkmıyor ama sinirlendiği çok belli oluyor. Ve meclisin en kullanışlı denetim mekanizmasını çalıştırmıyor.Alman mahkemelerindeki belge ve bilgileri Türkiye’ye getirtmek için en küçük bir çaba ve istek göstermiyor.Siemens’in Yunanistan’da partilere 12 milyon euro verdiği öne sürülmüştü aynı şey Türkiye’de de oldu mu?Oldu ise hangi partiler ne kadar aldılar?Çantacı ile hangi bakan yemek yedi?Siemens Türkiye’de sağladığı ihale kolaylıkları karşılığında rüşvet dağıttı mı, dağıttıysa kimler ne aldı?İki ihtimal var:Başbakan ya bu soruların cevabını merak etmiyor ya da her şeyi bildiği için böyle davranıyor!CHP Milletvekili Ahmet Ersin Siemens’le ilgili rüşvet iddiaları için bir Meclis Araştırma Komisyonu oluşturulmasını önerdi dün.Artık hırsızlığı ve hırsızları saklamanın imkânı ve yararı kalmamıştır. Çünkü bu çirkin çaba hırsızlığın kurumsal boyutta görünmesine sebep olmaktadır.İktidar çoğunluğu meclisin itibarını korumak ve AKP’nin bir suç örgütü olmadığını göstermek istiyorsa bu önergeyi kabul etmelidir!*****Olmayacak duaMilli Eğitim Bakanlığı, Halk Eğitim Merkezleri’nde kurulu sınava hazırlık kurslarını kapatmaya karar verdi.Kurslar yeni yılla beraber tarihe karışacak.Paralı dershaneye gidemedikleri için bu kurslarla yarışa hazırlanan yoksul ailelerin 250 bin çocuğu -evet 250 bin çocuk- ortada kalacak.Kurslara binlerce öğretmen de ortalama 5.5 YTL saat ücreti ile katkıda bulunuyor. Onlar da bu mütevazı gelir desteğinden mahrum olacaklar. Neden?Bakanlık daha verimli, daha etkili bir alternatif mi getiriyor? Hayır..Eğitim İş Genel Başkanı Yüksel Adıbelli, kararın sonuçlarına dönük şöyle bir tahminde bulundu:“Şimdi bu çocuklar tarikat-cemaat dershanelerine mecbur kalacaklar!” Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik, böyle bir sonucun çocuklara büyük haksızlık, Türkiye’ye de büyük kötülük olacağını görerek kararı iptal eder mi acaba?Zayıf bir ihtimal ama dua etmenin hiçbir zararı olmaz!*****Tamamiyle duygusalBaşbakan ekonomik kriz oyunundaki “doktor” rolünü iyice benimsedi.Geçen gün ağır durumdaki hastasına öleceğini söyleyen bir doktor olmayacağını anlattı gerekçeleri ile.Dün katıldığı önemli bir toplantıda ise krizin Türkiye’yi durdurmayacağını öne sürerek “Çünkü Türkiye’deki olay psikolojiktir” dedi!Bu gidişin sonu belli:Aksini iddia edenler için doktorun “deli raporu” vermesi tehlikesi vardır.Başbakan’ın etki alanı içinde kalan kriz yorumcuları çok dikkatli olsun!

Devamını Oku

Dağlar kadar fark

23 Aralık 2008

Başbakan medyanın önemini iyi biliyor ama bu bilinç ona sık sık demokrasi suçları işletiyor.Çünkü bu güç hep kendine çalışsın istiyor.Son ayıbı Akşam Gazetesi’nin patronu Karamehmet’e yaptığı “Ya yalan yazmayacaksın ya gazeteni kapatacaksın” çağrısıdır.Akşam geçen gün “Doğalgazı kıstık, seçim kömürüne yüklendik” tespitine bağlı olarak “Bedava Zehir” manşetini atmıştı.Bu yüzden kapıldığı öfke, Başbakan’ın diktatör eğilimlerini açığa vuran günah listesine yeni bir madde ekledi.İktidarını eleştiren bir gazeteyi sahibine kapattırmayı dayatan bir Başbakan’ın eline geçirdiği devlet gücünü zalimce kullanmaktan geri durmayacağı gerçeği, demokrasi ufkumuz için tehlikedir.Yanlış bir haber bile Başbakan’a böyle konuşma hakkı vermez. Eğer konuşursa, o zaman hınç almak için neleri göze alabileceğini tahmin etmek zor olmaz.Basın Enstitüsü Derneği (IPI) Ulusal Komitesi, Akşam Gazetesi’ne yönelttiği tutum nedeniyle Başbakan’ı kınayan bir açıklama yayınladı.İktidar ulusal basındaki ağırlığını artırmak için Sabah-atv satışında, hiçbir bağımsız mahkemeye, hiçbir özgür vicdana kabul ettiremeyeceği suçlar işlemiştir.Damadının başında olduğu şirketin ihaleye tek başına girmesini sağlamış, ekonomik krizde yüzlerce işletmeyi kurtaracak 700 milyon dolar kamu kaynağını bu ayıplı projeye yönlendirmiştir.IPI açıklaması, iktidarını eleştiren gazeteler için boykot çağrısı yapan, beğenmediği Başbakanlık muhabirlerini tasfiyeye tabi tutan son olarak da Akşam’ın patronunu tehdit eden Başbakan’ın tüm bu ayıplarını hatırlatarak uyarıda bulundu:Bütün bu sebepler, basın özgürlüğüne çok daha ciddi biçimde sahip çıkmamızı gerektiriyor!Çağdaş Gazeteciler Derneği de dün doğru bir tespit yaptı:“Gazete kapatma tehdidinde bulunmak başbakanların gücünü değil zayıflığını, çaresizliğini ve demokrasiden uzak olduğunu gösterir.” Atatürk’e diktatör yakıştırması yapan tipler çoğaldı son zamanlarda. Onlara Atatürk’ün basın özgürlüğü ile ilgili ünlü sözünü hatırlatarak sormak istiyorum:Hitler’in, Mussolini’nin, Stalin’in yaşadığı çağda “Basın özgürlüğünün ilacı yine basın özgürlüğüdür” diyen Atatürk’e “diktatör” demeye devam edecekseniz bugünün dünyasında “gazeteni kapatacaksın” diyen Erdoğan’a ne sıfat bulacaksınız?Bu kadarı fazla!AKP hafta sonunda 81 ilden 500 sandık görevlisine eğitim verdi.Bu kişiler de kendi bölgelerindeki görevlileri eğitecekler.Parti her sandığın başına 9 müşahit koyuyor. Bu görevliler sandıklarına oy atacak seçmenlerle 29 Mart’tan önce evlerine giderek üç kez yüz yüze görüşme yapmayı planlıyorlar.Markajın, gıda ve kömür yardımlarına muhtaç bölgelerde ne kadar etkili olacağını tahmin etmek zor değildir.Yeterli oy çıkmayan sandıkların bölgesinde yardımların kesileceğine dönük korkular, seçmenlerin birbirlerini denetim altında tutmalarını sağlayacaktır.Bu yoğunluktaki bir temas modelinin demokrasi mi, yoksa baskı mı olacağını tartışmak gerekir. Gizli oyun erdemi ciddi tehdit altına girecektir.CHP ve MHP henüz farkında değil görünüyor ama iki tercihleri var:Ya bu baskıcı halkla ilişki siyasetine karşı çıkacaklar ya da aynı kapıları oy için kendileri de çalacaklar.Dileriz geç kalmadan uyanırlar!

Devamını Oku

Pirus riski var!

22 Aralık 2008

Başına Prof. Dr. Yusuf Ziya Özcan’ı geçirerek YÖK’ün yapısını, yargı kararlarını bile dolanmaya cüret edebilen bir zihniyetin denetimine soktular.Ardından çoğu cumhuriyet değerlerini savunan birer kale olan üniversitelerin rektörlerini hedef alan operasyonlar başlatıldı.İstanbul Üniversitesi, cumhuriyetin ilk üniversitesi olarak özel bir önem taşıyor. Şimdi hedef bu üniversitedir ve dün YÖK’te İstanbul Üniversitesi’nin başına AKP’nin kadrolaşma kriterlerine uyan bir rektör getirme amaçlı planın yeni bir aşaması katedilmiştir.İstanbul’da rektör adayı olarak belirlenen altı öğretim üyesi dün YÖK Genel Kurulu’nca üçe indirilmiştir.Ama yenilenen YÖK, kendisini hayata geçiren iktidarın beklediğini yapmış, en yüksek oyu alan Prof. Dr. Ali Akyüz’ü ikinci sıraya koyup buna karşılık üniversitesindeki seçimde ikinci olan Prof. Dr. Yunus Söylet’i başa geçirerek listeyi Cumhurbaşkanı’na sunmayı uygun görmüştür.Hokus pokus seçimDaha önce de YÖK’ün üniversitelerde belirlenen sırayı değiştirdiği çok görülmüştür. Ama buradaki örnek farklı bir durumdur.YÖK Genel Kurulu’nda akademik birikiminin veya yöneticilik kalitesinin yarattığı fark nedeniyle Prof. Söylet’in hakkını aldığı iddia edilemez.Çünkü kendisinin sadece eşi türban taktığı ve Başbakan’ın aile doktoru olduğu için iktidar çevreleri tarafından yarışa özendirildiği konusunda yaygın bir inanış bulunmaktadır.Eğer kendi üniversitesinde aldığı oylara göre oluşmuş sıralama, elde edilmiş başarılar ışığında değiştirilecekse üçüncü sıradaki Prof. Dr. Melih Boydak’ın 1 numaraya konularak Cumhurbaşkanı’na sunulması çok daha inandırıcı olurdu.Çünkü Prof. Boydak’ın, nesli tükenmeye yüz tutmuş Toros sedirlerini kurtaran, bu muhteşem ağaçları 24 yılda 86 bin hektarlık ormanlara dönüştüren bir başarısı vardır.Ve bu başarı Birleşmiş Milletler’in çevre ödülüne lâyık görülmüştür.Gül sürpriz yapar mı?İstanbul Üniversitesi’ne AKP’nin hayalini kurduğu zihniyette bir rektör getirmek şu aşamada Cumhurbaşkanı hesabına kolaylaşmıştır.Ama YÖK’ün Abdullah Gül’e adayların sırasını değiştirerek gollük bir pas uzatması bu seçimin akademik ve demokratik ahlâkın ihlâli olacağı gerçeğini değiştirmeyecektir.Üniversite, ideolojik bir misyon anlayışının zaptedici ve intikamcı ilkelliğine feda edilmemelidir.Eşi türbanlı adayların yarışta avantaj sağladığı mesajının verilmesi belki türbanın siyasi bir yatırım aracı olarak değerinin artmasına ve akademik dünyada yayılmasına katkıda bulunur ama bu kazanç, yitirilen değerler yanında pek hafif kalır.Ağır faturasını gördüğünde galibine “Allah’ım bana bir daha böyle bir zafer gösterme” dedirten Pirus zaferi var ya iktidar öylesi bir sahte zaferin eşiğindedir.Cumhurbaşkanı’nın aklı ve yüreği bakalım üniversiteyi, ülkeyi ve içinden çıktığı iktidarı korumaya yetecek mi?

Devamını Oku