Bilmeyen yoktur bu sözü: Et kokarsa tuz... Peki tuz kokarsa ne?
Devlet ve toplum hayatında her zaman sorunlar çıkabilir, bu sorunlar kokuşma sınırlarına kadar dayanabilir. Örnekteki tuzun rolü işte burada kendini belli eder.
Ülke gündemi tuzun kokması gibi iflâs vahameti taşıyan bir sorunla karşı karşıya:
Anayasa Mahkemesi’ndeki çatlak, fiili bir bölünme haline gelmiş, yüksek yargı arasında görmeye alışık olmadığımız çatışmalar, güven duygusuna zarar vermeye başlamıştır.
“Adalet mülkün (devletin) temelidir” özdeyişinin önemini bir gün hâkimlere ve başbakanlara hatırlatmak zorunda kalacağımı tahmin etmezdim!
Mesele bildiğiniz gibi kapatılan küçük belediyelerle ilgili Danıştay kararına Başbakan Erdoğan’ın bilinen fevri tutumu ile tepki göstermesi yüzünden alevlendi.
Başbakan yargıya yeterli zamanı tanımadan “Başımıza ikinci bir Anayasa Mahkemesi daha çıktı” anlamında tepki gösterdi.
Anayasa Mahkemesi’nin başında, temsil yeteneğini daha önce kapatma ve türban davaları sonrasında kaybettiği halde istifa borcunu yerine getirmemiş, hukukçu olmayan bir üye oturuyor.
Bu üye yani Haşim Kılıç, otomatiğe bağlanmış gibi Başbakan’ın tezini destekleyen bir metni Anayasa Mahkemesi açıklaması olarak yayınlamak suretiyle ateşe körükle gitti.
Ardından da Anayasa Mahkemesi tarihinde ilk defa 8 üye, mahkeme adına yapılan açıklamaya katılmadıklarını duyuran bir çıkışta bulundular.
“İlk”ler bununla bitmiyor. Anayasa Mahkemesi’nin başka bir yüksek mahkemeyi suçlayan açıklama yapması da ilk görülüyor.. Aynı şekilde mahkemenin tam kadro toplanmadan, bir kısım üyesinin gıyabında karar oluşturması da ilk yaşanıyor.
İleride bir yargı müzesi kurulursa, hukuk katliamına sahne olan bu dönem özel bir yer tutacak, Başbakan’la Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın büstleri uzun kitabelerle baş köşeye konulacaktır herhalde.
Gidiş kötüdür. Başbakan yargı ile ilişkilerinde devlet adamı gibi davranmayı öğrenmelidir artık.
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’a gelince onun tamir kabul edecek yanı kalmadı.
Kurumun kurtuluşu, başkanından kurtulmasına bağlı hale gelmiştir. Yoksa...
Yoksa Türkiye, yargıya baş eğdirmeye uğraşan sorumsuz bir siyasetçi kuşağının elinde her gün daha kötüye gidecektir!
Sevgi eyleme geçsin
Birinci sayfadaki çocuklara bir daha bakın lütfen.
Sonra dürüst bir muhasebe yapın...
Tanrı aşkına söyleyin şimdi bu ülke, bu millet, yani bizler, karlı yollardan okula terlikle, patlak pabuçlarla yürüyen çocuklarımıza sağlam birer çift ayakkabı giydiremeyecek kadar düşkün insanlar mıyız?
Değiliz.. Sadece sahip olduğumuz kaynak ve olanakları örgütleyemediğimiz, birbirimizi ateşleyerek gücümüzü ve sevgimizi büyütemediğimiz için kaybediyor, kaybettiriyoruz.
Hepimiz “Orda bir köy var uzakta o köy bizim köyümüzdür” ezberi ile büyüdük ama bencillik hastalığı çoğumuza uzakta ayakkabısız okula giden çocukların bize ait olduğunu unutturdu.
O çocukları ısıtacak sevgi ve yardımseverlik fazlasıyla mevcuttur bu ülkede.
Bütçesinden yardıma kaynak ayıramayanlar bile bir yol bulabilir:
Çocuklarının küçüldüğü için bir köşeye tıkılmış giyeceklerini sevgi ile sarmalayıp Van’a gönderebilirler.
Çocuklarımızın şu ara sevgimize çok ihtiyaçları var. Haydi, sevginizi eyleme geçirin!

