Yem Borusu mu?

11 Aralık 2008

Ülkemizi “Fakir Fukara Cumhuriyeti” haline getirecek değişimin haberi mi bu?Manşetteki haberi “sosyal devlet atağa kalkıyor” diye vermek isterdik. Ne yazık ki bunu demeye dilimiz varmıyor.Çünkü çağdaş devletin sosyal adalet ve sosyal güvenlik fonksiyonlarını yerine getirirken gözettiği öncelik, vatandaşlarını onurlarıyla çalışıp kazanacakları birer işe sahip kılmaktır.Sosyal adaletin ve sosyal yardımın onurlu yolu, çalışmak isteyen herkese bu olanağı sağlamaktır.Devlet her vatandaşına karşı önce bu görevini yerine getirecek, sonra düşmüş olanların yardımına koşacaktır.Sosyal yardım sistemini kökten değiştiren bu proje yasalaşırsa “devlet baba” adına lâyık bir varlık kendini duyuracaktır ama bu baba iyi bir baba olmayacaktır.İyi baba çocuklarını çalışmaya teşvik eder sadaka ile yaşamaya değil!Parası nereden, nasıl?Fak-Fuk-Fon kaldırılarak yerine Sosyal Kalkınma Fonu kurulduğunda kömür ve gıda yardımları eşliğinde adeta para yağmuru başlayacaktır!Tasarıyı yazanlar hayal kurmuyorlarsa muhtaç yaşlılar ile gebe kadınlara ve eğitim gören fakir öğrencilere her ay para yardımı yapılırken mesela geliri olmayan dört kişilik bir aileye “geçim yardımı” adıyla 1400 YTL aylık bağlanacak, evsizlere sosyal konut verilecek, verilmeyenlere 250 YTL kira yardımı yapılacaktır.Ülkede iş sahası açacak yatırım yapılamadığı için kentlerde her dört gençten biri işsiz dolaşıyor.AKP bir yerde altın veya petrol bulmadıysa 13 milyon yoksul vatandaşa bu yardımları hangi kaynaktan ödeyecek?Zaten yatırıma ayrılan para kıttır, bir de bu hesapsız yardımların baskısı yüzünden yeni iş kapısı açacak hamleler de tıkanırsa devletin verdiği ekmeğe onurunu katık edip yiyen o genç insanların dinamit gibi patlamasını hangi mucize önleyecek?Bir projenin eylem planını yapmadan önce o işe ne büyüklükte mali kaynak gerektiğini, devlet bütçesinden ne kadarlık bir paranın bu işe tahsis edilebileceğini belirlemek gerekir.Deniz Feneri kamburu...Bakıyoruz ki tasarı bu olmazsa olmaz gereklilikten bile nasibini almadan yazılmış. İnsan meraka düşüyor:Acaba iktidar bu projeyi, Mart’taki seçimler için “Yem Borusu” olsun diye mi tedavüle çıkardı?Çünkü projenin inandırıcılığını zedeleyen başka nedenler de var.Mesela ülkedeki bütün yoksullar merkezi kayıt altına alınırken, neredeyse tüm sosyal yardım kuruluşlarına şu deniliyor:“Siz para toplayabilirsiniz ama onları ben harcayacağım!” İnsanların yardım duygularını kötüye kullanarak dünyanın en aşağılık hırsızlığını yapan Deniz Feneri ibreti önümüzdedir.Bu derneğe ve elini harama alıştırmış sorumlularına iktidarın nasıl baktığı da gözümüzün önünde.Alman mahkemesinin kararına rağmen RTÜK Başkanı’na dokunmayan zihniyete kim güvenir de topladığı yardım paralarının yerine gideceğine dair halka teminat verebilir?İktidar projenin ciddiye alınmasını istiyorsa önce Deniz Feneri gölgesinden kurtulmalıdır. Aksi halde tartışmaya bile değmez.Kambur kalksın ki meselenin özünü tartışalım ve karar verelim:İstihdam ve üretime öncelik veren bir anlayış mı, yoksa muhtaç hale düşürülen yığınların yardıma bağımlılığını kötüye kullanan kurnazlık mı geleceğimize yön verecek?

Devamını Oku

Zavallı politika

11 Aralık 2008

AKP iktidarı siyaset tarihine hangi özelliği ile geçecek bunu merak ediyorum.Çünkü iktidarın baskın özelliği 22 Temmuz seçiminde tam fark edilmedi.Ama Mart’taki seçimler beklenen sonucu verirse siyaset bilimi okutan üniversiteler ile önlerindeki seçimlerde kaybetmekten korkan iktidar partilerinin temsilcileri, dünyanın dört bir yanından buraya üşüşeceklerdir!Nedir bu işin sırrı öğrenmek isteyeceklerdir.Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Fonu’nun Ocak ayında hizmete açacağı “Alo Yoksul” hattı, başarının sırrını bütün açıklığı ile önümüze serecektir.AKP’yi bugünlere “fakir fukara, garip gureba” edebiyatı eşliğinde dağıtılan gıda torbaları ve kömür çuvalları getirdi.Oy depolarının yerini keşfeden AKP, bu kaynakları maden ocağı gibi işledi.İş başına “Yolsuzluğu, Yoksulluğu ve Yasakları” yenmek için gelmişti.Yolsuzluk, hayırseverleri bile soyan Deniz Feneri rezaleti ile uluslararası boyutta kirli bir rekor gerçekleştirdi.Yoksulluk, iktidar sofrasına yumularak semiren dar bir çevre dışındaki yığınlar için ortak bir kader haline geldi.Yasaklar diyecek olursanız... Başbakan aforoz ettiği gazeteleri yandaşlarına gösterip “bunları okumayın” dedi. Sinir olduğu Başbakanlık muhabirlerini de patronları kendisiymiş gibi işlerinden kovdu!Ucuz ucuz deste deste oyTayyip Erdoğan bir siyaset sihirbazıdır. Ve bütün bu olan bitene rağmen önümüzdeki seçimin tartışma götürmez favorisidir.Kaybedecek şeyi olanları korkutarak, artan işsizlik nedeniyle çoğalan yoksulları yardıma, sadakaya bağımlı hale getirerek susturuyor.Dünyanın bütün demokrasilerinde artan yoksulluk, işbaşındaki iktidarların mezarını kazar. Sadaka bağımlılığı ve halkın “Allah beterinden korusun” kanaatkârlığı işbaşındaki iktidarın seçim başarısını garanti ediyor.AKP’nin çare bulacağını vaat ettiği her kötülük onun sayesinde tavan yaptı. Peki taşıma suyla değirmen döner mi?Önümüzdeki ay hizmete girecek olan “Alo Yoksul” hattı ile bir telefonda devlet babaya ulaşacak insanlar, kaç seçim daha sadaka karşılığında oylarını AKP’ye verme utancına katlanacaklar?İktidarların görevi refahı artırarak yoksulluğu önlemektir. AKP iktidarı devletin istihdam yaratmak için kullanması gereken kaynakları ile gıda torbası ve kömür dağıtarak doğru bir iş mi yapıyor?Hayır, bu bir çıkmaz sokaktır. İktidar Türkiye’yi sonunda dev bir imarethaneye (yoksullara aşevi) mi çevirmeyi düşünüyor?Gençlerin hakkını yemeyinBirkaç gündür ateşler içinde yıkım yaşayan komşumuz Yunanistan’da kalkışmanın gerçek nedeni olarak adaletsiz gelir dağılımına bağlı yoksulluk ve gençler arasındaki işsizlik kendini gösteriyor.Şimdi AKP iktidarının sözcüleri yoksullara yönelik yardımların bizi Yunanistan’dakine benzer yığınsal tepkilere karşı koruduğunu söyleyebilirler.Ama bu savunma haklı olabilir mi?Hayır...Çünkü Yunanistan’ı şu anda yakan öfkenin kızgınlığı esas olarak gençlerden geliyor.Orada 20-25 yaş grubunda işsizlik yüzde 10’a ulaşmış. Peki bizdeki durum ne?TÜİK’in son rakamına göre bizde kentlerdeki genç nüfusun işsizlik oranı yüzde 22,6’dır. Yani Yunanistan’daki rakamın bir katından daha fazla.Kamu kaynakları, seçim kazanmak için sadakaya tahsis edilecek yerde gençlerin iş bulma ve gelecek kurma umutlarına hizmet etmelidir.İktidar bu alandaki zavallı politikasını değiştirmelidir!

Devamını Oku

İki yüzlü Fransa

9 Aralık 2008

Fransa İspanya’ya uygar toplumlara özgü bir komşuluk gösteriyor.Ayrılıkçı BASK örgütü, aynı Türkiye’ye yönelik saldırıları için Irak’ı üs olarak kullanan PKK gibi Güney Fransa’yı kullanıyor.BASK terörüne karşı 1990’lı yıllarda en üst düzeye yükselen işbirliği terör örgütünü marjinal hale getirmiştir ama zaman zaman alevlenmeler oluyor.Yine öyle bir dönemdeyiz ve Fransa üstüne düşeni örnek biçimde yapıyor.Geçen yıl ETA’nın 1 numarasını ele geçiren Fransız polisi, onun yerini alan kişiyi de geçen ay yakaladı. Tabii ikisi de İspanya’ya teslim edildi.Son olarak Fransa’nın güneybatısında yakalanan üç şüpheliden birinin, örgütün yeni askeri kanat lideri olduğu öne sürülüyor.Tabii o da yargılanmak üzere komşuya teslim edilecek.Bu işbirliği Fransa’nın uluslararası terör karşısında şövalye ruhlu bir devlet olduğu yanılgısına kimseyi düşürmesin.Ne yazık ki bu ülkenin siyasetçileri, geçmişte yaptıkları gibi terörü dış siyasetin bir aleti olarak bugün de kullanmaktan uzak durmuyorlar.Türkiye’yi hedef alan terör örgütleri nedense Fransa’nın onursuz himayesinden hep yararlandılar.ASALA’nın döktüğü kanlarda Fransa’nın sorumluluğu vardır.Başka bir ırkçı terör örgütü olan PKK da yıllardan beri bu içten pazarlıklı dostumuzun (!) himayesinden yararlanıyor.ETA formalı teröristleri yakalayıp yerine teslim eden Fransa, ticaretini yaptığı uyuşturucu ile gençlerini zehirlediğini ve oradaki misafir Türk işçilerini haraca bağladığını bile bile bu haydut sürüsünü korumaktan, Türkiye’ye iade etmemekten utanmıyor.Koynunda yılan beslemenin bedelini Ermeni ASALA’ya yataklık ederken ödeyen Fransa, PKK konusunda geç kalmadan uyanır mı acaba?Bunu bilmiyoruz ama Kuzey Irak’taki Barzani yönetimi bir an önce uyansa çok hayırlı olur!***** Ağlama, asıl!“Altı milyon seçmen nereden geldi?” sorusuna cevap aramak, hem zaman hem seçim kaybettirir.Baykal’ın dediğine göre iktidar, yeni yazım sisteminden yararlanarak zayıf olduğu seçim çevrelerine “seçmen bindirmesi” yapacak. Doğruysa bunun önüne geçmek lâzım. Ama nasıl?CHP lideri “Yüksek Seçim Kurulu yetkilerini kullanarak denetlesin, düzenlesin” diyordu dün.YSK’nın elinde böyle bir kadro imkânı yok.Seçmene, sandığa sahip çıkmak öncelikle partilerin sorumluluğudur.Bu sorumluluğa hangi parti sahip çıkarsa seçimi o kazanıyor. Hep böyle oldu...AKP seçimde her sandığın başına 9 üyesini dikecekmiş.154 bin sandık için 1 milyon 386 bin partili bu amaçla eğitiliyor. Bunlar seçimden önce ev ev dolaşıp bütün seçmenlerle “Oyunuzu AKP’ye verin” diye yüz yüze görüşecekler.Seçim günü de sandık başında onlarla göz göze gelecekler.Muhalefet ağlayacağına AKP’yi örnek alsın!

Devamını Oku

Gölge kalkmalı

8 Aralık 2008

Çöplüklerden oy pusulası topladığımız seçimler de gördük ama yeter artık.Benzer ilkellikleri tekrar tekrar yaşamayı kaldıramayız. Fakat ne yazık ki öyle bir ayıplı sona göz göre göre yine sürükleniyoruz!Nüfus sayımı yeni bir yöntemle, “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi” ile yapıldı. Başbakanlığa bağlı Türkiye İstatistik Kurumu’nun topladığı verileri İçişleri Bakanlığı bünyesindeki Nüfus ve Vatandaşlık Hizmetleri Genel Müdürlüğü, seçmen kütüklerinin taslağı olarak düzenleyerek Yüksek Seçim Kurulu’na aktardı.Yargı kontrolündeki Yüksek Seçim Kurulu da bu kütükleri askıya çıkardı.Ve kıyamet koptu: Çünkü seçmen sayısı iki yılda 6 milyon artmıştı.İtirazlar, demokratik hukuk devletine yakışmayacak bir kaygısızlıkla karşılandı.Altı milyon rakamı, ortalama bir Avrupa ülkesinin tüm seçmenlerini kapsayacak büyüklüktedir. Önümüzdeki seçimde boya uygulaması da kalkacağı için, endişeler daha fazla ciddiye alınmayı hak ediyor.Marttaki seçimlere daha şimdiden şaibe düşmüştür.Ana muhalefet, süreçte başrolü oynayan iki kurumun AKP’nin yoğun olarak kadrolaştığı kurumlar olduğunu iddia ediyor. Ve bu iddiayı, AKP ile CHP oylarının dengede olduğu yerlere AKP lehine seçmen kaydırıldığına delil olarak kullanıyor.Kimse olaya “kaybedeceğini bilen muhalefet baştan mızıkçılık çıkarıyor” diye bakmasın. Şüpheleri yok sayan yaklaşım seçimi, kazanana da kaybettirir çünkü.Sağduyunun gösterdiği yol bellidir:Seçmen kütüklerini üreten sürecin bütün kurumları, halkın önüne çıkıp soruları cevaplamalı, 29 Mart’ta dürüst bir seçim olacağına herkesi inandırmalıdır.Veya MHP’nin önerisine uyup, belirlenecek yakın bir günde seçmen kütüklerinin yazımı yeniden yapılmalıdır.Hileli seçim ile hile karıştığından şüphe edilen seçim arasında fark yoktur!*****Komşudaki ibret!Medyanın manşetleri neredeyse her Allah’ın günü adaletsizliğin ruhlarda yarattığı isyanlara tanıklık ediyor.Bugün de Adana’dan bir haber:Altı yaşında bir yavru, komşu evin önünde açılan kanalizasyon çukuruna düşerek ölmüş. Olaydaki kusuru nedeniyle yargılanan komşu 27 bin YTL para cezasına sözde mahkûm olurken belediye görevlisinin aldığı hapis cezası ertelenmiş.Türkiye’de masum ölümlerin bir manşetlik saltanatı oluyor.Sonra hepsi unutulup gidiyor.2007 Martında Bahçelievler’de İSKİ çukuruna düşüp ölen 5 yaşındaki Dilara’yı kaç kişi hatırlıyor?Kâğıthane’de 17 yaşında Emrah Dervişoğlu, İzmir’de 20 yaşında Baran Tursun Antalya’da 18 yaşında Çağdaş Gemlik dur ihtarına uymadıkları gerekçesiyle arkalarından açılan polis ateşiyle öldürülmüştü.Avcılar’da Feyzullah Ete kimlik kontrolü yapan bir sivil polisin tekmesi, Bahçelievler’de 22 yaşındaki Cem İnci, kendisini vuran polisin hastaneye kaldırılmasına izin vermemesi nedeniyle kan kaybından ölmüşlerdi.Yunanistan’da bir polisin 15 yaşındaki bir çocuğu öldürmesiyle başlayan protesto gösterilerini duyunca ne düşündüğünüzü bilemiyorum.Ama ben teröre ve anarşiye karşı olduğum halde bu gösterilerin devleti terbiye edici fonksiyonundan etkilendiğimi söylemek zorundayım.Yıkıcı öfkesini gösteren Yunan halkı büyük ihtimalle yeni kurbanlar vermeyecektir artık.Ama biz?Dilerim bizim polis de, sabrı taşırılan bir toplumun neler yapabileceğine dair ibreti komşudan alır!

Devamını Oku

AKP seçmenini çarşaf tedirgin etti

7 Aralık 2008

Baykal’ın çarşaflı kadınlara CHP rozeti takarak başlattığı tartışma, öğretici oluşumlar yaratıyor.Metropoll Araştırma Şirketi’nin son anketine göre CHP seçmeni ortadan ikiye bölünmüş halde. CHP’lilerin yüzde 50.8’i Baykal’ın açılımını doğru bulmamıştır.Baykal’ın aynı şekilde doğru iş yapmadığını düşünenler MHP’de yüzde 52.4’e, AKP taraftarları arasında yüzde 74.5’e kadar çıkıyor.Çarşaf fırtınasında Baykal’ın en aktif savunucusu “Dayan.. Dik dur..” diye cesaret veren Başbakan Erdoğan olmuştur.Başbakan’ın yerini açıkça belli etmesine rağmen her dört AKP seçmeninden üçü niçin liderlerinden farklı bir yerde durmuşlardır?Bu tablo, laik rejimin güvencelerinde zayıflama meydana gelmesini istemeyen insanların AKP seçmenleri arasında önemli bir çoğunluk oluşturduğunu anlatıyor olamaz mı?AKP iktidarının doğuşunu hatırladığımız zaman bu ihtimali yabana atmazsınız.2002’de kirlenmiş sistem partilerinin sandıkta lince uğramasının sonucu olarak AKP işbaşına geldi.İrtica dayatması, korkulan boyutlarda gerçekleşmediği için AKP ikinci seçim zaferini yüzde 47 ile kazandı.Ama Abdullah Gül’ü “dindar bir cumhurbaşkanı” olsun diye Çankaya’ya çıkaran ve üniversitede türban yasağını kaldırmaya çalışan AKP, aldığı krediyi kötüye kullanarak kendi oy tabanında bile tedirginlik yaratmıştır.Çoğunluk laikliğe bağlıMetropoll araştırmasında çarşafa sarılmış bir CHP’den hoşlanmadığını söyleyen AKP’lilerin yüzde 74.5 gibi yüksek bir oranda kendini göstermesi ciddi uyarıdır.Ümit ve güven veren bir duyarlılıktır aynı zamanda..Daha önceki araştırmalardan bildiğimiz Türkiye’deki “siyasal İslâm” eğiliminin yüzde 15 dolayında bir tabana sahip bulunduğudur.AKP’nin takıye politikaları buna bir kaç puan eklemiş olsa bile geriye kalan AKP seçmeni rejime bağlıdır en azından rejimin laik karakteri ile bir sorunu yoktur.Hatta sahip olduğu hak ve özgürlükleri laik devlete borçlu olduğunu takdir eden muhafazakâr yığınlardır.Bu insanların gözünde laikliği militan anlamda savunan bir CHP, evet biraz itici olabilir ama rejimin güvencesidir.Bu güvence, parti içindeki radikalleri frenlemekte işe yarayacağı için AKP’nin de menfaatinedir.Kırmızı çizgi net değilİşte burada akla şöyle bir soru geliyor:CHP rejimin koruyuculuğu uğruna büyük bir muhafazakâr kitlenin gözünde itici kalmaya kendini mahkûm mu etmelidir?Deniz Baykal’ın “Yeter artık” diyen bir hamle yapmaya hakkı olamaz mı?Ve bu hamle, din üstünden halkı bölme fenalığına karşı bir şans kapısı açarsa hepimizi mutlu etmez mi?Bu sorular CHP hamlesini anlaşılır kılıyor.Çünkü, dinsel simge sayılan kıyafette kadınların partiye alınması CHP’ye yönelik “seçkinci parti” eleştirilerini bitirirken, dini simgelerin siyasi amaçlarla sömürülmesi kötülüğünü de geriletir.Aynı zamanda en az o kadar önemli bir sonuç da şu olur:CHP’deki tesettürlüler sayesinde “Bir insan hem laik hem dindar olamaz” yalanı tedavülden kalkar!CHP’nin ilkede değilse bile uygulamada yaptığı hata şudur:Çarşaf açılımının dini simgeleri üniversiteye ve kamu alanına sokmak, o yoldaki AKP çabalarına ortak olmak gibi bir vaadi veya niyeti yoktur.Olması da mümkün görünmemektedir.Fakat Baykal oy getirebilir diye bu kırmızı çizgiyi net olarak çizmekten sakınmaktadır.Yanlış buradadır, çünkü o belirsizlik oy getirmez, götürür!

Devamını Oku

Zaman Tüneli

5 Aralık 2008

Televizyonda Baykal ile Karayalçın el ele coşkulu bir kalabalığı selâmlıyordu arşiv filmi olduğunu sandım.Meğer değilmiş...İzlediğim bir “canlı yayın”mış.Baykal’ın, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı adaylarının Murat Karayalçın olduğunu açıkladığı törenin görüntüleriymiş.Karayalçın yetenekli ve temiz kalmış bir belediyecidir. Ama solun amiral gemisinden 15 yıl önce ayrılmış bir siyasetçi.CHP şimdi onu yeniden keşfediyor!Bunda Murat Karayalçın’ın önceki yerel seçimde CHP adayına bir misli fark yapması elbette etkili olmuştur.Ama asıl sebep Deniz Baykal liderliğindeki ana muhalefet partisinin ülkenin başkentine belediye başkanı olarak önerebileceği genç ve yeni bir aday bulamamış olmasıdır!Koltuğun suyunu çıkaran bir kıdemli olarak Melih Gökçek için de benzer şeyler söylenebilir ama onun durumu biraz daha su kaldırır türden.Çünkü Gökçek henüz bir seçim yenilgisi yaşamadı.İstanbul’a da Sözen!Baykal dünkü törende “İçimde bir gizli umut var. Ankara’da olan güzel şeylerin Türkiye’ye güzel yansımaları olacak. Yeni bir büyük mücadele döneminin başlangıç noktasındayız” diyordu.Allah yardımcıları olsun. Çünkü hem Baykal için, hem seçtiği çalışma arkadaşları için yaş kemale ermiştir.Başarıdan yoksun yaşlanma, açık ve ateşli bir umudu yaratamaz ve yansıtamaz.O nedenle Baykal’ın hissettiği gizli umudun toplumu kavrayan bir irade seline dönüşmesi ihtimali çok yüksek değildir.Baykal’a sözünü dinletecek bir büyüğünün olmaması hepimizin şanssızlığı...“Zaman Tüneli’nde bulacağınız eskilerle yeni bir iddia koyamaz yeni bir dünya kuracağınıza kimseyi inandıramazsınız” desek bizi dinler mi, dinlemez.Bu genç toplum, enerjisini dışarı vurmasına imkân tanıyacak patlamayı neden bir türlü yapamıyor?Çünkü volkanın bacasını yaşlı kayalar kapatmıştır. Partinin kapısı şöyle dursun, penceresini bile açmak istemeyen zihniyet, içeri yeni genç insanlar bir yana temiz hava bile sokmuyor.Hazır Zaman Tüneli’ne girmişken İstanbul’a da Nurettin Sözen’i aday gösterirler mi?Obama mı istediniz?Çağdaş demokrasilerin her fırsat merdivenine yeni bir parlak isimle çıktığını görüyoruz. İşte Amerika’nın Demokratları seçimi Obama ile kazandılar.Bizdeki gelenek olsaydı önceki iki aday Kerry ve Al Gore ona geçit vermemek için ne mümkünse yaparlar ve partiye seçimi kaybettirirlerdi.Bizde ise başarısızlık eşliğinde yaşlanmak ve bu yüzden partiye seçim ülkeye zaman kaybettirmek bile nöbet değişimini sağlayamıyor.Bizimkilerin özel yöntemleri var. Dünyada milletimizi imrendiren bir şey olursa liderlerimiz hemen gereken kalıba giriyorlar. Bakın meselâ, Obama’nın değişim rüzgârı hissedildi ve Deniz Baykal hemen çarşaf açılımını patlattı!Bu tedbir yetmeyebilir diye oyunun kuralları da değiştirilecektir.Mesela CHP’nin bu ay tüzüğü yeniden düzenleniyor. Sanıyor musunuz ki yeni tüzük CHP’ye daha çok demokrasi getirecek?Hayır, sol partilerin geleneğinden gelen güçlü Genel Sekreterlik iğdiş edilecek ve “tek adam”, demir yumruğundan ötürü körler tarafından bile fark edilir hale gelecektir.Yalnız iktidar değişikliği getirmeyen, rejim değişikliği riskini de taşıyan seçimleri bu kadro ve zihniyet elinde yapmamız ne şanssızlık!

Devamını Oku

Polisin imajı

4 Aralık 2008

Emniyet Müdürü Cerrah, o çirkin olay ardından ne demişti?“Kalabalık bir eğlence merkezinde bir bayan, polis yeleği giyen 2 kişi tarafından kaçırılıyor. Kimse ‘Sen kimsin, kimliğini görebilir miyim?’ diye sormuyor. Kimse ‘155 Polis İmdat’ı arayarak şikâyette bulunmuyor. Şikâyette bulunmak gerek!” Hatırlayacağınız gibi İstanbul Emniyet Müdürü bu açıklamayı, Avcılar’da polis yeleği ile girdikleri restorandan sürükleyerek kaçırdıkları kadına tecavüzle suçlanan çetenin deşifre edilmesi nedeniyle yapmıştı.Ve bu sözleri nedeniyle de örgütünü, meslekdaşlarını tanımamakla suçlanmıştı.Eleştirilere katılmamak elde değildir.Kimliğini istemek şöyle dursun, sadece sicil numarasını sorduğu için polisin olmadık hakaretlerine ve hatta fiziki şiddetine hedef olmuş binlerce insan yaşıyor bu ülkede.VATAN’ın bugünkü manşeti polisin bile polise kimlik soramadığını ispatlıyor.İşte Bahçelievler’deki bir olaya müdahale eden üç kişilik polis ekibi, orada polis olduğunu söyleyen sivil kişiden kimliğini istemiş, hedef kişinin Emniyet Müdür Yardımcısı çıkması sonucunda da açığa alınmışlardır.Yani bir sade vatandaşın polisten kimliğini ispatlamasını istemesinin pratik bir geçerliliği yoktur, sadece bedeli vardır!Cerrah “Vatandaşlardan istirham ediyorum, her polisim diyen kişiye inanmasınlar” diyor.Asıl acı gerçek işte burada:Çünkü bir kadının saçından sürüklenerek kaldırıldığına tanıklık edenler arasında “bunlar polis olmayabilir” şüphesine düşen olmamıştır.Böyle bir haydutluğu bir polisin asla yapmayacağına inanan bir kamuoyu yoksa bu ülkede Emniyet örgütü suçluyu kendi içinde aramalıdır.Yere düşen gösterici kıza tekme atan acımasızlık polis imajı olarak yerleşirse, saçından kadın sürükleyen polis de kimseyi şüpheye düşürmez!*****Aman doktor Kriz yüzünden gündüz bile kâbus gören insanlar başka ülkelerde bizdeki kadar çok değildir herhalde.Çünkü onlar ekonomi yönetimlerini amatörlere emanet etmiş olmanın ek faturasını ödemiyorlar.Bir aydan fazladır bu işleri bilenler IMF ile anlaşma öneriyor. Ama anlaşma seçim yatırımlarına izin vermez diye iktidar baskılara direniyor.Başbakan bu nedenle “Hamdolsun, kriz bizi teğet geçti” diyerek zaman kazanmaya çalıştı.Kızılcahamam’da “Şu an kriz tepe noktasına ulaşmış ve inişe geçmiş durumdadır” diyerek direnişini sürdürdü.Ama dün “Bu hızla giderse IMF anlaşması yıl başına yetişir” dedi.Hükümet ne düşünüyor IMF lâzım mı, değil mi? Anlamak olanaksız.Ama durun, Adalet Bakanı Şahin’in açıklaması yardımcı olabilir:“Bir doktor olumsuz bulgulara rastlamışsa hastasına ‘Eyvah!.. Neredeydin bu zamana kadar? Sen yolcusun’ demez. ‘İyisin kardeşim şu ilâçları al iyileşeceksin’ der.” Herhalde anladınız!

Devamını Oku

Oy namus ise...

3 Aralık 2008

Seçmen sayısında çıkacak bir karmaşa, kendine saygısı olan toplumlarda deprem yaratır.Türkiye’de 2004 ile 2007 yılları arasında bir milyon azalan seçmen sayısı, 2009 yerel seçimlerinde altı milyon artışla 48 milyon 265 bin 644’e çıkıyor.Yani iki yıl içinde “bir şeyler” olmuş da acaba ne olmuş?Yandaşlarının Başbakan’ı dinleyip çocukları üçlediğini düşünsek bile 6 milyon bebeği buluruz da 6 milyon seçmeni bulamayız!O halde bu kabulleniş niye?22 Temmuz 2007 genel seçiminde seçmen sayısının 1 milyon azalması ve izleyen iki yılda 6 milyon artması, o genel seçimle beraber Cumhurbaşkanı seçimini de sakatlamıştır.Milli irade üzerine her gün güzellemeler düzenlerin samimiyetsizliği, tüm çirkinliği ile önümüze dökülmüştür. Peki sel gibi mi geldi bu kötülük?Hayır, Bülent Tanla seçimden iki ay önce meclis kürsüsünden alârmı vermişti:“Buradan hükümeti, parlamentoyu ve yetkilileri 22 Temmuz seçimleriyle ilgili seçmen kütüklerine yönelik göreve davet ediyorum. Seçmen kütüklerimiz eksiktir, yanlıştır, hatalıdır. Bu kütüklerle yapılacak seçim sonuçlarına razı olacaksak...” Bu demokrasi suçu göz göre göre işlendi.Ve şimdi seçmen sayısı 6 milyon artışla 48 milyona yükseldi. Bunların kaçı 22 Temmuz’da oy kullanma hakları gasbedilmiş seçmenlerdir, kaçı seçmen kütüğüne bir değil birkaç kere (mükerrer) kaydedilmiş vatandaşlardır? Kimse bilmiyor.Boyun eğmemeliyizCHP milletvekili Durdu Özbolat dün yazılı bir önerge ile Başbakan Erdoğan’a seçmen namusuna sahip her insanın cevabını bilmek isteyeceği şu soruları sordu:Mükerrer oy kullanımını önleyecek bir çalışmanız var mı?YSK’nın açıkladığı yeni 6 milyon seçmen hangi seçim çevrelerine kayıt edilmiştir? Yeni seçmenlerin il ve ilçelere göre dağılımı açıklanacak mıdır?Başbakan doğru cevapları vermeli ve sorumlu kurumları bir araya getirerek güvenceleri sağlamalıdır.Geçmiş seçimlerin üstüne düşen şaibe gölgesini ortadan kaldıramaz belki ama önümüzdeki seçimi ve sonrakileri kurtarabilir bu çaba.Muz cumhuriyetlerine bile yakışmayacak bu ayıbın utanıcını yaşamak AKP’ye bağlı kaderimizin faturası olabilir ama boyun eğmeye devam edemeyiz.Haklarımıza sahip çıkmak konusundaki isteksizliğimiz zararlarımızı büyütüyor.Parti gibi parti lâzımBelediyelerde imar değişiklikleri ile üretilen devasa rantları yağma eden açgözlülüğü biraz da halkın boşvermiş hali cüretlendiriyor.Bir değil beş Kılıçdaroğlu, bu yıl değil üç yıl önce çıkmış olsaydı başka türlü bir Türkiye’de yaşıyor olurduk.Devletin krizde yoksulları korumak amacıyla kullanacağı fonların kasaları da dolu olurdu.Muhalefete büyük görev düşüyor. İşleri sadece mecliste değildir.Seçimin güvenliğini, güvenilirliğini sağlamak onların da görevi. Bu sorun tek başına iktidarın sorumluluğuna, basiretine ve demokrasi ahlâkına emanet edilmez.Başta CHP tüm muhalefet partileri seçmen kütüklerini alıp, adı yazılı seçmenler belirtilen adreste oturuyor mu tek tek kontrol etmelidir.Seçim gününün sonunda da sandık seçmen tutanağı seçim kuruluna teslim edilene kadar olan süreci, tüm partiler bir dakikalık boşluk bırakmadan sahiplenmelidir.Ülkedeki bütün sandıklara yetecek sayıda özverili, istekli, inançlı insanı içinden çıkaramayan partiler kepenklerini kapatsın.Milleti boşuna ümitlendirmesinler!

Devamını Oku