Cumhurbaşkanı şifreli konuşmaz. Düşündüğünü ima etmez, açıkça söyler.Abdullah Gül’ün Hakkâri heyetine söylediği o garip sözlerin yalanlanmasını bekledim iki gün.Ses çıkmadı demek ki doğru... Sivil toplum temsilcilerini kabulünde Cumhurbaşkanı, Kürt sorununun çözümü konusunda şunu söylüyor:“Burada söyleyemeyeceğim şeyleri de düşünüyorum. Hatta sizin de bana söylemek isteyip söyleyemediğiniz şeyleri biliyorum ve size katılıyorum..” Cumhurbaşkanı çözüm konusunda kafaca hazır hale gelmiş ama söyleyemiyor.Utanma duygusu mu, yoksa korku mu ne önlüyor?Devletin başındaki adamı korkuları yönetmez. Tek kısıtlamayı ona sorumluluk duygusu koyar.Abdullah Gül kötü bir örnek sergiliyor.Önce muhataplarının niyetini okuyor, o kadarla kalmayıp ifade edilmemiş niyetleri Cumhurbaşkanı olarak paylaştığını belirtiyor.Cumhurbaşkanı ile Hakkâri heyeti arasında varılmış bu sessiz mutabakat acaba neleri kapsıyor?Gül acemi bir siyasetçi değil. Böyle şifreli konuşmaların, devletin terörle mücadelede yorgunluk emareleri göstermeye başladığı yorumlarına sebep olacağını bilmesi gerekir.Zaten bölücü terörde, Başbakan Erdoğan’ın önce ölçüsüz ümitler verip sonra bilinen devlet politikalarının çizgisine dönmesi yüzünden tırmanış olmuştur. Ona şimdi bir de Cumhurbaşkanı’nın uyandırdığı şifreli hayallerin bedelleri eklenmesin.Cumhurbaşkanı asla “Lütfen ağzınızdaki baklayı çıkarın” uyarısına muhatap durumuna düşmemelidir.Şu andaki durumu maalesef o! *** Akman’a biçilen son misyon TV’lerin reyting ölçümlerini RTÜK’ün denetimine geçirme niyeti neyin nesi?Para ve güç neredeyse AKP’yi yöneten ihtiras mutlaka orayı keşfediyor ve zaptetmeye çalışıyor.TV reytinglerini ölçen düzeni değiştirme hevesinin birinci nedeni, dinci TV’lerin daha çok izlendiği yalanını belgeleyecek bir kurul oluşturmaktır.Yayıncılar, reklamverenler ve reklamcılar, yapılmak istenen şeyin politik gücün ticarete müdahalesi olacağını bir itiraz sesi olarak kamuoyuna duyurdular ama ne fayda?Kadrolaşmada ve devlet kaynaklarını yandaşlarına yağma ettirmekte yasa ve ahlâk duvarını çoktan aşmış olan iktidarı bu kadarlık bir itiraz durdurmayacaktır.Deniz Feneri ve benzeri sömürü organizasyonlarından gelen ve gelecek paralar ihtiraslarını tatmine yetmiyor artık. İşi büyütmenin zamanı gelmiştir!Zahid Akman’ın Almanya’daki mahkeme kararına rağmen hâlâ niçin tutulduğuna ilişkin soru galiba cevabını buluyor.Akman nasıl olsa Deniz Feneri lekesi ile RTÜK’ün başında oturamaz. Gitmeden önce bu suçu da ona işletecekler.Ama şöyle bir sakınca da doğacak:AKP’nin laiklik karşıtı eylemlerin odağı olma sabıkası, yeni bir gerekçe ile katmerlenecek!
Büyük bir gemi denizin ortasında tehlike geçiriyorsa, yolcuları helikopterle taşıyarak kurtaramazsınız.Sığdıramazsınız çünkü...Doğru çözüm, tehlike geçiren geminin yolcularını alacak büyüklükte bir gemiyi yardıma göndermektir.Kriz, zamlar, işsizlik, yolsuzluk ve terör olayları nedeniyle son aylarda hızla halkın gözünden düşen AKP, deniz ortasında tehlike geçiren gemiye benziyor.Son olarak baş örtülü ve çarşaflı kadınlara yer açarak yolcu kapasitesi genişletilen CHP acaba yardıma gönderilen kurtarıcı mı oluyor?Yoksa... Yoksa bu çarşaf tartışması, bir mühendislik çalışması mıdır?Eğer öyle ise çok aceleye getirilmiş, bu nedenle de başarı şansını işin başında kaybetmiş bir denemedir.Akademik disipline aşina bir siyasetçi olarak CHP lideri Deniz Baykal’ın bu “açılım”ı ciddiye almasını beklerdim. En azından son iki seçimde kendisine güvenmedikleri halde irtica korkusu ile CHP’ye kerhen destek vermiş yığınlara şükran borcu olarak bu zahmete katlanmalıydı.Baykal yetkili mi?Yaptığı hamleyi dün TV’de savunurken ikna edici değildi.“Partimizde zaten pek çok baş örtülü insan var. Bu bizim gerçeğimiz, Türkiye’nin gerçeği” dedi.Doğru ama itirazlar buna dayanmıyor ki kara çarşafı aklayan ölçüsüzlüğü hedef alıyor.“Yemeni, yazma, eşarp bunlar toplumsal örtüdür” kabul ama çarşaf ne?Cumhuriyet, Atatürk devrimleri, laiklik, CHP... Bunlarla kara çarşaf bir arada durur mu?CHP lideri “Orada 4 çarşaflı insan vardı. O çarşafları bir siyasi simge olarak taşımadıkları ortada...” diye konuştu.Nasıl anladı bunu?Türbanın siyasi simge olduğunu savunarak, üniversitedeki yasağını Anayasa Mahkemesi’ne kabul ettiren bir siyasi lider yıllar yılı cumhuriyet ideolojisine muhalefetin simgesi olmuş kara çarşafı hangi hakla bir anda böyle aklar?2002 yılında Tayyip Erdoğan için “artık muhtar bile olamaz” deniyordu.Seçime giremedi ama Deniz Baykal’ın yardımı ile ona özel seçim düzenlendi ve o yoldan Başbakan koltuğuna oturtuldu.Talih kuşu kimliğindeki deniz kuşu şimdi oradan kalkıp kara çarşafın başına kondu. Kimseye sormadan, damdan düşer gibi!CHP’nin “her kitlenin partisi olduğunu hissettirmek” için ülkenin sosyal ve kültürel gerçeklerini kabul eden açılımlara değildir temeldeki itiraz.İtiraz çarşafadır!Ve bir de bu yanlışı doğuran karar oluşturma yöntemine!Kim kurtaracak?Bu partinin yetkili kurulları var.Ama işlemiyor.Seçimden bu yana hiç meclis grup toplantısı yapılmadı. Haftada bir Baykal grup salonuna girdi, kürsüye çıktı, bir saat konuştu, toplantı bitti.Aynı iktidar partisinde olduğu gibi...Milletvekillerini bile adam yerine koymayan zihniyet, şimdi çarşaflı kadınlar aracılığıyla toplumla kucaklaşıyor öyle mi?Kimse kendini kandırmasın.Partinin 80 yıllık pişmanlığını itiraf etmek anlamına çekilebilecek bir adım, en azından milletvekilleri ile tartışılmadan hayata geçirilmemeli idi.Biz düne kadar baskı rejimleri altında yaşayan halklara acırdık.Yakında onlar bize acıyacak..Çünkü onların her birinin başında bir diktatör var.İktidar da, muhalefet de halktan kopuk siyasi yapılar olduğu için bizde bir değil iki diktatör bulunuyor.Daha fenası, seçtiğimiz milletvekilleri lider sultası altında yaşamaya razı oldukları sürece kurtuluş da gözükmüyor!
Temel pirelerin sıçrama yeteneğini ölçmek amacıyla bilimsel testler yapıyormuş...Ayaklarını tek tek koparıp ne uzaklığa atladıklarını inceliyormuş. Sonunda arka ayakları koparıp yine sıçra! diye bağırmış, pirenin yerinden kıpırdamadığını gözleyip bulgusunu kayda geçirmiş:“Arkadaki iki ayağı koptuğu zaman pireler sağır oliii!” Türban ve çarşaf açılımı biraz Temel’in pire deneyini andırıyor.Baykal tartışmalardan memnun olduğunu söylemiş.Hiç şüphe yok ki yüzde 20’ye takılan CHP’nin kaderini değiştirmek için çarşaf giyen kadınlara partisinin üyeliğini açtı.Peki bu yaptığı CHP’nin sıçramasına yardımcı olacak mı?Pirince giderken...Tartışma uygulama başlamadan önce yapılmalıydı!Türbanlı-çarşaflı oylara yönelik tamah, mevcut seçmenlerin bir kısmını kaçırırsa Genel Başkan, bu toplumsal reaksiyona ne teşhis koyacak?“Parti çarşafa dolanınca geleneksel seçmenlerimiz sağır oldu!” Bunu mu diyecek?Evet, ülkenin siyasetini din sömürüsünün ipoteğinden kurtarmak gerekiyor. ne yönelik dirençler büyük bir kitleyi savunma amaçlı bir bütünleşmeye ve siyasi güç oluşturmaya mecbur etmiştir.Ülkenin kültürel ve sosyolojik gerçeğini kabul etmemek, din sömürüsü yapan partileri hak etmedikleri oy oranlarına ulaştırırken toplumda laik ve dindar diye çok yanlış ve tehlikeli kutuplar oluşmuştu.Cüppeli aday olsun!Dini sömüren bir partide , rejime tehdit olarak algılanabilir ama CHP gibi partide asla risk olmaz.CHP’nin baş örtülülere kapılarını açması laik-dindar ayrımına son vereceği gibi laiklerin dindar dindarların da laik olabileceği gerçeğini gün ışığına çıkaracaktır.Deniz Baykal’ın açılımı, bu gerekçelerle savunulabilir. Ama ölçü kaçırılmıştır.Karar partinin yetkili organlarında tartışılmadan hayata geçirilmiş, küçük bir belediyede seçim kazanma tamahı, CHP’yi bambaşka bir partiye dönüştürmüştür.Hiçbir parti çarşaf giyen seçmene “oyunu istemiyorum” demez, dememeli. Ama onu partiye üye kaydedecekse iyi düşünmeli. Başarı açlığını giderme arayışlarının bir sınırı olmalı, değil mi?Türban velev ki bir siyasi simge. Başbakan öyle demişti.Ama kara çarşaf?..O hiç şüphe yok ki dini ve siyasi simgedir!Baykal, kayınbiraderini Sultangazi’ye belediye başkanı adayı yapmazsa, rozet taktığı o çarşaflı kadının yine CHP’ye oy vereceğini garanti edebilir mi? Edemez.Çarşaf giymenin yasal bir engeli yoktur. Ama insaf Atatürk’le, cumhuriyetle çarşaf bir arada durmaz, duramaz.Baykal aksini düşünüyorsa Cüppeli Ahmet Hoca’yı da münasip bir yerden CHP adayı göstersin o zaman.Çünkü Cüppeli Ahmet Hoca, eşini yaz tatillerinde yanında götürüyor ve kendisi jetski ile eğlenirken, çarşaf giydirerek de olsa onun plajda güneşlenmesine izin veriyor.Çağdaş medeniyete açık bir adamdır yani!
Önceki gün Esenboğa Hava Limanı’nda Başbakan’ın dönüşünü bekleyenler epey heyecanlı idi.Ne de olsa küresel ekonomiye hükmeden 20 siyasi liderin krize çare aradıkları masaya oturmuş bir “devlet adamı” idi beklenen kişi.Washington’daki zirveye katılmış kurtuluşun reçetesine katkıda bulunmuş bir şahsiyet olarak Türkiye’nin şu kritik süreçten selâmetle çıkmasını sağlayacak politikaları, hitabet sanatını iyi bilen biri olarak kim bilir ne kadar etkileyici bir yetkinlikle açıklayacaktı...Son uğradığı yer olan Cenevre’den Ankara’ya uçuşun süresi, halkın ve iş dünyasının kaygılarını gideren, onlara dayanma gücü sağlayan, bilgi ve umut dolu, heyecan veren bir konuşmayı hazırlamaya yeterliydi.Ve Başbakanımız uçaktan inince beklenen konuşmasını yaptı:“Hükümet kalkıp da herkesin boşalan kasasını dolduracak böyle bir şey söz konusu değil.. Finans sektöründe geçen yıl kâr 11.7 milyar dolardı. Bu yıl ise 11 milyar dolar. ‘Nasıl olsa bir kriz var, bu krizi nasıl fırsata dönüştürürüm’ diye bir düşünenler olursa orada da bu hükümet, kusura bakmasınlar kimseye krizi fırsata dönüştürme fırsatını kimseye vermez. Bizler kalkıp da kimseye bu ülkede bugüne kadar herhangi bir şeyi peşkeş çektirmedik, bundan sonra da çektirmeyiz!” Asabi BaşbakanAsabi öğretmenlere öğrencileri soru sormaktan korkarlar Türkiye’nin krizdeki en büyük sorunu da asabi başbakanı olacak görünüyor.Çünkü ekonomiden biraz anlayanlar dahi hemen farkeder ki Başbakan Erdoğan tablonun vahametini henüz algılayabilmiş değildir.Dolar bir kaç ayda nereye geldi?Borsa hangi zirvelerden hangi çukurlara düştü?Düne kadar iktidarın ekonomik başarılarına delil saydığı göstergeler bu kadar dramatik biçimde terse dönmüşse Başbakan’ın en azından “Ülkemizde şu anda bir kriz söz konusu değildir” diye konuşmaması gerekir.Kimse hükümete “kasama para koy” demiyor.Başbakan’dan istenen acil tedbirdir. Birbirini bütünleyen tedbirlerin oluşturacağı harmonidir.Başbakan’ın konuşmaları, krizi anlamamış olduğunu gösteriyor.İş dünyasını krizden çok bu durum korkutuyor!Acıklı fıkralar...Türkiye’nin bu sarsıntıları aşmakta kullanacağı tecrübe birikimi fazlasıyla mevcuttur aslında.Ama ekonominin dünyada yükselen dalganın üstünde sörf yaptığı, işlerin tıkırında gittiği dönemde AKP iktidarı kadrolaşmak ihtirasına kapılarak bu insan sermayesini tedbirsizce sorumsuzca harcadı.Bilgisi kıt, tecrübesi sıfır olan adamlarını doldurdu her yere. Bu da başka türlü bir Deniz Feneri faciasıdır!Ve şimdi acı bir şekilde bedelini ödüyorlar.A&G Araştırma Şirketi’nin son bulguları, iktidarın ve Başbakan’ın halkın gözünden hızla düştüğünü ortaya gösteriyor.Yılın başında Başbakan’a halkın güven oranı yüzde 62.8 düzeyinde imiş. Kasım’da yüzde 29.7’ye inmiş.Aynı şekilde yıl başında hükümet halkın yüzde 61.2’sinin güvenine sahipken rakam geçen ay yüzde 31’e gerilemiş.Bugünkü gazetede ilginç bir haber var:İş dünyasının temsilcileri, yaşadıkları sorunları, Başbakan ile kadrosuna kıssadan hisse üretmeye elverişli fıkralar yoluyla anlatmaya başlamışlar. Bugünkü VATAN’da bir kaç örneğini okuyacaksınız.Fıkralara isterseniz gülün ama bu fıkraların gülmek için değil, algılama kabiliyeti zayıf siyasetçileri uyandırmak için anlatıldığını bilin!
AKP iktidarının muhaliflerine karşı uyguladığı baskıcı izleme yöntemleri toplumsal bir paranoya yaratıyor.İkinci Dünya Harbi yıllarında Amerika’da yaşanan McCarthy döneminin hak, hukuk ihlâlleri ile kararmış, ahlâk ihlâlleri ile kirlenmiş uygulamaları 60 yıl sonra Türkiye’de tekrarlanıyor.Ülkede şu an kaç kişinin özel haberleşmeleri izleniyor?İzlenen kişiler arasında kimler var?Bu sorunun cevabını verecek bir yetkili bulamazsınız.Ama devletin en sorumlu mevkilerini işgal eden insanlar -ki onlar arasında Anayasa Mahkemesi Başkanvekili bile var- izlendiklerini biliyorlar.Ergenekon davasına bakan hâkim dahi izlenmediğinden emin olduğunu söyleyemeyeceğini, acıklı-alaycı sözlerle ifade etmedi mi?Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, 3 ayda bir yenilenen mahkeme kararlarına dayanarak Türkiye’deki tüm telefon ve internet haberleşmesinin izlendiği haberini VATAN’da okuduktan sonra savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu.Jandarmanın aynı amaçla çıkardığı mahkeme kararını Yargıtay’ın “genel kapsamlı izleme olmaz” diyerek iptal etmesi ümit uyandırmıştı çünkü.Yargıtay kararının polisin uygulamalarına da model oluşturacağı ve haberleşme özgürlüğünü katleden sorunu kökten çözeceği beklenmişti.Ama olmadı.Savcılık, mahkeme kararının yasaya uygun olduğu, sorumluların da mahkeme kararı çerçevesinde hareket ettikleri için suçlanamayacakları sonucuna vardı.Akıl, böyle bir karar yasaya uygunsa yasanın hukuka ve insan hakları normlarına uygun olmadığını söylüyor.YARSAV Başkanı Eminağaoğlu takipsizlik kararına mahkeme katında itiraz edeceklerini, buradan da sonuç alamadıkları takdirde AİHM’ye kadar gideceklerini söylüyor.İyi ama o zamana kadar cebimizde taşıdığımız “hafiye” işlevli telefonun ihanetinden kendimizi nasıl koruyacağız?Uygulama demokratik bir toplum için kabul edilemez bir hak ve özgürlük ihlâlidir. Devlet terörüdür.Yaratılan “Korku diktatörlüğü”nü AİHM devreye girmeden önce kendi kurumlarımız yıkmalıdır.Halk bunu yargıdan, iktidardan, parlamentodan istemelidir!İktidar mahkûm mu?Almanya’daki Deniz Feneri davasının gerekçeli kararı yazıldı.Karar, dolandırıcılığın Türkiye uzantısını arayan soruşturma çerçevesinde Ankara’ya da gönderilecek.Mahkeme Sözcüsü Klaus Wiens Frankfurt’ta mahkûm olan sanıkların “yönlendirilen kişiler” olduklarını, onları talimatları ile “yönlendiren kişiler”in Türkiye’de bulunduklarını mahkemenin kararına yazdığını, RTÜK Başkanı Zahit Akman’ın isminin de bunlar arasında bulunduğunu VATAN’a açıkladı.Zahit Akman’ın Deniz Feneri sürecindeki batış macerası, kamu görevlerinde istifa vakti geldiğinde bunun kaçırılmaması gerektiği dersini öğreten bir ibrettir.Bu fırsatı değerlendirmiş olsaydı Akman hem kendisini hem kurumu koruyacaktı. Ne yazık ki direnmiş, direndikçe de batmıştır.“İddianamede adım geçmiyor” dediği belgenin 34 yerinde adını okuyarak başladığı macera, savunma adına ortaya attığı iddiaların her defasında çürütülmesi yüzünden zaman zaman komediye dönüşmüştür.Ama gerekçeli mahkeme kararı Türkiye’ye geldiğinde onu RTÜK’ün başında bulmamalıdır.Çünkü o kadarı çok fazla olur.İktidarın Zahit Akman’a katlanmaya kendisini niçin bu kadar mecbur hissettiği sorusu, ciddi şekilde merak konusu olur!
Anketler işsizlik korkusunun, doğrudan ölüm korkusu demek olan terörü bile geride bıraktığını gösteriyor.Boşuna değil.. Türkiye 2001 krizine yakalandığında tüketici kesimin borç toplamı 12 milyar YTL düzeyinde bir rakamdı.O borçları ödeme zorluklarının doğurduğu acıları hatırlamak bugünkü krizi daha ürkütücü hale getiriyor.Çünkü tüketici kredileri ile kredi kartları borçlarının oluşturduğu risk yedi yıl önceki rakamın 11 katı büyüklüğüne ulaşmıştır.İşte bu borçlarının yarattığı psikolojik etkiler insanları hiç alış veriş yapmadan mağaza gezen korku heykellerine benzetmiş haldedir.Bu reaksiyonun ekonomiye yansıması üretim daralması, onun sonucu da işten çıkarmalar olmaktadır.Dün açıklanan veriler, işsizliğin arttığını gösteriyor. Üstelik bu rakamlar, küresel krizin kıyılarımıza henüz vurmadığı bir döneme geçen Ağustos ayına aittir.Genç nüfustaki (15-24 yaş) işsizlik oranı kentlerde yüzde 22.6’ya çıkmıştır. Bu neredeyse her dört gençten birinin işsiz, aç, umutsuz ve tabii öfke içinde olduğunu gösteriyor.Krize özel tutum...Büyük kentleri deprem fayları üstünde yaşamaktan daha tehlikeli hale getiren bu tablonun, kriz derinleştikçe maliyeti de artacaktır.İktidar popülist siyasetlere hiç değilse şu dönemde ara vermek ve ülke kaynaklarını oy avcılığı uğruna saçıp savurmamak mecburiyetindedir.Çünkü işsizlik felâketi şu an Ağustos ayından daha ileri boyutlara dayanmıştır.Bir çok işyeri, gürültüyü önleyecek tedbirler eşliğinde işçi çıkarıyor. Aksi halde borçlu olduğu bankanın bu durumu sıkıntıya girdiğine işaret sayacağından ve “Ya kredini kapat ya da teminatları arttır” diye baskı yapacağından korkuyor.Başbakan krize hiç değilse bu aşamadan sonra “dünyanın kaderine hükmeden 20 büyük ekonominin liderinden biri” olma sorumluluğu ile yaklaşmalıdır.Pişmanlık duymalıTayyip Erdoğan ümmeti büyütmeye çalışan dini lider gibi değil de vatandaşına güvenli bir gelecek hazırlamakla yükümlü bir devlet adamı gibi davransaydı herhalde halka “en az üç çocuk” çağrısı yapmaz, oy toplamak için gıda torbalarına ve kömür çuvallarına yatırdığı paralarla istihdam yaratmaya çalışırdı.Çünkü bu çağda sosyal devlet olmanın en onurlu yolu istihdam yaratmak, vatandaşı güvenli bir işe sahip kılmaktır. Sadakaya muhtaç edip sömürmek haysiyet cinayetidir.İktidar İşsizlik Sigorta Fonu’ndan GAP illerinde kullanmak üzere 2008 ve 2009 yılları için 3,5 milyar YTL kaynak aktaracak. Bu paranın istihdam yaratmak için kullanıldığını kim denetleyecek peki?İşsizlik için ayrılmış paraların seçimde Güneydoğu belediyelerini kazanmak amacıyla eski usul kullanılması, işsizlerin umudunu öldürmek, kul hakkına el uzatmaktır. Suçtur...Ayrıca Deniz Feneri yolsuzluğunu bile aşan cehennemlik bir günahtır!..
Allah garip kullarını sevindirecek bir sebebi en olmadık zamanlarda bile yaratıyor.İşte buyrun ekonomik krizin korkusuyla tir tir titriyorken dünyanın en büyük 20 ekonomisine sahip ülkelerin Beyaz Saray’da toplanan liderleri arasına Başbakanımızın girmesi tesellimiz oldu.“Züğürt tesellisi” diyebilirsiniz ama demeyin, itiraf edin içiniz ısınmadı mı?!Şimdi mesele, dünyanın ilk yirmisi arasına girmenin ve mümkünse daha yukarılara çıkmanın gerektirdiği birikimi kazanmak ve bu ayrıcalığa yakışacak duruşu gösterebilmektir.Tayyip Erdoğan, Obama’ya “Dik dur” diye öğüt veriyor ama kendine sözü geçmiyor.Meselâ Amerika’da Demokratlara yakın Brookings Institution adlı düşünce kuruluşuna gidip, istedikleri anayasa değişikliklerini yapamamaktan dolayı Anayasa Mahkemesi’nden şikâyetçi olması, yeni rolüne hiç mi hiç yakışmamıştır.“20 dünya lideri arasına girmiş devlet adamı” kimliği ile dayak yediği ağabeyini babasına şikâyet eden ufaklık görüntüsü hoş olmayan bir çelişkidir!Başbakan Erdoğan, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddeleri var diye Anayasa ile kavga etmekten ve bu yolla oy avcılığı yapmaktan vazgeçmelidir.Gün gelir bir gazeteci veya saygın bir siyasetçi soruverir:“Sayın Başbakan siz bu Anayasa’ya bağlı kalacağınıza namusunuz ve şerefiniz üzerine yemin etmemiş miydiniz?” Ne diyecek o durumda?“İnanmadan ettim” mi diyecek, yoksa “Bir ayağım havadaydı” mı diyecek?Velev ki Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerlerini yerinden oynatma hevesine tutsak eğilimler Amerika’da yandaş buldu ruhsat mı olacak bu destekler ve yıkım izni olarak mı kullanacaklar?Tayyip Erdoğan orada gördüğü itibarı “laik ve demokratik” Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakan’ı olduğu için gördüğünü hatırından çıkarmamalıdır.Demokrasinin hoşgörüsünü çaresizlik ve teslimiyet saymamalıdır!Ne günlere kaldıkTürkiye’de en az 70 bin kişinin telefonları dinleniyor.Anayasa Mahkemesi Başkanvekili Osman Paksüt’ün eşi de bunlar arasında.Paksüt çifti, kendilerini izleyen bir otomobili yakalatmış ama Emniyet Genel Müdürlüğü ve Adalet Bakanlığı izlemenin Paksüt’lerle ilgili olmadığını açıklamıştı.Derken geçen gün Bayan Paksüt’ün telefonunun mahkeme kararı ile izlendiği ortaya çıktı. Ama kamuoyuna yanlış bilgiler veren yetkililer utanmadan yerlerinde oturmaya devam ediyor!Dinleme, izleme sürüyor mu?Yüksek mahkeme üyesi olması işe yaramıyor bunu Paksüt bile bilmiyor. Sadece tecrübesini konuşturarak “Kimse telefonda tanıdıklarıyla bile olsa fikir yürütmesin” diyor.Çünkü maazallah “Benim hakaret ettiğim hükümet bizim hükümet değildi” diye ifade vermek sizi kurtarmayabilir. Bir hakim çıkar hakaret cezasına “mahkemeyi yanıltmak” suçunun cezasını da ekleyiverir.Ne günlere kaldık demeyin, Allah beterinden korusun diye dua edin!
Başbakan’ın doğası ve sağlık sorunları, onun sakin ve iyimser bir ortamda yaşamasını gerektiriyor.Gerginlik sağlığını bozuyor. Sağlığının bozulması asabını etkilediği için barut fıçısından farkı kalmıyor.Yani ona kötü haber vermenin riski iyice büyümüştür, o nedenle hiçbir siyasetçi ve bürokrat kendisine muhatap olmak istemiyor korkuyorlar.Ve Türkiye’nin yönetimi ya ıskalanmış veya gecikmiş tedbirler nedeniyle aksıyor tehlikeler büyüyor.Başbakan’ın “Kriz bizi teğet geçti hamdolsun” sözünü tarih, bir kara mizah şaheseri olarak kayda geçmiştir.Kriz sahiden teğet mi geçti?Hayır, delip geçme tehlikesi fena halde tepemizde sallanıyor.Ama tehlikeden korunmak için öncü tedbirleri almanın sıkıntısına şimdiden göğüs germek gerektiğini söyleyecek “baba yiğitler” kara borsadır.Başbakan, Pollyanna’cı iyimserliği ile kendisini rahat ettiren ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek’ten başkasına kulak vermek istemediği için kimse Türkiye’nin IMF ile bir stand-by anlaşması yapmazsa ciddi zorluklarla karşılaşacağını ona söyleyememektedir.Eskiden Tayyip Erdoğan’ı uyarmaktan çekinenler Abdullah Gül’ün kapısını çalarlardı. Gül Çankaya’ya çıktığından beri Türkiye’nin alârm sistemi çalışmıyor!Önceki gün TMSF Başkanı Ahmet Ertürk, kurumundan ziyade ruhundaki bağımsızlıktan aldığı cesaretle reel sektör ve finans sektörünün yöneticilerine şu çağrıyı yaptı:“Açık ve net olmanız gerekiyor. Politik olmanın gereği yok... Her şeyden önce talepkâr olmalıyız ki karar alıcı konumunda olan insanlar da gerçekten bu konudaki aciliyeti hissedebilsinler!” Ertürk bu sözlerle iş adamlarına “İktidara yaranmak için zaman kaybetmeyin, kimseyi kandırmayın. Başbakan’ı hayal âleminden uyandırmakta geç kalırsanız yanarsınız” demek istiyor.Keşke dediğini yapacak birileri çıksa.Ama zor. Bıçak kemiğe dayanmadan bu uyarı görevini yapacak iş adamı ve kuruluş yoktur Türkiye’de.Mecburiyet kapıya dayandığında ise korkarız ki hiçbir tedbir işe yaramayacaktır.Başbakan’ın hıncına muhatap olmanın korkusu, görüldüğü gibi artık iktidarı korumuyor, tersine altını oyuyor.Ve hepimizi bu kayba ortak ediyor!Bu egoizmle zorPolitikal Researcher Strateji Geliştirme Merkezi tarafından yapılan anket, A&G şirketinin bulgularını bütünlüyor.A&G’ye göre iktidar partisinin net oy oranı yüzde 22,8’e gerilemiş, kararsız seçmenler yüzde 37,3 oranı ile tavanı delmişti.Bunun sebebi Politikal Researcher’ın sonuçlarında ortaya çıktı:Vatandaşın gündemi ekonomik kriz, doğal gaz zammı, yolsuzluk iddiaları ve terör olayları sırasıyla dizildi.Halkın büyük kesimi AKP’yi temiz ve dürüst görmüyor. İktidar mensupları hakkındaki yolsuzluk iddialarına inananların oranı yüzde 61,4 bulunurken, milletvekili dokunulmazlıklarının kaldırılması gerektiğine inananlar yüzde 77,6’ya dayandı.Halk, yolsuzlukların temelindeki zaafiyetin dokunulmazlıklar olduğunu isabetle saptamıştır.Şimdi AKP ya bu gerçeğin emrini yerine getirecek ya da görmemekteki ısrarının bedelini ödeyecektir.Peki yüzde 37,3’e vuran kararsızların muhalefet partilerine yüklediği sorumluluk ne zaman fark edilecek?Değişim fırsatını değerlendirmek için gereken fedakârlığa sırtını dönen bencillik ne zaman ve nasıl yenilecek?