Demokrasinin mucizesini kutlayan Obama’yı izlerken, o tablonun küçük ölçekli benzerini bizim yaşadığımızı düşündüm.Milyona yakın destekçisinin doldurduğu meydanın ihtişamı, Obama’ya göre “Demokrasinin gücünü hâlâ sorgulayan birileri varsa, onlara cevap”tı!Tayyip Erdoğan da “Türkiye’nin zencileri”ni iktidara getiren mucizeyi yarattıklarını söylemişti ya kafamdaki uçuk bağlantıyı Obama’nın “kendisine oy vermeyenlerin de başkanı olacağına söz” veren cümlesi somutlaştırdı.Unutmadıysanız Erdoğan da 22 Temmuz gecesi halka aynı birleştirici mesajı güçlü ifadelerle vermiş ama sahip çıkamamıştı.Aynı sapma ABD’nin yeni Başkanı’nı da esir alır mı bilemeyiz ama eğer o yolun çıkar yol olmadığını görmek istiyorsa, bir ara Türkiye’ye buyursun!Güvenilirliği denenmiş A&G Araştırma Şirketi’nin kasım anketi iktidar partisinin yolsuzluklar, terör ve zamlar yüzünden gerilemeye devam ettiğini ortaya koydu.Kararsız seçmenler hiç bu düzeye çıkmamıştı: Yüzde 37,3’e dayanmış..Bu sayı oransal olarak dağıtılınca AKP yüzde 36,4, CHP yüzde 24,1 MHP yüzde 16,3 oluyor.Kararsız oyların aslan payı niçin AKP’ye açıklamak zor. Çünkü çoğu düş kırıklığı ve tepki nedeniyle AKP’den uzaklaşmıştır, niye hep beraber geri dönsünler?Böyle bir durumu sadece alternatifsizlik yaratabilir. Ve o hastalık da sürüyor.Yeni yüzler çıkarmanın, yeni şeyler söylemenin önemini Amerika’daki seçimler kanıtlamıştır. Türkiye’nin farkı, AKP’den umudu kesenleri cezbedecek bir alternatifin hâlâ çıkmamış olmasıdır.Muhalefetteki partiler sadece sızlanıyor “Gelirsem şunu şunu yapacağım” demiyor umut ve heyecan veremiyor.Kimse “Genel seçime vakit var. Yerel seçim bu hamlenin zemini değil” dememelidir.Unutulmasın ki Türkiye’deki iktidar değişiklikleri hep bir önceki belediye seçimlerinde başlamıştır.Özellikle CHP müzmin muhalefet kimliğinden çıktığını heyecan verecek biçimde kanıtlamanın bir yolunu bulmak zorundadır.Çünkü demokrasi ancak talep olursa mucize yaratır!Zulamız boş!Başbakan inciler saçmaya devam ediyor. Kimi zaman “pompalı tüfek” örneğindeki gibi dehşet uyandırıyor, kimi zaman gülünç niteliği ağır basan şaşırtıcı sözcükler bulup çıkarıyor.Hepsinin ortak özelliği, toplumdaki çoğunluklara sempatik geleceği umulan seçilmiş kelimeler olması.İkinci özellik kaba bir popülizme oynaması.Çoğu zaman kitleleri, büyük parçası kendilerine yönelecek biçimde bölünmeye tahrik etmesi..Kasımpaşa’dan yetişen bir Başbakan’ın ağzından argo kaçabilir. Ama Erdoğan’ın incileri kaza gibi görünmüyor.Bu seçilmiş sözcükler onu, büyük kentlerin varoşlarına doluşan çoğunluğun kahramanı yapıyor.İlklerden biri “Al ananı da git” tepkisi idi.Sonra Almanya’daki Türkleri soyan din tacirlerini şikâyet ettiği için “sahtekâr” damgasını yiyen zavallı vatandaşı gördük.Geçen gün IMF’ye ümüğünü sıktırmayacağını söyledi.Dün de iş adamlarının kendilerini krizden koruyacak “2 yıllık zula”ları olduğu dedikodusuna hoparlörlük yapıverdi.“Böl ve yönet” bir siyaset üslubu olabilir ama demokrasilerde işlemez.Çünkü demokrasiler, en az iki yedek başbakanı zulalarında bulundururlar.Yani bizimki “eksik demokrasi”dir!
Bütün insanlığın bugün daha ümitvar bir dünyaya uyandığına şüphe etmiyorum.Bu gazete baskıya girerken Amerikan halkının siyah derili Barack Obama’yı ABD’nin 44’üncü başkanı seçtiğine dair haberler kesinleşmiş gibiydi.Olayın tüm dünyayı etkileme kabiliyeti ve önemi var.Amerika her alanda küresel gidişin istikametini belirleyen etkendir.Oradaki kötü yönetimlerin başka ulusların bile yıkımına yol açabildiğini Bush yönetimi bize fazlasıyla öğretti.Terör bahanesiyle girilen Irak’ta bir terör bataklığı yaratıldığını, finansal alandaki başarısızlığın tüm ulusların refahını olumsuz etkilediğini, Bush mağdurları olarak küresel boyutta yaşıyoruz.Amerika’daki seçimler birçok ulusu kendi ülkelerindeki seçimlerden daha yakından ilgilendiriyor. O nedenle Amerikalı seçmenlerin, oy kullanmayan halklar adına “delege” işlevi de üstlendiklerini söylemek yanlış olmaz.Amerikalı seçmen bu görevi dün hakkıyla yerine getirmiştir. Seçim öncesi anketler dünyadaki tüm insanlar oy kullansaydı Obama’nın açık ara seçileceğini göstermiştir.Aşırı Amerikan karşıtı toplumlar bile John McCain karşısında Barack Obama’nın zaferine dua etmedi mi?Öte yandan Martin Luther King’in seçkin hatırasını da temsil ediyor olması, siyahi adayı ümitlerin odağına yerleştiren sebep olmadı mı?Irk ayrımının en utandırıcı suçları ile lekelenmiş bu ülkenin siyah vicdanı Martin Luther King, 1963 yılında yaptığı ve “Bir Hayalim Var” diye seslendiği tarihi konuşmasını şu sözlerle bitirmişti:“Allah’ın bütün kulları siyahlar ve beyazlar, Yahudiler, Hıristiyanlar, Müslümanlar ve Budistler el ele tutuşarak siyahların eski bir ilâhisini söyleyecekler..Sonunda özgürüz!Şükürler olsun ya rabbimSonunda hepimiz özgürüz!” Siyah Obama’nın seçilmesi, yurttaş hakları ve ırksal eşitlik savunucusu Martin Luther King’in hayalinin gerçekleşmesi yolunda tarihi bir şans olacaktır.“Amerikan Rüyası”nın içeriğini zenginleştiren bu seçim, dileriz bütün insanlığa hayırlı olur!Devlet adamı lâzımDevlet adamı olmanın asgari koşulları vardır. Onlar eksikse, açık sözlülüğün, cesaretin önemi yoktur.Çünkü o üstün özellikler öyle bir yöneticinin kalitesini yükseltmez, tersine risklerini büyütür.İşte Başbakan Erdoğan...Herhangi bir vatandaş gibi konuşarak vahim bir hata yaptı.İstanbul’da bölücü göstericilerin üzerine bir vatandaş pompalı tüfeği ile ateş açmış Başbakan da şunları söylemişti:“Vatandaşlarıma sabır tavsiye ediyorum. Ama bu sabır nereye kadar olacak onun endişesi içindeyim. Mağazasının camlarını indirir, hayatına kastederseniz, vatandaş da elinde eğer böyle bir tedbiri varsa kendini savunma yoluna gidecektir!” Bunun adı “tedbir” ise vatandaşın elinde 4 milyonu aşan sayıda “tedbir” yani pompalı tüfek var. Yandaşlarına pompalı tüfek edindirmek için çalışan örgütlerin ülkeyi büyük bir cephanelik haline getirdiğini unutmamalıyız.Kanunsuzları bu birikimle korkutup terbiye etmek mi, yoksa yasalara saygılı vatandaşları kendilerini savunma mecburiyetine düşürmemek mi?Doğru bir devletin, düzgün bir başbakanın yapacağı seçim hangisidir?Güç kullanma tekelinin yalnız devlete ait olduğunu sinirlendiği zaman unutabilen biri Başbakan olmamalıdır!
Türkiye’yi bilmeyen biri Başbakan ile DTP’li Türk’ü dinlese niçin kavga ettiklerine anlam veremez.Çünkü söyledikleri, onları aynı değerlerin ikiz kardeşi gibi gösteriyor.Başbakan’ın Van-Hakkari gezisindeki sözlerinden kaynaklanan “Ya sev ya terk et” polemiğinden söz ediyorum.Gezideki en çarpıcı mesajlar şunlardı:“Biz tek millet dedik, tek bayrak dedik, tek vatan dedik, tek devlet dedik. Buna kim karşı çıkabilir? Karşı çıkanın bu ülkede yeri yok. Buyursun istediği yere gitsin!” DTP lideri de hemen cevap verdi:“Bu ülke ve elbette ki bayrak, bu değerleri birlikte yaratan Kürtlerin ve Türklerin ortak değeridir.. Bu vatan hepimizin ortak vatanı değil mi: Kim kimi, kimin vatanından kovuyor?” Önümüzde bir yerel seçim var ve bölücü örgütün siyasi uzantısı olan parti Güneydoğu’da seçimleri kazanmaya kendini mecbur hissediyor. AKP de öyle...Ahmet Türk dün “Amerikan icadı Başbakan” diye nitelediği Erdoğan’ın “Bölünmeyi ve ayrılığı derinleştirmeye çalışan uluslararası sermayenin hizmetinde” olduğunu iddia etti.Eğer bölünme ve ayrılık, uluslararası sermayenin kurgusu ise Ahmet Türk kendilerini nereye koyuyor?Eski günahlarAhmet Türk’ün yorumları biraz “baskın çıkma” zorlaması olmuştur. DTP durduk yerde işitmedi o sözleri.Türkiye’nin 20 özerk bölgeye ayrılması ve her bölgenin kendine ait renk ve sembollere (bayrak) sahip olması taleplerini içeren kitapçığı mecliste birkaç gün önce dağıtan kendileri değil miydi?İmralı’daki teröristbaşına kötü muamele yapılıyor yalanını körükleyerek Kürt kökenli yurttaşları kışkırtan ve devlet güçleri ile karşı karşıya getiren melânetin tertipçileri yakın tanıdıkları değil mi?DTP lideri “Bu ülke ve bayrak hepimizin” diye başlıyor ama “İmralı çözüm için en etkin diyalog kapısı olarak görülmelidir” diye bitiriyor.Bu millet şehitlerinin yüce fedakârlığını unutamaz. Teröre boyun eğecek bir iktidarın yapacağı tercihe ancak “intihar” denir.AKP iktidarı böyle tereddüt dönemleri geçirmedi değil. “Üst kimlik” kavramı ile “tek millet, tek bayrak, tek devlet” değişmezliğine şüphe düşürdü ve terör örgütünün cüretini artıran sebeplere katkıda bulundu ama düzeltme manevrası yaparken şimdi sanki öteki uca savruluyor.Sorumsuz tahrikBaşbakan’ın dünkü basın toplantısında sarfettiği bazı sözler, vahim sonuçlar doğurabilecek ağırlıkta bir sorumsuzluktu.Başbakan’ın bölücü gösterilerden zarar gören vatandaşın “nereye kadar sabredeceği”ni sorduktan sonra “elinde tedbiri varsa onu kullanacağını” söylemesi, bağışlanamaz bir gaf, tehlikeli bir tahriktir.Vatandaşın canını ve malını kendi imkânlarıyla korumasına hak veren bir başbakan, o koltukta niçin ve ne hakla oturduğunu kendisine sormalıdır.Muhalefet partileri Ankara’da dedikodu yaparken Başbakan’ın kendi şahsında devleti ve partisinin iddiasını Doğu illerine taşıması övülecek bir çabadır ama “demokratik hukuk devleti”nin varlığını ve “devlet adamlığı” gereklerini unutmamak şartı ile...AKP de DTP de seçim sandığına kırmızı görmüş boğalar gibi saldırıyor.Seçim kazanmak uğruna göze alınacak risklerin bir sınırı vardır. Ülkenin kaderi ile kumar oynanamaz. Rekabeti medeni boyutlara indirmenin çaresi bulunmalıdır.Herkes aklını başına toplasın.Seçim kaybetmekten daha ağır kayıpların alârmını veren bu gerginliği önlemeye mecburuz!
Temiz yakıttır doğal gaz.. AKP iktidarını da duman bile çıkarmadan yakarsa şaşmamak gerekir!Rakipleri iktidar partisine bir köstebek sokmuş olsaydı ancak bunu yapardı.Ekonomik krizin işsizlik faturası zaten insanları korkudan titretiyor. Doğal gaza bir çırpıda yüzde 22 zam yapmak, milyonlarca ailenin önümüzdeki kış soğuktan da titremeye mahkûm edilmesi demektir!Haberi veren internet sitelerine yansıyan tepkiler, halkın titremeye, ama öfkeden, sinirden titremeye başladığını gösteriyor. Evet ham petrol bir ara 150 dolara kadar dayandı, doğru ama Türkiye de akaryakıtı dünyada en pahalı fiyata satan ülke olmaktan geri durmadı.Yani bir zarar birikimi bahane gösterilemez. Ayrıca döviz yüzde 30 dolayında yükseldi ama petrol fiyatları da 70 doların altına indi.Oysa dünkü zamla beraber doğal gaz fiyatı bu yıl yüzde 75 oranında arttırılmıştır.Ama buna karşılık emeklinin aylığı yüzde 8, memurun maaşı yüzde 18 yükselmiştir bir yılda. O nedenle son doğal gaz zammı zalimliktir.“Fakir fukara, garip gureba” tekerlemesi eşliğinde yapılan kömür ve gıda yardımları demek ki merhamet icraatı değilmiş. Anlıyoruz ki asıl amaç, muhtaç duruma düşürülen insanları sadakaya bağımlı hale getirerek oylarını garantiye almaktır.Niyet bu olmasa, petrol fiyatlarının düşme sürecine girdiği bir dönemde doğal gaza bu kadar zalim bir zam yapılmazdı.Gıda ve kömür yardımlarını sosyal gereklerle yaptığını iddia eden bir iktidar “sosyal devlet” sorumluluklarını bu ölçüde ihlâl eden bir zamma geçit vermezdi.Halkın fakirleşmesi AKP’ye zarar vermiyor.Onları sadaka ile bağladığı için oylarını bile arttırıyor.Bu talihsiz gidişi nasıl bir şey tersine çevirebilir: AKP’yi Allah şaşırtacak!Doğal gaza yapılan zalim zam ona benzer bir şey...*****Bir musibetHüseyin Üzmez vakası iğrendiriyor ama sonuç almak için dayanmalıyız.Çocuklarımızı güven içinde yaşatacak toplumsal ve hukuksal yapıyı inşa edemeyiz yoksa.14 yaşındaki bir kızı taciz ettiği gerekçesiyle tutuklanmışken şaibeli bir Adli Tıp raporu sayesinde salıverilen 76 yaşındaki Vakit gazetesi yazarı, halkı çileden çıkaran aşırılıkları ile bu amaca hizmet ediyor.“Benimle yatan fahişe olmaz” sözü Hürriyet’in manşetine çıktı. Ne demek bu?Rezil günahını kutsayan bu kocamış adam, yalnız kendini değil din istismarı ile geçinen öteki bezirgânları da rezil etmiştir.Bu rezalet yaşanmasa Adli Tıp Kurumu’nun tarikatlar tarafından ele geçirildiğini öğrenemeyecektik.Atalarımız “Bir musibet bin nasihata bedeldir” demişler.AKP kadrolaşmasını sirk seyreder gibi izleyen sabırlı milletimiz kapağın açıldığını ve kaplanların kafeslerden dışarı çıkmaya başladığını inşallah görmüşlerdir!
Avrupa Birliği yolsuzlukla mücadele ve insan hakları konularındaki başarısızlığımızı yüzümüze vuruyor.İşkence ve kötü muamele diz boyu..Cezaevleri ile karakollara oranla hastanelerin yoğun bakım bölümlerinden daha az ölü çıkıyor.Asayiş “dur-vur” acımasızlığına dayanıyor.Polisin yere düşen silâhından çıkan mermilerin takip ettiği motosikletli gencin tam da kafasına saplanmasını şanssızlık mı saymalıyız yoksa uğursuzluk mu?Yeni İlerleme Raporu’nda AKP iktidarının siyasi gücüne rağmen reform sözlerini hayata geçirmediği belirtiliyor.Dayak ve soygun...Gerçekten de insan haklarındaki tek ilerleme gardiyan dayağı ile öldürülen genç için Adalet Bakanı’nın “pardon” demesi oldu!Raporun diğer tespiti şu:“Hükümet kapsamlı bir yolsuzlukla mücadele stratejisi hazırlayamadı. Yolsuzluk yaygın olmayı sürdürüyor!” Dokunulmazlık varken yolsuzlukla mücadele edilemeyeceğini herkes biliyor. AKP’nin hırsızları koruyan bu kalkandan vazgeçmeyeceğini de herkes öğrendi.Bu durumda millet ya AKP’nin inadını kıracak veya partinin odacıları da zengin olana kadar soyulmaya katlanacaktır!AKP tabanındaki bağlılık duygusu, demokrasiye hatta partiye zarar derecesinde. Radikal misyon partilerinin eleştirilere dayanıklılığı fazladır ama AKP’deki haddinden fazla. Parti yönetimi de bunu kötüye kullanıyor.Niçin? Niçin? Cevap alamadığı ciddi iddialarını CHP Konya Milletvekili Atilla Kart dün yeniden gündeme getirdi:Kart’a göre Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanı olduğu dönemde Vakıfbank’ın Valide Sultan Şubesi belediye iştiraklerine ait tüm gelirlerin toplandığı yerdi.Atilla Kart burada biriken yolsuzluk kaynaklı paranın 1,5 milyar dolar olduğu iddiasını dün tekrarladı. Ve yolsuzluk havuzunun “örtülü ödenek”ten de beslenmeye başladığı iddiasını yeniden önümüze koydu.Gösterdiği yeni bir kanıt yok ama Vakıfbank Şubesi’nin üniversite diploması sahte olduğu gerekçesiyle görevinden alınan, 2002’de sahtecilikten mahkûm olan eski müdürünü Başbakan’ın örtülü ödeneğin başına getirdiğini tekrarlarken yenilik olarak suçlamanın dozunu arstırdı:“Anlaşılıyor ki devletin güvenliği ve devlet sırrı kapsamında kullanılması gereken örtülü ödenek, AKP’nin harcamalarında Başbakan’ın kişisel ve özel harcamalarında kullanılmış” dedi.Atilla Kart, bu konuda yeni bir basın toplantısı yapmak zorunda kalmamalı.Sahtecilikten hüküm giymiş birinin örtülü ödeneğin başına niçin getirildiğini sormak onun görevi, cevabını öğrenmek de milletin hakkıdır.İsteğimiz polisimizin elinde ölmemek, siyasetçilerimiz tarafından soyulmamaktır.Çok şey mi istiyoruz?
Daha 15 yaşına gelmemiş bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan kişi, adıyla anılmayı bile hak edemez.Ona kısaca “yaratık” demek gerekir.Hüseyin Üzmez’in konumundan (Vakit Gazetesi yazarı) ve yaşından (76 yaşında) utanıp sıkılmadan 14 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla tutuklanması, olayın tiksindirici özelliği nedeniyle çoğumuzun unutmaya çalıştığımız, kendimize koruma duvarı ördüğümüz bir mesele oldu.Nasılsa olay telefon dinlemeleri, tanık ifadeleri ve itiraflarla kaçarı, göçeri olmayacak biçimde bağlanmıştır.Kanunlarımız da çocuklara yönelik cinsel suçları işleyenlere karşı hiç merhametli olmadığına göre adalet bu sapmış zavallıyı nasıl olsa ibret yaratacak şekilde cezalandıracaktır diye düşündük.Ama güvendiğimiz dağlara kar yağdı.Mahkeme, cinsel istismara uğrayan kızın beden ve ruh sağlığının bozulmadığına dair verilen Adli Tıp raporuna dayanarak Hüseyin Üzmez’i cezaevinden çıkardı.Cevabı zor sorularÜzmez’in tahliye haberi toplumsal bir deprem yaratmıştır.Kamu vicdanı isyan halindedir.Mağdur kızın durumu ile ilgili Adli Tıp raporu nasıl 40 günde hazırlanmıştır?Benzer vakalarda iki yıla yakın gözetim süreleri gerekirken, bu raporu veren ihtisas komisyonunun altı üyesi, nasıl oybirliği halinde bu kızın Hüseyin Üzmez’in eyleminden zarar görmediğine karar verebilmişlerdir?Normal olarak cinsel istismar zaten ağır ceza gerektiren bir suç. Eğer bedensel ve ruhsal zarar verilmişse ceza ağırlaştırılmaktadır.Yani Adli Tıp raporu sanık lehine çıksa da Hüseyin Üzmez’in serbest bırakılması bir gereklilik değildi.Ayrıca mahkeme, raporun içeriği bir yana jet süratiyle hazırlanmış olmasına şüphe ile bakabilir ve tahliye kararını bu şüphelerinden arınacağı güne erteleyebilirdi.Kamu vicdanı iki yönden rahatsız:1. Çocuklara yönelik cinsel suçların şiddetle caydırılması gerekiyor. Buna ihtiyaç var. Fakat tahliye kararı ters etki yapacaktır.2. Sanık din istismarı yapan, “Hapiste sanki Hac’da gibi yaşadım” diyecek kadar kutsala saygısız biridir. Din sömürüsünün bu derecesi bile ülkede prim mi yapacak?Halk bundan şüpheye düşecektir.Genç eş neden güldü?Hüseyin Üzmez olayı ile ilgili tek teselli Devlet Bakanı Nimet Çubukçu’nun bu meselede bakanlığının mağdur kızdan yana kendini taraf saydığını söylemesi ve tahliye kararına dayanak olan Adli Tıp raporuna itiraz edeceklerini açıklamasıdır.Bakan Nimet Çubukçu’nun bu tepkisi meşrebine uyan suçluları koruma kötü huyu ile şöhret yapan AKP iktidarını Hüseyin Üzmez’e sessiz destek vermenin ağır ayıbından korumuştur.İşin peşini bırakmamasını bekliyoruz.Ek olarak benim şahsen takıldığım ve sırrının çözülmesini beklediğim bir resim var: Hüseyin Üzmez’in tahliyesinden sonra onu cezaevinden alıp eve götüren 28 yaşındaki eşinin objektiflere yansıyan gülüşü ne ifade ediyor?“Tüh rezil olduk” gülüşü değil bu.Değilse ne olabilir?Yaşı 76 da olsa hâlâ aktif bir kocaya sahip olmanın iftiharını mı yansıtıyor yoksa kocasına “sahip olduğundan fazla güç vehmedenler”le alay mı ediyor?“Güleriz ağlanacak halimize” deyip geçemeyiz.Bayan Üzmez’in tavrı, bu insanlık dışı suçun ayırdında olmayanların varlığını ironik ve dramatik bir şekilde gözümüze sokuyor!
Atatürk devrimlerinin Türk toplumunda travma yarattığını söylemişti bir AKP yöneticisi hatırlarsınız...Dünkü geçit törenini izleyen devlet protokolünün oturduğu şeref tribününe bakınca Dengir Mir Mehmet Fırat’a hak verdim.Ama bir yandan da içim elemle doldu.Çünkü Cumhuriyet Bayramı’nda şeref locası hiç bu kadar kadınsız olmamıştı.Cumhuriyet devriminin en parlak meydan okuması, kadın hakları alanındadır. Kişiliklerini eşitleyen Cumhuriyet’i kadınların erkeklerden daha çok sahiplenerek kutlamaları gerekmez miydi?Atatürk “Pek yakın bir gelecekte kadının her manasıyla erkekle eş olacağı bir dünya doğacaktır” demişti.Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanındığında “Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lâzım gelecektir” diye konuşmuştu.Cumhuriyetin 85’inci yılında buraya mı gelmeliydik?Travmayı kimler geçiriyor?Atatürk’ün izinden gidenler mi, yoksa “Sizler artık kul değil, özgür birer insansınız” diyen Cumhuriyet’in faziletlerini taşıyacak yüreğe ve kafaya sahip olamayanlar mı?Çağdaş bir yaşamın alt yapısı eğitimdir. Cumhuriyet, eğitim devrimi ile sağlam bir alt yapının garantisini getirdi ama ne yazık ki köy enstitülerinin kaldırılmasından başlayan gaflet, zamanla çocuklarımızı feda eden bir hıyanete dayandı.Cumhuriyet Bayramı’nı bile kadın erkek bir arada kutlayamaz hale düştük.Çünkü bir kesimimiz travma geçiriyor. Onlar kadınların özgürleşmesini başka türlü tarif ediyor.Kadının kapandıkça, örtündükçe özgürleştiğini savunan zihniyet bugün iktidardadır.Bu yanlışa inandırılan çocuklarımız da kaçak Kur’an kursları, tarikat yurtları, beyinlerin rehin alınması şartına dayalı cemaat bursları yoluyla çoğaltılmaktadır.Cumhuriyet’in değerini bilelim.Cumhuriyet devrimlerinden rövanş alma niyetine meydan okuma cesareti vermeyelim!Maskeleri düştü...Bebek katiline “sayın” diyenlerin partisi, Türkiye’nin 20-25 özerk bölgeye ayrılmasını öneren bir kitapçığı mecliste dağıttı.Öcalan’ın hazırladığı ve DTP’nin de 2007 kongresinde parti tüzüğüne dahil ettiği proje “Bölgesel özerk yapıların önünün açılmasını, her bölgenin kendine ait renk ve sembollerine (bayrak) izin verilmesini” içeriyor.Ayrıca valilerin halk tarafından seçildiği eyaletlerin yerel kaynaklarına sahip olmasını, Kürt dili ve kimliğinin anayasal güvenceye alınmasını da öngörüyor.CHP’li Mustafa Özyürek’in belirttiği gibi “ülkeyi adım adım bölmeye çalışan” bir proje var karşımızda. “Ülkeyi nasıl parçalarız sorusunun cevabı veriliyor...” DTP bu proje ile beraber meclise de ilk kez bir Kürtçe metin soktu.Kürtçe yayın bile bu ülkede yasak değil artık. Ama DTP’nin dağıttığı belge, etnik milliyetçi Kürtlerin masumiyet maskesini düşürerek önemli bir görev yapmıştır. Demek ki terör şantajı ile dayatılan şey sadece Kürtçe ve kimlik talepleri değilmiş.Yapılan cüretkâr bir hamledir. DTP milletvekilleri anayasaya ve yeminlerine ihanet ediyorlar.DTP’yi uzaktan idare eden irade acaba partinin kapatılması için tahrikte mi bulunuyor?Bunu bilemeyiz ama AKP iktidarı bölücü melânetin bu cesareti nereden bulduğunu ararken kendi kusurlarını da görmeli, ne çok koz verdiğini anlayarak tekrarlamamayı öğrenmelidir!
Cumhuriyet Bayramı en büyük bayramımızdır tüm ulusumuza kutlu olsun.Bu bayram ve 10 Kasım ezberlerin tekrarı ile geçmeyecek.Can Dündar’ın senaryosunu yazıp yönettiği “Mustafa” adlı filmin gündeme getirdiği belgeler ve onlardan etkilenecek olan yorumlar tartışmalarımıza zenginlik kazandıracak ve mutlaka yeni ufuklar açacaktır.Can Dündar’ın dediğine göre film Atatürk’ün insan yönünü ortaya çıkaracaktır. Peki bu çaba, yıllardan beri korumaya çalıştığımız efsanevi kurtarıcı ve kurucuya zarar verecek midir?Atatürk’e dil uzatmanın ucuz kahramanlık sağladığı bir dönemden geçiyoruz. Ama biz iftiraların bile zarar veremediği Atatürk’ün kendine ait insani tutku ve zaafları nedeniyle milletin sevgi ve bağlılığını yitirmeyeceğine inanıyoruz.Unutulmamalı ki hayatının büyük kısmı cephelerde geçmiş bir komutan olarak sicilinde savaş suçu olmayan, hatta bir defa bile suçlanmayan bir askerdir o...Atatürk’e diktatör diyenler, Hitler, Stalin ve Mussolini’nin körüklediği cehennem ateşlerine dünya sürüklenirken onun ömür boyu cumhurbaşkanlığı önerisine karşı çıktığını, tüm yetkileri tek elde toplayan “başkanlık” sistemini demokrasi dışı bulduğunu acaba neden unuturlar?Atatürk uyarıyor...Mustafa filmi umuyoruz ki kutsal sırları saklayan kilidi kırıp bir kapağı açacaktır. Açılacak olan şeyin içinden kötülük çıkacağını vehmedip kaygılanmak hatadır.Buradan Atatürk’ü daha da yüceltecek ve dünyaya onu sevdirecek yeni filmlere ilham veren bir hazine çıkacağını beklemek daha akılcıdır.Atatürk’ün dehası ileri görüşlülükte kendini hep kanıtlamıştır:“Biz büyük bir inkılâp yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük. Birçok eski müesseseleri yıktık. Bunların binlerce taraftarı vardır. Fırsat beklediklerini unutmamak lâzım.” Doğru... O, temeli bağımsızlık ve milli egemenlik olan bir cumhuriyet kurduMilletine bilimin ışıklı yolunu önerdi, çağdaş uygarlığı hedef gösterdiTürk kadını seçme, seçilme hakkını elde ederek erkeklerle eşitliğini kazandıDini hurafelerden kurtardı, Türkçe Kur’an’la din simsarlarının egemenliğine ve cehalet karanlığına son verdiBütün bu hak ve özgürlükler kan dökülmeden kazanıldı.Cumhuriyet fazilettirCumhuriyet kurulduğu günden beri din devleti kurmaya ve devleti etnik temelde bölmeye adanmış zavallı ruhlar hep vardı ve bundan sonra da olacak.Bütün bu yapılanlar için onlardan takdir ve övgü bekleyemeyiz. Ama onların üretecekleri vehimlerin, iftiraların Atatürk’e zarar vereceğinden de korkmamalıyız.AKP yönetimi, ellerindeki belediyelere “29 Ekim’de mülki amirliklerce düzenlenecek olan programlara paralel bir eğlence ve şölen projeleri varsa bunları iptal etmeleri” için yazı gönderdi. “Mustafa” filminden gocunabilecek kesimler olabileceği küçük hesapları da biliyorsunuz Turkcell’in sponsorluktan çekilmesine sebep olmuştu.Atatürk “Cumhuriyet fazilettir. Cumhuriyet faziletli ve namuslu insanlar yetiştirir” demişti.İki olaya okurlarımızdan gelen tepkilerin yoğunluğu ve kalitesi Atatürk’ün sözlerini doğruluyor.Sonuç: “Mustafa” bir film olarak şöyledir, böyledir, tartışalım, tartışılacak.Ama Atatürk Atatürk’tür.Hep milletin kalbinde olacak.O yattıkça cumhuriyetimiz yaşayacak...