Kadınlar nerede?

Haberin Devamı

Atatürk devrimlerinin Türk toplumunda travma yarattığını söylemişti bir AKP yöneticisi hatırlarsınız...

Dünkü geçit törenini izleyen devlet protokolünün oturduğu şeref tribününe bakınca Dengir Mir Mehmet Fırat’a hak verdim.

Ama bir yandan da içim elemle doldu.

Çünkü Cumhuriyet Bayramı’nda şeref locası hiç bu kadar kadınsız olmamıştı.

Cumhuriyet devriminin en parlak meydan okuması, kadın hakları alanındadır. Kişiliklerini eşitleyen Cumhuriyet’i kadınların erkeklerden daha çok sahiplenerek kutlamaları gerekmez miydi?

Atatürk “Pek yakın bir gelecekte kadının her manasıyla erkekle eş olacağı bir dünya doğacaktır” demişti.

Türk kadınına seçme ve seçilme hakkı tanındığında “Çarşaf içinde, peçe altında ve kafes arkasındaki Türk kadınını artık tarihlerde aramak lâzım gelecektir” diye konuşmuştu.

Cumhuriyetin 85’inci yılında buraya mı gelmeliydik?

Travmayı kimler geçiriyor?

Atatürk’ün izinden gidenler mi, yoksa “Sizler artık kul değil, özgür birer insansınız” diyen Cumhuriyet’in faziletlerini taşıyacak yüreğe ve kafaya sahip olamayanlar mı?

Çağdaş bir yaşamın alt yapısı eğitimdir. Cumhuriyet, eğitim devrimi ile sağlam bir alt yapının garantisini getirdi ama ne yazık ki köy enstitülerinin kaldırılmasından başlayan gaflet, zamanla çocuklarımızı feda eden bir hıyanete dayandı.

Cumhuriyet Bayramı’nı bile kadın erkek bir arada kutlayamaz hale düştük.

Çünkü bir kesimimiz travma geçiriyor. Onlar kadınların özgürleşmesini başka türlü tarif ediyor.

Kadının kapandıkça, örtündükçe özgürleştiğini savunan zihniyet bugün iktidardadır.

Bu yanlışa inandırılan çocuklarımız da kaçak Kur’an kursları, tarikat yurtları, beyinlerin rehin alınması şartına dayalı cemaat bursları yoluyla çoğaltılmaktadır.

Cumhuriyet’in değerini bilelim.

Cumhuriyet devrimlerinden rövanş alma niyetine meydan okuma cesareti vermeyelim!

Maskeleri düştü...

Bebek katiline “sayın” diyenlerin partisi, Türkiye’nin 20-25 özerk bölgeye ayrılmasını öneren bir kitapçığı mecliste dağıttı.

Öcalan’ın hazırladığı ve DTP’nin de 2007 kongresinde parti tüzüğüne dahil ettiği proje “Bölgesel özerk yapıların önünün açılmasını, her bölgenin kendine ait renk ve sembollerine (bayrak) izin verilmesini” içeriyor.

Ayrıca valilerin halk tarafından seçildiği eyaletlerin yerel kaynaklarına sahip olmasını, Kürt dili ve kimliğinin anayasal güvenceye alınmasını da öngörüyor.

CHP’li Mustafa Özyürek’in belirttiği gibi “ülkeyi adım adım bölmeye çalışan” bir proje var karşımızda. “Ülkeyi nasıl parçalarız sorusunun cevabı veriliyor...”

DTP bu proje ile beraber meclise de ilk kez bir Kürtçe metin soktu.

Kürtçe yayın bile bu ülkede yasak değil artık. Ama DTP’nin dağıttığı belge, etnik milliyetçi Kürtlerin masumiyet maskesini düşürerek önemli bir görev yapmıştır. Demek ki terör şantajı ile dayatılan şey sadece Kürtçe ve kimlik talepleri değilmiş.

Yapılan cüretkâr bir hamledir. DTP milletvekilleri anayasaya ve yeminlerine ihanet ediyorlar.

DTP’yi uzaktan idare eden irade acaba partinin kapatılması için tahrikte mi bulunuyor?

Bunu bilemeyiz ama AKP iktidarı bölücü melânetin bu cesareti nereden bulduğunu ararken kendi kusurlarını da görmeli, ne çok koz verdiğini anlayarak tekrarlamamayı öğrenmelidir!


DİĞER YENİ YAZILAR