Demokrasinin mucizesini kutlayan Obama’yı izlerken, o tablonun küçük ölçekli benzerini bizim yaşadığımızı düşündüm.
Milyona yakın destekçisinin doldurduğu meydanın ihtişamı, Obama’ya göre “Demokrasinin gücünü hâlâ sorgulayan birileri varsa, onlara cevap”tı!
Tayyip Erdoğan da “Türkiye’nin zencileri”ni iktidara getiren mucizeyi yarattıklarını söylemişti ya kafamdaki uçuk bağlantıyı Obama’nın “kendisine oy vermeyenlerin de başkanı olacağına söz” veren cümlesi somutlaştırdı.
Unutmadıysanız Erdoğan da 22 Temmuz gecesi halka aynı birleştirici mesajı güçlü ifadelerle vermiş ama sahip çıkamamıştı.
Aynı sapma ABD’nin yeni Başkanı’nı da esir alır mı bilemeyiz ama eğer o yolun çıkar yol olmadığını görmek istiyorsa, bir ara Türkiye’ye buyursun!
Güvenilirliği denenmiş A&G Araştırma Şirketi’nin kasım anketi iktidar partisinin yolsuzluklar, terör ve zamlar yüzünden gerilemeye devam ettiğini ortaya koydu.
Kararsız seçmenler hiç bu düzeye çıkmamıştı: Yüzde 37,3’e dayanmış..
Bu sayı oransal olarak dağıtılınca AKP yüzde 36,4, CHP yüzde 24,1 MHP yüzde 16,3 oluyor.
Kararsız oyların aslan payı niçin AKP’ye açıklamak zor. Çünkü çoğu düş kırıklığı ve tepki nedeniyle AKP’den uzaklaşmıştır, niye hep beraber geri dönsünler?
Böyle bir durumu sadece alternatifsizlik yaratabilir. Ve o hastalık da sürüyor.
Yeni yüzler çıkarmanın, yeni şeyler söylemenin önemini Amerika’daki seçimler kanıtlamıştır. Türkiye’nin farkı, AKP’den umudu kesenleri cezbedecek bir alternatifin hâlâ çıkmamış olmasıdır.
Muhalefetteki partiler sadece sızlanıyor “Gelirsem şunu şunu yapacağım” demiyor umut ve heyecan veremiyor.
Kimse “Genel seçime vakit var. Yerel seçim bu hamlenin zemini değil” dememelidir.
Unutulmasın ki Türkiye’deki iktidar değişiklikleri hep bir önceki belediye seçimlerinde başlamıştır.
Özellikle CHP müzmin muhalefet kimliğinden çıktığını heyecan verecek biçimde kanıtlamanın bir yolunu bulmak zorundadır.
Çünkü demokrasi ancak talep olursa mucize yaratır!
Zulamız boş!
Başbakan inciler saçmaya devam ediyor. Kimi zaman “pompalı tüfek” örneğindeki gibi dehşet uyandırıyor, kimi zaman gülünç niteliği ağır basan şaşırtıcı sözcükler bulup çıkarıyor.
Hepsinin ortak özelliği, toplumdaki çoğunluklara sempatik geleceği umulan seçilmiş kelimeler olması.
İkinci özellik kaba bir popülizme oynaması.
Çoğu zaman kitleleri, büyük parçası kendilerine yönelecek biçimde bölünmeye tahrik etmesi..
Kasımpaşa’dan yetişen bir Başbakan’ın ağzından argo kaçabilir. Ama Erdoğan’ın incileri kaza gibi görünmüyor.
Bu seçilmiş sözcükler onu, büyük kentlerin varoşlarına doluşan çoğunluğun kahramanı yapıyor.
İlklerden biri “Al ananı da git” tepkisi idi.
Sonra Almanya’daki Türkleri soyan din tacirlerini şikâyet ettiği için “sahtekâr” damgasını yiyen zavallı vatandaşı gördük.
Geçen gün IMF’ye ümüğünü sıktırmayacağını söyledi.
Dün de iş adamlarının kendilerini krizden koruyacak “2 yıllık zula”ları olduğu dedikodusuna hoparlörlük yapıverdi.
“Böl ve yönet” bir siyaset üslubu olabilir ama demokrasilerde işlemez.
Çünkü demokrasiler, en az iki yedek başbakanı zulalarında bulundururlar.
Yani bizimki “eksik demokrasi”dir!
Bizde mucize zor!
Haberin Devamı

