Devlet terörü!

Haberin Devamı

AKP iktidarının muhaliflerine karşı uyguladığı baskıcı izleme yöntemleri toplumsal bir paranoya yaratıyor.

İkinci Dünya Harbi yıllarında Amerika’da yaşanan McCarthy döneminin hak, hukuk ihlâlleri ile kararmış, ahlâk ihlâlleri ile kirlenmiş uygulamaları 60 yıl sonra Türkiye’de tekrarlanıyor.

Ülkede şu an kaç kişinin özel haberleşmeleri izleniyor?

İzlenen kişiler arasında kimler var?

Bu sorunun cevabını verecek bir yetkili bulamazsınız.

Ama devletin en sorumlu mevkilerini işgal eden insanlar -ki onlar arasında Anayasa Mahkemesi Başkanvekili bile var- izlendiklerini biliyorlar.

Ergenekon davasına bakan hâkim dahi izlenmediğinden emin olduğunu söyleyemeyeceğini, acıklı-alaycı sözlerle ifade etmedi mi?

Yargıçlar ve Savcılar Birliği (YARSAV) Başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu, 3 ayda bir yenilenen mahkeme kararlarına dayanarak Türkiye’deki tüm telefon ve internet haberleşmesinin izlendiği haberini VATAN’da okuduktan sonra savcılığa suç duyurusunda bulunmuştu.

Jandarmanın aynı amaçla çıkardığı mahkeme kararını Yargıtay’ın “genel kapsamlı izleme olmaz” diyerek iptal etmesi ümit uyandırmıştı çünkü.

Yargıtay kararının polisin uygulamalarına da model oluşturacağı ve haberleşme özgürlüğünü katleden sorunu kökten çözeceği beklenmişti.

Ama olmadı.

Savcılık, mahkeme kararının yasaya uygun olduğu, sorumluların da mahkeme kararı çerçevesinde hareket ettikleri için suçlanamayacakları sonucuna vardı.

Akıl, böyle bir karar yasaya uygunsa yasanın hukuka ve insan hakları normlarına uygun olmadığını söylüyor.

YARSAV Başkanı Eminağaoğlu takipsizlik kararına mahkeme katında itiraz edeceklerini, buradan da sonuç alamadıkları takdirde AİHM’ye kadar gideceklerini söylüyor.

İyi ama o zamana kadar cebimizde taşıdığımız “hafiye” işlevli telefonun ihanetinden kendimizi nasıl koruyacağız?

Uygulama demokratik bir toplum için kabul edilemez bir hak ve özgürlük ihlâlidir.

Devlet terörüdür.

Yaratılan “Korku diktatörlüğü”nü AİHM devreye girmeden önce kendi kurumlarımız yıkmalıdır.

Halk bunu yargıdan, iktidardan, parlamentodan istemelidir!

İktidar mahkûm mu?

Almanya’daki Deniz Feneri davasının gerekçeli kararı yazıldı.

Karar, dolandırıcılığın Türkiye uzantısını arayan soruşturma çerçevesinde Ankara’ya da gönderilecek.

Mahkeme Sözcüsü Klaus Wiens Frankfurt’ta mahkûm olan sanıkların “yönlendirilen kişiler” olduklarını, onları talimatları ile “yönlendiren kişiler”in Türkiye’de bulunduklarını mahkemenin kararına yazdığını, RTÜK Başkanı Zahit Akman’ın isminin de bunlar arasında bulunduğunu VATAN’a açıkladı.

Zahit Akman’ın Deniz Feneri sürecindeki batış macerası, kamu görevlerinde istifa vakti geldiğinde bunun kaçırılmaması gerektiği dersini öğreten bir ibrettir.

Bu fırsatı değerlendirmiş olsaydı Akman hem kendisini hem kurumu koruyacaktı. Ne yazık ki direnmiş, direndikçe de batmıştır.

“İddianamede adım geçmiyor” dediği belgenin 34 yerinde adını okuyarak başladığı macera, savunma adına ortaya attığı iddiaların her defasında çürütülmesi yüzünden zaman zaman komediye dönüşmüştür.

Ama gerekçeli mahkeme kararı Türkiye’ye geldiğinde onu RTÜK’ün başında bulmamalıdır.

Çünkü o kadarı çok fazla olur.

İktidarın Zahit Akman’a katlanmaya kendisini niçin bu kadar mecbur hissettiği sorusu, ciddi şekilde merak konusu olur!




DİĞER YENİ YAZILAR