İkinci cephe

3 Aralık 2008

Baykal, çarşafa dolaştığının farkına vardı. Dünkü sözleri kurtulma çırpınışı gibiydi.Ama siyasette bazı hamleler partiyi batağa çeker. Çırpındıkça daha çok batarsınız.Mesela Baykal’ın dünkü sözleri...“Her insanın kılığını kıyafetini devlete meydan okumak diye anlamak, bir saplantının sonucudur.” “Örtülü bir kişinin laik cumhuriyete karşı çıktığını kabul etmek Türkiye gerçekleriyle bağdaşmaz.” “Niye bu kişileri (çarşaflılar) partiye aldın? Alacağım kardeşim alacağım... Atatürk’ü seviyorsa, laik, demokratik cumhuriyete itiraz etmiyorsa, samimiyetle CHP’ye girmek istiyorsa başımızla birlikte.” “İnsanları kılık kıyafetine göre yeniden tasnif mi edeceğiz? Türkiye’yi zaten bölmüşler, bir de biz mi böleceğiz?” “Âşık Veysel ölmeden Atatürk’le buluşmak istedi. Ama gidemedi. Çünkü Bulvar’a çıkmasına izin vermediler. Bu tek parti zihniyetini 2009’a girerken biz mi uygulayacağız?” Pişmanlık gibi...Bu sözler Milli Görüşçü Recep Tayyip Erdoğan’ın AKP’yi kurarken bir gece içinde geçirdiği mucizevi değişime tur bindirir. Evet ilk bakışta ermişlere özgü kerametleri hatırlatıyor ama içi boş!Çünkü Baykal, Erdoğan gibi yalnız gömleğini çıkarmıyor, aklını da çıkarıp başka bir akıl koyuyor yerine. Yeni bir vizyona kavuştuğunu söylemekle kalmıyor, eskiden savunduğu değerleri kötülemek için önce onları bozuyor, sonra hidayete ermiş günahkârlar gibi pişmanlık sergileri açıyor.Düne kadar çarşaflılara gerçekten böyle mi bakıyordu?Bölgesel kültürün yansıması olan örtüleri tasnife tabi mi tutuyordu?Çarşafı aklamak şimdi tek parti zihniyetinden arınmak mı oluyor?Bu söylenenler boş lâftır. Özel yaşam alanında olsun, sokakta olsun bir örtünme sorunu bulunmuyor Türkiye’de.Dini simgeler, laik devletin bir gereği olarak kamu alanına sokulmuyor o kadar.Yarın seçim meydanında AKP sözcüleri “Bırak bu palavraları Baykal Bey kızların üniversiteye türbanla gitmelerini önleyen yasağı kaldırmaya var mısın, yok musun ondan haber ver” dedikleri zaman ne diyecek?“Atatürk’ü seven türbanlılara ve çarşaflılara giriş serbest” mi diyecek?Kılıçdaroğlu yeterBaykal elbette Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarını yok sayıyor olamaz ama konuşmaları öyle bir umudu belli çevrelerde uyandırabilir.Ve bu da din istismarı olur.Çarşaf istismarının CHP’ye yaradığını zannedenler bizce yanılıyor. Anketler AKP oylarında düşüş gösteriyor ama sebebi CHP’nin çarşaf pişmanlığı değildir.Asıl sebep krizin etkileri, işsizlik, bir o kadar da Dişli olayı ve Deniz Feneri ile tavan yapan yolsuzluklardır.CHP Kemal Kılıçdaroğlu’nun açtığı cephede hızlı bir ilerleme sağlamış giderken Baykal’ın çarşafı ile ikinci cepheyi açtı. Burada ilerleme sağlaması mümkün değildir. Hatta öteki alana zarar verme riski vardır.CHP’nin çarşaf cephesini kapatıp tüm gücünü Kılıçdaroğlu’nun etkili olduğu zemine yığması çok daha akılcı bir tercih olur.Muhafazakâr kitle ile barışmanın zararı yoktur. Ama şu şartla:AKP seçmenine davetiye çıkarırken CHP’nin gerçek seçmenini sandığa gitmekten vazgeçirtecek kadar ölçüyü kaçırmayacaksınız.Baykal bu sınırı zorluyor!

Devamını Oku

Yine uçtu!

1 Aralık 2008

Başbakan nasırına basıldığı zaman ağzından çıkanı duymuyor.Kızılcahamam konuşmasının şu bölümü hafta sonu gürültüsünden kayboldu:“Öyle yaklaşımlarla bize yaklaştılar ki, olan Türkiye’nin enerjisine oldu. İşte 14 Mart (yani AKP’ye kapatma davasının açıldığı gün) ve bugün... Kim kaybetti Türkiye..Ama kaybettirenler tarihe bunun hesabını verecekler!Çünkü ben partimin, tüm partililerimin laik karşıtı olduğunu kabul etmiyorum. Bunu söyleyenler bir iftiranın içindedirler!” Anayasa Mahkemesi AKP’yi “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” haline geldiği gerekçesiyle mahkûm etti.Partinin lideri mahkûmiyeti sindiremediğini belli edebilir ama yüksek mahkemeye ve Başsavcı’ya hakaret edemez.Başbakan’ın öfkesi AKP hakkındaki kapatma davası ile ilgili olduğuna göre “kim iftira attı?” ve “kim hesap verecek?” sorularının cevabı ortadadır.Belli ki hedef davayı açan Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ile hükmü veren Anayasa Mahkemesi’dir. Haklı bir isyan mı bu?Tabii ki değil, çünkü Başsavcı kamu düzenini koruma görevini yaparken ihlâlleri saptamış, suçlamaları da 1’e karşı 10 üyenin oyları ile sabit görülmüştür.Yani Başbakan’dan gelen saldırının hukuki ve ahlâkî bir temeli bulunmadığı gibi mantığa ve vicdana hitap eden bir sebebi de yoktur.Hükmen sabit bir suç mevcutken mahkemeyi ve Başsavcı’yı “hesabını verecekler” diye tehdit etmek, hukuk devletine meydan okumaktır.Başbakan, laikliğe karşı odak olmaktan mahkûm ettirdiği partisini şimdi bir de “hukuk devletine karşı eylemlerin odağı” haline mi getirmeye çalışıyor?Kimse hukukun üstünde olamaz.Dokunulmazlık zırhından aldığı cesaretle yaptığı kışkırtıcı çıkış Başbakan’a onur getirmez. Olsa olsa kendi faturasını kabartır.Eskiden böyle sorumsuz çıkışlar üniversiteleri, özellikle de hukuk fakültelerini ayağa kaldırırdı.Onlar tarih oldu ama baskı ile sindirilmiş kurumların varlığı iktidarı sevindirmesin.Sağduyunun denetiminden yoksun iktidarlar, kendileri için de tehlikedir!Bozar bu fiyatlarMilletin ekonomik kriz nedeniyle gündüz bile kâbus gördüğü bir dönemdeyiz..Buna rağmen parlamenterlerimiz niçin ikide bir “hamdolsun” diyor?Çoğumuz Allah’a şükretmenin sevabına özenmekte hiçbir yanlışlık bulunmadığını söyleyerek cevaplayabiliriz bu soruyu.Ama ona “şaka gibi” bir sebebi daha eklemek gerekiyor.Esnaf lokantasına giden dar gelirli bir vatandaşın 14,5 lira ödediği bir menüyü siz milletvekili olarak meclis lokantasında 5,5 liraya mideye indirirseniz, siz de gereğinden fazla “hamdolsun” dersiniz.Milletvekillerimiz bir kap çorbaya, bir tabak pilava 50 kuruş ödüyorlar. Kuru fasulye dahil bütün etli sebze yemeklerinin tabağı 1 lira.Izgara levrek balığı bile -sıkı durun- 4 lira!Milletvekili maaşları 5 yılda yüzde 56 arttı ama meclis lokantasında fiyat listesi neredeyse hiç değişmedi.Krizde lokantalar sinek avlıyor. Millet yiyemiyor, vekilleri yesin gözümüz yok. Ama bu imtiyaz onları halkın zorluklarına yabancılaştırmasın.Hükümetin memur ve emekli aylıklarına önerdiği yetersiz artışları itirazsız kabul etmeleri milletvekillerine bu ucuzluğun yaramadığını gösteriyor.Meclis lokantasının fiyat listesi gerçekçi bir hale getirilmelidir.“Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” diyecek hale düşmüş siyasetçiler istemiyoruz. Zaten bir bu eksik!

Devamını Oku

GGK

29 Kasım 2008

AKP iktidarının kurduğu düzene bir ad vermek gerekse “Garip Gureba Kapanı” demek yanlış olmaz!Başarısızlık halinde bile seçim kazanmayı garanti eden bir sistem dünyada yok.Tayyip Erdoğan’a bu buluşu onur kazandırmaz ama kolay kolay seçim de kaybettirmez!“Kendi zenginlerimi yaratacağım” diye kamu kaynaklarını yağmalayarak halkı soyan ve yoksullaştıran iktidarlar dünyanın her yerinde sandık yoluyla tasfiye edilirler.Ama bizde mekanizma çalışmıyor.Hatta tersine işliyor.Fakirlik yaygınlaştıkça gıda ve kömür yardımlarına muhtaç kitle büyüyor.Bu durum, ilerde daha beter hallere düşmemeyi AKP’nin iktidarda kalmasına bağlı gören yoksul seçmenlerin azalması şöyle dursun çoğalması anlamına geliyor.Devletin bu hizmete ayırdığı parayı yatırımlara yönelterek istihdam yaratması elbette daha akılcı, daha onurlu ve adaletli bir yoldur. Ama böyle bir tercih AKP’ye seçimde ihtiyacı olan yüksek oy desteğini getirmez.Başbakan Erdoğan, partisinin Kızılcahamam toplantısında dün “fakir fukara, garip gureba tezgâhı”nı savunarak devamı konusunda örtülü güvence veriyordu:“Bu millet bir çuval kömüre ve una oyunu satmayacak kadar onurludur!” Boş lâf... Muhtaç duruma düşen insan teşekkür borcu altına girdiği partiden oyunu esirgemez. Yardım alıp oyunu başka bir partiye verirse asıl bunun onursuzluk olacağını düşünür.Başbakan bilmez mi?“Garip Gureba Kapanı”nı icat eden kurnazlık elbet bunu bilecektir.Başarısız duruma düştüğü halde kurtulamadığı bir iktidara mahkûm olmak toplum için yalnız onur kırıcı bir teslimiyet değil, elle tutulur felâketler de getirir.Siyasi muhalefet bu kapanı kırmanın çaresini mutlaka bulmalıdır! ***Hamdolsun!Herkes krize karşı tedbir paketi bekliyor. Ama biraz daha bekleyeceğiz.Çünkü IMF ile yapılacak anlaşma ortaya çıkmadan bir paket oluşturulamaz!Yine de AKP kurmayları, her uyarıyı değerlendirerek ellerini güçlendirmekten geri kalmamalı.Mesela BBC’ye konuşan York Üniversitesi profesörü David McNally yüksek cari açık nedeniyle krizin en yoğun etkilerinin Türkiye’de yaşanacağını öne sürdü.Bunun öncü sarsıntılarını yaşıyoruz zaten.Emekçi örgütleri dün Ankara’daki mitingde, teğet geçti denilen krizin çalışanların kalplerine saplandığını avaz avaz bağırdılar.İktidarın basiret eksiği tescilli kurmayları IMF ile tartışırken Prof. McNally’nin şu uyarısını mutlaka dikkate alsınlar:İngiliz profesör, ekonominin durgunluğa girdiği bir aşamada devletin de harcamalarını kısmasının durgunluğu ve işsizliği daha çok arttıracağını hatırlatıyor.“IMF verdiği paraları geri alabilmek için kamu harcamalarında kısıntı isteyecektir dikkat edin” diyor.Dikkatli olmalı, böyle durumlarda devleti soydurmamanın önemi çok artıyor.Oysa Deniz Baykal’ın dediği gibi yolsuzluk artık ülkemizde “arızî” değil sistemli hale gelmiştir.Başbakan dün “Aramızda yanlış yollara tevessül edenler olursa bunlara bundan sonra da müsamaha göstermeyeceğiz” diyordu. Herhalde içinden gülüyordu!Yazarımız Cengiz Aktar, iktidarın değiştirdiği Kamu İhale Yasası’nın yolsuzluğa davetiye çıkardığını belirterek, onay vermemesi için Cumhurbaşkanı Gül’e çağrı yaptı dün.Herkes krizde inlerken AKP’lilerin “hamdolsun” demeye devam etmesi için böyle yeni vurgun kapıları açmak gerekiyor olabilir.Ama Cumhurbaşkanı bu oyunlara alet olmamalı!

Devamını Oku

Aynaya kızmayın!

28 Kasım 2008

Türkiye dün İngiltere’nin iki saygın medya kuruluşunun projektörleri altında idi.Yazık ki değerlendirmeler parlak bir ufkun umutlarını değil, iyi gitmeyen işlerin kaygı ve kuşkularını seslendiriyor.Economist dergisi de Reuters haber ajansı da kötümser tahlillerinin tam ortasına Başbakan Erdoğan’ı ve onun kişilik özelliklerinde gözlenen olumsuz değişiklikleri koymuş.Mesela Economist AKP’nin kapatılma davasından kıl payı kurtulması sonrası hayati önemde bir sorunun cevap beklediğini yazıyor:Hangi Erdoğan öne çıkacak?A. İdeolojik davranmayan, pragmatist (faydacı) ve cesur reformlarıyla 2005’te AB ile üyelik görüşmelerini başlatan Erdoğan mı?B. Yoksa her işe karışan, türbanı üniversitelerde serbest bırakmaya çalışarak askerleri kışkırtan, dogmacı ve ani tepki gösteren Erdoğan mı?Bir milyon tirajlı İngiliz dergisi “Endişe verici ama görünen o ki doğru cevap B şıkkı” diye yazıyor.Rüştünü kanıtlamış bir demokraside bu duruma düşen bir siyasi lider, ülkenin kalıcı sorunu olmaz.Partisi içindeki alternatifi onu hemen indirir eğer parti o enerjiye sahip değilse bunun bedelini seçimde yenilerek öder ve gider.Sorun bir değil iki...Economist dergisi de, Reuters haber ajansı da Tayyip Erdoğan için aynı sıfatı kullanmışlar. İkisi de Başbakan Erdoğan’ın “giderek otokratik” hale geldiğini yazıyor.Ne demek otokratik?Diktatörün kibarcası!.Bazı gazeteler için halka boykot çağrısı yapabilen, kendisini izleyen gazetecilerden beğenmediği bazılarını tasfiyeye tabi tutabilen bir Başbakan her kötülüğü yapabilir.Bütün bu sebepler Economist’e göre “Türkiye’nin durağan ve başıboş sürüklenmekte olan bir ülke görüntüsü vermesine” yol açıyor.Reuters, Türkiye’ye yönelik endişeleri artıran sebepler arasında rüşvet ve yolsuzluk iddialarının da önemli yer tuttuğunu kaydediyor.Demokrasilerin en güvenilir özelliği, sistemin her daim iktidar alternatifi üretmesi ve iktidar değişikliklerini kansız gerçekleştirmesidir. İngiliz medyasının iki önemli kurumu Türkiye’deki sorunu isabetle teşhis etmiştir:Sorunumuz yalnız Başbakan’a bağlı iktidar bozulması değil aynı zamanda alternatif olma kabiliyeti kazanmakta zorlanan bir muhalefete mahkûm olmaktır.Ah özveri neredesin?Reuters, Başbakan’ın çabuk sinirlenen halinin yorumcuları “Erdoğan’ın son kullanma tarihi geçti mi?” diye düşündürdüğünü belirtirken AKP’nin “kredisini kaybetmiş bir muhalefet” sayesinde ayakta durduğuna dair değerlendirmeleri de yansıtıyor.Başbakan ve CHP lideri bu tespit ve eleştirileri ciddiye almalıdır.Ulusal medyanın, kendi yorumcularımızın eleştirileri hoşlarına gitmiyor.İlkel tepkiler gösterip, ülkeyi lekeleyecek kadar çirkin yaptırımlar uygulayarak yarattıkları şaşkınlık ve tartışmalar, eleştirileri örtüyor.Haydi “Economist dergisini okumayın” desin, görelim sonucunu!Başbakan’a kendisine tutulan aynaya dikkatle bakmasını öneririz.Muhalefetin yetersizliği, diktatör eğilimli liderini zapturapt altına alması ve birinci seçim dönemindeki reformcu karakterine dönmesi halinde AKP’ye yeniden toparlanma şansını veriyor.Baykal’dan isteğimiz de son A&G araştırmasında “kararsız” seçmenlerin yüzde 37.3’e çıktığına bakıp karar vaktinin geldiğini görmesi, kişisel yenilgisini CHP’nin mahkûmiyeti haline dönüştürmek günahına girmemesidir.Başbakan otokratik de CHP’ye çarşaf giydiren Baykal sanki demokratik mi?

Devamını Oku

Devletin ayıbı

27 Kasım 2008

Türk halkını hedef alan psikolojik savaşın canlı bombası, sahte haham, hayalet ajan Tuncay Güney yeniden yüksek huzurlarınızda!..Ergenekon iddianamesinin açıklanması arifesinde kamuoyu oluşturma misyonu ile öne çıkan bir gazete, önceki gün yeni bir “çomaklama” hizmetine taşeronluk etti.İfadeleriyle Ergenekon örgütünün deşifre olmasına öncülük ettiği belirtilen Tuncay Güney’in MİT ajanı olduğuna dair bir belge yayınlandı ve MİT de belgenin kendilerine ait olduğu kabul etti.Aslında tuhaf bir kabuldü bu. Belgenin gerçek olduğu belirtilmekle beraber Güney için “Kayıtlı bir haber kaynağımız değil” deniyordu.Bu durum, Tuncay Güney’in “kayıt dışı ajan” olarak MİT’e çalıştığı gerçeğine işaret ediyor.MİT açıklaması, Güney’i 1997 yılında faaliyetine son verilen “Kontr Terör Merkezi”nin başındaki Mehmet Eymür’ün adamı olduğuna dair bir kanaat uyandırıyor.Bu ilişkilendirmeyi dün Eymür hemen yalanladı. Hürriyet’e yaptığı açıklamada şunu dedi:“Tuncay Güney bir sürü laf ediyor. ‘Belge topladım MİT’e verdim’ diyor. MİT bu sözlerle ilgili açıklama yapmazken yaptığı açıklamada beni neden işaret ediyor, anlamadım.. Tuncay Güney’i tanımıyorum, hiçbir tanışıklığım, görüşmüşlüğüm yok.” Kutupların savaşıErgenekon davası üstünden Türkiye’yi yönetme fırsatı doğduğuna inanan ve bu fırsatı kullanan çevrelere meydan daha ne kadar boş bırakılacak?MİT gibi istihbarat kuruluşları, devletin temel kurumlarından biridir. Onlardan vazgeçilemez.Ergenekon davası bağlamında ortaya çıkan iddialar ve ilişki örgüleri toplumun güven duygusunu ve onun yanında adalet duygusunu zedelemiştir. Bu dava için Başbakan’ın “savcı”, ana muhalefet liderinin de “avukat” rollerini üstlenerek sahneye çıktıklarını unutamayız.Toplumda oluşan kutuplar adeta bu dava üstünden birbirleriyle hesaplaşmaktadır. Böyle durumlarda istihbarat örgütleri daima günah keçisi konumuna itilirler. Ama davanın seyrini etkilemeden MİT’in kendisini koruması mümkündür ve bu görev ihmal edilmemelidir.Hürriyet’in başyazarı Oktay Ekşi dün “bir gün bile beklemeden” MİT’in lâğvedilmesini ve yeni bir istihbarat teşkilâtı kurulmasını öneriyordu.Ekşi’nin tepkisi yaygın bir katılıma tercüman oluyordur kuşkusuz ama çare herhalde kötü yönetilen kurumları kapatmak değil, kötü yöneticilerin elinden kurtarmak olmalıdır.Aydınlık güvendirİstihbarat örgütleri iyi çalışmayan toplumlar kendilerini güvenlik içinde hissedemez. Bu duygu peş peşe gelen olaylar nedeniyle Türkiye’de yaygın olarak yaşanmaktadır.MİT bu güvensizliği yok etmek için inisiyatif almalı, hükümet de onu cesaretlendirmelidir.Bir haham bozuntusunun Atlantik’in öbür tarafında ürettiği fitne fesatla Türkiye’nin toplumsal sağlığı üstünde bu kadar etkili olabilmesi devletin ayıbıdır.MİT itibarını geri alacak anlaşılır açıklamaları bir an önce yapmalı, Türk halkının bu iğrenç dezenformasyon atmosferinde korku yaşamasını kendine hakaret saymalıdır.Millet Meclisi bu sorunu genel görüşme konusu yapacak kadar bile merak etmiyor mu?

Devamını Oku

AKP kamburu

26 Kasım 2008

Neden iyi bir dindar olduğunu anlatan mafya babasının hikâyesi beni hep güldürür.Konukları can kulağı ile dinlerken baba bilge bir tavırla şöyle konuşmuş:“Tanrı devamlı bir şeyler isteyen kullarını sevmez, şükreden ve tövbe eden kullarını sever. Siz sürekli isteyerek onu rahatsız ediyorsunuz. Ama ben istediğim neyse öyle veya böyle mutlaka alıyorum sonra ona karşı olan görevlerimi yapıyorum. Yani tövbe ediyorum, şükrediyorum..” Frankfurt Mahkemesi’nin Deniz Feneri davası ile ilgili gerekçeli kararını okuduğumda aklıma bu hikâye geldi.Onlar da “kendilerine göre dindar”..“Hayırlı bir iş”e kalkışmışlar. Dinci ideolojiyi savunan medya kurmak için dindar insanlardan yardım istemişler ve almışlar.Hedefledikleri medya kuruluşlarını da çalışır hale getirmişler ama belli ki ihtiraslarını yenemedikleri için tövbelerini tutamamışlar.İnanmış insanların merhamet duygularını sömürerek onları dolandırdıkları halde kendilerini dine hizmet eden iyi insanlar olarak görmeye ve göstermeye devam etmişler.Soygun için kurulmuşBu işler böyledir. Kötü aletler kullanan insanlar, iyi amaçlara hizmet ettiklerini söyleyerek kendilerini kandırırlar.Deniz Feneri takımının durumu onlardan bile daha kötü.Çünkü gerekçeli kararda Alman mahkemesi, bu suç örgütünde rol alan aktörlerin tek amacının “iyi niyetli hayırseverlerin yardımlarını toplayıp kendi amaçları için kullanmak” olduğunu belirlemiş.Daha önemli tespit şu:Mahkemeye göre Deniz Feneri, en başında dolandırıcılık suçu işlemek için kurulmuş bir örgüt!Almanya’da işin başına konulan maşa Mehmet Gürhan, dolandırıcılık amaçlı bir örgüt için çalıştığını bilerek beş yılda 41 milyon euro para toplamış, kendisini Türkiye’den yöneten kişilerin talimatları doğrultusunda yağmaya aracılık etmiş.Kararda, gerçek başrol oyuncularının Türkiye’de bulunduğu, bunlardan birinin RTÜK Başkanı Zahid Akman olduğu “hakkında soruşturma yapılan kişi” kaydıyla belirtiliyor.Akman yine yalanlayacaktır bu yazılanları.Ama CHP’li Kılıçdaroğlu’nu mahcup etmek için Almanya’ya bir ziyarette bulunsun bakalım yakasını kaptırmadan dönmesi kısmet olacak mı?Üç yıl dayanması zorBu olay, gerekçeli mahkeme kararının açıklanması ardından Zahid Akman’ın boyunu aşıp AKP iktidarının kamburu olmuştur.Parti bu kamburu taşımaya neden katlanıyor?Deniz Feneri, görünenden daha derin bir organizasyon mudur?Bu dolandırıcılık günahına bulaşanlar partinin verdiği görevleri mi yerine getirmişlerdir?Harcandığını düşündüğü anda Zahid Akman’ın yapacağından korkulan ifşaat ve ortaya dökeceğinden çekinilen sırlar mı indirilmesine mani oluyor?Öyle bile olsa çok önemli bir kamu otoritesi makamını işgal eden Akman’ın “dokunulmaz bir milletvekili” haline getirileceği seçimlere kadar yerinde tutulması ve toplum vicdanının üç yıl uyuşturulması mümkün değildir.Akman, mecliste dokunulmazlık zırhı sayesinde hesap vermekten kurtulan birçok iktidar milletvekiline oranla korunmayı daha fazla hak ettiğini iddia edebilir ama bu işlerin adaleti yok.Kamu görevinde tövbe olmuyor. Buna rağmen şükretmekten vazgeçmemeli.Çünkü beterin beteri var ve Allah beterinden korusun. Amin!

Devamını Oku

Nereye kadar?

25 Kasım 2008

Plansız, programsız yönetimler elinde yaşayan toplumlarda iyilik de fenalık da kaza ile olur.Çarşaf gürültüsünün sebebi, sonuçları hesap edilmeden düzenlenen bir törendir.CHP’ye katılan kalabalık bir grubun içinde yer alan dört çarşaflı kadın siyasetin gündemini değiştirmiştir.Töreni düzenleyenler, din sömürüsünün rantını neredeyse tek başına yiyen AKP’nin rekabet üstünlüğüne son vermek mi istemişlerdir?Bunu bilmiyoruz ama iktidarın gözden düşmeye başladığı bir döneme denk gelmesi çarşaf-türban açılımının CHP üzerinde doping etkisi yaratmasını sağlayabilir.Tartışma bağlamında ortaya konulan tezler iki nedenle heyecan uyandırmıştır:1. Dini örtünün istismarından elde edilen siyasi rant artık tek başına AKP’ye gitmeyecektir2. Siyasi yarışın adaletini bozan tekel kırılacağı için AKP’nin iktidardaki ömrü kısalacaktır.Birçok cumhuriyet aydınının tartışmaya cesaret kırıcı olmamaya çalışarak katıldığını gözlüyoruz. Sebep budur.Yani geniş bir kitlenin oyları üstündeki ipoteğin çözülüyor olmasından doğan umut bir gerçektir.Fazla mı büyüttük?“Velev ki siyasi simge” olan örtülerin kendisi değil, onu siyasi olarak istismar eden zihniyettir asıl tehlikeyi yaratan.Bu örtüleri kullanan insanların gidecekleri birden çok parti bulabilmeleri, istismarın gücünü zayıflatacaktır.Ve korkuları da zamanla geçersiz kılacaktır.Peki bütün bu iyimser beklentiler, yüksek dereceli ihtimaller midir yoksa hayaller mi?Dünkü konuşmasından sonra CHP lideri Baykal’a çarşaf tartışmasının ne anlama geldiğini, pratik sonucunun ne olduğunu ve nereye kadar gideceğini sordum.Tahmin ettiğim gibi bir bardak suda fırtına koparılmıştır. Baykal’ın dediğine göre bir açılım hedeflenmemiştir. Ama tartışmadan yararlanarak CHP’nin daha kapsayıcı bir güç haline gelmesi şansı doğmuştur ve şimdi bu şans kullanılmaktadır.Peki süreç, türbanın üniversiteye ve kamu alanına girmesi yasağından vazgeçme aşamasına CHP’yi sürükleyebilir mi?Baykal “Hayır.. Biz hukuka saygılı, cumhuriyete ve ilkelerine bağlıyız. Zaten katılanların da bizden böyle bir talepleri yok. Onlar sadece vatandaş olarak saygı görmek istiyorlar. Çarşafı meşrulaştırmak amacımız değil” dedi.Fatura ucuz değilTabii ki öyledir. Fakat yine de unutmamak lâzım: Bütün çarşaflılar laik rejime düşman değildir ama laik cumhuriyete karşı olanların tümünün beyni kara çarşaflıdır!Önemli olan meydanı onlara bırakmamak.CHP’ye giren çarşaflılar Deniz Baykal’ın kefaletini gerçekten hak ediyorlarsa CHP’ye gitmeleri hayırlıdır.Dünkü meclis grup toplantısında AKP’ye önemli sayıda katılım oldu. Katılan kadınların beşinin de başı açıktı. Onlar da AKP için hayırlıdır.Siyaseti din sömürüsünün batağından böyle kurtarabiliriz.Başbakan Erdoğan dün CHP’nin çarşaf konusundaki yaklaşımını överken 29 Mart’taki belediye seçimlerini hatırlatarak Baykal’ı iğneledi.“Temennim odur ki bunun arkası da gelsin, kesilmesin” dedi.Sonra da olumsuz çıkışlara karşı “Dik durmalı, boyun eğmemeli” diye Baykal’a nasihatler verdi!CHP lideri seçimlere kadar türban yasağı için AKP tarafından belli ki çok sıkıştırılacaktır.Tayyip Erdoğan, tek başına sahip olduğu siyasi ranta CHP’yi bu kadar ucuz ortak etmeyecektir!

Devamını Oku

Kriz siyaseti

24 Kasım 2008

Hindistan’dan gelen fotoğraflar Başbakan’ın keyfinin yerinde olduğunu düşündürüyor.Ama haberler bunu doğrulamıyor.Kriz ve ona bağlı etkilerin gerginliğini gizlemenin, hatta mutlu görüntüler vermenin hilelerini bunca yılın siyasetçisi olan Erdoğan kuşkusuz öğrenmiştir.Tam resim çekilirken “istatistik” dersiniz keyifsiz bile olsanız mutlu gibi görünürsünüz.Fakat sözler?..İşte ona hükmetmek o kadar kolay olmuyor.Başbakanlık muhabirlerine yönelik “kara listeli tasfiye” ilkelliği, keskin sirkenin küpüne verdiği zararı burada tekrarladı.Haberler çok sağlıklı gelmedi. Aktarılan bilgileri bu eksikliğin tedbiri içinde değerlendirmek gerekiyor.Şu sözler, değişik kaynaklardan doğrulandı:“TÜSİAD’ın aslında bize destek vermesi gerek. Ama aralarında bankacılar var. Ben ne olursa olsun geri adım atmayacağım. Daha önceki hükümetleri düşürmekle tehdit ettiler. Ben onlardan olmayacağım!” İhtiraslı bir ruh hali...Başbakan’ın demeçlerine son zamanlarda ekonomi danışmanları değil siyasi danışmanlar yön veriyor olmalı.Çünkü eleştiri okları için seçtiği hedefler kullandığı kelimeler ve benimsediği üslup Marttaki belediye seçimlerini kaybetmemek için her şeyi göze almış bir siyasetçinin ruh halini yansıtıyor.Kamuoyu araştırmaları AKP’nin kriz ve işsizlik yüzünden hızla halkın gözünden düştüğü alârmını veriyor.Yolsuzluk iddialarının iktidar üzerindeki etkileri son zamanlarda daha yıkıcı oluyor.CHP’nin başörtüsü ve çarşaf üstünden yaptığı açılım, tahmin edilenin üstünde destek gördü. İrtica tehdidini göğüslemek koşulu ile CHP tarafından kullanılan din sömürüsü adeta meşruiyet elde etti.Başbakan bankaları ve TÜSİAD’ı hedef alırken eminiz ki haksızlık yaptığının farkındadır.Çünkü 2001 krizinden aldıkları dersle tedbirli hareket eden bankalar firesiz ayakta kalarak, TÜSİAD da paket tedbir ve “IMF’ye gidelim” diye yol göstererek iktidara yapabilecekleri yardımı yapmışlardır.İktidarın bugün gecikerek yürüttüğü tedbir paketi ve IMF ile anlaşma hazırlıkları TÜSİAD’ın ilk uyarısını yaptığı günlerde kotarılmış olsaydı bugün Başbakan, kriz yönetmeyi başaran bir devlet olmanın güveni içinde konuşur, Türkiye de daha iyi bir yerde olurdu.O canavar kimin eseri?Bir Başbakan banka sistemi ile bu kadar tartışma içinde olamaz.Kendi işini iyi yapamadığı için sağa sola bağırması, acaba tamah ettikleri oyları getirecek midir?İşini kaybeden ve yoksulluğa sürüklenen insanlar “Bizi iktidarın başarısızlığı değil bankalarla iş adamlarının Başbakan’a düşmanlığı bu hallere düşürdü” diye düşünerek oylarını inadına AKP’ye mi verecekler?Yetti artık bu silâh kullanıla kullanıla eskidi, her an geri tepebilir!Çevresindeki hasımları vehimleriyle çoğaltan iktidarlar sonlarını çabuklaştırırlar.İşte örnek olarak Hindistan’dan yansıyan yakınmalarından biri:“Kaç yıldır Başbakanım. Başından beri bürokratik oligarşi ile mücadele ediyorum. Maalesef başedemedik bürokrasi hızımızı kesiyor.” Bürokrasiden şikâyet etmeye hakkı olacak son iktidar herhalde AKP’dir!Bu iktidar liyakat sahibi kadroları mezhep, tarikat, cemaat kafası ile tasfiye ederek, adeta kökten dinci rejimlerden ithal edilmiş bir bürokrasi yarattı.Tabii ki bu günahın bedeli olacaktır.Dileriz sonları, yarattığı canavar tarafından yok edilen Dr. Frankeştayn’a benzemez!

Devamını Oku