Kaderin armağanı

Haberin Devamı

Nerede bir değerin adı sık tekrarlanıyorsa bilin ki orada onun kıtlığı çekiliyordur!

Ergenekon davasında yaşananlar nedeniyle en çok duyduğumuz şey “hukukun üstünlüğüne saygı” söylemidir.

Gün doğarken evi basılıp yaka paça götürülenler eleştiri veya özlem olarak seslendirseler bu sözleri bir dereceye kadar anlayacağız. Ama Cumhurbaşkanı’ndan başlayarak onun çağrısı ile bir araya gelen yasama, yürütme ve yargı organlarının en tepedeki temsilcileri de aynı koronun vokalistleri arasında yer alıyor.

Bu durum neyi kanıtlıyor?

Hukuka saygı gösterilmediğinin devlet zirvesinde tespit edildiğini!

Bir okurumun dediği gibi halk şu dönemde tehlikenin vahametini fark etmiştir. Eskiden de bu ülkede başbakanlar, bakanlar, komutanlar yargılanmışlar, bazıları cezaevlerine girmişlerdir.

Ama bu yüzden halk tedirgin olmamıştır.

Oysa bugünkü gidişten aklı başında herkes korku duymaktadır. Çünkü hukukun üstünlüğüne beslenen güven tahrip edilmiştir.

Niye Hamas’ı seçti?

Genç bir okuyucu internet yoluyla soruyordu:

“Bizim Başbakan niçin Filistinlileri toptan kucaklayacak yerde FKÖ’yü dışlayarak Hamas’tan yana taraf oldu?”

Buna verilecek kolay bir cevap yok.

Ama FKÖ’nün laik bir yönetim anlayışını Hamas’ın ise şeriat düzenini savunduğunu hatırlamak, Tayyip Erdoğan’ın tercihine ışık tutar mı acaba?

Tabii ki bu değerlendirmeyi yaparken AKP’nin Anayasa Mahkemesi’nde 1’e karşı 10 üyenin oyları ile laikliğe karşı eylemlerin odağı haline geldiği için mahkûm edildiğini de unutmamak gerekiyor.

Tayyip Erdoğan yolun başında demokrasiyi tramvaya benzetmişti. Tramvay onun idaresinde epey yol aldı.

Dünyanın gözünde Batıya dönük Türk halkı değişime uğrayarak İslâmcı bir Doğu toplumuna dönüştü.

AKP liderliği, eşlerinin giyim kuşamı ile ve resmi görevlerinde bile ağızlarından düşürmedikleri dini söylemlerle ve Avrupa mahkemesine dahi yaptıkları ulema önermeleriyle bu değişimi halka dayatmışlardır.

Dolandırıcının hukuku

Öğretmenlerin örgütü Türk Eğitim-Sen geçen gün AKP iktidarına karşı aradığı yumuşatıcıyı Diyanet İşleri Başkanlığı’nda bulacağına karar verdi.

Sayıları 50 bine varan sözleşmeli öğretmenlerin mağduriyetine son vermek için tüm hukuki yolları deneyen Eğitim-Sen, şimdi Diyanet’in kapısında.

Öğretmenlere yapılan muamelenin Kur’an’da geçen “zulüm ve kul hakkı yemek” kapsamındaki günahla örtüştüğüne dair bir fetva alırlarsa “sözleşmelileri kurtarırız” diye ümitleniyorlar.

Hukuk yollarının tükendiği noktada artık AİHM yerine Diyanet’in fetva makamına mı başvuracağız?

Hukukun üstünlüğüne saygı lâfta kalırsa daha iyisine lâyık olamayız.

Geçen hafta Hollanda’ya giden Adalet Bakanı Şahin bir soru üzerine “Türkiye’de kurulmuş Deniz Feneri ile Almanya’da kurulan Deniz Feneri farklı kurumlardır” diye bir açıklama yaptı.

Bereket AKP’nin Alman yargısına hükmü geçmiyor. Franfurt Savcılığı Sözcüsü hemen şu karşılığı verdi:

“Bakan bu iki derneğin ayrı kurumlar olduğunu nereden biliyor? Henüz bu konuda sonuçlanmış bir soruşturma ve yargı süreci olmadı Türkiye’de. Ayrıca Frankfurt Mahkemesi bu iki derneğin beraber çalıştığını, aralarında para akışı olduğunu karara bağladı!”

Dolandırıcıların hukukunu savunan bir Adalet Bakanı, acaba gaflet uykusundaki bir toplumu uyandırmak isteyen kaderin iyiliği olabilir mi?


DİĞER YENİ YAZILAR