Başbakan’ın Davos’ta “one minute” itirazıyla başlayan süreç, kontrol dışına mı çıkıyor?Başbakan’ın İsrail’e dönük tavrı ve ona bağlı gelişmeler Türkiye’yi Batı’dan uzaklaştırma amaçlı bir planın kurgulanmış adımları mı?Başbakan Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Peres’e “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” diye yüklenmesi ve iktidarın Ermeni tasarısını bu yıl ABD Kongresi’nden geçirmeye yönelik çabalara karşı elle tutulur bir hazırlık içinde görülmemesi, Türkiye’nin Rusya-İran eksenine itilmekte olduğuna dair şüpheler taşıyan çevrelerin tedirginliğini arttırmıştır.İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı’nın bir uluslararası toplantıda sarfettiği sözler komploya İsrail’in de fiilen katıldığı anlamına çekilebilir.General Mizrahi, Başbakan Erdoğan’ın “Siz öldürmeyi iyi bilirsiniz” sözüne “Erdoğan aynaya baksın” diye başlayan, akıl ve ahlâk dışı suçlamalar içeren bir cevap vermiştir.Türkiye’nin Ermenilere en büyük katliamlardan birini yaptığını, aynı politikanın bugün Kürtler üzerinde sürdüğünü iddia etmiştir.Bu sözler akıl ve insaftan yoksundur, komplocu tahriklere bile malzeme olamaz. Bu milletin, tarihte savunmasız insanları sadece katliamlardan kurtardıklarını Yahudilerden iyi kimse bilmez.Belli ki Başbakan Erdoğan’ın öfkesine yenilerek sarfettiği o hazmı zor söze tepki göstermek, seçimler nedeniyle sivil otorite boşluğunun yaşandığı günlerde askere düşmüştür.Askerin diplomasisi elbette Kasımpaşalı Başbakan’ınkinden geri kalmayacaktı.İki ülkenin menfaatleri ortaktır, anlık kaprislere feda edilmemelidir.İsrail’in bir sözü varsa bunu Türkiye’ye asla askeri ile söylememelidir.Erdoğan’ın lâfı altında kalmamak adına yapılan yanlışlık, saygısızlık, haksızlık en kısa zamanda tamir edilmelidir! *** Vicdan da uyutmazİstanbul Belediye Başkanı Topbaş Sevgililer Günü nedeniyle gazetelere tam sayfa ilânlar verdi.Bu aşk ilânı neyin nesi?Önce belirtelim ki ilân Başkan’ın duyurmaya çalıştığı aşkını, bu duyguya yakışacak sözcüklerle anlatamıyor.Mısraları hak ederek ölümsüzleşmiş İstanbul şairleri dururken bir Kırşehir türküsünden ilham alınmış olması, acaba İstanbul’un artık İstanbullu olmaktan çıktığına dair bir gönderme midir? Her neyse...Başkan ilk kez Sevgililer Günü ilânı veriyor.Amacının yaklaşan seçimler için halkı duygusal olarak etkilemek olduğu açık. Yani ilanda kamu yararı yok.Herhalde parasını belediyeden ödemeyi düşünmeyecektir.İlanın başlığında “Uyku girmez gözüne yâri güzel olanın” yazıyor.Hatırlatırız: Vicdanı rahat olmayanların da gözüne uyku girmez!Topbaş yeniden seçilmek istiyorsa romantizm yapacağına, imar rantları konusunda üreyen şaibelerden kurtulmaya çalışsın!
Adaletsiz iktidarlar kendi zenginlerini artırdıkları ölçüde güçleneceklerini zannederler. Altı yıllık AKP iktidarının, sık yaşanan rezaletlerle bize öğrettiği en kaba gerçek bu oluyor.Yozlaşmanın maliyeti ortada:İktidar çevresinde oluşan açgözlü takımı ne kadar artarsa, açlığa, yoksulluğa sürüklenen halk yığınları o kadar büyüyor!Bu gerçek saklanamaz hale geldi.O kadar ki, mesela bugün işittiğimiz bir yolsuzluğu, birkaç hafta geçmeden uluslararası bir kuruluşun raporunda okuyoruz.Dünyanın en güvenilir araştırma ve analiz şirketlerinden biri olan The Economist Intelligence Unit’in (EIU) Türkiye değerlendirmesi dünkü VATAN’ın manşetiydi.EIU’nun raporunda Türkiye’ye kırık not verilmiş, yolsuzluklar yüzünden ülke riskimizin büyüdüğü belirtilmiş.Başbakan, iktidar eylemlerine dürüst ayna tutan gazeteleri okumasınlar diye yandaşlarına sürekli telkinlerde bulunuyor.Marifetini göstersin de asıl bu raporun uluslararası yatırımcılar tarafından okunmasını önlesin!Dünyaya kötü reklâmGörüleceği gibi yolsuzlukların yarattığı zararlar kamu kaynaklarının yağma edilmesi ile sınırlı kalmıyor. Sorun, yabancı yatırımcıları Türkiye’ye gelmekten caydıran bir vahamet sınırına dayanmış bulunuyor.Raporda AKP iktidarının, söz verdiği halde milletvekili dokunulmazlığını kaldırmadığı, partiye yakın kişileri ve şirketleri ihalelerde kayırdığı belirtiliyor.Dünyadaki bütün devlet ve büyük şirket yöneticileri EIU’nun raporu sayesinde Türkiye’nin bugün, bir medya grubunu kendi siyasi kampına kazandırmak için katakulli yapan bir iktidar tarafından yönetildiğini öğrenmiştir.Sabah-atv grubuna, Etibank’tan kaynaklanan kamu zararını karşılamak amacıyla el konulmuştu.Sabah ve atv satıldı ama kamu zararı karşılandı mı?Hayır, çünkü alanlar, öz kaynak şöyle dursun, özel banka kredisi bile kullanmadılar. İki kamu bankasından aldıkları krediyi kullandılar.Yandaş şirketlere...Sonuçta ne oldu?.. Kamu alacağı alavere dalavere adres değiştirdi Sabah-atv de başında Başbakan’ın damadının bulunduğu iktidar yakını bir şirkete verildi.İktidarın AB normlarına uydurulan yeni ihale yasasını nasıl kuşa çevirdiği de anlatılıyor raporda.Hazine soygununun hortumları, namuslu olmayan ihalelerle döşeniyor.Her gün yeni bir örnek bulabiliriz. İşte bugünkü manşetimiz...İstanbul Belediyesi Boğaz geçişli hatlarda çalıştırmak üzere 25 otobüs için kiralama ihalesi açtı. İhale ilân yoluyla duyurulmadı, birkaç firma davet edildi ve tabii işi iktidar yandaşı şirket aldı.Halk Otobüsleri İşletmecileri’nin örgütü şikâyetçi olunca Kamu İhale Kurumu ihaleyi iptal etti.Şikâyet etme cesaretine sahip birileri çıkmasa ne olacaktı?Atı alan Üsküdar’ı geçecekti.Zaten çoğu geçiyor, pek azı durduruluyor!
Kennedy Amerika’nın sevilen başkanlarından biriydi. Yemin töreninde (20 Ocak 1961) yaptığı konuşma ünlüdür.John F. Kennedy, aktif birer vatandaş olarak yaşamaya çağırdığı Amerikalıların kendilerine her gün “Ülkem benim için ne yapabilir yerine ben ülkem için ne yapabilirim” diye sormalarını istemişti.Bizde vatanseverliği böyle tarif eden ve bu anlayışa dayalı vatandaşlık öneren siyasetçiler yok.Bizdekilerin pek çoğu sabahları “Bugün ülkemden ne koparabilirim” diyerek evlerinden çıkıyorlar.VATAN okurlarından biri AKP siyasetini hicvederken, dağıtımın adaletsizliğini şu sözlerle vurguluyordu dün:Halka din, iman, türban;Kendi çocuklarına ve yandaşlarına han, hamam, tamam!Son hafta Başbakan’ın çocuklarının ticari yükselişlerine dair haberlerle geçti.Sinek vızıltısı etkisindeki muhalif seslere bile tahammül edemeyen Başbakan çocuklarının ortaklıkları karşısında adeta sabır heykeli oldu!Karşı saldırı için seçtiği hedef yine medyadır ve müeyyidesi de bu haberleri veren gazeteleri yandaşlarına okutmamaktır.Dinletemez... Zenginin malı züğürdün çenesini yorarmış. Ama züğürt bundan yine de şikâyetçi olmaz. İktidar önderlerinin ailece zenginleşmesini garip gureba merak etmeye devam edecek, haber saklayan gazeteleri değil yine haber verenleri okumaya devam edecektir.Neyse... Sabah evlerinden “kendilerine bir şey yapmak” için çıkarak güne başlayanlar takımının rant vurguları her gün yeni rekorlar kırıyor.Başbakan’a yakın iş adamlarının, “iktidar gücü nasıl kullanılırmış, görün bakın” diye övünecekleri bir başarı (!) bugünkü manşetimizi oluşturuyor.Dört yıl önce Eyüp’te bir arsa alıyorlar. Burayı AKP İl Merkezi yapacağız diyerek meclisten plan tadilâtı geçiriyorlar.Öndeki gecekondular arsanın E-5 ile bağlantısını kopardığından buradaki 12 parselin temizlenmesine sıra geliyor.Kamulaştırma tehdidi ile üç parselin sahibi korkutuluyor ama kalanlar satmaya razı olmayınca onların direnişini kırmak için yeşil alan satırı devreye giriyor.Mahkeme bu katakulliye “dur” demezse adaletsiz gücün sabırla ürettiği rantlara altın bir örnek daha eklenecektir.Gitgide yaygınlaşan merak şu:Büyük vurgunları vuranlar, güçlerinden yararlandıkları iktidar sahiplerini sadece “Allah sizi başımızdan eksik etmesin” duası ile tatmin edebilirler mi? Hayır...O zaman borçlarını nasıl ödüyorlar?Elde fener ne arıyorlar?Avrupa Parlamentosu hayal görüyor olmalı!..Yazılan Türkiye raporunda, Deniz Feneri ile İslâmi holdinglerin gerçekleştirdikleri yeşil sermaye vurgunlarıyla mücadele konusunda hükümetin adli makamlarla sıkı işbirliği yapması tavsiye ediliyor.Bu iktidar, Deniz Feneri davasının daha başında tarafını belli etmiştir.Antalya’da tutuklu bir Alman genci için yardım talep eden Alman Büyükelçisi’nden Almanya’da tutuklu Deniz Feneri sanıklarının bırakılması, mukabil talep olarak masaya konulmuştur.Duymadılar mı, unuttular mı?Olay sanıkların mahkûm edilmeleri ile bitmemiş, Alman mahkemesi asıl suçluların Türkiye’de olduklarını açıklamıştır.Dahası var... “İki Deniz Feneri birbiriyle ilişkili” de demiştir.Buna rağmen Deniz Feneri’nin Türkiye’deki faaliyeti tam gaz devam ediyor.Elde fener gündüz vakti sokaklarda adam gibi iktidar mı arıyorlar?!
Başbakan Erdoğan G-20 Zirvesi’ne krizin bizi “hamdolsun” teğet geçtiğini söyleyerek gitti.Onun okuduğu ekonomi ve geçirdiği tecrübe, G-20 boyutundaki bir ülkeyi yönetmeye yetmez.Peki Başbakan ekonomi uleması mı olmalı?Böyle bir mecburiyet de yok elbette.Yeter ki en iyileri arayıp bulacak ve onların aklından yararlanmayı bilecek marifete sahip olsun..Hemen herkes “teğet geçti” diyen Başbakan’ın piyasaların moralini yüksek tutmak amacıyla böyle konuştuğunu zannetti.Zirvede alınan kararlar ışığında oluşturulmasını emredeceği tedbirlerin hemen hayata geçirileceğini bekledi.Çünkü ABD Başkanı Obama’nın dediği gibi yaşanan küresel ekonomik kriz, koordine edilmiş bir küresel karşılamayı, yani topyekûn bir karşı müdahaleyi zorunlu kılıyor.Bütün liderler bunu anladılar.İzleyen üç ayda katılımcı ülkelerin yönetimleri -Güney Afrika’dan Arjantin’e kadar- tüketimi ve üretimi canlandırmak için devlet harcamalarını artırıp vergileri yumuşatarak, işsizlikle ve durgunlukla mücadelede nefeslenme tedbirlerini yürürlüğe koydular.Sadece Türkiye’de doğru dürüst bir şey yapılmadı.Türkiye niçin sıfır?Ticaretin yavaşlamasından en çok zarar gören ülke olmaya niçin biz adayız?Çünkü iktidar yaklaşan yerel seçimlerden ve oy avcılığı hinliklerinden başka bir şey düşünemez hale gelmiştir.Bütün dünya, en büyük tehlikenin belirsizlikten doğacağını bilerek hareket etmeye çalışırken AKP iktidarı IMF ile köşe kapmaca oynuyor. Her gün başka bir söylenti ile borsalarda kumar oynayanlara ya eşsiz fırsatlar yaratıyor ya da mezarlarını kazıyor.IMF 2009 için küresel ekonominin binde 5 büyüyeceğini öngördü ama Türkiye’nin yüzde 1,5 küçüleceği yönünde bir tahmin yaptı. Raporda G-20’lerin sağlayacakları büyümenin binde 2 ile yüzde 3,3 arasında değişeceği belirtiliyor.G-20’nin 19’u ile ilgili verileri ve tahminleri okuduğumuz listede sadece Türkiye’nin karşısında “sıfır” yazıyor. Bu sıfır, tedbir yok, bilgi yok anlamına geliyor.Başbakan ve kurmayları, sanayi üretim endeksindeki vahim düşüşü, buna karşılık tüketici kredileri ile kredi kartı borçluları arasında takibe uğrayanların sayısındaki korkutucu tırmanışı görmüyor mu?Sendikacıların dört ayda 500 bin kişinin işlerini kaybettiği feryadını duymuyor mu?Sosyal deprem ikazıG-20 Zirvesi bizim için koruyucu bir fırsat olabilirdi.Ama belli oluyor ki Başbakanımız, gözleri ve aklı havada, hayallere dalarak dersi kaynatan haylaz öğrenciler gibi davranmış ve bu imkândan yararlanamamış.Peki yanındaki uzmanlar niye uyarı görevlerini yerine getirmediler?Başbakan’ın öfkesinden korktularsa eğer daha korkutucu bir depremin davetiyesini çıkarmışlar demektir.Seçimde kazanılacak birkaç puan fazla oyun ülkeye maliyeti doğru hesap edilmelidir.Öfkeli ve nefret dolu bağırmalarla ve yığınları kutuplaştırıp yoksulları sadakaya bağlayarak gidilecek mesafe sınırlıdır.Toplumsal barışın korunması, çalışarak yaşamaya alışmış onurlu insanların dayanma gücü ile sınırlıdır.Sosyal devlet sadaka dağıtan değil, vatandaşına onuru ile yaşamasını sağlayacak işi, istihdamı yaratan devlettir.Ekonomik kriz, bu insanlar için sinir krizine dönüşmesin.İktidar bugün alınacak tedbirleri, seçim var diye ertelemesin!
Siyasi amaçlı entrikalar, hiçbir dönemde hayatımızı bugünkü kadar karartmamıştı.Döneme “çoğunluk diktatörlüğü” yöntemleri damgasını vuruyor.Belli meselelerde halkın çoğunluğunu baskıcı propagandanın ve komploların beyin yıkayan etkileri ile kendi safında toplayan iktidar, her geçen gün demokratik hukuk devletinden biraz daha uzaklaşıyor.Dün yüz yüze geldiğimiz bir olay, yargıya yönelik baskıların artık bazı mahkemeleri doğrudan hedef seçebilen bir cürete ulaştığını düşündürüyor.Bilindiği gibi Ergenekon soruşturması çerçevesinde tutuklanan eski Jandarma Genel Komutanı Emekli Orgeneral Şener Eruygur GATA’da tedavi görüyor.Orgeneral Eruygur’un eşi ile GATA Beyin Cerrahisi Servisi’nin şefi arasında geçtiği iddia edilen bir konuşmanın ses kaydı dün internete düştü.Ortam dinlemesi yoluyla kaydedildiği tahmin edilen konuşmada, Şener Eruygur’un eşine ait olduğu öne sürülen ses “13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin Savcı Zekeriya Öz’ün istekleri doğrultusunda karar verdiğini 12’nci ve 14’üncü Ağır Ceza Mahkemelerinin ise kendilerinden yana olduklarını” söylüyor.Uğursuz tertiplerİnsanların haberleşme mahremiyetine tecavüzün hiçbir bahanesi olamaz.Ortadaki bant kayıt mıdır, montaj mıdır? Hiç fark etmez. Yapılan iş demokratik bir toplum için cinayettir.Canı yanmış bir kadının velev ki gerçek kişisel değerlendirmeleri olsun, bunlar niye medyaya sızdırılmıştır?Hukuk ve ahlâk dışı müdahalelerin çokluğu bu tür sorulara cevap arayan insanları da şüpheci yapıyor ve komplo kırıcı gibi düşünmeye mecbur ediyor.Emekli Orgeneral Eruygur’un eşi kullanılarak mahkemeler üstünde niçin bu iğrenç baskı oluşturuldu?Bu konuda bir açıklama üretmek için James Bond olmaya gerek yok.Hatırlanacağı üzere aynı davanın tutuklusu Emekli Orgeneral Hurşit Tolon, geçen hafta nöbetçi 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin yedek hâkimi tarafından verilen bir kararla tahliye edildi.Şimdi Savcı Zekeriya Öz’ün “Daha iddianameyi tamamlamadım” diyerek bu tahliye kararına itiraz etmesi bekleniyor. Ve son sözü, tahliye kararını veren yedek hâkimin görevli olduğu 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin üç hâkimden oluşan heyeti söyleyecek.Tarihi vebal var..İşte tüm bu fitne fesat tertiplerinin varmak istediği hedef yargıçların vicdanlarını baskı altına almak ve onları adaleti değil kendilerini koruma mecburiyetine düşürmektir.Neyse ki artık toplum uyanmıştır ve komplocuları, niyetlerine bakarak deşifre etmekte uzman hale gelmiştir. O yüzden hukuka ve vicdanına dayanan hâkimler düne göre daha güvendedir.Bu duygu güçlendikçe Ergenekon davasının adaletli bir sona ulaşması ve demokrasiye komplo kuran bir çete varsa bunun ortaya çıkarılarak suçluların cezalarını bulmaları ihtimali de güçlenecektir.Halk bu davada bir an önce gerçeğe ulaşıldığını görmek istiyor.Bu davanın devleti dönüştürme tertiplerine direnen insanları ve ülkenin sigortası olan kurumları tahrip ve tasfiye etmenin bahanesi olarak kullanılmasını istemiyor.İktidar bu mesajı almalıdır artık.Yoksa tarih AKP’yi insanların tuzağa düşürüldüğü, hukukun yerlerde sürüklendiği bir dönemin müsebbibi olarak mahkûm edecektir.Başbakan, telefon dinlemelerine, ortam dinlemelerine “bana ne ya” diyerek sorumluluktan kurtulamaz.Devletin uzuvlarına hâkim olsun!
Yüksek Seçim Kurulu seçmene hediye dağıtmanın Anayasa suçu olduğunu açıkça ortaya koydu.Aklı ve vicdanı olan herkes bu dağıtımın seçimin namusuna tecavüz olduğunu ilk günden beri görüyordu.Aslında kömür ve gıda yardımı da aynı şeydir ama yoksulluk o kadar derin ki, insanlar fakir fukaranın bedduasından korktuğu için susmuşlardır.Ne getirmiştir bu suskunluk?Daha ağır hukuk ihlâlleri...Devlet parası ile oy avcılığı yapmanın ar damarı çatlaması, ceza verme gücünü yitirmiş sistemin kaçınılmaz sonudur!YSK’nın oybirliği ile karar oluşturması ne işe yaradı; hiç.. Tunceli’de dağıtım aynen sürüyor.Yargı kararlarına uymaya iktidar da mecburdur. YSK’nın suç duyurusu ne işe yarayacak?Hukuk devletinin çarkları nasıl işletilecek? İşletilmeyecek!Yardımları valiler, kaymakamlar dağıtıyor.Bu işi kamyonun şoför mahalline oturacak kadar sahiplenen valileri, kaymakamları Başbakan yüceltiyor. Yani yargının “suç” saydığı eylemi kim göze alırsa, iktidarın gözünde kahraman oluyor.Öbürleri de kara listeye alınıp ilk fırsatta kızağa çekiliyor.Yardımların sosyal değil siyasal amaçlarla yapıldığına dair açığa çıkan son kanıt, bugünkü VATAN’ın manşetidir.Yardım edilecek aileleri her ilçede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının mütevelli heyetleri belirliyor. Görüldü ki mütevelli heyetleri de yanlı oluşturulmuştur.Partizan kadrolaşma nedeniyle “emir kulu memur”lar zaten ağırlıktadır. Bu yetmiyor gibi tarafsızlığı gözetsinler diye heyete alınması öngörülen hayırsever nitelikte “2 üye”den biri İstanbul’un 37 ilçesinde AKP’lilerden seçilmiştir. Yasa “yapamazsınız” diyor ama kimse dinlemiyor.Ülkeyi bugün, devletin parası ile oy toplayan bir iktidar yönetiyor.Laikliğe karşı eylemlerin odağı olmaktan hüküm giyen AKP’ye bir şey olmadı.Şimdi “hukuk devletine karşı eylemlerin odağı” olmanın da cezasız kalacağını sanki ispat etmenin peşinde...Mahkeme kararlarını belediye yasağına indirgeyen zihniyetin niyetini, hedefini iyi takip etmek lâzım. İktidar, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerini işlevsiz bırakarak ortadan kaldırmaya çalışıyor olabilir mi?Bilinçli suskunlukSeçim döneminde parti önderlerinin yolsuzluk suçlamaları karşısında daha hassas olmaları gerekir.Ama bu genel kural bizde çalışmıyor.Çünkü siyasetçiler, kürsülerde göklere çıkardıkları halkın gerçekte değer yargılarına pek de saygılı olmadığına, her rezaleti birkaç günde unuttuklarına, unutacaklarına inanırlar.Meselâ İstanbul Belediye Başkanı Topbaş Rumelihisarı’ndaki imar yolsuzluğuna konu olan iş yerinin üçte ikisine kendi ailesinin sahip olduğunu ancak bir hafta sonra itiraf etti. Medya baskısı olmasa uyutacaktı.Şimdi aynı şansı Başbakan, oğlu ve gelininin iş adamı Cihan Kamer’le iş ortaklığını unutturmak için kullanacak. Ama nafile... Asabiyetten üslup üreten Başbakan’ın, hava limanındaki kuyumcu ortaklığı kanıtlandıktan sonra benimsediği suskunluk işe yaramayacak, tersine siyasi ahlâk ihlâlinin itirafı sayılacaktır.Yurt dışındaki eğitimlerini bile dost yardımı ile tamamlayan çocuklarının, yıllık kirası 870 bin Avro olan bir kuyumcunun yarısına ortak olmalarını sağlayan maddi imkânları bu kadar kısa zamanda nasıl yarattıklarını millet bilmek isteyecektir.Başbakan borç altındadır.Bir an önce ödemeye baksın!
Turgut Özal “Anayasa’yı bir kez çiğnemekle bir şey olmaz” demişti. Yanılmış rahmetli...Çünkü devamlı çiğnemekle de pek bir şey olmuyor!Ülke bugün Anayasa Mahkemesi’nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olmaktan mahkûm ettiği bir partinin yönetiminde.Bu iktidar, muhalefetin güçlü olduğu Tunceli’de seçim şansını arttırmak için seçmenlere beyaz eşya ve mobilya dağıtıyor.Yüksek Seçim Kurulu dün bu eylemin yeni bir “Anayasa ihlâli” olduğuna oybirliği ile karar verdi.Ne olacak şimdi?Suçlular yakalanıp hapse mi atılacak?Rüşvetle kirletilen bölgede seçimler iptal mi edilecek?Suç işleyen parti ceza mı görecek?Hayır... Bu ahlâksızlığı yapanlar baskın çıkacaklardır. “Daha birçok yerde muhtaç aileleri donatacaktık, mani oldular” diye yoksulları intikamcı duygularla sandığa göndermenin tahriklerini tezgâhlayacaklardır!CHP’nin İstanbul adayı Kılıçdaroğlu’nun her gün başka bir rezaleti toplumun önüne koyduğuna bakarak endişeye kapılanlar ve “Önümüzdeki üç aylık propaganda dönemini besleyecek kadar yolsuzluğu nereden bulacak?” diye ümitsizlik ifade edenler yanılıyor olabilirler.AKP, yolsuzluk araştırıcıları için altın madeni gibi.İşte Kılıçdaroğlu son olarak Atasay Kuyumculuk’un sahibi ile Başbakan arasındaki ilişkinin aile dostluğunu aşıp ticari ortaklık boyutlarında yaşandığını ortaya çıkarmıştır.Kılıçdaroğlu sayesinde Erdoğan’ın iki oğlunun Atagold şirketindeki ortaklıkları deşifre edilmiş, ortaklıklarını gizlemek amacıyla alınmış tedbir de şüphe gölgelerini artırmaktan başka işe yaramamıştır.Başbakan kaçamayacağı suçlamalardan onları küçülterek kurtulmaya çalışıyor.Oğlunun gemisi ortaya çıktığında “gemicik” demişti. Şimdi yarısına çocuklarının ortak oldukları kuyumcuya ne ad bulacak?Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinde yıllık kirası 870 bin Avro olan gösterişli mağazaya “dükkâncık” deyip çıkar mı?Mümkündür.Toplumun hakkını arama şuuru ve cesareti bir yandan baskı, öbür yandan da yoksulluğun yarattığı bağımlılık ve çaresizlikle yok edilmiş durumdadır.Türkiye’nin temiz insanlar tarafından yönetilen bir hukuk devleti haline gelme şansı, yakın gelecek için pek yüksek görünmüyor! *** Adalete giden yolEmekli Orgeneral Hurşit Tolon 220 gün sonra tahliye oldu.Bu 220 günlük tutukluluk, pratikte “cezanın öne çekilmesi” veya “önceden çektirilmesi” anlamına gelmişse sormak gerekir:Hurşit Paşa hangi suçun cezasını çekmiştir?Onun için kahırdan ölmeye yetecek suçlamalar, tahliye kararını veren mahkeme tarafından kabule değer bulunmamış, deliller yeterli görülmemiştir.O zaman niçin tutuklandı?Yedi ay boyu tekrarlanan tahliye talepleri niçin geri çevrildi?Tahliye kararını veren mahkemenin gerekçeleri, savcılara mesaj değeri taşıyor.Bu mesajın doğru anlaşılması ve uygulanması, haksızlıkları önleyeceği gibi Ergenekon davasında adaletli bir sona geç kalmadan ulaşılmasını kolaylaştıracaktır.Mahkeme, bir çete varsa en kısa yoldan ulaşmaya bakmalıdır. Bunun çaresi örneğin Danıştay cinayeti gibi, Cumhuriyet gazetesine bomba atılması gibi olayların ardındaki gerçeği bir an önce ortaya çıkarmaktır.Yeterli delile dayanmadan tutuklanan kişilerin varlığı, davanın ayak bağıdır.Bu moral engeli ne kadar çabuk aşarsak adalete o kadar erken ulaşırız!
Yarattıkları sürprizler nedeniyle hayatı yaşanır kılan siyasetçilerimize ne kadar teşekkür etsek azdır!Düşünün... Geçirdiği bir kaza nedeniyle iki ay önce komaya giren bir vatandaş dün gözlerini açıp da gazetesini isteseydi ne yapardı acaba?Başbakan Erdoğan’ın “Hani dini siyasete alet etmeyecektiniz?” diye Deniz Baykal’ı payladığını görerek büyük ihtimalle yeniden komaya girerdi!Anayasa Mahkemesi’nin laikliğe karşıt eylemlerin odağı olmaktan mahkûm ettiği AKP’nin bu kadar çabuk değiştiğine mi sevinsin, yoksa Atatürk’ün kurduğu partinin yoldan çıktığına mı üzülsün?Tayyip Erdoğan partisinin il başkanları toplantısında, CHP’nin perişanlığı ile çok alay etti.Belediye Başkan adaylığı pazarlığına dayalı olarak CHP’ye giren kara çarşaflı kadınların rozetlerini önceki gün çıkarıp atmaları gollük bir pastı. O da fırsatı kaçırmadı.“İnsan samimi olmayınca çarşaflıyor. Millet de bunları hakikaten çarşafa doluyor” dedi!Erdoğan dün Bursa maçındaki Alex gibiydi. Aşırtma vuruşla attığı ikinci gol de CHP’nin Kuran kursu projesinden geldi.Kocaeli Belediye Başkan adayı Sirmen’in açıklayıp CHP lideri Baykal’ın da hemen sahiplendiği “mahalle evlerinde Kuran kursu” vaadini kıvrak çalımlarla “olmaza mahkûm” etti!Baykal’ı sağa yatırıp topu soluna vurarak ikinci golünü attı:“Yeteri kadar Kuran kursu var. Hamdolsun camilerimiz de var. Bu tür kursları alacak olanlar gelirler, Diyanet İşleri Başkanlığı onlara gerekli olan kursları verir. Kimse kimseyi böyle ucuz siyasetle aldatmaya yönelmesin...” CHP’yi bu nasihatları ve eleştirileri Tayyip Erdoğan’dan işitmeye mahkûm eden bütün yöneticiler tarih önünde vebal altına girmişlerdir.Din sömürüsü sayesinde geleceğini düşündükleri oylara keşke tamah etmeselerdi. Çünkü partiyi zıvanadan çıkaran açgözlülük hiçbir işe yaramayacak, oy getirmediği gibi belki götürecektir.Doğru seçim, Atatürk’ün kaybedilen izini yeniden keşfetmektir.Çünkü bu gidişle CHP’yi “laikliğe aykırı eylemlerin odağı” suçlaması ile çok yakında Anayasa Mahkemesi’ne verilmiş görebiliriz!Niye saklanıyor ki?İstanbul Belediye Başkanı Topbaş savunmasını yanlış zemine oturttu.Rumelihisarı’ndaki inşaattan rant sağlamaya tamah edecek adam olmadığını anlatmaya çalışırken şunu diyor:“Menfaat sağlamak istesek küçük işlerle uğraşmayız. Milyarlar değerinde ihaleler yapıyoruz.” Yani... “Vurmak istesem büyük vururdum” demek istiyor.Belediye Başkanı’nın tercihlerini etkilemek iktidarımız içinde değildir. Gücümüz sadece yaptıklarını denetlemeye yeter.Şunu söyleyebiliriz ki bu meselede izlediği gizlenme siyaseti, kendi vicdanında rahat olmadığını açığa vurmaktadır.Başkan Topbaş gerçekten masumiyetine inanıyor olsaydı, bu yapının kendilerine ait olduğunu daha ilk gün korkmadan açıklardı. Korktu denmese bile utanmış olmalı ki menfaat sağlayan kişiler arasında bulunduğu gerçeğini kamuoyundan kaçırmak istedi.İşin fenası hâlâ aynı oyunda ısrar ediyor.İlk açıklamada mülkün Emine Kocadağ’a ait olduğunu iddia etmişti. Dün belediyeye yaptırdığı açıklamada gayrimenkulün üçte ikisinin kendisi ile kardeşlerine ait olduğu gerçeğini yine gizlemeye çalıştı.Bundan sonra doğruları söylemeye karar verse de ona inanmaya kendimizi nasıl ikna edeceğiz?