CHP İstanbul’a!

6 Mart 2009

Son seçimler, iki partili bir siyasi yapının kökleşmeye başladığını gösteriyor.Sabah tecrübeli bir araştırmacı olan Bülent Tanla önüme üç seçimin sonuçlarını koydu: 2002’de AKP 34, CHP 19, ikisi beraber yüzde 53 almış.2004 yerel seçiminde AKP 42, CHP 18 almış, beraber yüzde 60 olmuşlar.2007 seçiminde AKP 47, CHP 21, ikisi beraber 68’i bulmuşlar.Tanla trendin böyle gideceğini beklediği için önümüzdeki seçimde iki büyük partinin toplam oylarını yüzde 74-75 seviyesine çıkaracaklarını tahmin ediyor.Pasta nasıl paylaşılacak; asıl kavga bunun içindir.Fark çok, zaman azAkşama doğru da son seçimleri tahminde sağladığı olağanüstü isabetle parlayan A&G Araştırma Şirketi’nin bulguları geldi.A&G’nin Ocak araştırmasına göre değişen tek şey CHP oylarında görünen yüzde 3,8’lik artıştır.Bu durum İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı seçiminin yapılacağı bölgede CHP’nin AKP ile arasındaki oy farkını yüzde 11,4’ten yüzde 7,5’e indirdiği anlamına geliyor.İki partinin Türkiye genelinde ulaşacakları tahmin edilen toplam oy İstanbul’da da gerçekleşiyor. A&G’nin rakamları AKP yüzde 41,7, CHP yüzde 34,2, ikisi beraber 75,9’dur.Tabii ki asıl soru şu: Aday avantajı ile daha dinamik görünen CHP önümüzdeki üç haftada yüzde 7,5 oranındaki farkı kapatmayı başarabilecek midir?Bunu da A&G’nin başkanı Adil Gür’le konuştuk.Adaletsiz bir yarışGür, bir ay önce sürprize asla şans tanımamakla beraber bugün aynı iddiada bulunamayacağını söyledi. Adil Gür’e göre iktidar partisi “türbülans”a girmiş durumdadır.Ekonomik kriz, işsizlik, yolsuzluklar seçmen yönelişlerini etkileyen sebeplerdir.Sarsıntıyı önlemek için Başbakan tek başına kitleye muhatap olmaya, hitabet ustalığı ve yüksek gerilim tekniği ile seçmenin dikkatini başka yönlere çekmeye çalışmaktadır.AKP’ye güvenini kaybetmiş vatandaşları “daha iyi bir alternatif olmadığı”na inandırmaya uğraşmaktadır.İstanbul’da hâlâ yüzde 18,5 kararsız seçmen var. Neredeyse her 5 İstanbullu’dan biri kime oy verecek; bilmiyor.Onların kararı İstanbul’un kaderini belirleyecektir. İstanbul seçimi de tabii her zamanki gibi bir sonraki genel seçimi...Tayin edici faktörler Başbakan’ın ve CHP’li Kılıçdaroğlu’nun göstereceği performanslar olacak.The Economist Dergisi dün Erdoğan’ın “bir imaj problemi olduğu”nu fark ederek onarmaya çalıştığını yazdı.İcraat yapan yanlış da yapar. Deniz Baykal ne yapıyor?O da yanlış yapsın, yeter ki icraatını görelim.İstanbul’daki seçim Başbakan’la Kılıçdaroğlu arasında.Adil değil bu yarış.CHP’nin Ankara’daki genel merkezini, genel başkanıyla beraber İstanbul’a taşıması gerekir.Geç bile kaldılar!

Devamını Oku

İşine bak!

6 Mart 2009

Başbakanımız her gün hitabet sanatına yeni bir kavram, yeni bir deyiş kazandırıyor.Katıldığı son TV mülâkatında “Biz her yerde Besmele çeker gibi laikliği anlatıyoruz” dedi.Buna da şükür.. Biraz daha coşup “Besmele çekerek laikliği anlatıyoruz” da diyebilirdi.Bir hatip, laikliği anlattığı konuşmasına Allah’ın adıyla başlayamaz mı?Başlayabilir ama laik bir ülkenin Başbakanı ise Allah adını içinden geçirir başkalarına duyurmamaya özen gösterir.Bu davranış hem Tanrı’ya hem taşıdığı unvanın talep ettiği sorumluluk duygusuna saygının gereğidir.Besmele ile laikliği yan yana getirmek aklı ile gönlü çatışma halinde olan, din sömürüsünü takiye yolu ile yürüten eğilimlerin kurnazlığı olabilir.Ve o da gelir bir yerde duvara toslar!Anayasa Mahkemesi’nin iktidar partisini “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olarak saptayan hükmü, işte öyle bir suçüstü halidir.Demokrasi harabesiBaşbakan kendisine açılan “padişah” pankartını eleştirdiği TV programında padişahlara özgü ilâhi dokunulmazlıkların kendisi için neredeyse hak olduğu iddiasında bulundu.Ülkeyi yedi yıldır o idare ediyor. Başarıları yanında başarısızlıkları da var.Övenleri o kadar çok ki, eleştirenlere tahammül göstermesi gerekir. Çağdaş demokrasilerin en hırçın, en hınçlı Başbakanı olarak kötüye çıkmış şöhretinden ne zaman kurtulacak?Bu iktidar döneminde yargıya saldırılar mahkeme kararlarına riayetsizlikler, teknik servislere kadar uzanarak uçak düşürecek vahamete varan kadrolaşma azgınlığı değerlerimizi lime lime etmiştir.“Allah ile aldatarak” ve seçim rüşvetleri dağıtarak yoksul kitlelerin oylarına yönelik bir devşirme operasyonu yürütülmekte, yargı kurumu olan YSK’nın kararlarına “ırgalamaz” denilerek meydan okunmakta, devletin valileri partinin komiseri katına indirilmektedir.Ve tüm bu suç ve ayıpların kaynağı olan Başbakan, demokrasinin son kalıntılarından biri olan basın özgürlüğünü de, devlet gücü ile dopinglenmiş gazabını muhalefet liderlerine ve medyadaki kalemlere yönelterek yok etmektedir.Başbakan’a önerimizErdoğan emin olmalıdır ki özlediği eleştirisiz ortam ona belki bir süre rahat verecektir ama asla onur vermeyecektir. Sessizliğin sebebini idrak ettiği andan itibaren huzur da vermeyecektir.Boyun eğmeyen medyaya boykot çağrısı yapan bir Başbakan olarak zaten adı çıktı; şimdi parti liderleri ile yazarlara açtığı tazminat davaları kötü şöhretini artırmaktan başka işe yaramayacaktır.TV mülakatında, tazminat davası açtığı mahkemelerin hâkimlerini etkileme hatasına düşmüştür.Bu suçu iki şekilde işlemiştir.1. Ceza verilmediği takdirde yargının politize olduğu iddiasının ister istemez tartışılır hale geleceğini söylemiş;2. Medyanın mahkeme kararlarından cesaret alarak yargıya da ilerde aynı şeyi yapacağını iddia etmiştir.Erdoğan sık sık muhataplarına “işine bak” diyor. Aynı uyarıyı sabah traş olurken aynaya karşı tekrarlamasından büyük hayır doğabilir.İşi nedir, ne yapması gerekir; bunları bilecek tecrübeye artık sahip oldu.Ama ne yapmaması gerekiyor; asıl bu sorunun cevabı şu anda daha büyük önem taşıyor. Bu konuda yardımcı olabiliriz.Önerimiz...Medya özgürlüğüne ve yargı kararlarına saygı göstermeyi içine sindirmesidir.Eleştirisiz ve adaletsiz demokrasi olmaz!

Devamını Oku

Mantığın emri istifa ama..

4 Mart 2009

Yükseklik göstergesi bozuktu. Kaza pilotların bu arızayı geç fark etmelerinden doğdu!Amsterdam’da düşen THY uçağı ile ilgili araştırmanın dün açıklanan özet sonucu maalesef bu...Pilotlar Derneği İkinci Başkanı Ahmet Ezgi açıklamaya “Böyle bir hatayla amatör pilot bile uçmaz.. Çok mantıklı gelmiyor” diye itirazda bulundu.İtirazı keşke maddi delillere dayanıyor olsaydı ama değildir. Pilotlar Derneği yöneticisi, kazada ölen arkadaşlarına bu kadar basit bir hatayı yakıştıramadığı için öyle konuşmuştur.Dolayısıyla yaptığı tespit, THY’deki güvenlik zaafiyetinin dehşet verici boyutlarda olduğunun da dolaylı itirafı yerine pekâlâ geçebilir.Resmi açıklamaya göre uçak Amsterdam semalarına gelip 2000 feet’e iniş izni alana kadar her şey normal gitmiştir. Sonra otomatik pilot devreye girmiş, felâketi getiren senaryo o andan itibaren yürümeye başlamıştır.Otomatik pilot arızalı aletten aldığı bilgilerle hareket ettiği için uçak erken inişe geçmiş pilotlar durumu fark ettiklerinde geç olmuş kazayı önlemeye zaman kalmamıştır.Kadrolaşma faciasıYükseklik ölçen alet, uçağın en önemli ve en bozulmaması gereken aleti midir? Evet..“Böyle bir hata mantıklı gelmiyor” diyen uzman “Bu hatayı arkadaşlarımız asla yapmaz” mı demek istiyor yoksa “Mantık dışı bir durum maalesef THY’de gerçekleşti” itirafında mı bulunuyor?Ortada vahim bir görev ihmali, partizanlık kastı ile gerçekleşmiş suiistimal, ölümlere sebebiyet ve ulusal bir markaya ağır zarar verme suçu vardır.Hollandalı uzman dün kazayı doğuran arızanın daha önce defalarca yaşandığının kayıtlara geçtiğini bildirdi.THY’deki dinci kadrolaşma, teknik servisle oynayacak çizgiye dayanmış olmasa, şirketin üst yönetimi teknik disipline uymanın kadere ve nazara inanmaktan daha önemli olduğunu bilen insanlardan kurulsa acaba THY uçağı düşer miydi?Hayır, düşmezdi..Bakımlı bir uçağın düşmesi neredeyse mümkün değildir artık. Kaza olması için mantığın durması, cahil cesaretinden üreyen mantıksızlıkların başa geçmesi gerekiyor.Uçak düşüren zihniyetUlaştırma Bakanı’ndan başlayarak THY’nin üst yönetimini oluşturan tüm kadronun -istifa etmezler çünkü- hiç gecikmeden açığa alınmalarında büyük yarar vardır.İlk bulgular, THY ile uçan vatandaşların güvenlikleri için ve THY’nin kendini yenileme çevikliğine sahip modern bir işletme olduğunu göstermek için böyle bir operasyonu zorunlu kılıyor.Kazalar, bedeli pahalı ödenmiş derslerdir.Suçu olan yöneticilerin ceza görmeleri adalet için gerekir ama o kazanın öğrettikleri ileride başka felâketlerden bizi korur.THY’nin şu anda, hesap vermek konumundaki insanların yönetiminde olması mantıklı değildir.Çünkü onlar kendilerini korumak için gerçeğin karanlıkta kalmasını isteyeceklerdir.Başbakan dün Bergama’da “İdeolojik siyaset değil, hizmet siyaseti yapıyoruz” diyordu.Lâf güzel de gerçeği yansıtmıyor.Hizmet siyaseti yapan bir iktidar olsaydı başımızda, apronda deve kesildiği, haydi bir fırsat daha diyelim, hacdan dönen Genel Müdür’ün terminalde terlikle gezdiği gün bütün THY yönetimi değiştirilirdi!AKP’nin kodamanları, ne günah işlerlerse işlesinler ilâhi bir emirle gelmişler gibi yerlerinden oynatılamıyorlar.Böyle hizmet siyaseti olur mu?

Devamını Oku

Son padişah!

3 Mart 2009

Taraftarları İstanbul’da dün Başbakan’a “Son Osmanlı Padişahı 1. Recep Tayyip Erdoğan” yazılı afiş açtılar!Başbakan’da sürpriz yaratmadı bu jest.Çünkü padişah yetkilerini zaten uzun zamandan beri kullanıyor.Muhalif seslere tahammülsüzlüğü, içinde yatan padişahı yıllar önce açığa çıkarmıştı ama farkedenimiz pek az olmuştu. O açık gözler de fren rolü oynayamamış dalkavuklukları ile bozulmayı hızlandırmışlardır.Bunun iyiye gidiş olmadığını gören ilk muhalif, cins bir attı.Cihan adındaki bu at 2003 Temmuzu’nda Bayrampaşa’ya giden Başbakan’ı sırtına almış fakat iki adım sonra atmıştı.“Ata binmeyi bilmeyen adamdan padişah olmaz” gerçeğini Cihan istediği halde bize anlatamamıştı.Ama bu Erdoğan’ı ve yandaşlarını yola getirdi mi? Hayır.O gün bugündür bütün kararları o verdi hepimizin hayatını o tanzim etti.Kim cumhurbaşkanı, kim bakan, kim rektör, kim belediye başkanı, kim vali olacak, kimler zengin olacak, kimlerin ümüğü sıkılacak, hayatı karartılacak; hepsine o karar verdi.Demokrasinin yorucu görev ve sorumluluklarını taşımaktan kendilerini kurtardığı için rahatına düşkün vatandaşlarımız onu “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye yüceltiyorlar. “Padişahım çok yaşa” diye bağırmalarına az kalmıştır!Yaptığı çağrıya uyarak kendisine öneri götüren ana muhalefet liderini bile “git işine” diye terslediğine göre acaba Cuma çıkışlarında “Gururlanma padişahım, senden büyük Allah var” diye tempo tutacak yüreğe sahip bir koro oluşturmanın sırası gelmedi mi?Yoksulluğa mahkûm edilmiş, etnik ve dinsel düşmanlıklarla kutuplaştırılmış yığınları kandırıp oylarını bir, hatta iki kez alabilirsiniz ama fazlasını yapamazsınız.Wall Street’teki gelişmeleri canlı yayınlayan TV kanalı Bloomberg, Erdoğan’ı padişah yerine koyan anlayışı, ibret verici bir formülle deşifre etti dün.AKP’nin Tunceli’de dağıttığı seçim rüşvetlerini dünyaya duyuran yorumuna şu başlığı koydu: “Erdoğan tarzı demokraside bir adam = bir buzdolabı anlamına geliyor!” Hayatın öğrettiği şu ki en utandırıcı yenilgilere iki konuda yanılanlar uğruyor:1. “Fakirin gururu olmaz” diyenler;2. Cumhuriyet vatandaşı olmanın onuru ile tanışan insanlara krallık, padişahlık taslayanlar.Zaten yağcıları bile “Son Padişah” diye yazmışlar!Yolun sonu geldiMeclisteki AKP çoğunluğu, AİHM katında kötü bir şöhretin sahibi oldu.Uluslararası mahkeme, iktidar çoğunluğunun “adil yargılanma ve hak arama özgürlüğü”nün önünde engel oluşturduğunu tesbit etmiştir.Bu karar CHP Milletvekili Atilla Kart’ın açtığı dava nedeniyle verilmiştir.Atilla Kart, milletvekili seçilmeden önce hakkında açılan iki davanın sonuçlandırılmasını istemiş ama AKP çoğunluğu buna fırsat tanımamıştır.İktidara mensup siyasetçiler, bir milletvekilinin dokunulmazlığı kaldırılırsa bunun emsal olacağından korkmuşlardır.Çünkü öyle bir örnek ortada dururken onlarca iktidar milletvekilinin mahkemelerden niçin kaçtıklarını anlatamayacaklarını görmüşlerdir.Ama bu ayıplı oyun bugün bitiyor. AİHM Büyük Dairesi son kararını verecek.“Yargılanarak aklanmak isteyen bir milletvekilinin önünü kesemezsiniz” hükmü çıkmasın diye iktidar devletin en etkili bürokratlarını AİHM’ye göndermiştir.Ama nafile... Temiz siyaset ve adalet kazanacaktır!

Devamını Oku

Bir bakan adaletin önünü niye keser?

2 Mart 2009

Alman devi Siemens’in rüşvet dağıttığını, bu yüzden Amerika’da bile büyük tazminatlar ödediğini biliyoruz.Dışardaki yargılamalar sırasında şirketin Türkiye’de de 57 milyon Euro rüşvet dağıttığı öne sürülmüş, konu BOTAŞ yöneticileri hakkındaki bir suç duyurusu ile Türk adaletinin önüne gelmişti.Suç duyurusunu yapan bir müteahhitti ve o müteahhit, üstlendiği işte Siemens ürünleri kullanması için BOTAŞ’ın üç tepe yöneticisinden baskı gördüğünü iddia ediyordu.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu, Siemens firmasına ait ürünleri seçmesi için müteahhide baskı yaptıkları suçlamasına hedef olan BOTAŞ bürokratları hakkında soruşturmaya başlamak amacıyla Enerji Bakanlığı’ndan izin talep etti.Çünkü yasalarımız, bürokratlar hakkında bir soruşturma açılması gerekiyorsa, bunun “üst amir oluru” ile başlatılmasını şart koşuyor.Enerji Bakanlığı, bu oluru vermemiştir! Suçlanan yöneticilerin soruşturulması ile ilgili izin talebini reddetmiştir!Zırhlı bürokratlarOrtada uluslararası medyaya haber konusu olmuş 57 milyon Euro’luk bir rüşvet söylentisi var. Bu paranın ülkemizde dağıtıldığı iddia ediliyor.Rüşvetten mahkemeye düşen Siemens şirketi ülkesinde 395 milyon Euro cezaya çarptırılmış, Amerika’daki yargılamanın da iyiye gitmediğini görerek 800 milyon dolarlık bir uzlaşma aramaya mecbur kalmıştır.BOTAŞ üst yöneticilerini kapsayacak bir soruşturma Siemens rüşvetini ve yiyicilerini açığa çıkarmak için fırsattı.Ama Enerji Bakanlığı soruşturma talebini geri çevirerek Siemens rüşveti iddiasının aydınlığa çıkarılması fırsatını tepmiştir. Neden?Yolsuzluklarla mücadelenin önündeki en çetin engelin siyasi dokunulmazlıklar olduğunu yıllardan beri herkes biliyor, söylüyor.Milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılmadığı müddetçe devletin, milletin soyulmaktan kurtarılamayacağı gerçeğine de kimse itiraz etmiyor.Böyle bir suçlama Batı demokrasilerinde doğrudan doğruya siyasi sorumlu konumundaki bakanı hesap vermeye mecbur eder.Ama bizdeki dokunulmazlık yalnız onları değil, altlarındaki bürokratları bile erişilmez, hesap sorulmaz kılıyor.Bakan neden korur?“Dokunulmazlıklar kaldırılmalı” dediğimiz zaman Başbakan ve bakanları, iktidar kanadı siyasetçilerinin tümü çığlık çığlığa itiraz ediyorlar: “Yalnız bizimkiyle olmaz.. Kalkacaksa bürokratlarınki de dahil bütün dokunulmazlıklar birlikte kaldırılsın!” Önümüzdeki olay, siyasetçilerin ne kadar samimiyetten uzak olduklarını kanıtlayan bir ibrettir.“Kalkacaksa herkesin dokunulmazlığı kalksın” diyen bakanlardan biri, elindeki yetkiyi ters yönde kullanarak suçlanan bürokratlarını koruyor, onlara dokunulmazlık zırhı giydiriyor.Bir amir, suçlanan emri altındaki insanların yargı yoluyla temize çıkmasına hangi nedenle izin vermek istemez? Bunun tek cevabı olabilir:Memurunun suçu kanıtlandığı takdirde kendisinin de okka altına gideceğinden korkuyorsa!Enerji Bakanı yaptığı tercihin gerekçelerini millete açıklamak zorundadır.Bitmedi... Bakan soruşturma açılmasına gerek görmedi diye savcının bu karara boyun eğmesi, suçlanan bürokratlar hakkında takipsizlik kararı vermesi de kabul edilemez.Soruşturmanın önünü tıkayan bakanlık kararına savcılığın itiraz etme hakkı vardır.Bu hak sonuna kadar kullanılmalıdır!

Devamını Oku

Estağfurullah!

28 Şubat 2009

Başbakan Erdoğan başarısı ile övünebilir; sonunda Baykal’ı da zıvanadan çıkardı!Dün TV ekranında CHP lideri “İktidar olmuşsun ama adam olamamışsın” diye bas bas bağırıyordu.Hedefi Başbakan Erdoğan’dı.Buraya nasıl geldik biliyorsunuz:İşsizlik ve yolsuzluklar iktidarın yumuşak karnıdır. CHP lideri her konuşmasında bu yarayı haklı olarak kaşıyor.Nihayet Başbakan “Çaren varsa söyle uygulamazsam siyasi hayatımı bitiririm” dedi. Baykal da beklenmedik bir şey yaptı:Krize ve işsizliğe karşı yedi tane öneri sundu.Hepimiz siyasi tansiyonun bu adımla düşeceğini, sorunlar yanında artık çözümleri konuşmaya başlayacağımızı bekliyorduk; tabii yine yanıldık.Başbakan “Hadi sen işine bak” dedi!Halbuki muhalefet liderinin bundan daha önemli ne işi olabilir?Tayyip Erdoğan, uygar tartışma istemiyor, kavga gürültü istiyor.Çünkü kavga biterse diyalog dönemi açılacak, o zaman cevabını veremeyeceği sorular peş peşe kendisine sorulacaktır.Kırk fırın ekmekAsabi lider görüntüsünün kendisine dokunulmazlık sağladığından emindir!O zırhı deldirmemek için çağrısına olumlu cevap veren Baykal’ı azarladığı gibi “Kırk fırın ekmek yesen iktidara gelemezsin” diye tahrik de etmiştir.Bu söze CHP lideri Sinop’taki mitingden şu cevabı göndermiştir:“Bana diyor ki kırk fırın ekmek ye iktidara gel. İçimden geçen şu.. Bak sen iktidar olmuşsun ama adam olamamışsın. Bana öyle geliyor ki kırk fırın ekmek yesen de adam olamazsın!” Baykal Başbakan Erdoğan’ın kurnazlığını ve mücadeleye yoğunlaşma yeteneğini hafife alıyor.Başbakan ailesinin ve yakınlarının iktidar nimetlerinden yararlanması, dünyanın her yerinde merak ve haber konusu olur.Dikkat ederseniz Başbakan, bu konuda soru soran herkese, birey, kurum ayırmadan saldırıyor, kimilerine hakaret ediyor, kimilerine devletin gazabı ile yükleniyor.Dikkat edin, hiç bir eleştiriye cevap vermiyor. Çünkü bu yönde oluşacak bir uygarlaşma sürecinin, korktuğu sorulara yeniden güncellik kazandıracağını biliyor.Maganda üslubuBatman mitinginde eski Cumhurbaşkanı Demirel’i de hedef aldı.Geçmişte kendilerinden hesap sorulan siyasetçilerin “Dün dündür, bugün bugündür” dediklerini hatırlatırken kendisi onlara hiç benzemeyen ideal örnekmiş gibi gerçek dışı şeyler söyledi.Oğlunun gemicik hesabını mı verdi?Çocuklarının altın ticareti yapan büyük bir şirketin ortaklığını nasıl kazandıkları sorusuna mı açıklık getirdi?Yoksa Deniz Feneri ile merhamet soygunculuğu yapan ahlâksızları gönül defterinden olsun sildiğini mi belli etti?Hiç birini yapmadı, yapmayacak..Eski Cumhurbaşkanı’nın bile konuşmasına tahammül edemiyor artık.Demirel “Davos’un faturası mutlaka çıkar” demiştir çünkü. “İşsizlik çamaşır makinesi dağıtarak çözülmez” demiştir.“Halk yolsuzluklara karşı diri durmalı” demiştir.Başbakan çok seslilik sevmiyor. Toplumu kutuplaştırarak, yoksulları bile militanlaştırarak siyaseti içi boş bir lâf yarışı küfür dozu git gide yükselen bir dalaş haline getirmek istiyor.Baykal’ın tecrübesi onu bu tuzağa düşmekten korumalıydı, olmadı.Dün “Bu üslup maganda üslubu, başbakan üslubu değil” dedi.Haklı ama artık burada durmalıdır.Çünkü Başbakan’a “adam olamamışsın” demek ve maganda benzetmesi yapmak da ana muhalefet liderine yakışmıyor!

Devamını Oku

Yoksulluk kör olsun!

27 Şubat 2009

Milletvekili seçimlerinde mücadele, ahlâka ve siyasi etiğe bu kadar aykırı olmuyor. Neden?Çünkü kamu kaynaklarını tereyağından kıl çeker gibi soyup soğana çevirmek belediyelerde daha kolay da ondan!Ankara’nın kârlılığı kalmadı. Krizde yatırımlar azaldı, hükümetin açtığı ihaleler suyu çekilmiş göllerimiz gibi kurudu.Şimdi tek tabanca belediyeler.Denetimsiz belediyeler, paraları bitse de büyük borçlara girmek pahasına sürekli ihale yapıyorlar. O nedenle siyaset bezirgânları bu sofraya üşüşmüş durumdadır!İhaleleri belediye başkanlarının kontrolündeki bürokratlar yürütüyor. Plan değişikliklerinden doğan ve her hafta yeni Karun’lar yaratan imar değişiklikleri belediye meclislerinde kotarılıyor.Siyaset finansmanını büyük ölçüde belediyelerdeki yolsuzluklardan sağlıyor. Bu durum, aldığının bir kısmını partinin havuzuna devreden rüşvet yiyicileri daha arsız, daha cüretkâr yapıyor!İstanbul’un ne kadar korkusuzca soyulduğunu iki haftadır CHP’li aday Kılıçdaroğlu anlatıyor ve halkı uyandırmaya çalışıyordu.Belediye Başkanı Topbaş’ın başına şimdi bir de eski yol arkadaşı olan Saadet Partisi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı Mehmet Bekâroğlu çıktı.Bekâroğlu dün Topbaş’ın icraatını örnekleyen bir yolsuzluğu, görüntülü kanıtlar eşliğinde açıkladı.Belediye bir yol inşaatını torpilli firmaya vermiş, işin yüzde 80’i bittikten ve tam bir yıl geçtikten sonra eksik kalan ihale işlemi tamamlanıp sözleşmesi imzalanmış.Sunulan örnek bu...Belgelerde, ileride bir denetleyen çıkar tedbiri ile hayale sığmayacak hilelere başvurulduğu görülüyor. Yapılmayacak işler ve kullanılmayacak malzemeler için düşük fiyatlar önerilmekte, asıl işler ve gerektirdiği malzemeler ise alabildiğine şişirilerek belediyenin soyulması sağlanmaktadır.Bekâroğlu “Biz yolsuzluk, rüşvet ve torpilin ancak saydam ve denetlenebilir yönetimle önleneceğine inanıyoruz” diyordu.Onun gibi düşünenler az değildir ama sayıları İstanbul’u temiz bir yönetime kavuşturacak büyüklüğe ulaşır mı?İstanbul’da ve daha pek çok belediyede birkaç torba erzak ile iki çuval kömür karşılığında affedilmesi mümkün olmayacak soygunlar yaşanıyor.Ama yoksulluğun gözü kör olsun!Türkiye’de demokrasinin sağlığını bozacak oranda bir çoğunluk “Kimin ne çaldığına değil, hangi parti bana ne veriyor ona bakarım” diyor.Kılıçdaroğlu ile Bekâroğlu’nun çok çalışması gerekecek...Hepimizin kazasıSivil havacılık emekçilerinin örgütü Hava-İş doğru bir tespit yapmış:“Bu kaza yalnız THY’nin değil hepimizin kazasıdır.” Gerçekten de Amsterdam’da üçe bölünmüş halde yatan ve bütün dünyanın görüntülerini izlediği THY uçağı maalesef üç gündür Türkiye’yi temsil ediyor!Ulaştırma Bakanı “THY’nin son yıllarda ortaya koyduğu büyük başarıyı gölgelemeye çalışan”lara dün teessüflerini sunuyordu. Bunlar boş lâflardır. Yitip giden canları ve güveni geri getirmiyor.Kazanın altındaki nedenleri ve ihmali olanları sorgulayacağını taahhüt eden Hava-İş’in yaptığı daha değerlidir.Sözlerini mutlaka tutsunlar.Çünkü neresinden başladığımız önemli değil, bir yerinden başlamak, yani Türkiye’yi düzeltmeye başlamak önemli.İşte dün açıklandı: Otuz OECD ülkesi arasında en kötü özgürlükler karnesi ile yine sonuncu olmuşuz!

Devamını Oku

Şanssız THY

25 Şubat 2009

Amsterdam’a giden THY uçağının düşmesi nedeniyle dün üzüntülü bir gün yaşadık.Ölenlere Allah’tan rahmet, yaralılara şifalar dileriz.Havacılık, teknik bilgi ve disipline en bağımlı, dünyanın en zor işi. Bu işi bizde her olan biteni “takdir-i ilâhi” diye açıklamaya şartlanmış insanların yürütüyor olması, temel yanlışımızı ortaya koyuyor.Kaderin her olayı yönettiğine inananları ikna etmek kolay değil ama yine de düşünmek lâzım:Niçin böyle üzücü kazalar daha çok bizim başımıza geliyor?Uçak kazalarından pek azının gerçek nedenini öğrenebiliyoruz. İhtimal, dünkü de aynı karanlığa karışacak.Oysa ısrarla kovalamak lâzım: THY yönetimine egemen olan kaderci zihniyet teknik bakımın ve eğitimin sürekliliği ilkesine bağlı kaldı mı?Bu mecburiyetleri hafife alan yaklaşımlar hanidir eleştiri ve endişe konusu oluyordu. Dünkü kazada bakım ve eğitim eksiğinin payı var mıdır?Havacılık, disiplin zaafına tahammülü olmayan bir alan.THY sinema oyuncusu Kevin Costner’in oynadığı pahalı reklâmlarla kârlı ve başarılı bir sezona hazırlanıyordu.Oysa insanların aklında şimdi, Kevin Costner’ın yerinde olma isteği değil, üstünde THY yazan bir uçağın üçe bölünmüş görüntüsü kalacaktır.Kafaları değiştirmek, her makamda “mutlaka bizden biri olacak” inadından vazgeçmek lâzım.Apron’da deve kesen yöneticiyi siz ödüllendirip Londra’ya tayin edebilir, hacdan döndüğünü dış hat terminalinde terlikleriyle gezerek belli eden birini de THY’nin başına genel müdür yapabilirsiniz...Ama geri tepiyor işte; işin tabiatı onaylamıyor yaptığınız seçimi. Reddediyor!Tayyip Bey’in seçimiBaşbakan, CHP liderine “İşsizliğe çözümlerini açıkla, yerine getirmezsem siyasi bırakırım” diye çağrı yapmıştı.Deniz Baykal da hemen bu çağrıyı 7 öneri sunarak cevapladı.Sürekli kavga ve kutuplaşma üreten siyaset, sorunlara çözüm arayan bir mecraya nihayet girmeye mi başlıyordu?Bu sorunun yansıttığı ümit, gerginlikten yorulan gönüllerimizi tam aydınlatacakken Başbakan dün Afyonkarahisar’dan savurduğu güllelerle ümitleri yerle bir etti. Her şey eski haline döndü.Oysa düşündüğü tedbirleri ortaya koymasını Baykal’dan kendisi istemişti. Ama sonra “bana akıl veriyor” diye ona öfke saçtı “sen git de işine bak” diye bağırıp çağırdı.Bunları, krizin bizi teğet geçtiğini zanneden ve tedbir almayı ihmal eden tek OECD ülkesinin Başbakanı olduğunu unutarak söylüyordu. Halbuki çağrısına cevap verdiği için Baykal’a teşekkür etmesi, en azından önerilerini inceleteceğini belirtmesi gerekirdi.İstediği şeyin uygar diyalog olmadığı ortaya çıkmıştır. Gerginlikten beslendiğine, mağdur görünüp öfke saçmanın daha çok prim sağladığına inandığı için, siyaseti yumuşatma fırsatına tekme atmıştır.Çünkü önündeki seçeneklere sadece “kaç oy getirir” hesabı ile bakıyor.Dün ekonomide çok iyi olduğunu iddia etmiş, kendisine yetişmesi için Baykal’ın kırk fırın ekmek yemesi gerektiğini söylerken coşkuya kapılıp uzak olmayan bir gelecekte dış ticaretimizi dolar, avro, yen gibi yabancı paralarla değil Türk Lirası ile yapar hale geleceğimizi savunmuştur.Alıştığımız siyasete döndüğümüze göre bugün Baykal’ın ne diyeceğini tahmin edebiliriz:“Atma Recep din kardeşiyiz” diyecektir!“Tüm vizyonu bir sonraki seçimle sınırlı” siyasetçilerle yaşamaya mahkûmiyetimiz sürüyor...

Devamını Oku