Eğer bu iddianamede yazılan suçların onda biri bile doğru çıkarsa...Mahkeme suçlularını bulup cezalandırırsa...Türkiye Cumhuriyeti ikinci kurtuluş savaşını kazanmış olacaktır!Ergenekon ikinci iddianamesinde sayılan suçlar, kanlı ve karanlık bir tünelden geçerek uğursuz bir geleceğe doğru sürüklenmekten kurtulduğumuzu anlatıyor.Elbette elimizdeki belge kanıtlanmamış suçlamaları içeriyor. Kimseyi lince tabi tutmaya hakkımız yok.Ama “Ergenekon hava gazıdır, iktidar muhaliflerini sindirmekten başka amacı yoktur” diyenlerin önemsendikleri günler geride kaldı.Bulunan cephane gömüleri, kuyulardan çıkarılan kemikler, Danıştay’daki cinayeti Ergenekon davası ile ilişkili hale getiren Yargıtay kararı bile bu davanın önemini fark etmeye yetiyor.Medyanın “Darbe İddianamesi” adını verdiği belge, iki emekli orgenerali, Ergenekon terör örgütünün yöneticileri olarak hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs etmekle suçluyor.Emekli orgeneraller Eruygur ve Tolon hakkındaki suçlamalar insana inandırıcı gelmiyor ama davanın önemini ve vahametini de zaten bu özelliği inşa ediyor.Tarihi bir fırsat varErgenekon, AKP’ye yönelik kapatma davasına karşı bir intikam operasyonu olarak başlatılmış olabilir; ama artık bunun önemi kalmamıştır.Yargı demokrasimizin müzmin hastalığından kurtarılmasını sağlayacak arınmayı getirirse bu tarihi bir başarı olur.Darbelerin, geliş sebeplerini daha da azdırdığını öğrendik.“Sizi kurtaracağım” dediği korku imparatorluğuna halkı daha beter mahkûm ettiğini de biliyorduk.Şimdi iddianameden öğreniyoruz ki örgüt darbe ortamı hazırlamak üzere gelecek günler için suikast planları, kitleye dönük bombalı saldırılar hazırlamış...Bu hazırlıklar, önceki darbelere ilerleyen yolların kanlı ve uğursuz taşlarının ne kadar benzer şekilde döşendiğini hatırlatmıyor mu?Askeri darbe sözü, bu ülkenin lügatinden sonsuza dek çıkarılmalıdır. Darbeler bu ülkenin aydınlarını fikir tembelliğine itti. Çoğunu rahatına düşkün korkaklar yaptı.Cumhuriyet ve demokrasi tehlikeye girdiğinde onların kendilerini tehlikeye atmalarına gerek bulunmuyordu. “Nasıl olsa tehdit ciddi hal aldığında asker yumruğunu vurur işi bitirir”di.Derin devlet hayaletiOyun galiba bu noktada bozuldu.“Sivil iktidara mutlak itaati kabul etmiş bir ordu demokrasinin ilk şartıdır” fikrinin Türk Silâhlı Kuvvetleri’nde son yılların en hızlı gelişen akımı haline geldiği görülüyor.İddianamede anlatılan darbe planlarının hayata geçmesini sağlayacak desteğin ordudan alınamamış olması, teselli duygusundan fazla bir şeydir, övünçtür.Zaten TSK’nın da büyük kısmı hayalet olan bu örgütün kökünün kazınması için elinden gelen katkıyı esirgemediği izleniyor.Ergenekon’un siyasi amaçlı bir gösteri olarak doğması kamburudur.Binlerce sayfalık iddianameler, devlet-millet düşmanı gizli tanıkların ifadelerine dayalı tutuklamalar ve örgütü CHP içinde bile darbeye heveslenmiş gösteren suçlamalar güven sarsıcıdır.Baykal’ı indirmek niye suç olsun?Mahkeme davayı teferruattan arındırıp esasa yoğunlaşmalıdır.Bu hem haksız suçlanmış insanların mağduriyetlerini önler hem de devleti, kalbine yerleşmiş kanserli urdan bir an önce kurtarır.Mahkeme heyetini emekli olana kadar uğraştıracak uzunlukta bir yargılama halkı, rejimi, adaleti çok yorar!
Dünyanın büyük bankalarından Goldman Sachs’ın raporunu okuyunca insan şöyle bir duyguya kapılıyor:Sanki seçim bitti ve dua faslı başladı...Banka yatırımcı müşterileri katında yanılmış duruma düşmek istemez. Bu mecburiyet raporun güvenilirliğini artırıyor.Raporda, kriz ve işsizlik nedeniyle AKP’nin oy kaybetmesinin “akla yatkın ihtimal” gözüktüğü belirtiliyor ama ortada bunu doğrulayacak işaretlere pek rastlanmadığı da kaydediliyor.Mesela kararsızlar hâlâ sürpriz yaratabilecek seviye olan yüzde 15 düzeyindedir. İşsizliğin ve yolsuzlukların tavan yaptığı ortamda kararsızların muhalefet safında yoğunlaşması beklenir değil mi?Bizde öyle olmuyor.Yolsuzluklara tepki okumuş kentlilerin partisi CHP’yi kemikleştiriyor ama sağdaki seçmenleri yerinden pek oynatmıyor.İşsizlik ve yoksulluk sorununa gelince... Bu kompartımana yığılı seçmen “Kriz var ama iktidarı değiştirmek çare değil” havasında.Gerçekten de muhalefet bu kitleyi umutlandırıp heyecanlandıracak bir şey söylemedi.Rapor AKP’nin yüzde 40-45 aralığına oturan net bir zafer kazanacağını öngörüyor.Parti bu galibiyeti Başbakan’ın fark atan popüler liderliğine;Dinci ve milliyetçi tonları birleştiren ideolojisine ve dinamik örgütüne;Yoksullara yardım taşıyan dinci vakıflar ve belediyeler ağıyla kurduğu işbirliğine borçlu olacaktır.Rapor üç senaryo öngörüyor:AKP’nin oyları yüzde 35’e düşecek olursa bu IMF ile bağları koparıp istikrarsızlık getirebilir; iktidarı erken seçime zorlayabilir.Yüzde 50 ve üzeri ise diktatörlük riskini artırabilir.Rapor yüzde 40-45 bandına oturmuş bir AKP’yi en olumlu sonuç kabul ediyor.Peki yüzde 40-45’lik AKP’yi teselli sayacağımız günlere bizi getiren ufuksuz muhalefet liderleri ne yapabilirler sonra?Raporun tek eksiği bu!*****Bu kararı kim verdi?Cumhurbaşkanı Gül Tahran’a uçarken “Kürt meselesi konusunda iyi şeyler olacak” demişti.Irak yolunda yine konuştu ve ilk kez “Kürdistan”ı telâffuz etti. “Kuzey Irak Yönetimi” yerine “Kürdistan Bölgesel Yönetimi” dedi.AKP iktidarı Washington’da yazılmış bir senaryoyu mu oynayacak yoksa Türkiye’de de bir parlamentonun var olduğunu hatırlayacak mı?PKK’nın silâhtan arındırılması için her şey yapılmalı ama ödenecek bedelin makul bir sınırı olmalı. Ve buna da TBMM karar vermeli.Gül “Tabii Kürdistan diyecektim. Irak Anayasası’nda yazan o” diyor.Boş lâf... Irak Anayasası 4 yıl önce kabul edilmişti, Cumhurbaşkanımız yeni mi gördü?Kuzey Irak’ta bağımsızlığa giden yolun taşlarını döşemek gizli pazarlıkların sonucu olmamalıdır.Dışişleri teşkilâtını iktidarın tamamen devre dışı bıraktığı, üst düzey görüşmelerde tutanak tutulmadığı, devletin arşivine belge girmediği biliniyor. Dış siyaset Arap şeyhlikleri gibi yönetiliyor!
Siyasi geleceğimiz üzerinde İstanbul seçiminin ne kadar belirleyici olduğunu herkes biliyor.Bu kentten başlayacak bir değişimin zincirleme reaksiyon etkisi ile tüm ülkeyi değiştirecek enerjiyi açığa çıkaracağını söylemeyen yok gibi.CHP lideri Baykal’ın da aynı görüşte olduğunu biliyorum.Çünkü Kemal Kılıçdaroğlu’nu İstanbul adayı olmaya ikna etmek için destek aradığı günlerde Baykal’ın ağzından kulağımla duymuştum.Kılıçdaroğlu ikna edildi ve iyi oldu.Adayın seçimindeki isabet hemen etkisini gösterdi ve Kılıçdaroğlu partisine ilâve oy getirdi, Ankara’da Melih Gökçek’in AKP’ye yaptığı gibi oy kaybettirmedi.Geçen pazar, yani seçime bir hafta kala CHP’nin İstanbul mitingine katılan insanlar hiç şüphe yok ki Kemal Kılıçdaroğlu’nu dinlemek için Çağlayan’a gittiler.Ama gidenler, yolsuzluklarla mücadeledeki başarılarının halkın gözünde kahraman yaptığı Kılıçdaroğlu’nu değil Baykal’ı dinlediler.Buna “rol çalmak” denir.Temiz siyaset özlemi çekenlerin umudu haline gelen ve başarısına yardımcı olursa yarın halefi durumuna yükselmesi de muhtemel olan “kahraman”ı partinin lideri neden kenarda bekletti? Neden mikrofonu ona vermedi?Onun sunuculuğunu yapacak yerde neden kendisine yonttu?Yabancı gazetecilerin bile gördüğü gerçeği kırk yılın siyasetçisi Deniz Baykal göremiyor. Önceki gün itibarlı Reuters haber ajansının Yalova mitingini izleyen muhabiri Alexandra Hudson, Baykal’ı yeni bir yenilginin beklediğini yazarken şu gözlemini aktarıyordu:“Partililer coşkuyla bayrak sallayıp bağırıyor ama dört genel seçim kaybeden lider konuşmaya başladığında ortama bir umutsuzluk havası hâkim oluyor!” CHP’nin İstanbul’daki en büyük şansı Kılıçdaroğlu’dur.AKP’nin en büyük şansı da Kılıçdaroğlu’nu İstanbul mitinginde konuşturmayan Deniz Baykal’dır!Baykal, plajlardaki şezlongları kullanmadığı halde üstüne havlularını koyarak başkalarına da kullandırmayan tatilcilere benziyor.Alternatifsizlik rejimin sağlığını bozuyor!Soyulduğumuz belliAç gözlülere “ziftin pekini ye” derler.Bu hakaret sözcüğün, hortumcularımız sayesinde zenginlik üreten bir teknik terim olacağını kim tahmin ederdi?AKP iktidarından özel himaye gördüğünü eylemleriyle avaz avaz bağıran Serdar Kepenek adlı marifetli genç iki-üç gün içinde ülkenin en tanınmış şahsiyeti oluverdi.Çünkü bu genç adamın cebine, örgütlediği yabancı uzmanlar aracılığı ile İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne danışmanlık hizmeti sağladığı bahanesiyle 4 milyon Euro para konulmuştur.Zifti mıcırla karıştırarak yola serme tekniğinde ne gibi bir sır Türkiye’de hayat bulmak için bir hokkabaz bekliyor olabilir?Topbaş belediyesi “Evet, biz bu danışmanlık hizmetine 7 milyon lira ödedik ama sağladığı tasarruf sayesinde 37 milyon lira kazandık” diye açıklama yaptı.İnandırıcı olabilmek için de yabancı danışmanlarının listesini verdi.VATAN muhabirleri yaptıkları araştırmada belediyenin soyulduğu şüphesini güçlendiren bulgularla karşılaştılar.Uzman denilen isimlerin karşısındaki üniversiteler ve kurumlar “Bu isimde biri bizde hiç çalışmadı” bilgisini verdiler.Adı tutan bir akademisyen de “Böyle bir şirketi tanımam. Ayrıca Türkiye’ye de hayatımda hiç gitmedim” dedi.Bir savcı hiç vakit yitirmeden bu yolsuzluğa el koymalıdır.Deniz Feneri gibi bunda da önceliği Alman yargısına kaptırırsak çok ayıp olur!
Yayınlanan gazeteci ve komutan günlükleri devletin zirvesinde iletişim sorunu olduğu duygusunu size de verdi mi?Anayasamız “Türk Milleti egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanır” yazıyor.Devlet organlarının akort edildiği zemin Milli Güvenlik Kurulu’dur. Bu kurulda devletin güvenlik siyaseti konuşulur ve sonuçlar tavsiye kararları olarak hükümete bildirilir.Bu organın bir tarafında iktidarın, öteki tarafında askerin temsilcileri vardır. MGK askerlerin meşru anlamda siyasete katıldıkları zemindir. Bu zeminin baskıdan ve her türlü çekinceden uzak şekilde çalışması, kullanılması çok önemlidir.Çünkü MGK demokratik rejimin sigortasıdır.Tıkanıklık neden?Türkiye, demokrasiyle yönetilen tek Müslüman toplum... Dini istismar ederek iktidar olan partilerin bazı icraatları rejim için risk doğurduğunda bunun erken tepkileri Silâhlı Kuvvetler’den gelmektedir.Komutan ve gazeteci günlükleri, bu sıkıntıların ne kadar yoğun yaşandığını anlatan örneklerle dolu.Bu durum, MGK’nın kuruluş amacı yönünde çalışmadığını gösteriyor. Çünkü sistem doğru çalışsa Silâhlı Kuvvetler, meşru bir gizliliğin koruması altında bütün rahatsızlıklarını siyasi iktidara anlatabilirdi ve dışarda cadı kazanları kaynatmanın sebebi kalmazdı.Peki MGK’yı ortak aklı arayan özgür bir zemin olmaktan uzak tutan sebep nedir?Bence askerin rejimle ilgili endişelerini sakınmadan ortaya koyabileceği bir atmosferin yaratılamamış olması... Ortam askerleri görüşlerini açıklamaktan caydırmamalı tersine cesaretlendirmelidir.Nereden nereye...MGK’ya böyle bir işlevselliği kazandıracak çare bizce, ana muhalefet partisi liderinin kurulun üyesi yapılmasıdır.Muhalefet liderinin varlığı kurulun iktidar ile asker kanadı arasında zaman zaman doğan iletişim sorunlarına çözüm getirir;Muhalefet liderinin taşıyacağı siyasi birikim, rejime yönelik tehlikelerin daha açık biçimde ortaya konulmasını ve derinliğine tartışılmasını kolaylaştırır;İktidar alternatifi olan ana muhalefetin güvenlik siyasetini oluşturan kurula girmesi, siyasi rekabete kalite ve sorumluluk kazandırır...Bu öneriyi AKP’nin iktidara gelmesinden çok önce ortaya attığım zaman bana dönemin siyasi liderlerinden biri şu itirazda bulunmuştu:“Rejimle kavgalı bir partinin Milli Güvenlik Kurulu’na girmesine sistemi nasıl razı edeceğiz?” Dünyanın çok değiştiğini görmek zorundayız. İstikrar yaratmanın beyhude gayretlerine harcayacağımız enerjiyi kaosta yaşayabilmenin becerisini kazanmak için kullanmaya bakmalıyız. Unutmayın...Dün “MGK’ya girse ne yaparız” diye sakındığımız partinin beteri 7 yıldır ülkeyi yönetiyor.İktidardaki partiyi Anayasa Mahkemesi “laiklik karşıtı eylemlerin odağı haline geldiği” gerekçesiyle mahkûm etmedi mi?
Yolsuzluğu ve yoksulluğu örgütlemekte AKP iktidarının mahareti benzersiz...Benzeri olsa bile bizimkilerin eline su dökemez.Daha fazla çalmış, daha geniş kitleleri muhtaç hale düşürmüş olabilirler ama bu iki kötülükten, ezici çoğunluğa sahip iktidar çıkaracak organizasyon mucizesi başka hiç bir yerde gerçekleşmemiştir.Dünyanın en hızlı zenginlerini AKP yarattı.İktidar yakın çevresine sırık atlar gibi sınıf atlatmış, yoksulluğa ittiği yığınları sadakaya muhtaç ederek oylarını da rehin almıştır.Yoksulluğu, işsizliği tavana vurdurmuş bir iktidarın seçimden zaferle çıkması mümkün değildir ama AKP böyle bir mucizeyi gerçekleştiriyor!Halkın yeterli çoğunluğu, ülkenin yarınlarını tehlikeye sokan gafletten bir gün mutlaka uyanacaktır ama Haramiler de o güne kadar alabildiğine güçleneceklerdir.O nedenle gidişe dur demek gerekiyor.“Bir şeyler yapıp yolsuzlukları durduralım” düşüncesinde olanlar hayal görmesin. Yolsuzluk, yoksulluk AKP ile et-tırnak olmuştur. AKP’nin uzaklaştırılmadığı belediyelerin yolsuzluk batağından çıkarılması kurtarılması mümkün değildir.Bu uyanışın başladığı söylenebilir mi?Antalya’da Adalet Bakanı Şahin’e parkta elinde namaz tespihi ile oturan 70’inde bir kadın “Deniz Feneri ne oldu?” diye sormuş.Bakan “Yargıda.. Savcı ne gerekiyorsa yapıyor” deyince kadından beklemediği bir tepki almış:“Hadi hadi, size oy moy yok!” Bakan da bu söz üzerine “İstediğin yere ver” diye söylenerek uzaklaşmış.AKP’nin derdi değil böyle bireysel tepkiler.Oylarını rehin aldıkları yoksullar ve din iman türban sömürüsü ile motive ettikleri insanlar yüzde 40’ları getiriyor nasılsa...Bu senaryonun kendini tekrarlaması yine büyük ihtimaldir.Zira uyanışın iktidar değişikliği yaratacak boyutlara bir hafta içinde ulaşması kolay değildir.Peki imkânsız mı?İmkânsız da değil.Çünkü kurtulmaya karar vermiş bir halk için bir hafta yeter zamandır!4 milyonluk akıl!Kılıçdaroğlu, tabelası bile bulunmayan bir “yakın şirket”e Topbaş belediyesinin danışmanlık bahanesiyle 4 milyon Euro’ya yakın para aktardığını iddia etti.Başbakan Erdoğan ile Belediye Başkanı Topbaş’ı İstanbul’daki rant şebekesinin başı olmakla suçlayarak onlardan bu ödemenin hesabını sorduğu gibi 4 milyon Euro’yu cebe indirdiğini söylediği Serdar Kepenek kimdir onun da cevabını istedi.Büyük Şehir Belediyesi’den dün yapılan açıklamada, sağlanan teknik danışma yardımı sayesinde “asfalt geri dönüşüm sistemi”ni uygulama olanağının kazanıldığı öne sürüldü.Açıklamaya göre belediye 7 milyon lira ödemiştir ama bu sayede 37 milyon liralık tasarruf sağlamıştır.Hesap doğru mu? Doğruysa kim ölçtü?Bunca teknik üniversitemiz ve TÜBİTAK varken asfalt için dışardan para ile akıl satın almak, basiretli ve ahlâklı bir yönetimin harcı olabilir mi?Belediyenin açıklamasında adı geçen Avusturyalı uzman Prof. Blab “Ben bir kere geldim, 1000 Euro aldım. 25 uzman çeşitli zamanlarda gitti geldi” dedi dün VATAN muhabirine.Hepsine bilemediniz 50 bin Euro harcandı diyelim, Serdar Kepenek’e neden 4 milyon Euro ödendi?Nobel fizik ödülünü kazanan bilim adamlarına bile 1 milyon Euro veriyorlar.Serdar Kepenek’e neden 4 milyon Euro ödediler? Cevabı ortada:Asfalt altına dönmediğine göre, belediyenin paraları deve olmaya devam ediyor!
Başbakan Erdoğan’ın gerginlik ve kavga ile beslenen bir siyaset makinesi olduğu doğru mu?Bir hekim arkadaşım hiçbir bünyenin onun maruz kaldığı yükü kaldıramayacağını, zorlarsa sağlığını riske sokacağını söyledi.İstisnası olmaz mı?Şu şartla olurmuş:“Gerginlik siyasetini profesyonelce yönetecek ve bu popülist stratejinin sadece kendisine artı yazdığına emin olacak.” Yani bizim kontrolden çıktığını zannedip korktuğumuz anlarda Başbakan öfke maskesinin ardında sakin sakin oyununu oynuyor olacak...Halk sorun çözen devlet adamlarına alışık olmadığı için öfkesini sahiplenip ifade eden siyasetçileri seviyor.Bu avantajı Başbakan iyi kullanıyor.Nitekim kendisine ve partisine “mağduriyet” üreten bu gerilim siyasetinden şimdiye kadar hep kazançlı çıkmıştır. Çünkü sesini ve gerilimi ne kadar yükseltirse, söylediklerine itirazlar ya kaynağında sönmekte veya gürültüde kaybolmaktadır.Anketler kırmızı alârmBaşbakan tutarlı ve inandırıcı olmaya mecbur saymıyor kendini. Siyaseti kutuplaşma yaratıp çoğunluğun yanında yer tutma mantığına dayanıyor.Dün patronlara “işçi çıkarmama”ları için çağrıda bulunduklarını belirttikten sonra şöyle devam etti:“Çağrımıza uymayanlar tabii bunun hesabını, faturasını ödeyecekler. Bu ülkede dar zamanda el ele vermeyenler bunun bedelini ödeyecekler!” Ne oldu? Bu tehdit nereden çıktı?Seçim anketleri alârm vermeye başlamıştır. Kriz faturasının hükümetin kötü yönetiminden ötürü büyüdüğü her gün biraz daha iyi görülmektedir.İşsizlik tarihin rekorunu kırdı.Resmi rakamlar işsizlerin 3,2 milyon oranın yüzde 13,6 olduğunu söylüyor ama gerçek daha iç karartıcıdır.İş bulmaktan umut kestikleri için adlarını yazdırmayan 2.3 milyon mutsuz vatandaş var. Topladığınız zaman işsizlerin gerçek rakamı 5.5 milyona, işsizlik oranı yüzde 22’ye yükseliyor.Sahiden de korkmak lâzım bu tablodan.Başbakan’ın korkusu yerinde ama ötesi hep yanlış... Boşuna zorluyor:İşsizlere patronları sadist birer ideolojik hasımmış gibi hedef göstermek ve işçi çıkaranları tehdit etmek, acaba krizden zarar gören vatandaşların öç alma duygularına hedef değiştirtebilir mi?Bozulma yaygın ve hızlıİşçi çıkarmak üzücü bir mecburiyettir. Hiçbir işveren bunu yaparken mutlu olmaz.İşsizliğin sosyal afet halini aldığı dönemde siyasi iktidarın yapacağı seçim ekonomiyi kriz şartlarından üretim yoluyla çıkarmaya çalışmak olmalıdır.İstihdamı ayrıca himaye etmek gerekiyorsa, çaresi işçi çalıştırmanın maliyetini hafifletmektir.Vergileri indirmek, sigorta primlerini düşürmek gibi..Çünkü işçi çalıştırmak için üretim yapmaz bir ekonomi, üretim yaptığı için ve üretim yapmak için işçi çalıştırır. Fabrikalar çalışıyorsa kimse korkmasın.O yüzden ABD hükümeti üç otomotiv firmasına 30 milyar dolardan çok para verirken “işçi çıkarmayacaksın yoksa..” tehdidini savurmadı.Bankalara trilyonun üstünde dolar koyduğu halde onları da sadece küçük ve orta ölçekli şirketleri kollamaya özendirdi.Tüketici bireye bir şey vermedi mi?Verdi ama devlete ne kadar vergi ödediğine bakarak yaptı bu işi. Sadaka göndermedi, bir nevi vergi iadesinde bulundu.AKP iktidarı zamanında değerler ve kurumlar, pek çok şey bozuldu.“Ne kadar” derseniz...Darwin’e sansür uygulamak TÜBİTAK’ı ne kadar bozmuşsa ortalama o kadar!
Her gün yeni bir Ergenekon atraksiyonu izliyoruz. Ya bir ses bandı ya gizli görüşme zabıtları ya kişiye özel bir günlük...Egemenlik hukukun değilse orada hak, adalet, düzen olmaz, olamaz. Türkiye, hukukun semtine uğramadığı bir ormana benziyor son zamanlarda. Bozulma her gün daha korkutucu emarelerle kendini belli ediyor.Şu da bir gerçek.. Artık hiç kimse Ergenekon’a hayalet diyemez.Başta öyle diyenler çoktu ve özel hayatlara tecavüz anlamında ihlâller oldu. O ihlâlleri göze alanlar kendilerini mazur göstermeye çalışırken şu mesajı verdiler: “Seçilmiş iktidarları devirmeyi huy edinmiş çetelerin varlığını kabul etmekte direnen kamuoyunun uyarılması, uyandırılması için yasaları biraz zorlamak gerekiyordu.” Biraz değil haddinden fazla zorlanmıştır ve silâhın geri tepme tehlikesini doğuracağı aşırılığa iş gelip dayanmıştır.Hukukun üstünlüğüne dayanan rejimlerin ciddiyetini ve güvenilir iklimini Türkiye’ye getirmek zamanı o nedenle çoktan gelmiştir.Sanki her gün milleti hayrete, öfkeye veya korkuya düşürecek haberler üretmekle görevli bir teşkilât var ve 24 saat çalışıyor.Böyle bir iklimde savunma, yargılama yapılamaz, adalet olmaz, politika bile olmaz, sadece entrika olur!Türkiye hem geçmişe dönük bir arınmanın, hem de geleceği güvenceli hale getirecek bir fırsatı değerlendirmenin eşiğindedir. Bu fırsatı heba etmemek hepimizin sorumluluğu, çocuklarımıza borcumuzdur.Ergenekon, ideolojik rekabetin arenası olmaktan kurtarılmalı artık.Bunun zamanı çoktan geldi.Yargı, toplumsal linç atmosferi yaratmaya uğraşan karşı devrim oyunbazlarını durdurmalı, iktidar da bu büyük tarihi fırsatı mağduriyet sömürüsü yapmak gibi küçük hesaplar yüzünden ziyan etmemelidir.Laiklik güvencede!Mustafa Balbay’a ait olduğu söylenen günlüğe bakılırsa, laik rejimin geleceğinden endişe duymamak gerekiyor.Bir ziyaret sırasında Cumhuriyet Gazetesi yazarlarının irtica tedirginliğine karşı dönemin MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun şunları söylemiş:“Ben karamsar değilim. Bunları tanıyoruz. Öncekilerden farklı değiller. Yolsuzlukla mücadele edeceklerdi, ne oldu? Yok.. Bunlar da çıkar peşinde!” Cumhuriyetimizin laik temelini koruyan sigortaya bakar mısınız?Bundan böyle iki güzelliği bir arada yaşama hayalimizden vazgeçeceğiz; öyle mi?Demokratik rejimin laiklik ayağı çok sağlam olsun istiyorsak, ülkeyi yönetenlerin çıkar peşinde koşmalarına, yolsuzluk yapmalarına göz yumacağız!Hatta sevineceğiz. O çıkıyor...Şu anda Türkiye’yi, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan hüküm giymiş bir partinin idare ettiğini düşünerek kederlenenler teselli bulabilirler.Çünkü eski MİT Müsteşarı’nın gözlem ve sezgilerine güvenecek olursak şunu bile söyleyebiliriz:Laik rejim hiç bu kadar garantide olmamıştı!Daha fazla garanti isteyenler Tevfik Fikret’in “Han-ı Yağma” şiirinin o ünlü mısraları ile siyasi yöneticilerimizi teşvik ederek sigortayı güçlendirebilirler:Yiyin efendiler yiyin!
AKP herhalde uğuruna inandı her seçim arifesinde anayasa değişikliği tartışması açıyor.Son denemenin anıları hafızalarımızda canlılığını korurken akla gelen şu oluyor:Eski kafalarla anayasa değişikliği yapılamadığı anlaşıldığına göre herhalde bu defa evrensel kurallara saygı gösterilecektir. Yani?..İktidar partisi meclisteki sayısal gücünü kötüye kullanmayacak, parlamento düzleminde uzlaşma arayacak, arayışa da iktidar grubu değil tarafsız konumu ile TBMM Başkanı liderlik edecektir.Ama ilk işaretler bu iyimserliği desteklemiyor. Süreç böyle işlemiyor.Başbakan Erdoğan işareti seçim meydanlarından vermiş ve “mini anayasa değişikliği paketi” meclis zemininde oluşmak yerine adeta gökten düşmüştür.Tabii ki kafa kıracak, göz çıkaracak..Nitekim iki muhalefet partisi de benzer tepkiler göstermişlerdir. Ortak teşhis şudur:İşsizlikte tarihi rekor kırılınca AKP iktidarı “cambaza bak” taktiğini tekrar devreye sokmuştur.Amaç seçime giden şu son günlerde halkın dikkatini iktidar için başarısızlık olan bunaltıcı sorunlardan uzaklaştırarak sanki Türkiye’nin dertleri “keyfe keder” sayılacak meseleler düzeyine inmiş gibi bir hava yaratmaktır.Sistemin 3 sigortasıÖnümüzdeki seçim genel seçim değil. Anayasa değişikliği önerileri ile kafaları karıştırmanın samimiyeti olamaz.CHP’nin şüphelendiği şekilde AKP yerel seçimde “halktan güven oyu aldım” diyerek Anayasa Mahkemesi’ni meclis çoğunluğunun atayacağı üyelerle yeniden yapılandırmaya ve yargı sistemini tümüyle ele geçirmeye kalkışırsa bu, önündeki yola kendi elleriyle mayın döşemek anlamına gelecektir.Bizim anayasamız düzgün bir işleyişin garantilerini taşıyor aslında. Fakat AKP iktidarı döneminde bu denge bozulmuştur.Bizdeki sistem üç makamın tarafsızlığı üstüne kuruludur.Ama şu andaki Cumhurbaşkanı’na, TBMM Başkanı’na ve Anayasa Mahkemesi Başkanı’na kim tarafsızdır diyebilir?Bu durumun yarattığı dengesizlik, sistemin çıkış kapılarını paslı kilitlerin geçitvermezliğine mahkûm ediyor.O nedenle her şeyden önce bu durumun yarattığı güvensizliği aşmak gerekecektir.Dürüst oyun kazandırırMuhalefet partilerinin katılımını sağlamak AKP’nin ahlâki görevidir.Unutulmasın ki bu parti, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmaktan, yani ağır bir anayasa suçu işlemekten hükümlüdür.Güven duygusunu ayağa kaldırmanın yolu oyun kurucu rolünün hemen Meclis Başkanı tarafından devralınmasıdır. Tabii tarafsız olmak mecburiyetinde olduğunu hatırlaması koşulu ile..Bu yetmez; meclis çoğunluğuna hükmeden AKP de güven duyulmayı hak etmiyor. Onun da “fırsattan istifade” yargıyı ele geçirme niyetinde olmadığına ve yolsuzluklarla samimi olarak mücadele etmek istediğine halkı inandırması gerekiyor.Bunun kestirme yolu, Anayasa Mahkemesi’nin kompozisyonu ile oynamaya kalkışmamaktır önce.Sonra da “yargının bağımsızlığı” ilkesini boş lâftan anlamlı bir ilerleme konumuna yükseltecek adım olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu bakanın ve müsteşarın katılımından kurtarmaktır. Bitmedi... Erdoğan’ın yedi yıl önce verdiği sözü yerine getirdiğini nihayet göstermek, yani siyasi dokunulmazlıkları kürsü dokunulmazlığı ile sınırlandırmaktır.Anayasa suçu işlemiş bir iktidarın halkın güven duygusunu hak edeceği bir dönüşümü gerçekleştirmesi için asgari şartlardır bunlar...