Tehditle olmaz!

Haberin Devamı

Başbakan Erdoğan’ın gerginlik ve kavga ile beslenen bir siyaset makinesi olduğu doğru mu?

Bir hekim arkadaşım hiçbir bünyenin onun maruz kaldığı yükü kaldıramayacağını, zorlarsa sağlığını riske sokacağını söyledi.

İstisnası olmaz mı?

Şu şartla olurmuş:

“Gerginlik siyasetini profesyonelce yönetecek ve bu popülist stratejinin sadece kendisine artı yazdığına emin olacak.”

Yani bizim kontrolden çıktığını zannedip korktuğumuz anlarda Başbakan öfke maskesinin ardında sakin sakin oyununu oynuyor olacak...

Halk sorun çözen devlet adamlarına alışık olmadığı için öfkesini sahiplenip ifade eden siyasetçileri seviyor.

Bu avantajı Başbakan iyi kullanıyor.

Nitekim kendisine ve partisine “mağduriyet” üreten bu gerilim siyasetinden şimdiye kadar hep kazançlı çıkmıştır. Çünkü sesini ve gerilimi ne kadar yükseltirse, söylediklerine itirazlar ya kaynağında sönmekte veya gürültüde kaybolmaktadır.

Anketler kırmızı alârm

Başbakan tutarlı ve inandırıcı olmaya mecbur saymıyor kendini. Siyaseti kutuplaşma yaratıp çoğunluğun yanında yer tutma mantığına dayanıyor.

Dün patronlara “işçi çıkarmama”ları için çağrıda bulunduklarını belirttikten sonra şöyle devam etti:

“Çağrımıza uymayanlar tabii bunun hesabını, faturasını ödeyecekler. Bu ülkede dar zamanda el ele vermeyenler bunun bedelini ödeyecekler!”

Ne oldu? Bu tehdit nereden çıktı?

Seçim anketleri alârm vermeye başlamıştır. Kriz faturasının hükümetin kötü yönetiminden ötürü büyüdüğü her gün biraz daha iyi görülmektedir.

İşsizlik tarihin rekorunu kırdı.

Resmi rakamlar işsizlerin 3,2 milyon oranın yüzde 13,6 olduğunu söylüyor ama gerçek daha iç karartıcıdır.

İş bulmaktan umut kestikleri için adlarını yazdırmayan 2.3 milyon mutsuz vatandaş var. Topladığınız zaman işsizlerin gerçek rakamı 5.5 milyona, işsizlik oranı yüzde 22’ye yükseliyor.

Sahiden de korkmak lâzım bu tablodan.

Başbakan’ın korkusu yerinde ama ötesi hep yanlış... Boşuna zorluyor:

İşsizlere patronları sadist birer ideolojik hasımmış gibi hedef göstermek ve işçi çıkaranları tehdit etmek, acaba krizden zarar gören vatandaşların öç alma duygularına hedef
değiştirtebilir mi?

Bozulma yaygın ve hızlı

İşçi çıkarmak üzücü bir mecburiyettir. Hiçbir işveren bunu yaparken mutlu olmaz.

İşsizliğin sosyal afet halini aldığı dönemde siyasi iktidarın yapacağı seçim ekonomiyi kriz şartlarından üretim yoluyla çıkarmaya çalışmak olmalıdır.

İstihdamı ayrıca himaye etmek gerekiyorsa, çaresi işçi çalıştırmanın maliyetini hafifletmektir.

Vergileri indirmek, sigorta primlerini düşürmek gibi..

Çünkü işçi çalıştırmak için üretim yapmaz bir ekonomi, üretim yaptığı için ve üretim yapmak için işçi çalıştırır.

Fabrikalar çalışıyorsa kimse korkmasın.

O yüzden ABD hükümeti üç otomotiv firmasına 30 milyar dolardan çok para verirken “işçi çıkarmayacaksın yoksa..” tehdidini savurmadı.

Bankalara trilyonun üstünde dolar koyduğu halde onları da sadece küçük ve orta ölçekli şirketleri kollamaya özendirdi.

Tüketici bireye bir şey vermedi mi?

Verdi ama devlete ne kadar vergi ödediğine bakarak yaptı bu işi. Sadaka göndermedi, bir nevi vergi iadesinde bulundu.

AKP iktidarı zamanında değerler ve kurumlar, pek çok şey bozuldu.

“Ne kadar” derseniz...

Darwin’e sansür uygulamak TÜBİTAK’ı ne kadar bozmuşsa ortalama o kadar!

DİĞER YENİ YAZILAR