Uyanma vakti!

25 Şubat 2009

Rejimin İslâmcı bir aşırılığa savrulacağı korkusu, sadece içerdeki cumhuriyetçileri korkutuyordu.Devletin kontrolünü ve sivil toplumun iplerini ele geçiren iktidarı muhalefet durduramıyordu.Artık dışarıda da rahatsızlık uyanmaya başlamıştır. Türkiye’nin Batı’dan koparak Rusya-İran-Sudan hattına kaymakta olduğuna dair sirenlere işte birileri basmıştır.AKP’ye devleti ve toplumsal hayatı dönüştürme yönünde fütursuzca hareket etme cesareti veren önemli etken, dışardan sağladığı destekti.Şimdi ortaya çıkan eğilim AKP’yi fren yapmaya mecbur edebilir mi?Tanınmış bir düşünce kuruluşu olan The Washington Institute tarafından hazırlanan Türkiye raporu, iki uzmana dayanarak ciddi tespitler yapmıştır.Amerika’nın eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris ve Alman Marshall Vakfı Türkiye uzmanı Ian Lesser’e göre Türkiye Batı’dan uzaklaşıyor.Mark Parris Başbakan Erdoğan’ın bürokrasiyi kendi dünya görüşündeki insanlarla doldurmaya çalışan, basına paranoya duyan tüm vizyonu bir sonraki seçimlerle sınırlı Amerika ve AB ilişkilerine sadece “bana ne verebilirler” duygusuyla bakan bir kişi olarak görülebileceğini söylüyor.Gizli ajandası bulunduğu ve Türkiye’ye İslâmi bir model empoze etmeye çalıştığı ihtimalini risk faktörü olarak kayda geçiriyor.Türkiye savrulmasın...Mark Parris AKP’ye ve Tayyip Erdoğan’a düşman biri midir? Hayır..Tam aksine, kapatma davası sırasında etkili bir AKP savunucusu olmuş, hem Amerika’da hem Türkiye’ye gelişlerinde Erdoğan’ın “yeri doldurulması zor, karizmatik bir lider” olduğuna dair konuşmalar yapmıştı.Bugün ise Türkiye’nin ABD karşıtı ya da anti-semitist bir eksene kaydığı konusunda yeni Amerikan Başkanı Obama’yı uyarıyor.Türkiye’de liberal demokrasinin oluşturulması için yardım gerektiğini söylüyor.Şimdi... Tayyip Erdoğan ve icraatı üstünde gerçekçi değerlendirmelerin yapılmaya başlaması Türkiye’nin sürükleneceğinden korkulan maceralara karşı korunma şansı yaratabilir mi?Batı düne kadar Türkiye’de laik rejimi tehlikeye sokacak gelişmeleri adeta teşvik ediyordu.Eğer tavır değişikliği kalıcı olursa, evet bu değişim şans olabilir.Gölge etmesin yeterYaşamı dönüştürecek altyapı kurulmuş, laik kurumlar kuşatılmış, karşı devrim şartları olgunlaşmış, direnç gösteren ve göstermesi muhtemel odaklar bastırılmış haldedir.Tam bu noktada yeni Beyaz Saray yönetiminin uyarılması, ihtiyacı olan tarihi şansı Türkiye’ye umarız kazandıracaktır.Bizi Amerika mı kurtaracak?Hayır.. Gölge etmesin yeter.Çünkü bu noktaya Amerika’ya rağmen değil, onun “ılımlı İslâm” zırvaları sayesinde geldik.Devletteki işgal neredeyse tamamlanmış sivil toplumun tüm katmanlarında cemaatçi siyaset örgütlenmesi, ürünlerini devşireceği olgunluğa ulaşmıştır.Dün İstanbul Ticaret Odası’nda seçim vardı. Lokanta ve Kafeler Komitesi’nde bir “ilk” yaşandı. İçki satmayan lokantalar, içkili lokantaları 256’ya karşı 418 oyla yönetimden tasfiye etti.Aynı şekilde Banka ve Finans Kuruluşları Komitesi’nde de İslâmi bankacılığın tarafı iktidar güdümlü kamu bankalarının desteğini alarak seçimi 288’e karşı 582 oyla kazandı.Hâlâ doğru yolda ilerlediğimizi düşünenler çocukları için de düşünsünler biraz.Dış dünyanın ve içerideki egoist aydınların yanılgısından doğan tehlikeyi, sadece böyle bir sorumluluk duygusu göğüsleyebilir.29 Mart’tan önce uyanmak lâzım!

Devamını Oku

Gitmiş gelmiş!

24 Şubat 2009

Adaletsizliği önleme gücünden insanların yoksun kaldığı anlar her yerde yaşanabilir. Fakat adaletsizliğe sustukları, haksızlığa yüksek sesle itiraz etmedikleri durumlar Batı toplumlarında değil, sadece demokrasisi emekleyen toplumlarda görülür.O toplumlar da eninde sonunda bir diktatörün yumruğu altında yaşamaya mahkûm olurlar.Oralardaki toplumsal şartlar seçilmiş liderleri bile despot hükümdar kimliğine götürür.Karşılıklı etkileşimin canavar yaratan sürecini AKP iktidarında dramatik biçimde yaşıyoruz işte...Tayyip Erdoğan AB’ye üyelik hedefine yönelmiş, bireysel hak ve özgürlüklere bağlı hoşgörüye sahip bir siyasi lider kimliği ile ortaya çıktı, demokratik yolla geldi.Ama kısa zaman sonra hayatından şikâyetçi olan bir çiftçiye “Al ananı da git” diye başlayan evriminde nerelere vardı; görüyoruz!Başbakan, diktatörlerin devasız hastalığına tutulmuştur artık:Herkesten teslimiyet bekliyor ve eleştiriye kesinlikle tahammül edemiyor!Bu dokunulmazlığı ve buyurganlığı karşılıksız, katıksız istiyor..Kurtuluşun şartı: TeslimDemokrasi, ahali değil birey üstünde yükselir. Türkiye’de önemli bir halk kesimi demokrasinin yüklediği sorumlulukları taşıma yeterliliğine sahip bulunmadığı için bu hak ve yetkiyi, seçtiği lidere devretmiştir. Sonuç ortada:Bir diktatör ve tepkisiz, kaygısız, uysal bir halk...Seçim gezisinde kendisine eşlik eden gazetecilerden biri sormuş:“Davos’ta moderatöre, omzunuza dokunduğu an vurmayı düşündünüz mü?” Cevap: “Öyle bir şey geçti içimden. Gittim, geldim yani!..” Erdoğan, halkın yarısına yakın kesiminin hak ve ödevlerini isteyerek devrettiği bir diktatör durumundadır.“Astığım astık, kestiğim kestik” yetkilerini kullanmaktan memnundur, hatta kendisine hak olduğuna inanmaktadır.Davos’taki moderatöre vurmamıştır ama burada öfkesine hedef olanlara hak, hukuk, adalet demeden vurmaktadır. Kendi inkâr etse de çevresi, tehdit ederken itiraf etmektedir.İktidar kanadının tanınmış kalemlerinden biri cumartesi günü Doğan Medya Grubu’na kesilen vergi cezasının sebebini ve kurtuluş çaresini benzersiz bir danışmanlık hizmeti (!) olarak sütununda yazdı.Aydın Doğan’ı gazete ve TV’lerindeki muhalif köşe yazarı ve programcılar hedef haline getirmişler.Bu teşhis kurtuluşun yolunu da gösteriyor: “At hepsini, kurtul!” Devletin parası ve gazabıAydın Doğan dün Wall Street Journal’a iktidarla ilişkilerin, Başbakan’ın çocuklarının işleri ve Deniz Feneri dolandırıcılığına dair haberlerin yayınlanmasından etkilendiğini belirterek “Bizi susturmak istedi, susmayı reddettik” dedi.Doğan Medya Grubu’nda muhalifler yanında iktidar icraatını ve tercihlerini beğenip destekleyen de çok sayıda kalem vardır. Ama bu yetmiyor Başbakan’a.O tam bir itaat, tartışmasız bir teslimiyet istiyor.Ondan dolayı sık sık gözü kararıyor, gidip gidip geliyor!Sabah-atv grubunu iktidar borazanı yapmak için devletin parasını kullanıyor hoşuna gitmeyen eleştirilerin kaynağı gördüğü medyayı susturmak için de devletin gazabı ile çullanıyor!Belli ki halk uyanana, yani demokrasimiz, sorumlu vatandaş sigortasına kavuşana kadar durum her gün daha kötüye gidecektir.Davos’ta aklından geçirdiği rezalet ve felâkete gitmiş, gelmiş.Davos’a yılda bir kere gidiyor.Kalan günlerin çoğunu Türkiye’de geçiriyor, ne yapacağız?Allah onu da, bizi de korusun!

Devamını Oku

Zor seçim!

21 Şubat 2009

Güneydoğu’da iktidar partisi önemli görev ve özverili bir yarış yapıyor.Ayrılıkçı siyasetin terör örgütü desteğinde kurduğu etkinlik, ülkenin birlik ve bütünlüğünü savunan partilere bu bölgede hayat hakkı tanımamaktadır.Bu akıntıya, muhafazakâr kimliğinden yararlanarak ve iktidar olanaklarını kullanarak AKP karşı koyabiliyor.Bölgede siyah beyaz karşıtlığı taşıyan iki siyasi partinin yarışacak olması, risk doğuruyor. Çünkü DTP’nin bölücü PKK’yı temsil eden bir rol oynaması, seçimin “referandum işlevi” göreceği yolundaki düşüncelere gerekçe oluşturuyor.Dünkü miting bu düşüncelerin doğurduğu sorumluluk duygusundan etkilenmiş olmalıdır. AKP’nin burada seçim kazanma arzu ve iddiası ülke bütünlüğüne bağlı çoğunluğun da isteğidir.Peki iktidar partisi, Diyarbakır’da seçimi kazanacağı ümidini uyandıran bir organizasyon becerisi göstermiş midir?Başbakan Erdoğan, seçim kazandıracak mesajları bölge halkına verebilmiş, onları tatmin edebilmiş midir?Mitingi izleyen arkadaşımız Ruşen Çakır “2004 ve 2007’deki mitingleri de izlemiştim. Bu toplantı onların yanında zayıf kaldı” dedi.Fakat şunu da ekledi: “PKK’nın tehditleri ve kötü hava dikkate alındığında toplanan kalabalığı yine de azımsamamak gerekir.” Peki mesajlar?Mesajların kitlede uyandırdığı etki?Başbakan’ın “Ya sev ya terk et” söylemi bölücü hevesleri artıran önceki konuşmalarını dengelemek ihtiyacı doğunca gelmişti. Dün de “Ya sev ya terk et” söylemini dengelemeye çalıştı.Konuşmasının bir yerinde “Türkiyeli olma ruhu”ndan söz etti, başka bir yerinde “Fırat ve Dicle nehirleri gönüllerimize aktıkça ebediyete kadar birlikte yürüyeceğiz” dedi.Bu sözler kafasının karışık olduğunu mu yoksa Kürt kimliğine vurgu yapmayı ihmal eden yaklaşımların seçim kazamayacağına inandığını mı gösteriyor?Ruşen Çakır, Kürtçe TV’nin hazmedilip neredeyse unutulduğunu aktardı. Bu gözlem “vermenin sonu yok” diyenleri ciddiye almak gerektiğini düşündürüyor.Hassas dengeyi korumak önem taşıyor.Seçimi bölücüler kazanmasın diye ölçüsü kaçmış tavizler pahasına sağlanacak galibiyet de temelde yenilgidir.Hatta DTP’ye kaybetmekten daha ağır bir yenilgi. Dikkat!Başbakan kaçar mı?Başbakan’ı kürsüde dinlerken o sözlerin aslında kendisine ait olmadığını sizin de düşündüğünüz oluyor mu?Mesela dün “Üç temel ilke ile yola devam ediyoruz” dedi ve saydı:“Hukuk, hürriyet, hizmet.” Bu üç kelimenin baş harflerine “he” de deseniz “ha” diye de okusanız aynı tepki sesleniyor:He-he-he veya ha-ha-ha!Keşke keyfimiz yerinde olsa da gülsek...AKP’nin hukukunda Türkiye, muhaliflerin bir kulp takılarak cezalandırıldığı onurlarının kırıldığı bir ülke oldu.AKP’nin hürriyeti deseniz, sadece iktidar yağcılarına bahşedilmiş bir hak.Hizmet anlayışına gelince, o da teşekkürü oy olan bir sadaka çapına inmiştir.Halbuki eskiden, vatandaşını onuru ile yaşatacak bir işe sahip kılmak, sosyal devletin bir numaralı hizmeti sayılıyordu.Başbakan’ın kürsüye bitişik ekranlardan değil, kalbinden okuduğu gerçek düşüncelerini öğrenmek istiyoruz. Bu her demokratik toplum gibi bizim de hakkımız.CHP lideri Baykal’ın çağrısına uyarak bir TV tartışmasında onunla karşı karşıya gelmeyi kabul etmelidir.“Korkup kaçtı” dedirtmek koskoca “Davos Fatihi”ne yakışmaz herhalde; öyle değil mi?

Devamını Oku

İstifanın keyfini çıkar Sevigen!

20 Şubat 2009

Mehmet Sevigen dün CHP Genel Sekreter Yardımcısı görevinden istifasını açıklarken ilginç bir soru ortaya attı:“İstifamı isteyen gazeteci ağabeylerim bakalım şimdi ne diyecekler?” Kendi hesabıma ben kutluyorum!Adının karıştığı olayın gazetede yayınlandığı ilk gün yapsaydı bu işi daha iyi olurdu ama yine de siyaset kültürümüze olumlu bir katkıda bulunmuş sayılabilir.Çünkü o, böyle bir gölge ile makam işgal etmenin yanlışlığını AKP’deki benzeri Şaban Dişli’den daha erken fark etmiştir.Sevigen’in bu meselede kendisini yenilgiye uğramış hissederek hınçlanması, attığı doğru adımı sakatlayacağı gibi kendisine de zarar verecektir.Dünkü açıklaması sırasında kullandığı “haysiyet cellâdı” sıfatını kime, kimlere lâyık gördü, onu söylemelidir.Kendisi arsa satışına aracılık eden ve kâr payı anlaşması yapan bir siyasetçidir. Üstelik ana muhalefet partisinin üst düzey yetkilisi konumundadır.“Menfaat sağlamadım” diyor.Diyor ama “menfaat sağlamak istediği ve bunun için bazı hizmetler yaptığı” belgelenmiş haldedir.Buna fırsatçılık denirBir siyasi yönetici olarak katıldığı hizmet 5,2 milyon dolarlık arsayı 14 milyon dolarlık bir gayrimenkule dönüştürürken, vaat ettiği 200 bin dolarlık sermaye katkısı 1.1 milyon dolarlık menfaat getirecekti.Yani hizmetin getiri katsayısı 2.7 iken Sevigen’in 200 bin doları 5.6 katına çıkacaktı.Yaptığımız iş, kamu adına denetim görevidir, yani medya fonksiyonunun iyi bir örneğidir.İstifa ile sonuçlanması ise, Sevigen’in haysiyetine fazladan bir zarar vermediği gibi onun tecrübesinde yaşanan ibret hiç kuşkusuz birçok yeni siyasetçinin haysiyetini benzer günahlara karşı koruyacaktır.Türk siyasi kültürünün pek alışkın olmadığı istifa fedakârlığında bulunurken Sevigen’in bir de özür dilemesini beklemiyorduk. Ama istifa mecburiyetini doğuran sebebi unutarak bulunduğu durumdan menfaat çıkarmaya kalkışması hatadır, hatta tehlikelidir.Buna “düştüğü yerden bir avuç toprakla kalkma” fırsatçılığı derler!Ve böyle davranması, istifasının genel başkanını, partisini ve çalışma arkadaşlarını korumak için verdiğine dair sözlerinin samimiyetine gölge düşürür.Tehlikeli bir kumarVATAN yönetimine üstü kapalı suçlama yönelten Sevigen, milletten aldığı yetkiyi kullanırken hassasiyet gösterdiği için cezalandırıldığını düşündürmeye çalışıyor.Yaptığı yalnız Zafer Mutlu’ya değil VATAN ailesine yöneltilmiş bir iftiradır.İstifasına sebep olan rezalet patlak verdiği gün Sevigen’in, sağda solda Bakırköy adaylığı için nüfuz kullanmasını istediğimizi neye dayanarak seslendirdiğinin hesabını soran Mutlu’ya tanıklar önünde “Ben böyle bir şey söylemedim” dediği halde dün aynı çamurla oynamaya kalkışması, bu istifanın zannedilenin ötesinde hayırlar getireceğini göstermiştir.“Efendim CHP’ye yönelik bu yayın AKP’nin yolsuzlukları ile denge sağlama girişimi” imiş!Hayır efendim değil... Yapılan, bağımsız tarafsız, namuslu gazeteciliğin gereğidir.Denge sağlama girişimi diyemezsiniz buna.Olsa olsa temiz siyaset özlemine adanmış bir avuç cesur gazetecinin iktidar-muhalefet demeden kirlenen siyaseti arındırma girişimi diyebilirsiniz!Sevigen sonunda iyi bir iş yaptı. Gördüğü takdirlerin tadını çıkarmaya baksın.Pişmanlıktan kahramanlık üretmeye kalkışmak şaşkınlık olur!

Devamını Oku

Rejim sorunu!

19 Şubat 2009

Deniz Baykal’ın dediği doğru, olay doğrudan bir rejim sorunudur.“Demokrasinin ne gibi tehdit ve tehlikelerle karşı karşıya olduğunu ortaya koyan muazzam bir konu” ile karşı karşıyayız. Doğan Yayın Holding’e çıkarılan vergi cezasının haklı olup olmadığına yargı karar verecektir.İktidarın mali idam fermanından etkilenerek kimse bu hamlenin ardındaki niyeti sorgulamayı ihmal etmemeli.Tebliğ edilen vergi cezası konusunda dün görüş açıklayan uzmanların hepsi suçlamanın zorlama olduğuna işaret ettiler. Zaten bunu çocuklar bile sezinliyor.Başbakan biat etmeyen medyaya öfke içindedir, onlara diz çöktürtmek için yandaşlarını defalarca boykota kışkırtmıştır.Pusudaki tehditVergi cezası, 2006 yılında alındığı iddia edilen bir paranın şirket kasasına 2007 yılı başında girmiş gösterildiği yargısına dayanıyor.Bu konuda hiçbir kanıt bulunmuyor ama iddia doğru olsa ödenecek vergi daha yüksek mi olacaktı?Cevap hayır!Dediğimiz gibi asıl vahim tehdidi cezanın kendisi değil örttüğü niyet oluşturuyor. Adalete dayanmayan ceza yargıdan döner ama bu susturma yöntemleri, belli ki basın özgürlüğü için sürekli bir tehdit olarak pusuda bekleyecektir.Başbakan dün güya kendini savundu: “Alışmışlar medya gücünü kullanarak başka şeylerin kavgasını vermeye menfaat devşirmeye...” Açık ki bu değerlendirmeden Sabah-atv grubunu kendi safına devşirmek için olmadık suçları ve günahları göze almış bir siyasetçinin kompleksleri yansıyor.Durum vahim...İktidar medyaya karşı baskı rejimi yöntemlerini baştan beri kullanıyordu. Kapatma davasının yarattığı panik içinde yöntemler vahşileşti. Medya mali denetim yoluyla terbiye edilmeye çalışıldı.İktidar muhalif medyaya vergi memurları ile adeta bir bıçak sokuyor sonra hoşuna gitmeyen haberler çıktıkça bıçağı çeviriyor.Şu anda düşülebilecek en vahim yanılgı, bu olayı iktidar-Doğan çatışması saymaktır.Bunlar geçecektir ama intikam operasyonu ardında gizlenen zihniyet, iddiasından hiç vazgeçmeyecek ve bulduğu her fırsatı, hayalindeki rejimi kurmak için kullanacaktır.Ülkenin milli menfaati Başbakan’ın yargılarındaki yanlışları bir an önce yakalayıp zarar vermesini önlemektir.Tayyip Erdoğan dünkü mitinginde, muhalefet liderlerinin Sivas’ın doğusuna geçmeye cesaret edemediklerini söylerken övünüyordu.Bu elim gerçeği başarısı olarak algılayan bir iktidar tarafından yönetiliyor olmamız bahtsızlıktır.O durumu gerçeğin farkında olan bir ana muhalefet dengeliyor diyebilirsiniz belki ama...Rant vurgununda suçüstü yakalanmış adamını savunabilen bir muhalefet lideri ile ne kadar inandırıcı olup neyi kurtarabilirsiniz?Durum belki umutsuz değil ama çok vahim!

Devamını Oku

Teslim ol ihtarı

18 Şubat 2009

Doğan Yayın Holding’e dün Maliye’den 826 milyon liralık vergi cezası tebliğ edildi!Bu eylemin, Doğan grubuna bağlı medya kuruluşlarını susturmaya yönelik niyet ve heveslere hizmet ettiğini herkes kolaylıkla tahmin edebilir.Çağımızın özgürlük anlayışı yüksek sesle yaşayanları çoğaltmaya çalışırken Türkiye’deki siyasi iktidar denetim ve eleştiri görevinden vazgeçmiş bir medya yaratmaya uğraşıyor.Kaba bir “teslim ol” uyarısı ile karşı karşıyayız!Devlet gücünü haksız kullanmak zalimliktir. İktidar teröründen kaynaklanan korku toplumda hızla yayılıyor.Boyun eğmeye razı olmayan kurumlara bu tür yöntemler uygulanıyor.Peki yargı, bu yapılanın adaletsizliğini saptadığı zaman ne olacak?Hedef alınanlar, demokrasiye hak ve özgürlüklerine bağlı, ahlâk ve cesaret sahibi erdemli insanlar çıkacaktır -daima öyle olur- o zaman bu despotluğu terbiye yöntemi sayan zihniyet ne yapacaktır?İktidar Türkiye’nin imajına ve kendi çıkarına zarar veren talihsiz bir tertibin içindedir. Vergi cezasının, Başbakan’ın yandaşlarına “okumayın” dediği gazeteleri hedef alması niyeti açığa vuruyor.Cezalandırılmak istenen kişinin, uzun yıllardan beri ülkede vergi rekortmenliği onurunu taşıyan girişimci olması da hüzün veren bir çelişkidir.Sonra... Kişilikli kuruluşların her an iktidarın gazabına uğrayabileceği, Türkiye’nin yatırımcılar için güvenli bir ülke olmadığı şüphesi yaratmak bu kriz döneminde göze alınacak iş midir; düşünmek lâzım.Devlet yetkilerini gazaba dönüştüren mali cezalar elbette vahim bir durumdur ama bu cezalarla ideal bir medya ortamına ulaşacağını zanneden zihniyet daha yakın ve daha ağır bir tehlikedir.Ülkenin yarınları demokrasiyi ve onun vazgeçilmezi olan basın özgürlüğünü korkusuzca savunacak yürekli aydınlar talep ediyor!*****Yarışta Bülent Arınç farkı Yanlışlara batmış bir iktidar olduğu halde AKP niçin CHP tarafından alt edilemiyor?Çünkü daha iyi bir alternatif olacağı ümidini vermiyor!İşte yeni bir örnek daha..Ülke günlerden beri Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen’in karıştığı imar yolsuzluğu ile çalkalanıyor.Belge ortada ve daha önemlisi Sevigen’in itirafı var.Ama parti yönetimi, seçim arifesinde CHP’ye ağır zarar veren bu meseleyi konuşmaya değer bulmadı. MYK’nın sözcüsü Özyürek “Ortada hukuki değil etik bir sorun var” dedi.Bu durumda CHP, üyelerine “Yasalara uyun yeter; ahlâklı davranmasanız da olur” mesajı mı vermek istedi?Siyasi rekabet kıyas üstünde yürüyor. Aynı tecrübeyi AKP Şaban Dişli olayında yaşamış ve Dişli aynı kurulda istifaya ikna edilmişti.Ama orada, kanun yasak demese de milletvekillerinin şüpheli paralı işlerden, ahlâksızlıktan uzak durması gerektiğini açık açık söyleyebilen Bülent Arınç vardı.Bir gün CHP’ye de bir Bülent Arıç dileyeceğim hiç aklıma gelmezdi.Hayat sürprizlerle dolu.

Devamını Oku

Parti bayrağı kalkan mı?

17 Şubat 2009

CHP Genel Sekreter Yardımcısı Sevigen’i dün TV’de izlerken içim hüzün doldu.Seçimde AKP’yi kent rantlarına yönelik soygunlarıyla vuracağına inanan ana muhalefet partisi üst düzey bir yöneticisinin şahsında umutsuz bir savunma yapıyordu.Çünkü Genel Sekreter Yardımcısı Mehmet Sevigen tam da CHP’nin savaş açtığı soygun türüne uyan bir imar rezaletine bulaştığı için VATAN’ın hedefi olmuştu.Yolsuzluğu kanıtlayan belge elde olduğundan sözü uzatmanın anlamı yoktur. Benzer olayda AKP Genel Başkan Yardımcısı Dişli nasıl görevinden istifa ettiyse Sevigen de aynı fazileti göstermek borcu altındadır.Bayrağa hakaretFakat belli ki direnecek.. Çünkü partinin altı oklu bayrağını arkasına alarak konuştuğuna göre CHP’nin lideri ve Genel Sekreteri ona kanat germişler demektir.Sormak lâzım:Ne hakları var?Bir borçları mı var?Bir kader seçim arifesinde halka “Yok birbirlerinden farkları. Al birini vur birine” dedirtmek ağır bir sorumluluktur.Baykal, VATAN’da çıkan belgelere rağmen Genel Sekreter Yardımcısı’nın hâlâ parti bayrağına sığınmayı hak ettiğini düşünüyorsa kendi samimiyeti tartışma konusu olur.Sevigen dün haber kanallarında yarım saate yakın savunma yaptı.Ama meseleyi bilmeyenler bile ekranda görünen adamın temiz olmanın gücü ile hesap soran biri değil “Ben ettim, siz etmeyin” diyen bir çaresiz olduğunu tahmin ederlerdi.“Şecaat arzederken merdi kıpti sirkatin söylermiş...” Açık bir itiraf... Olay, bir yeşil alanın 23 katlı lüks bir yapıya dönüşmesiyle ilgili vurgunda Sevigen’in ne yaptığıdır.Evet, bütün bu katakulliler Başbakan’ın sınıf arkadaşı Mehmet Emin Erkan’a yeni milyon dolarlar kazandırmıştır ama işi kotaran adam olarak Mehmet Sevigen de unutulmamıştır.Sevigen dün kendisine “Emek verdin, ortak ol” dediklerini söylüyordu.Bu söz savunma değil açık bir itiraftır!Bir imar yolsuzluğunda ana muhalefet partisinin üst düzey yöneticisi ne rol oynayabilir ki?Vereceği “emek” veya hizmet olsa olsa nüfuz suiistimali olur.Sevigen dün, kendisine komisyon anlamında menfaat kazandıracak taahhüdü yazıya döken belgeyi reddedememiş sadece “Ben edimimi yerine getiremediğim için ortaklık gerçekleşmedi” demiştir.Sevgilisinin evinde yakalanan evli adamlar ne diyeceklerini bilemeyip “aynı yatakta yakalanmadık” diyerek temize çıkacaklarını zannederler ya, ona benziyor.Orada ne halt ediyordun? Bu işlerin içinde ne arıyorsun?Boğazına kadar batmıştır rezalete. İstifasını istemek, direnirse azil işlemine başvurmak dışında çıkar yol kalmamıştır.Buna rağmen tahrikler durmayacaktır.Yalnız unutulmasın:Onu koltuğuna yapışması için cesaretlendirenler, bilerek veya istemeden Kemal Kılıçdaroğlu’nun seçim şansını baltalayacaklardır!

Devamını Oku

Asabi baba...

16 Şubat 2009

Mantık, halkın seçim fırsatını iktidardan kurtulmak için kullanacağını düşündürüyor.Ama manzara bunu doğrulamıyor.Kriz, işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluklar...Bunların her biri sandıkta hükümeti yok edecek sebeplerdir ama Başbakan Erdoğan bu kamburları adeta avantaja çeviren sihirbazlıklar sergiliyor.Anketler, artan olumsuzlukların AKP oylarında erime yaratmadığını gösteriyor.Sıcak odalarını pek seven muhalefet liderleri, kış kıyamet demeden Anadolu’yu bir uçtan öbürüne harmanlayan Tayyip Erdoğan’ın en büyük şansıdır.Fakat galiba Türkiye’ye özgü sosyolojik gerçekler, yani Recep İvedik 2’ye rekorlar kırdıran beğeni ölçütleri de bu işte çok etkili oluyor.Meselâ Erdoğan’ın Davos’ta İsrail Cumhurbaşkanı’na tepki gösterirken kullandığı dil, uluslararası zeminde “diplomatik rezalet” diye tanımlandı ama Başbakan’ı aynı sebep Türkiye’de “Davos Fatihi” yaptı.Önceki gün Sinop’taydı. Açılış törenindeki bir aksaklığa tepkisi şu oldu:“Şimdi küfür ettireceksiniz bana!” Bankacılarla yaptığı kapalı toplantıda Devlet Bakanı Kürşad Tüzmen’e sinirlenip “Başlatma şimdi” diye giriştiği azarlama seansı medyaya yeni sızdı.Halkın çoğunluğu bayılıyor herhalde bu üsluba.. Mesela dün Nevşehir’deydi ve oy avcılığı amaçlı yardımların Anayasa’ya aykırı olduğunu söyleyen Yüksek Seçim Kurulu’na kulak asmayacağını, hedef seçtiği kitlenin hoşuna gittiğini düşündüğü sözcükle bağırıyordu:“Devam edeceğiz... Yani CHP şöyle diyor bu böyle diyor; bizi ırgalamaz!” Başbakan bu “asabi baba” rolünü içinden gelerek mi, yoksa en yüksek desteği o rolle yakalayacağını düşündüğü için mi oynuyor?Bilmiyoruz ama yarattığı tablo bana Levent Kırca’nın yıllar önce TV’de sahnelediği bir parodiyi hatırlattı:Zınga zınk dolu bir lokantanın sahibi, sinek avlayan komşu lokantanın sahibine sırlarını açıklarken müşterilerini azarlıyor, onlara kaba davranıyor, fasulye isteyene pırasa veriyor, itiraz edenin başına kepçeyle vuruyor ve “Bizim ahali sertlikten hoşlanır, kim kazıklıyorsa onu sever” diyor.Başbakan “Her toplum layık olduğu şekilde yönetilir” sözünü iyi anlamakla kalmamış, halkın şifrelerini de doğru çözmüş olabilir.Ama bu toplumun daha iyi bir yönetimi hak ettiğini düşüneceği bir zaman hiç gelmeyecek mi?Yoksa kendi lâyık gördüğü de bu mu?Kılıcını haklı kullan!Beşiktaş’taki “Selenium Panorama” öyküsündeki bahtı kara arsa Başbakan’ın sınıf arkadaşı M. Emin Erkan’ın ellerinde 23 katlı bir gökdelen haline gelmiş.Evet ama büyük rantı doğuran başrolü de CHP Genel Sekreter Yardımcısı Sevigen oynamış. Peki, satıcıyı bulup anlaşmayı sağlayan Sevigen dua almak için mi yapmış bu hizmetleri? Hayır..VATAN’ın bugünkü manşeti, Sevigen’in iş bitiminde esaslı bir menfaat sağlayacağına dair belgeyi önümüze koyuyor.İmar atraksiyonları, kent rantları yoluyla halkın arsızca soyulmasıdır.CHP İstanbul adayı Kılıçdaroğlu şöhretini AKP Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’yi bu suçun üstünde yakaladığı için hak etmişti.Bu başarının AKP’ye de hizmeti oldu, partinin önemli bir koltuğu Dişli’den kurtuldu.Şimdi aynı hizmeti kendi partisine yapma fırsatı Kılıçdaroğlu’nun önündedir.Sevigen’in istifasını sağlamadan seçime girmesi, onun bütün kirli adamlara değil, sadece AKP’dekilere muhalif olduğunu gösterir. Çekiciliğini alır götürür.Kendi evini temizleme cesareti göstermesi ise onu yüceltir. Haydi!

Devamını Oku