Gitmiş gelmiş!

Haberin Devamı

Adaletsizliği önleme gücünden insanların yoksun kaldığı anlar her yerde yaşanabilir.

Fakat adaletsizliğe sustukları, haksızlığa yüksek sesle itiraz etmedikleri durumlar Batı toplumlarında değil, sadece demokrasisi emekleyen toplumlarda görülür.

O toplumlar da eninde sonunda bir diktatörün yumruğu altında yaşamaya mahkûm olurlar.

Oralardaki toplumsal şartlar seçilmiş liderleri bile despot hükümdar kimliğine götürür.

Karşılıklı etkileşimin canavar yaratan sürecini AKP iktidarında dramatik biçimde yaşıyoruz işte...

Tayyip Erdoğan AB’ye üyelik hedefine yönelmiş, bireysel hak ve özgürlüklere bağlı hoşgörüye sahip bir siyasi lider kimliği ile ortaya çıktı, demokratik yolla geldi.

Ama kısa zaman sonra hayatından şikâyetçi olan bir çiftçiye “Al ananı da git” diye başlayan evriminde nerelere vardı; görüyoruz!

Başbakan, diktatörlerin devasız hastalığına tutulmuştur artık:

Herkesten teslimiyet bekliyor ve eleştiriye kesinlikle tahammül edemiyor!

Bu dokunulmazlığı ve buyurganlığı karşılıksız, katıksız istiyor..

Kurtuluşun şartı: Teslim

Demokrasi, ahali değil birey üstünde yükselir. Türkiye’de önemli bir halk kesimi demokrasinin yüklediği sorumlulukları taşıma yeterliliğine sahip bulunmadığı için bu hak ve yetkiyi, seçtiği lidere devretmiştir.

Sonuç ortada:

Bir diktatör ve tepkisiz, kaygısız, uysal bir halk...

Seçim gezisinde kendisine eşlik eden gazetecilerden biri sormuş:

“Davos’ta moderatöre, omzunuza dokunduğu an vurmayı düşündünüz mü?”

Cevap: “Öyle bir şey geçti içimden. Gittim, geldim yani!..”

Erdoğan, halkın yarısına yakın kesiminin hak ve ödevlerini isteyerek devrettiği bir diktatör durumundadır.

“Astığım astık, kestiğim kestik” yetkilerini kullanmaktan memnundur, hatta kendisine hak olduğuna inanmaktadır.

Davos’taki moderatöre vurmamıştır ama burada öfkesine hedef olanlara hak, hukuk, adalet demeden vurmaktadır. Kendi inkâr etse de çevresi, tehdit ederken itiraf etmektedir.

İktidar kanadının tanınmış kalemlerinden biri cumartesi günü Doğan Medya Grubu’na kesilen vergi cezasının sebebini ve kurtuluş çaresini benzersiz bir danışmanlık hizmeti (!) olarak sütununda yazdı.

Aydın Doğan’ı gazete ve TV’lerindeki muhalif köşe yazarı ve programcılar hedef haline getirmişler.

Bu teşhis kurtuluşun yolunu da gösteriyor: “At hepsini, kurtul!”

Devletin parası ve gazabı

Aydın Doğan dün Wall Street Journal’a iktidarla ilişkilerin, Başbakan’ın çocuklarının işleri ve Deniz Feneri dolandırıcılığına dair haberlerin yayınlanmasından etkilendiğini belirterek “Bizi susturmak istedi, susmayı reddettik” dedi.

Doğan Medya Grubu’nda muhalifler yanında iktidar icraatını ve tercihlerini beğenip destekleyen de çok sayıda kalem vardır. Ama bu yetmiyor Başbakan’a.

O tam bir itaat, tartışmasız bir teslimiyet istiyor.

Ondan dolayı sık sık gözü kararıyor, gidip gidip geliyor!

Sabah-atv grubunu iktidar borazanı yapmak için devletin parasını kullanıyor hoşuna gitmeyen eleştirilerin kaynağı gördüğü medyayı susturmak için de devletin gazabı ile çullanıyor!

Belli ki halk uyanana, yani demokrasimiz, sorumlu vatandaş sigortasına kavuşana kadar durum her gün daha kötüye gidecektir.

Davos’ta aklından geçirdiği rezalet ve felâkete gitmiş, gelmiş.

Davos’a yılda bir kere gidiyor.

Kalan günlerin çoğunu Türkiye’de geçiriyor, ne yapacağız?

Allah onu da, bizi de korusun!

DİĞER YENİ YAZILAR