Güneydoğu’da iktidar partisi önemli görev ve özverili bir yarış yapıyor.
Ayrılıkçı siyasetin terör örgütü desteğinde kurduğu etkinlik, ülkenin birlik ve bütünlüğünü savunan partilere bu bölgede hayat hakkı tanımamaktadır.
Bu akıntıya, muhafazakâr kimliğinden yararlanarak ve iktidar olanaklarını kullanarak AKP karşı koyabiliyor.
Bölgede siyah beyaz karşıtlığı taşıyan iki siyasi partinin yarışacak olması, risk doğuruyor. Çünkü DTP’nin bölücü PKK’yı temsil eden bir rol oynaması, seçimin “referandum işlevi” göreceği yolundaki düşüncelere gerekçe oluşturuyor.
Dünkü miting bu düşüncelerin doğurduğu sorumluluk duygusundan etkilenmiş olmalıdır. AKP’nin burada seçim kazanma arzu ve iddiası ülke bütünlüğüne bağlı çoğunluğun da isteğidir.
Peki iktidar partisi, Diyarbakır’da seçimi kazanacağı ümidini uyandıran bir organizasyon becerisi göstermiş midir?
Başbakan Erdoğan, seçim kazandıracak mesajları bölge halkına verebilmiş, onları tatmin edebilmiş midir?
Mitingi izleyen arkadaşımız Ruşen Çakır “2004 ve 2007’deki mitingleri de izlemiştim. Bu toplantı onların yanında zayıf kaldı” dedi.
Fakat şunu da ekledi: “PKK’nın tehditleri ve kötü hava dikkate alındığında toplanan kalabalığı yine de azımsamamak gerekir.”
Peki mesajlar?
Mesajların kitlede uyandırdığı etki?
Başbakan’ın “Ya sev ya terk et” söylemi bölücü hevesleri artıran önceki konuşmalarını dengelemek ihtiyacı doğunca gelmişti.
Dün de “Ya sev ya terk et” söylemini dengelemeye çalıştı.
Konuşmasının bir yerinde “Türkiyeli olma ruhu”ndan söz etti, başka bir yerinde “Fırat ve Dicle nehirleri gönüllerimize aktıkça ebediyete kadar birlikte yürüyeceğiz” dedi.
Bu sözler kafasının karışık olduğunu mu yoksa Kürt kimliğine vurgu yapmayı ihmal eden yaklaşımların seçim kazamayacağına inandığını mı gösteriyor?
Ruşen Çakır, Kürtçe TV’nin hazmedilip neredeyse unutulduğunu aktardı. Bu gözlem “vermenin sonu yok” diyenleri ciddiye almak gerektiğini düşündürüyor.
Hassas dengeyi korumak önem taşıyor.
Seçimi bölücüler kazanmasın diye ölçüsü kaçmış tavizler pahasına sağlanacak galibiyet de temelde yenilgidir.
Hatta DTP’ye kaybetmekten daha ağır bir yenilgi. Dikkat!
Başbakan kaçar mı?
Başbakan’ı kürsüde dinlerken o sözlerin aslında kendisine ait olmadığını sizin de düşündüğünüz oluyor mu?
Mesela dün “Üç temel ilke ile yola devam ediyoruz” dedi ve saydı:
“Hukuk, hürriyet, hizmet.”
Bu üç kelimenin baş harflerine “he” de deseniz “ha” diye de okusanız aynı tepki sesleniyor:
He-he-he veya ha-ha-ha!
Keşke keyfimiz yerinde olsa da gülsek...
AKP’nin hukukunda Türkiye, muhaliflerin bir kulp takılarak cezalandırıldığı onurlarının kırıldığı bir ülke oldu.
AKP’nin hürriyeti deseniz, sadece iktidar yağcılarına bahşedilmiş bir hak.
Hizmet anlayışına gelince, o da teşekkürü oy olan bir sadaka çapına inmiştir.
Halbuki eskiden, vatandaşını onuru ile yaşatacak bir işe sahip kılmak, sosyal devletin bir numaralı hizmeti sayılıyordu.
Başbakan’ın kürsüye bitişik ekranlardan değil, kalbinden okuduğu gerçek düşüncelerini öğrenmek istiyoruz. Bu her demokratik toplum gibi bizim de hakkımız.
CHP lideri Baykal’ın çağrısına uyarak bir TV tartışmasında onunla karşı karşıya gelmeyi kabul etmelidir.
“Korkup kaçtı” dedirtmek koskoca “Davos Fatihi”ne yakışmaz herhalde; öyle değil mi?
Zor seçim!
Haberin Devamı

