Lâyığımız bu mu!

Haberin Devamı

Turgut Özal “Anayasa’yı bir kez çiğnemekle bir şey olmaz” demişti. Yanılmış rahmetli...

Çünkü devamlı çiğnemekle de pek bir şey olmuyor!

Ülke bugün Anayasa Mahkemesi’nin “laiklik karşıtı eylemlerin odağı” olmaktan mahkûm ettiği bir partinin yönetiminde.

Bu iktidar, muhalefetin güçlü olduğu Tunceli’de seçim şansını arttırmak için seçmenlere beyaz eşya ve mobilya dağıtıyor.

Yüksek Seçim Kurulu dün bu eylemin yeni bir “Anayasa ihlâli” olduğuna oybirliği ile karar verdi.

Ne olacak şimdi?

Suçlular yakalanıp hapse mi atılacak?

Rüşvetle kirletilen bölgede seçimler iptal mi edilecek?

Suç işleyen parti ceza mı görecek?

Hayır... Bu ahlâksızlığı yapanlar baskın çıkacaklardır. “Daha birçok yerde muhtaç aileleri donatacaktık, mani oldular” diye yoksulları intikamcı duygularla sandığa göndermenin tahriklerini tezgâhlayacaklardır!

CHP’nin İstanbul adayı Kılıçdaroğlu’nun her gün başka bir rezaleti toplumun önüne koyduğuna bakarak endişeye kapılanlar ve “Önümüzdeki üç aylık propaganda dönemini besleyecek kadar yolsuzluğu nereden bulacak?” diye ümitsizlik ifade edenler yanılıyor olabilirler.

AKP, yolsuzluk araştırıcıları için altın madeni gibi.

İşte Kılıçdaroğlu son olarak Atasay Kuyumculuk’un sahibi ile Başbakan arasındaki ilişkinin aile dostluğunu aşıp ticari ortaklık boyutlarında yaşandığını ortaya çıkarmıştır.

Kılıçdaroğlu sayesinde Erdoğan’ın iki oğlunun Atagold şirketindeki ortaklıkları deşifre edilmiş, ortaklıklarını gizlemek amacıyla alınmış tedbir de şüphe gölgelerini artırmaktan başka işe yaramamıştır.

Başbakan kaçamayacağı suçlamalardan onları küçülterek kurtulmaya çalışıyor.

Oğlunun gemisi ortaya çıktığında “gemicik” demişti. Şimdi yarısına çocuklarının ortak oldukları kuyumcuya ne ad bulacak?

Atatürk Havalimanı dış hatlar terminalinde yıllık kirası 870 bin Avro olan gösterişli mağazaya “dükkâncık” deyip çıkar mı?

Mümkündür.

Toplumun hakkını arama şuuru ve cesareti bir yandan baskı, öbür yandan da yoksulluğun yarattığı bağımlılık ve çaresizlikle yok edilmiş durumdadır.

Türkiye’nin temiz insanlar tarafından yönetilen bir hukuk devleti haline gelme şansı, yakın gelecek için pek yüksek görünmüyor!



***




Adalete giden yol

Emekli Orgeneral Hurşit Tolon 220 gün sonra tahliye oldu.

Bu 220 günlük tutukluluk, pratikte “cezanın öne çekilmesi” veya “önceden çektirilmesi” anlamına gelmişse sormak gerekir:

Hurşit Paşa hangi suçun cezasını çekmiştir?

Onun için kahırdan ölmeye yetecek suçlamalar, tahliye kararını veren mahkeme tarafından kabule değer bulunmamış, deliller yeterli görülmemiştir.

O zaman niçin tutuklandı?

Yedi ay boyu tekrarlanan tahliye talepleri niçin geri çevrildi?

Tahliye kararını veren mahkemenin gerekçeleri, savcılara mesaj değeri taşıyor.

Bu mesajın doğru anlaşılması ve uygulanması, haksızlıkları önleyeceği gibi Ergenekon davasında adaletli bir sona geç kalmadan ulaşılmasını kolaylaştıracaktır.

Mahkeme, bir çete varsa en kısa yoldan ulaşmaya bakmalıdır. Bunun çaresi örneğin Danıştay cinayeti gibi, Cumhuriyet gazetesine bomba atılması gibi olayların ardındaki gerçeği bir an önce ortaya çıkarmaktır.

Yeterli delile dayanmadan tutuklanan kişilerin varlığı, davanın ayak bağıdır.

Bu moral engeli ne kadar çabuk aşarsak adalete o kadar erken ulaşırız!

DİĞER YENİ YAZILAR