Bir bu eksik!

Haberin Devamı

Yarattıkları sürprizler nedeniyle hayatı yaşanır kılan siyasetçilerimize ne kadar teşekkür etsek azdır!

Düşünün... Geçirdiği bir kaza nedeniyle iki ay önce komaya giren bir vatandaş dün gözlerini açıp da gazetesini isteseydi ne yapardı acaba?

Başbakan Erdoğan’ın “Hani dini siyasete alet etmeyecektiniz?” diye Deniz Baykal’ı payladığını görerek büyük ihtimalle yeniden komaya girerdi!

Anayasa Mahkemesi’nin laikliğe karşıt eylemlerin odağı olmaktan mahkûm ettiği AKP’nin bu kadar çabuk değiştiğine mi sevinsin, yoksa Atatürk’ün kurduğu partinin yoldan çıktığına mı üzülsün?

Tayyip Erdoğan partisinin il başkanları toplantısında, CHP’nin perişanlığı ile çok alay etti.

Belediye Başkan adaylığı pazarlığına dayalı olarak CHP’ye giren kara çarşaflı kadınların rozetlerini önceki gün çıkarıp atmaları gollük bir pastı. O da fırsatı kaçırmadı.

“İnsan samimi olmayınca çarşaflıyor. Millet de bunları hakikaten çarşafa doluyor” dedi!

Erdoğan dün Bursa maçındaki Alex gibiydi. Aşırtma vuruşla attığı ikinci gol de CHP’nin Kuran kursu projesinden geldi.

Kocaeli Belediye Başkan adayı Sirmen’in açıklayıp CHP lideri Baykal’ın da hemen sahiplendiği “mahalle evlerinde Kuran kursu” vaadini kıvrak çalımlarla “olmaza mahkûm” etti!

Baykal’ı sağa yatırıp topu soluna vurarak ikinci golünü attı:

“Yeteri kadar Kuran kursu var. Hamdolsun camilerimiz de var. Bu tür kursları alacak olanlar gelirler, Diyanet İşleri Başkanlığı onlara gerekli olan kursları verir. Kimse kimseyi böyle ucuz siyasetle aldatmaya yönelmesin...”

CHP’yi bu nasihatları ve eleştirileri Tayyip Erdoğan’dan işitmeye mahkûm eden bütün yöneticiler tarih önünde vebal altına girmişlerdir.

Din sömürüsü sayesinde geleceğini düşündükleri oylara keşke tamah etmeselerdi. Çünkü partiyi zıvanadan çıkaran açgözlülük hiçbir işe yaramayacak, oy getirmediği gibi belki götürecektir.

Doğru seçim, Atatürk’ün kaybedilen izini yeniden keşfetmektir.

Çünkü bu gidişle CHP’yi “laikliğe aykırı eylemlerin odağı” suçlaması ile çok yakında Anayasa Mahkemesi’ne verilmiş görebiliriz!

Niye saklanıyor ki?

İstanbul Belediye Başkanı Topbaş savunmasını yanlış zemine oturttu.

Rumelihisarı’ndaki inşaattan rant sağlamaya tamah edecek adam olmadığını anlatmaya çalışırken şunu diyor:

“Menfaat sağlamak istesek küçük işlerle uğraşmayız. Milyarlar değerinde ihaleler yapıyoruz.”

Yani... “Vurmak istesem büyük vururdum” demek istiyor.

Belediye Başkanı’nın tercihlerini etkilemek iktidarımız içinde değildir. Gücümüz sadece yaptıklarını denetlemeye yeter.

Şunu söyleyebiliriz ki bu meselede izlediği gizlenme siyaseti, kendi vicdanında rahat olmadığını açığa vurmaktadır.

Başkan Topbaş gerçekten masumiyetine inanıyor olsaydı, bu yapının kendilerine ait olduğunu daha ilk gün korkmadan açıklardı.

Korktu denmese bile utanmış olmalı ki menfaat sağlayan kişiler arasında bulunduğu gerçeğini kamuoyundan kaçırmak istedi.

İşin fenası hâlâ aynı oyunda ısrar ediyor.

İlk açıklamada mülkün Emine Kocadağ’a ait olduğunu iddia etmişti. Dün belediyeye yaptırdığı açıklamada gayrimenkulün üçte ikisinin kendisi ile kardeşlerine ait olduğu gerçeğini yine gizlemeye çalıştı.

Bundan sonra doğruları söylemeye karar verse de ona inanmaya kendimizi nasıl ikna edeceğiz?

DİĞER YENİ YAZILAR