Olan oldu, şimdi öfkenin akıl dışı etkilerine karşı korunmanın çarelerini arıyor iki taraf da...
Türkiye büyük ülkedir. Onun vazgeçilmezliği, kusurlarının görmezden gelinmesini kolaylaştırıyor.
İsrail Cumhurbaşkanı Peres, bunu bilinçle yapan devlet adamlarının başında gelir.
Orta Doğu barışa kavuştuğu zaman Türkiye’nin bölgede ve dünyada büyüyecek rolü ve etkinliği konusunda bizi en çok gururlandıracak öngörülere o sahiptir. Kitabına da geçirmiştir görüşünü..
Tatsız olaydan sonra Başbakan Erdoğan’a telefon edip üzüntüsünü belirtmesi ve “Türkiye ile kavga istemiyoruz” demesi, sadece diplomatik bir inceliğin sonucu değildir.
Aynı şekilde Tayyip Erdoğan da “İsrail halkını ve Cumhurbaşkanı Peres’i hedef almadım” diyerek sorumlu bir manevrayı gerçekleştirmiştir.
Zaten hiçbir başbakan “İnceldiği yerden kopsun” diyemez.
Ermeni lobisinin soykırım tasarısını Amerikan Kongresi’nden geçirmek üzere pusuda beklediğini bilmek bile başlı başına bir sebeptir.
Türkiye ile Ermenistan arasında sürdürülen üst düzey temaslara Amerika’daki Ermeni diasporası köpürüyor.
Çünkü Amerika’daki Ermeniler, bu yıl en elverişli fırsatı yakaladıklarına, Başbakan Erdoğan’ın kendilerine gollük bir pas verdiğine inanıyorlar.
AKP iktidarına tepki göstermek uğruna Yahudi lobisi bu defa Ermeni girişimini göğüslememeyi ve soykırım yasasının Kongreden geçişini seyretmeyi seçebilir mi?
The Economist dergisi bu tehlikenin var olduğunu yazdı dün!
Şüphe davet ediyor..
Bir toplumu dış sorunlar üstünden kışkırtarak başka bir kültür ve sistem kulvarına taşımak, göze alınabilecek en ağır demokrasi suçudur.
Başbakan’ın Davos’ta gösterdiği tepkinin özüne itiraz edilemez ama dozuna şüphe ile bakıyorum. Bu çapta bir diplomatik rezaleti açıklayacak kadar ağır bir saldırı var mıydı; konuşmaları yeniden okuduğunuz zaman tereddütte kalıyorsunuz.
Sonra Davos’tan dönüş için kullanılan uçağı ve karşılamada gerçekleşen mitingi o kadar çok bayrak ve insanla birkaç saat içinde hazır etmenin zorluğunu düşünüp “Acaba her şey senaryo muydu?” diye soruyorsunuz.
Eğer öyleyse operasyon başarıya ulaşmıştır. Davos fatihi, zaferin çizmelerine bulaşmış altın tozları ile dün İstanbul’da seçim kampanyasını açmıştır!
Ne işimiz vardı orada?
Neyse.. Amerika’ya ve Batı kampına karşı Türk halkında birikmiş bir güvensizlik ve devamlı artan bir sevgisizlik vardır.
Bunu herhangi bir parti sömürebilir ama iktidar sorumluluğu taşıyan bir parti bundan sakınmak zorundadır.
Çünkü o istismar, devlet politikalarında kendini göstermeye başladığı andan itibaren daha tahripkâr hale gelir.
Bakın birkaç yıldır “Ilımlı İslâm” diye nitelenen Türkiye, Avrupa ile değil artık Suriye-İran-Hamas üçlüsü içinde anılmaya başlamıştır.
Orta Doğu’da cihat liderliğine soyunmak bizim işimiz mi?
Tehlike göz göre göre geldi. Türkiye Başbakanı’nın Gazze tartışmasında hiçbir işi yoktu.
Haydi hata yapıp gitti diyelim; El Fetih’i dışlayıp Filistin’i Hamas’tan ibaret sayan inadına ne demeli?.
Başbakan rotasını ve öfkesini kontrol altına almalı...
Tehlikeli oyun!
Haberin Devamı

