Kontrolsüz güç, güç değildir.. Bu bir oto lâstiği firmasının reklâm sloganıdır.
Ama keşke siyasi karar vericiler bu sözü çerçeveletip başlarını her kaldırdıklarında görecekleri bir yere assalar!
Ezilmiş Müslüman halklar, Başbakan Erdoğan’ın Davos patlaması sayesinde bir “kahraman”a kavuştular.
Kavuşsunlar; o önemli değildir.
Önemli olan Erdoğan’ın bu rolünü sevip sevmeyeceği ve kahraman kimliğini korumak için muhatap olacağı yeni talepleri nereye kadar karşılamaya razı olacağıdır.
Orta Doğu Arapları daha önce Nasır’ı ve Saddam’ı yüceltmişlerdi.
Türkiye’nin mazlum halklara sunduğu kahraman modeli Atatürk’tür. Onların kahramanlığı gücünü nefretten ve aşağılanma kompleksinden, Atatürk’ün kahramanlığı ise özgüven ve akılcılıktan alır.
AKP’nin altı yıllık iktidarı döneminde Türkiye’nin yaşadığı değişim ümit değil tedirginlik uyandırıyor. Din ve ırk milliyetçiliğinin kabarması (Erdoğan’ın siyasete kazandırdığı sokak deyimi ile) AKP’yi gaza getirebilir!
Sistematik bir sinsilik AKP döneminde Atatürkçü düşünceyi eritmeye çalışmıştır.
Bu çabalar dıştan da destek görmüştür.
Önceki gün “Her Açıdan” adlı TV tartışma programına katılan Hudson Enstitüsü Avrasya uzmanı Zeyno Baran bir toplantıda Müslüman bir Türk kadını olarak Atatürk’e çok şey borçlu olduğunu söylediği için Amerikalı Müslümanlar ile Avrupalı liberallerden ne kadar çok tepki aldığını anlatıyordu.
“Nasıl olur da Atatürk’le ilgili olumlu şeyler söylersin” diye topa tutmuşlar!
Ezilmiş Müslüman toplumlara Atatürk devrimlerinin değerleriyle yücelmiş Türkiye rol modeli olabilirse herkes kazanır.
Ama Erdoğan şu anda örneğin İran ve Gazze’den aldığı güce tutku ile bağımlı hale gelirse işte o zaman başımıza gelecek var demektir.
Çünkü öyle bir durumda Erdoğan gücünü yönetmez, gücün esiri durumuna düşeceği için güç onu yönetmeye başlar.
Arap halklarının özlemini duyduğu kahraman olmaya heves ederse ülkeye ve tabii kendine de zarar verir.
Türkiye’de şu anda tutarlı ve etkili bir siyasi muhalefetin bulunmaması tehlikeyi artırıyor.
CHP de, MHP de Başbakan’ın Davos’taki çıkışına destek verdi. Destekleri samimi değildir. “Davos iç politika malzemesi yapılmasın” diyorlar ama kendileri de o desteği, seçmen yığınlarına ters düşmemek için veriyorlar. Aslında herkes 29 Mart’taki sandığa oynuyor.
Bu muhalefet ile rejim, freni tutmayan bir araca dönmüştür.
Yükümüz de o kadar çok ki, Allah kazadan korusun!
Enkazdaki kokular
Davos’taki parlama Türkiye’nin bütün sorunlarını gündemden uzaklaştırdı. Unutturdu...
Ama iktidar mensupları ihmalden ve cehaletten doğan kazalara bile “Takdiri İlâhi” diyorlar ya; sanki İlâhi güç en azından yolsuzlukların karambola getirilmesine izin vermiyor.
Önceki gün Bolu’da meydana gelen helikopter kazası, Sağlık Bakanlığı tarafından açılan “Hava Ambulans İhalesi”nde gözden kaçırılmış bir “Çapanoğlu”nun gündeme gelmesine sebep oldu.
İhale 17 helikopter için açılmış, altı şirket şartname almıştı. Bakanlık son anda şartnamede değişiklik yapınca katılımcılar yasal hak olarak ihalenin 20 gün ertelenmesini talep ettiler. Ama talepleri kabul edilmedi.
Kazaya uğrayan helikopter, işte bu aceleye getirilmiş ihalenin ürünüdür.
Hayatını yitiren iki pilot, acaba hangi haramzadelerin günahını ödedi?
Arayan olursa öğreniriz!

