Başbakan’ın öfkesi Davos’ta diplomatik bir skandala yol açtı.
Uluslararası bir zeminde Türkiye hiç bir zaman diplomatik teamüllere bu kadar ters bir duruma düşmemişti.
Dünya Ekonomik Forumu’nda dün akşam Gazze sorununu tartışmak için İsrail Cumhurbaşkanı, BM Genel Sekreteri ve Arap Birliği Genel Sekreteri ile bir araya gelen Erdoğan eleştiri dozu yüksek bir konuşma yaptı.
İsrail Cumhurbaşkanı Peres de cevaplarını Erdoğan’ın yönelttiği eleştiriler üstüne kurdu.
İsrail’in yaşama hakkına saygı göstermeyen Hamas’ın terör örgütü olduğunu, savaşı hep onların başlattığını öne sürdü.
Perez’in sözleri salondan uzun uzun alkış alınca kıyamet koptu.
Başbakan’ın kapıldığı öfke uluslararası bir münazarada T.C. Başbakanı’nın bir Türk olarak yanında olmak görevini yerine getirmeye imkân bırakmayacak kadar ölçüsüz oldu.
Bir devlet başkanına “Öldürmeyi siz iyi bilirsiniz” diye parlamanın, izleyicileri “O çocukları öldürenleri alkışlamak da insanlık suçudur” diye paylamanın çözüme katkı mı sağlayacağını düşündü, merak ediyoruz.
Gazze’deki faciaya tepki göstermek hakkıdır ama Başbakan duygusallığı yüzünden diyalog kurulması imkânsız bir amatör gibi davranmıştır.
Cumhurbaşkanı Gül ve Dışişleri Bakanı Babacan bile Hamas destekçisi görünmekten sakınırken Başbakan’ın hangi kaygılarla Araplardan bile daha Hamasçı davrandığını anlamaya hepimizin ihtiyacı var.
Türkiye Müslüman dünyasının içinde bir hizip mi olacak?
Dünkü rezalet ülkemizin bölge meselelerindeki arabuluculuk rolüne zarar verdirmiştir.
Öfkesi unutulmayacağı için uluslararası zeminde hiç bir eşiti kendisini muhatap almak istemeyecektir.
Dün durumu düzeltmek amacıyla düzenlediği basın toplantısında “Uysal koyun değilim” dedi. Kimse ondan böyle bir şey istemiyor.
Beklediğimiz sadece devlet adamı gibi davranmasıdır!
Polis devletine iki tokat...
Telekulak, halka yapılabilecek en ağır hakarettir.
Polis devleti yöntemleri ile yıllardır hakarete uğruyoruz.
Dün insan hakları bakımından önemli bir gündü.
Anayasa Mahkemesi telekulakla ilgili iki başvuruyu ele aldı. Manisa mahkemesinin iptal talebini görüşmeyi kabul ederken eski Cumhurbaşkanı Sezer’in talebine uyarak Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) hakkındaki yasayı iptal etti.
Hem de oybirliği ile!
TİB Başkanı’nın Başbakan tarafından atanması yanlışının böylelikle yolu kesilmiş oldu.
Hemen şu soru akla geliyor:
Yanlışlığını oybirliği ile saptayacak kadar açık gördüğü bir tatbikatı durdurmak için Anayasa Mahkemesi niçin dört yıl bekledi?
Mahkeme Başkanı cevaplasın!
Peki telefonda korkmadan konuşabilir miyiz artık?
Hayır.. Nihai karar çıkana kadar dikkatli olmak iyidir.
Önemli bir soru da şu:
Ergenekon davasında telefon dinlemelerine dayalı iddiaların çökmesi söz konusu olur mu?
Hukukçular farklı düşünüyor ama önemli değil.
Çünkü telefon dinleme ile elde edilen bilgilerin başka delillerle doğrulanması zaten gerekiyordu.
Yüksek mahkemenin insan onurunu koruyan kararı Silivri’deki mahkemenin çabalarına zarar vermeyecektir!

