Ölçüsü kaçan yargı taktikleri

25 Şubat 2010

Türkiye derin bir devlet krizi yaşıyor. Demokratik rejimin geleceğini tehdit eden restleşmeler korku yaratıyor.İngiliz Financial Times gazetesi dün tırmanan iktidar mücadelesinin “Ortadoğu’da uzun zamandır bir istikrar meşalesi olan Türkiye’ye zarar vereceğini” yazıyordu.Yalnız Türkiye’ye mi? Hayır; dünya Türkiye’deki hastalığın bölgenin istikrarına da zarar vereceğinden korkuyor.Gazeteye göre AKP iktidarı, hakkındaki “gizli İslâmî gündemi olduğu suçlamalarını boşa çıkarmıştır ama diğer yanda muhalif medyanın bileğini bükmekle ve muhaliflerine karşı yargı taktiklerine başvurarak ileri gitmiştir.” Yani çizmeyi aşmış.Hukuk çizgisinden çıkmıştır.İktidar böyle suçlamalara hedef olduğunda yargının bağımsızlığından dem vurarak kurtulmaya çalışıyor, yargı taktiklerine başvurduğu iddialarını alevli tepkilerle püskürtmeye çalışıyor.Ama artık inandırıcı olamıyor.Nitekim Başbakan Erdoğan da bunu bildiği için olmalı, iki günden beri medya ile karşılaşarak konuşmak zorunda kalmamaya uğraşıyor.Çünkü bölücü teröristlerin Habur’a “geldikleri gibi geçmelerini sağlayacak mahkemeyi ayarlayabilen” bir iktidar için ayarlanmayacak hiçbir şey yoktur!Nitekim orgeneral ve oramirallerin Genelkurmay’daki toplantısında en çok üstünde durulan konulardan birini, iki eski kuvvet komutanına uygulanan kural ihlâli teşkil etmiştir.1 Ocak 2006 tarihli Adalet Bakanlığı genelgesi, siyasetin, yargının, sivil ve askeri bürokrasinin üst görevlileri hakkındaki soruşturmaların “kolluğa (polis, jandarma) bırakılmaksızın başsavcılar tarafından yürütülmesini” öngörüyor.Buna rağmen eski Hava Kuvvetleri Komutanı Fırtına ile eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Örnek 72 saattir Başsavcı’nın kendilerini sorguya çağırmasını niçin Emniyet’te bekliyorlar?Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı, Başbakan, bakanlar, yüksek yargı organları başkanları ve başsavcılar, milletvekilleri ve kuvvet komutanları (eski, yeni) için ayrıcalık sağlayan bu genelgeyi savunuyor değiliz.Tersine bu imtiyaz, oligarşilere yakışacak bir ayıptır ama maalesef yürürlükteki bir kuraldır. O halde kaldırılana kadar uygulanması gerekir.Aslında bu torpil genelgesi, yüksek görevlerde bulunmuş kişilerin onurlarını, ellerine yetki geçince kendilerini devlet zanneden despotlara karşı korumak amacıyla hazırlanmıştır.İşte asıl hastalık da buradadır.Devlet yalnızca halkın “kodaman” dediği kişilere değil bütün vatandaşlara aynı korumayı garanti edebilmelidir.O rüyanın hakikat olduğunu korkarız ki AB üyeliğimiz gerçekleşmeden göremeyeceğiz!Söylenene bak!Siyasetçiden fazilet abidesi çıkarmak dünyanın en zor işidir.Ama iki yüzlülüklerini yakalamak da bu kadar kolay olmamalı.Gözaltılar üzerine orgenerallerin toplandığı haberi patladıktan sonra AKP Genel Başkan Yardımcısı Kapusuz, yargıya intikal eden soruşturmaların fazla konuşulmamasını başta medya ve siyasetçiler olmak üzere herkese tavsiye eden bir demeç verdi.Yerinde ama gecikmiş bir adımdır...Bir de AKP’nin ağzına pek yakışmıyor.Lider kadrosu, yüksek yargının hoşlarına gitmeyen kararlarını “yargı vesayeti” diye yerin dibine sokan partinin sözcüsüne şimdi “Bak şu konuşana” demez misiniz?Kapusuz’un şu çağrısı da pek hoş!“Herkesi Anayasa ve yasalardaki yazılı olan kurallara davet ediyor, buna uygun hareket etmelerini bekliyorum.” Devlet çatırdamaya başlamadan söylense daha iyi olurdu ama bu sözler samimi bir tövbe ise yine de hiçten iyidir!

Devamını Oku

Sakın ha!

23 Şubat 2010

Kitlesel gözaltılara dün askerden beklenmedik bir tepki geldi.Genelkurmay, Balyoz soruşturması ile ortaya çıkan “ciddi durumu değerlendirmek üzere TSK’da görevli bütün orgeneral ve oramirallerin katılımı ile bir toplantı” yapıldığını duyurdu. Ciddi durumdan ne kastedildiğini tahmin etmek zor değil.Mağdur rolü oynamanın sağladığı siyasi ranta bağımlı hale gelen iktidar yargı üstündeki etkisini kullanarak sürekli darbe tehdidi altında yaşadığı havasını oluşturmaya çalışıyor.Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un şerefi ile garanti ettiği demokrasiye sadakat taahhüdü bile işe yaramıyor.Operasyonlarda ortaya çıkan sertlik ve sayıları sürekli tırmanan gözaltılar, tepki bekleyişlerinin endişesini yaratıyordu.Nitekim Emekli Koramiral Atilla Kıyat Star televizyonundaki “Her Açıdan” tartışma programında uyarı mı, tahmin mi olduğu ayırt edilemeyen bir açıklamada bulundu:“Eğer Genelkurmay Başkanı yanına kuvvet komutanlarını da alarak ‘biz istifa ediyoruz’ derse bunu ne hükümet ne de Türkiye kaldırabilir!” Tahrik edici tuzakYedi yıl önce yapılan bir seminere sunulan senaryoyu darbe planı olarak değerlendiren bakış, benzeri görülmemiş çapta gözaltılar gerçekleştirmiştir.Anlaşılıyor ki komutanlar, soruşturmaların olağan yargı sürecinden saparak onur kırıcı bir hal aldığını düşünüyorlar.Bu hassasiyete ilgili bütün tarafların saygı göstermesi gerekiyor.Hükümete yönelik bir tehdidin varlığı karşısında yargı elbet görevini yapacaktır. Ama iktidar partisine mağdur gömleği giydirmek uğruna her fırsattan darbe vehimleri üretmek de artık bitmelidir.Genelkurmay’dan yapılan açıklama asla ve asla Emekli Koramiral Atilla Kıyat’ın tahmin ettiği noktaya ulaşmamalıdır.Önümüzdeki seçim AKP’yi korkutuyor.Son genel ve yerel seçimlere bakıldığında iktidar partisi oylarının iki yılda yüzde 46,7’den yüzde 38,3’e gerilediği görülüyor.2009 yerel seçiminden bu yana hiçbir şey iyiye gitmedi.İşsizlik ve yoksulluk sosyal afet boyutlarına dayandı. Soyguncuların korunması halkın öfkesini artırıyor. AB üyeliği heyecanı sönmüştür.Bu etkilere Habur rezaletini ve iktidarın Tekel örneğinde kanıtlanan emekçi kitlelere dönük acımasızlığını da ekleyin...Kurtarıcı iki sebep...Yedi yıldır iktidar koltuğunda oturduğu halde sürekli rejimin kurallarına ve devletin temel kurumlarına muhalefet eden bir parti dünyada az görülmüştür.Türban ve imam hatip sömürüsü seçmen tabanını eskisi kadar etkilemeyecektir.O nedenle yeni heyecan ve sömürü sebepleri aranacak, hatta mümkünse tahrik edilecektir.AKP oylarını 2009 yerel seçimlerindeki yüzde 38,3 seviyesinin çok altına yuvarlanmaktan iki sebep kurtarır:1. Açılacak bir kapatma davası;2. 27 Nisan e-muhtırasına benzer bir köpürme...Demokrasi kurallarının yerleşmediği toplumlar, kandırılarak yönetilirler.Yargı ve ordu böyle bir tuzağa alet olmamalıdır.Tahrike kapılmak, yargıya ve askere sadece yeni yanlışlar yaptırır.Unutulmasın... Orgeneral Başbuğ orduya yönelik iddiaları lânetlediği ve karşı belgeler açıklama tehdidinde bulunduğu halde operasyonlar durmamış, hatta daha yıkıcı dalgalar boyutu kazanmıştır!

Devamını Oku

Şok tedavisi!

22 Şubat 2010

Yargı reformu ile iktidarın getirmek istediği düzenlemeler hukuk bilinci taşıyan herkesi korkutuyor.Bu korkunun sebebini dün tanık olduğumuz kitlesel operasyonlar yeterince açıklıyor.Balyoz Harekât Planı soruşturması bağlamında iki eski kuvvet komutanı ve bir eski ordu komutanının da aralarında bulunduğu 50’ye yakın kişi gözaltına alındı.Gözaltına alınanlardan bir kısmının halen komuta kademelerinde görev yapıyor olması soruşturmanın önemini arttırıyor.Gözaltılar ağırlıklı olarak 2003 Mart’ında İstanbul’da düzenlenen bir seminerin katılımcılarını hedef alıyor.O seminerde tartışılan plan, iki camiye bombalı saldırı yapılmasını ve Ege’de bir Türk jetinin kendi kuvvetlerimiz tarafından düşürülmesini de içerdiği gerekçesiyle uzun süre gündeminin birinci maddesini işgal etmiş, gerek dönemin Ordu Komutanı Çetin Doğan, gerekse Genelkurmay Başkanı Başbuğ, bilgisizlik veya kötü niyete dayandığını savundukları iddiaları lânetleyerek reddetmişlerdi.Başbuğ’a göre ordunun hazırlık durumunun sınandığı bu seminerler her zaman yapılıyor. Cami bombalama ve uçak düşürme gibi varsayımlar, savaş durumunda düşmanın başvurması muhtemel eylemler arasında hatırlanıyor.Asker yarışı kaybettiBilindiği gibi seminere ait belgeler, haberi yayınlayan gazete tarafından 28 Ocak’ta Ergenekon savcılarına teslim edilmişti.Genelkurmay Başkanı Başbuğ da 1. Ordu Askeri Savcılığı’nın soruşturma başlattığını, sonucun kısa zamanda kamuoyuna duyurulacağını belirterek “Fazla uzaması doğru değil” demişti.Görüldüğü gibi Balyoz konusunda sivil ve askeri yargı soruşturmayı aynı günlerde başlatmış fakat operasyonların düğmesine basma aşamasına sivil savcılar daha erken ulaşmıştır.Türkiye’de yargı birliği yok ama hukuk aklı, aynı amacı güden, suç varsa bunu ortaya çıkarmaya çalışan kurumların işbirliği yapmalarını emretmez mi?Adli gerçeğin ortaya çıkarılması çabalarını acaba rekabet mi kolaylaştırır yoksa yardımlaşma mı?Buna verilecek cevabı biliyoruz:“Askeri yargı bağımsız değil, tarafsız değil.” Bu iddiaya hak verenler, Erzincan Başsavcısı’nın başına gelenleri gördükten sonra özel yetkili mahkemelerin ve savcılarının bağımsız ve tarafsız olduklarını iddia edebilirler mi?Yargıya saygı günü!..Yargıya boyun eğdirmek için yıllardır savaşan ve Erzurum-Erzincan hattında niyeti iyice açığa çıkan siyasi iktidar, topluma böyle zamanlarda uyguladığı şok tedaviye, dün bir kez daha başvurmuştur. Halktaki algı budur.Birçok hukukçu iktidar etkisine kolayca girebilen özel yetkili mahkemelerle adalete ulaşmanın mümkün olmadığını, çünkü bu mahkemelerin aslında adı değiştirilmiş DGM’ler olduğunu düşünüyor.AKP iktidarı, bu olağanüstü mahkemeleri kaldırma taahhüdünü yargı reformuna dahil eder mi?Buna inanabilmek zordur.Çünkü özel yetkili mahkemeler ve özel yetkili savcılar söz konusu olduğunda Başbakan ve kurmaylarının verdikleri tepki hep övgü ve destektir.Onların eylem ve beyanlarından “Yargı dediğin böyle olur” hükmü fışkırıyor!.Dün iktidarın “yargıya saygı günü” idi.Ergenekon kasırgası tüm sorunları örtmüştü. Başbakan İspanya’da “Kırkı aşkın gözaltı var. Yoruma girmem doğru değil” diyordu.Sevdiği mahkemeler söz konusu olunca Başbakanımız hukuka ve yargıya çok saygılı oluyor. Ne lâf söylüyor ne söyletiyor!

Devamını Oku

Müzikal kriz

20 Şubat 2010

Başbakan dün sanatçılar karşısında şarkılar ve şiirlerle örülmüş kadife gibi bir konuşma yaptı.Kürt açılımına sanatçıların desteğini sağlamaktı amacı.Duygulu söylemleri hem sanatçıları, hem TV’den izleyen vatandaşları etkilemiş olmalıdır.Ama daha önemli olan şey bu söyledikleri Başbakan’ın siyaset üslubunda değişim sağlayacak mı?Sağduyulu insanların asıl merakı bu.Duygu yoğun şarkılar ve deyişlerle oynamayı seven ve bunu da iyi yapan bir metin yazarı ekibi var Başbakan’ın.Kendisi de şiirleri ve hamaset içerikli metinleri çok iyi okuyor.Dünkü konuşmasında “Hatasız kul olmaz; hatamla sev beni” şarkısına da atıfta bulundu.Bu şarkıyı hatırlatan Başbakan’dan, bazı hatalarını kabul ederek değişmeye karar verdiğini zannedersiniz değil mi?Aksi halde maksadının, popüler istismar alanlarında rant kovalamak olduğunu düşünürsünüz.Yazık ki o ihtimal galip geldi; Başbakan hemen sonra TOKİ açılışında, şarkısız, şiirsiz söylevlerinin sinirli, suçlayıcı, dediğim dedik tutumu içinde yine ağzına geleni söyledi.Acaba partide “Kendim ettim, kendim buldum” diyen bir şarkının bulunduğunu hatırlatarak AKP repertuarına dahil edilmesini önerecek bir âkil adam yok mudur?Bağımsızlık ilk şartAdaletin kaybolduğu, devlet gücünün hasım sayılan kişi ve kurumlara eza, cefa yaratmak amacıyla kötüye kullanıldığı bir dönem yaşıyoruz.Deniz Baykal dün CHP Bolu kongresinde şunu dedi:“Darbe dönemlerinde hukuk askıya alınır yalan ve iftira işler, zulüm düzeyinde haksızlıklar yapılır. Toplu gözaltılar, tutuklamalar hukuk dışı özel yargılama süreçleri iftiralar... Türkiye’de bir darbe yapıldı da haberimiz mi yok?” Yargıyı ele geçirmeye yönelik teşebbüsü Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun “can havliyle” ortaya koyduğu savunma refleksi sayesinde şimdilik püskürtülen iktidar bunca tartışmadan keşke gerekli dersi çıkarabilseydi.Ama hayır; Başbakan dün Ankara’daki derin labirentlerden, kirli senaryolardan söz edip “Yargının tarafsızlığı da bağımsızlığı kadar önemli” diyerek kavgayı bitirmeye niyetli olmadığını belli etti.Sanki bağımsız olmayan bir yargı tarafsız olabilirmiş gibi...Devlet krizi yaratan olayı, iktidara bağımlı savcıların çıkardığını dünya âlem görmemiş gibi...Şarkılardaki AKP...İktidar önderleri muhalefetten gelen şu sorunun dürüstçe cevabını vermelidir.Halkın zihnini de bu meşgul ediyor çünkü:“Ülkeyi 8 yıldır tek parti hükümeti yönetiyor. Cumhurbaşkanı onlar tarafından seçildi, Başbakan iş başında; daha ne istiyorsunuz? Şu ülkeyi milletin ağzının tadını bozmadan, huzurunu kaçırmadan Anayasa’ya, hukuka, demokrasiye, adalete uygun bir biçimde yönetmenin önünde ne engel var?” İktidar her gün yeni bir kriz üretiyor.Yaratılan bu yüksek gerilimin sebebi, asıl amacı nedir?Sadece milletin dikkatini başarısızlıklardan başka yere çekmeye yönelik “cambaza bak” tertibi mi söz konusu olan, yoksa ortada daha vahim bir tehlike mi var?TBMM Milli Eğitim Komisyonu üyesi olan AKP milletvekili Avni Doğan şunu demiş:“Bu memlekette kimin kızının başı örtülü kimin çocuğu imam hatibe gidiyor hepsini fişlemişler.. Eee şimdi biz onları fişliyoruz. İnşallah sıra bizde. Yapmaya çalıştığımız bu arkadaşlar!” Şarkılardaki AKP hayaldir arkadaşlar!

Devamını Oku

Hastalık nerede?

19 Şubat 2010

Yargıda yaşananlar, ağızdan çıkmış bir sözün eylemle ispatlanmasına ibretli bir örnektir!Tayyip Erdoğan yıllar önce “Demokrasi bizim için bir araçtır” demişti.Yıllar sonra şimdi o sözleri ne kadar inanarak söylediğini ispat ediyor!Demokrasi “hukukun üstünlüğüne” dayanır.Türkiye’de AKP iktidarı yıllardan beri hukuk devletine boyun eğdirmek için savaşıyor.Son zamanlarda yaşananlar, sirklerde görmeye alıştığımız kimi zaman gülünç bazen acıklı ve korkutucu ama her zaman tehlikeli numaraların devlete taşındığını düşündürüyor.Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun verdiği karar iktidar tarafından “yetki gasbı” olarak nitelenmiş, fakat tüm yüksek yargı kurumları ve tarafsız hukuk otoriteleri bu suçlamayı kabul etmemiştir.İktidar çevrelerinin de görüşlerine itibar ettiği eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk’un yaptığı değerlendirme sanırım bu alandaki tartışmayı bitirecektir.Sami Selçuk “Bir savcıyı görevlendiren merci (HSYK) onu görevden de alır. O onun gerçek yetkisidir” dedi.Yetki yerinde kullanılmış mıdır?Sami Selçuk, dosyayı incelemeden buna cevap veremeyeceğini söylemekle beraber HSYK üyelerinin en az 30 yıllık birikime sahip hukukçular olduğunu belirterek, dolaylı bir güven mesajı vermiştir.Kuralsızca oynanıyorBölünmüş yargının iktidardan cesaret alan cephesi de okuma yazma biliyor. Yasalara bakarak ne kadar ters hareket ettiklerini görmüyor olamazlar.İşte tam o noktada hile devreye giriyor.Örneğin Erzincan Başsavcısı’nı tutuklatan Erzurum Savcısı, yetkisini kaldıran HSYK kararından habersizmiş gibi soruşturma dosyasını kaşla göz arasında İstanbul’a göndererek, cezaevindeki başsavcının tahliyesini sağlayacak işlemi yokuşa sürmüş, geciktirmiştir.Şimdi tabii ki İstanbul’daki Ergenekon savcılarının devreye girmesi istenecektir.Ama şanssızlığa (!) bakın ki onların da benzer bir soruşturma nedeniyle bakanlığa yaptıkları bir “yetkisizlik” itirazı vardır.O zaman bakanlık, yasayı dinlemeyip isteneni yapmaları için savcıları talimatlandırmıştır ama şimdi bütün projektörlerin aydınlattığı bir ortamda aynı şeyi istemek ve yaptırmak imkânsız denecek kadar zordur.Erken seçim tehdidiYaşanan rezalette iktidarın azmettirici rolü açıkça görülüyor.AKP yöneticileri bu müdahalelerin yeni bir “kapatılma davası”na zemin hazırlayacağından korktukları için tehdit yoluyla tedbir almaya çalışıyorlar.Mesela AKP Milletvekili Zafer Üskül Yargıtay C. Başsavcısı’nın konuşmasından “AKP’ye yeni bir kapatma davası açma niyeti” çıkarmış.Bu görüşünü Reuters ajansına açıklarken böyle bir gelişme karşısında partisinin erken seçime gitme kararı alabileceğini söylüyor.AKP önderleri eğer kapatma davası açılmasını kışkırtıp mağduriyet sömürüsü ile gidecekleri bir seçimi hedefliyorsa bu çıkmaz bir yoldur.İktidar partisinin duruşu, yargı denetimini kabul etmeme ve başına buyruk bir güç olma hevesini yansıtıyor.Asıl hastalık bu noktada.Hukukun üstünlüğüne saygı kültürü olmayan bir iktidarın istediği yargı reformu gerçekleşse bile ne düzelir ki; hiç...İstediği hedefe yürümesine izin vermediğini gördüğü anda yeni düzene yine itiraz edecektir çünkü..Türkiye, iktidarda iken devlete muhalefet eden zihniyetin verdiği sıkıntıları çekiyor!

Devamını Oku

Gül garanti etsin!

18 Şubat 2010

Devlet krizinin karanlığında yaşama talihsizliğimiz galiba bu kez epey uzun sürecek.Yüksek yargı neredeyse bütün olarak iktidarın yanlışta olduğu görüşünde birleşmiştir ama ordu ve yargı ile kavgadan hep kazanç sağladığını bilen AKP, gerilimi düşürmek yerine kışkırtıcı bir siyaset izlemeyi tercih ediyor.Üstünde tartışmaya değecek tek görüş dün Cumhurbaşkanı Gül’den gelmiştir.Erzincan Başsavcısı Cihaner’in tutuklanması ile patlak veren krizin bir kısır döngü olduğunu ve bunun içinden süratle çıkmak için yargı reformu yapmak gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı şöyle demiştir:“Türkiye AB ile tam üyelik müzakereleri yapan bir ülkedir. AB’nin müktesebatı, kriterleri ve standartları süratli bir şekilde üstlenilmelidir.” İktidar partisinin “Yargı Reformu” paketi içindeki önceliğinin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olduğunu herkes biliyor.İktidar, HSYK’nın üye sayısını arttırıp üyelerden bir kısmını meclise seçtirmek ve bu suretle yargıyı kontrol etmek istiyor.Cumhurbaşkanı Türkiye’nin çarpıklıklarına monte edilmiş AB normlarında bir HSYK mı öneriyor, yoksa yargı reformunun AB normlarına uygun bir demokratik zeminin üstüne kurulması gerektiğini mi anlatmaya çalışıyor?Gül’ün dünkü konuşması bu açıklığı taşımıyordu.Eğer demokrasiyi işletecek ve meclisi bağımsız bir erk kimliğine yükseltecek kamburlardan sistemin kurtarılmasını garanti edebilirse, Cumhurbaşkanı çıktığı yolda her gün daha büyük kalabalıkların desteğini hissedecektir.Ama bugünkü meclise böyle bir yetki verilemez!Çünkü bugünkü milletvekillerinin çoğu için liderlerine itaat etmek, anayasaya bağlılık yeminlerinden daha önemlidir.Önce partiler ve seçim yasalarını değiştirmek, kıblesi lidere değil millete dönük milletvekillerini meclise getirmek gerekiyor.Darbe meclisinin üyelerini bile beş general seçmişti, şimdikileri her partinin başındaki “paşalar” seçiyor.Dokunulmazlık zırhı ile korunmayı ve yüzde 10 gibi adaletsiz bir seçim barajını içine sindiren bir ahlâk anlayışına yargının kaderini teslim edemeyiz.Cumhurbaşkanı Gül’ün önerisine biz varız. Ama bu şartla...Önce molozu kaldır, mikrobu temizle, sonra yeni bir hayat kur!Sıra şaşmamalıdır; aksi takdirde görevini yapan bir başsavcıyı hapse atan zihniyete bütün Türkiye’yi teslim etmiş oluruz!Esası unutmayalım!Kavgalar büyüdükçe sebepleri toz dumanda kaybolur.Yargı eksenli devlet krizini konuşurken başlangıç noktasını unutmamak lâzım.Erzincan Başsavcısı’nın başı, irticai eylemlerini soruşturduğu üç cemaat yüzünden derde girmiştir.İrtica avcılığına heveslenecek tüm savcılara ibret olacak ağır bir ders tertiplenmiştir ona karşı.Soruşturmanın elinden alınması yetmemiş cumhuriyeti irticaya karşı korumanın hiç bir şekilde affedilmeyeceği duygusu tüm yargıya verilmek istenmiştir.Yüksek yargı, ittifak halinde HSYK’nın doğru bir iş yaptığında birleşiyor. Yetkilerini aşan savcılara işlem yapılırken yargı bağımsızlığının gereği olarak kendi içindeki bir ihlâli düzeltmiştir.İktidar HSYK’nın yargı bağımsızlığını ihlâl ettiğini iddia ediyor.Ama öbür yanda Adalet Bakanlığı başsavcıyı tutuklatan savcılarla tutuklayan hakimi cesaretlendirip azmettirmek için sabahın 5’inde “haydi bastır” bildirisi yayınlıyor.Ayağına dolanmak, böyle bir şey olmalı!

Devamını Oku

Devlette deprem!

17 Şubat 2010

CNNTürk dünkü gelişmeleri “yargıda deprem” başlığı altında verdi.Ama durum daha vahimdir.Adalet gerçekten devletin temeli ise depremin merkez üssü devlettir çünkü!Türkiye’yi altüst eden, ülkede hiç kimsenin kendini güvende hissetmesine artık müsaade etmeyen olaylar, bir başsavcının üç cemaatle ilgili soruşturma başlatması yüzünden patlak vermiştir.Yani cumhuriyetin savcısı olarak yapması gereken görevi yerine getirmesi yüzünden...Adalet sistemine karıştırılan bir sürü entrika sayesinde dosya korunmak istenen dinci örgütleri güven altına almışsa da bununla yetinilmemiş, gözdağı verme amaçlı operasyonlar dizisi Erzincan C. Başsavcısı’nın tutuklanmasına kadar dayanmıştır.Sistemin savunma refleksi dün kendini Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda gösterdi.HSYK, Erzincan Başsavcısı’nı tutuklatan Erzurum savcılarının özel yetkilerini kaldıran ve haklarında suç duyusunda bulunan bir kararı oy çokluğu ile kabul etti.İnceleme başlıyorHaber iktidar çevrelerinde tepki doğurdu. AKP’nin yargıya karşı bilinen tüm eleştirel sloganları bu vesile ile tekrar resmigeçit yaptı.İktidar istediği zaman HSYK’nın toplanmasını engelleyebiliyor.Dün gaflete mi düştüler?Tahminler şu noktada toplanıyor: İktidar kurulun bir açıklama yapıp dağılacağını bekliyordu. Böylesine radikal bir karar çıkacağını kimse tahmin etmedi. Nitekim kurulun üyesi olan müsteşar, kararın yönü anlaşılınca toplantıyı hemen terk etti.HSYK kararına Yargıtay Danıştay ve Barolar Birliği destek verirken Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan açıklamada “Habur, Erzincan ve Erzurum adli yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan yargıya olan güveni sarsan tahkikatların incelemeye alındığı” belirtildi.Ağır tarihi vebalErzincan Başsavcısı’nı tutuklayan sürece ve aktörlerine yönelen HSYK kararı için tanınmış anayasa hukuku profesörü Erdoğan Teziç yapılanın “Yetki sapması, hatta ağır bir yetki gasbı” olduğunu ifade etti sorumuz üzerine. “Hukukun ne olduğunu HSYK söyledi” dedi.Yargıtay Ceza Kurulu Onursal Başkanı Osman Şirin de hızla karar üreten HSYK’yı övdü ve “gelecek konusunda son derece kaygılı” olduğunu belirtti.Evet, bu kaygıyı paylaşmamak elde değildir.Yaşanan rezaletten sonra irtica tehdidinin üstüne gidecek cesareti kaybetmemiş kaç savcı kalacaktır acaba geriye?Bu iktidar, cumhuriyetin güvencelerini sistemli olarak kaybettiği talihsiz bir dönemin ağır tarihi sorumluluğunu taşıyor.Her günah başka bir günahın davetiyesini çıkarırmış.AKP’nin bağımsız kurumlara baş eğdirme ihtirasından bir an önce kurtulması ve yürütme organı olarak parçası olduğu devletle barış yapması, artık bir tercih değil mecburiyet halini almıştır.İktidar sahipleri “Rüzgâr eken fırtına biçer” sözünü hiç unutmamalılar!

Devamını Oku

Savcılar savaşı!

16 Şubat 2010

Eskiler sarsıcı olaylar karşısında duydukları hayreti “Bir yaşıma daha girdim” diye ifade ederler.Bu tepkiyi bizim kuşağımız, gün geliyor birkaç kez göstermek zorunda kalıyor.Dün öyle bir gün yaşadık.Başlattığı İsmailağa Cemaati soruşturması nedeniyle Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal ile yetki çatışmasına giren Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in adliyedeki makam odası ve evi dün arandı.Adalet tarihimizdeki bu ilk, şoke edici ikinci bir ilk ile tamamlandı:Erzincan Başsavcısı Cihaner, sağlık kontrolünden sonra gözaltına alınarak Erzurum’a götürüldü.Cihaner’i Erzurum’daki meslektaşı Şanal Ergenekon terör örgütü üyesi olmakla suçluyor!Hoş, Erzincan Başsavcısı söz konusu soruşturma ve operasyonu başlattığında (2007 Kasımı) ortada ne Albay Dursun Çiçek’in “İrtica ile Mücadele Eylem Planı” vardı ve ne de Ergenekon adı konulmuş bir dava ama ne gam?..Türkiye’de artık Ergenekoncu diye damgalanması gerekli görülecek ne kadar insan varsa hepsine yetecek kadar kara boya ve nasırlaşmış vicdan mevcut!Nereden nereye?..Erzincan Savcısı’nı çetin bir mücadelenin beklediği gerçeği daha ilk aşamada kendini belli etmişti:Toplanan deliller ışığında 16 kenti içine alan büyük bir operasyon başlıyordu ki Erzurum Başsavcılığı’na bu cemaatin silâhlı olduğu yolunda bir ihbar mektubu gitti.Erzurum Başsavcısı, bu durumda olayın kendi yetki alanına girdiğini gerekçe göstererek dosyayı devraldı.Ama hazırlanan iddianamede silâhlı örgüt olgusuna hiç yer verilmedi.Böylelikle silâhlı örgüt iddiasının, dosyayı Erzincan’dan Erzurum’a aldırmak amacıyla kurulmuş bir tuzak, kullanılmış bir bahane olduğunu söyleyenlerin savları önemli ölçüde haklılık kazandı.Soruşturma Erzurum’da kontrol altına alınırken 12 Haziran 2009’da altındaki imza Albay Dursun Çiçek’e ait olduğu iddia edilen “İrticayla Mücadele Eylem Planı”nın medyada yayınlanması, cemaatlerle ilgili soruşturmanın yönünü değiştirip ona rüzgârdaki orman yangınının kasıp kavuran etkisini kazandırdı.İrticayla Mücadele Eylem Planı’nın Erzincan’da yürürlüğe konulduğu yolundaki medya destekli iddialar da yeni bir soruşturmanın temeli oldu.Bu neyi anlatıyor?Cemaatlerin kanunsuz faaliyetlerini soruşturanlar bu ikinci soruşturmanın şüphelileridir artık.Aralarında Erzincan Jandarma İstihbarat Şube Müdürü ile yardımcısı ve MİT müdürü ile iki istihbarat elemanının da bulunduğu on kişi tutuklandıktan sonra iş dün Başsavcı’nın kapısına dayanmış ve onu da alıp götürmüştür.Halk, geleceğe dönük güven ve umut duygularının devamlı erozyona uğradığı endişe verici, kafa karıştıran, vicdanları tedirgin eden kaypak ve kaygan bir yolda çaresizdir.Bu gidişe “dur” demekte geç kalmamak lâzım. Çünkü kurumlar arası çatışma dönemi bile geride kalmış, en hayati kurumların kendi içinde çatışmalar başgöstermiştir.İnsanlar bu çatışmadan hangi mesajı çıkarıyorlar?“Türkiye’de velev ki kanunsuz bir yola girsinler, tarikatlara, cemaatlere yan bakanın gözünü çıkarırlar!” Böyle bir duygunun yaratacağı iklim Türkiye’nin tarihine de geleceğine de büyük haksızlık olur.Türk yargısı, bu olayla ilgili adaleti çabuklaştırıp, uyandırılan kaygıların gölgesinden ülkeyi bir an önce çıkarmalıdır!

Devamını Oku