Devlet krizinin karanlığında yaşama talihsizliğimiz galiba bu kez epey uzun sürecek.
Yüksek yargı neredeyse bütün olarak iktidarın yanlışta olduğu görüşünde birleşmiştir ama ordu ve yargı ile kavgadan hep kazanç sağladığını bilen AKP, gerilimi düşürmek yerine kışkırtıcı bir siyaset izlemeyi tercih ediyor.
Üstünde tartışmaya değecek tek görüş dün Cumhurbaşkanı Gül’den gelmiştir.
Erzincan Başsavcısı Cihaner’in tutuklanması ile patlak veren krizin bir kısır döngü olduğunu ve bunun içinden süratle çıkmak için yargı reformu yapmak gerektiğini belirten Cumhurbaşkanı şöyle demiştir:
“Türkiye AB ile tam üyelik müzakereleri yapan bir ülkedir. AB’nin müktesebatı, kriterleri ve standartları süratli bir şekilde üstlenilmelidir.”
İktidar partisinin “Yargı Reformu” paketi içindeki önceliğinin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu olduğunu herkes biliyor.
İktidar, HSYK’nın üye sayısını arttırıp üyelerden bir kısmını meclise seçtirmek ve bu suretle yargıyı kontrol etmek istiyor.
Cumhurbaşkanı Türkiye’nin çarpıklıklarına monte edilmiş AB normlarında bir HSYK mı öneriyor, yoksa yargı reformunun AB normlarına uygun bir demokratik zeminin üstüne kurulması gerektiğini mi anlatmaya çalışıyor?
Gül’ün dünkü konuşması bu açıklığı taşımıyordu.
Eğer demokrasiyi işletecek ve meclisi bağımsız bir erk kimliğine yükseltecek kamburlardan sistemin kurtarılmasını garanti edebilirse, Cumhurbaşkanı çıktığı yolda her gün daha büyük kalabalıkların desteğini hissedecektir.
Ama bugünkü meclise böyle bir yetki verilemez!
Çünkü bugünkü milletvekillerinin çoğu için liderlerine itaat etmek, anayasaya bağlılık yeminlerinden daha önemlidir.
Önce partiler ve seçim yasalarını değiştirmek, kıblesi lidere değil millete dönük milletvekillerini meclise getirmek gerekiyor.
Darbe meclisinin üyelerini bile beş general seçmişti, şimdikileri her partinin başındaki “paşalar” seçiyor.
Dokunulmazlık zırhı ile korunmayı ve yüzde 10 gibi adaletsiz bir seçim barajını içine sindiren bir ahlâk anlayışına yargının kaderini teslim edemeyiz.
Cumhurbaşkanı Gül’ün önerisine biz varız. Ama bu şartla...
Önce molozu kaldır, mikrobu temizle, sonra yeni bir hayat kur!
Sıra şaşmamalıdır; aksi takdirde görevini yapan bir başsavcıyı hapse atan zihniyete bütün Türkiye’yi teslim etmiş oluruz!
Esası unutmayalım!
Kavgalar büyüdükçe sebepleri toz dumanda kaybolur.
Yargı eksenli devlet krizini konuşurken başlangıç noktasını unutmamak lâzım.
Erzincan Başsavcısı’nın başı, irticai eylemlerini soruşturduğu üç cemaat yüzünden derde girmiştir.
İrtica avcılığına heveslenecek tüm savcılara ibret olacak ağır bir ders tertiplenmiştir ona karşı.
Soruşturmanın elinden alınması yetmemiş cumhuriyeti irticaya karşı korumanın hiç bir şekilde affedilmeyeceği duygusu tüm yargıya verilmek istenmiştir.
Yüksek yargı, ittifak halinde HSYK’nın doğru bir iş yaptığında birleşiyor. Yetkilerini aşan savcılara işlem yapılırken yargı bağımsızlığının gereği olarak kendi içindeki bir ihlâli düzeltmiştir.
İktidar HSYK’nın yargı bağımsızlığını ihlâl ettiğini iddia ediyor.
Ama öbür yanda Adalet Bakanlığı başsavcıyı tutuklatan savcılarla tutuklayan hakimi cesaretlendirip azmettirmek için sabahın 5’inde “haydi bastır” bildirisi yayınlıyor.
Ayağına dolanmak, böyle bir şey olmalı!
Gül garanti etsin!
Haberin Devamı

