Yargıda yaşananlar, ağızdan çıkmış bir sözün eylemle ispatlanmasına ibretli bir örnektir!
Tayyip Erdoğan yıllar önce “Demokrasi bizim için bir araçtır” demişti.
Yıllar sonra şimdi o sözleri ne kadar inanarak söylediğini ispat ediyor!
Demokrasi “hukukun üstünlüğüne” dayanır.
Türkiye’de AKP iktidarı yıllardan beri hukuk devletine boyun eğdirmek için savaşıyor.
Son zamanlarda yaşananlar, sirklerde görmeye alıştığımız kimi zaman gülünç bazen acıklı ve korkutucu ama her zaman tehlikeli numaraların devlete taşındığını düşündürüyor.
Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun verdiği karar iktidar tarafından “yetki gasbı” olarak nitelenmiş, fakat tüm yüksek yargı kurumları ve tarafsız hukuk otoriteleri bu suçlamayı kabul etmemiştir.
İktidar çevrelerinin de görüşlerine itibar ettiği eski Yargıtay Başkanı Sami Selçuk’un yaptığı değerlendirme sanırım bu alandaki tartışmayı bitirecektir.
Sami Selçuk “Bir savcıyı görevlendiren merci (HSYK) onu görevden de alır. O onun gerçek yetkisidir” dedi.
Yetki yerinde kullanılmış mıdır?
Sami Selçuk, dosyayı incelemeden buna cevap veremeyeceğini söylemekle beraber HSYK üyelerinin en az 30 yıllık birikime sahip hukukçular olduğunu belirterek, dolaylı bir güven mesajı vermiştir.
Kuralsızca oynanıyor
Bölünmüş yargının iktidardan cesaret alan cephesi de okuma yazma biliyor. Yasalara bakarak ne kadar ters hareket ettiklerini görmüyor olamazlar.
İşte tam o noktada hile devreye giriyor.
Örneğin Erzincan Başsavcısı’nı tutuklatan Erzurum Savcısı, yetkisini kaldıran HSYK kararından habersizmiş gibi soruşturma dosyasını kaşla göz arasında İstanbul’a göndererek, cezaevindeki başsavcının tahliyesini sağlayacak işlemi yokuşa sürmüş, geciktirmiştir.
Şimdi tabii ki İstanbul’daki Ergenekon savcılarının devreye girmesi istenecektir.
Ama şanssızlığa (!) bakın ki onların da benzer bir soruşturma nedeniyle bakanlığa yaptıkları bir “yetkisizlik” itirazı vardır.
O zaman bakanlık, yasayı dinlemeyip isteneni yapmaları için savcıları talimatlandırmıştır ama şimdi bütün projektörlerin aydınlattığı bir ortamda aynı şeyi istemek ve yaptırmak imkânsız denecek kadar zordur.
Erken seçim tehdidi
Yaşanan rezalette iktidarın azmettirici rolü açıkça görülüyor.
AKP yöneticileri bu müdahalelerin yeni bir “kapatılma davası”na zemin hazırlayacağından korktukları için tehdit yoluyla tedbir almaya çalışıyorlar.
Mesela AKP Milletvekili Zafer Üskül Yargıtay C. Başsavcısı’nın konuşmasından “AKP’ye yeni bir kapatma davası açma niyeti” çıkarmış.
Bu görüşünü Reuters ajansına açıklarken böyle bir gelişme karşısında partisinin erken seçime gitme kararı alabileceğini söylüyor.
AKP önderleri eğer kapatma davası açılmasını kışkırtıp mağduriyet sömürüsü ile gidecekleri bir seçimi hedefliyorsa bu çıkmaz bir yoldur.
İktidar partisinin duruşu, yargı denetimini kabul etmeme ve başına buyruk bir güç olma hevesini yansıtıyor.
Asıl hastalık bu noktada.
Hukukun üstünlüğüne saygı kültürü olmayan bir iktidarın istediği yargı reformu gerçekleşse bile ne düzelir ki; hiç...
İstediği hedefe yürümesine izin vermediğini gördüğü anda yeni düzene yine itiraz edecektir çünkü..
Türkiye, iktidarda iken devlete muhalefet eden zihniyetin verdiği sıkıntıları çekiyor!
Hastalık nerede?
Haberin Devamı

