Yargı reformu ile iktidarın getirmek istediği düzenlemeler hukuk bilinci taşıyan herkesi korkutuyor.
Bu korkunun sebebini dün tanık olduğumuz kitlesel operasyonlar yeterince açıklıyor.
Balyoz Harekât Planı soruşturması bağlamında iki eski kuvvet komutanı ve bir eski ordu komutanının da aralarında bulunduğu 50’ye yakın kişi gözaltına alındı.
Gözaltına alınanlardan bir kısmının halen komuta kademelerinde görev yapıyor olması soruşturmanın önemini arttırıyor.
Gözaltılar ağırlıklı olarak 2003 Mart’ında İstanbul’da düzenlenen bir seminerin katılımcılarını hedef alıyor.
O seminerde tartışılan plan, iki camiye bombalı saldırı yapılmasını ve Ege’de bir Türk jetinin kendi kuvvetlerimiz tarafından düşürülmesini de içerdiği gerekçesiyle uzun süre gündeminin birinci maddesini işgal etmiş, gerek dönemin Ordu Komutanı Çetin Doğan, gerekse Genelkurmay Başkanı Başbuğ, bilgisizlik veya kötü niyete dayandığını savundukları iddiaları lânetleyerek reddetmişlerdi.
Başbuğ’a göre ordunun hazırlık durumunun sınandığı bu seminerler her zaman yapılıyor.
Cami bombalama ve uçak düşürme gibi varsayımlar, savaş durumunda düşmanın başvurması muhtemel eylemler arasında hatırlanıyor.
Asker yarışı kaybetti
Bilindiği gibi seminere ait belgeler, haberi yayınlayan gazete tarafından 28 Ocak’ta Ergenekon savcılarına teslim edilmişti.
Genelkurmay Başkanı Başbuğ da 1. Ordu Askeri Savcılığı’nın soruşturma başlattığını, sonucun kısa zamanda kamuoyuna duyurulacağını belirterek “Fazla uzaması doğru değil” demişti.
Görüldüğü gibi Balyoz konusunda sivil ve askeri yargı soruşturmayı aynı günlerde başlatmış fakat operasyonların düğmesine basma aşamasına sivil savcılar daha erken ulaşmıştır.
Türkiye’de yargı birliği yok ama hukuk aklı, aynı amacı güden, suç varsa bunu ortaya çıkarmaya çalışan kurumların işbirliği yapmalarını emretmez mi?
Adli gerçeğin ortaya çıkarılması çabalarını acaba rekabet mi kolaylaştırır yoksa yardımlaşma mı?
Buna verilecek cevabı biliyoruz:
“Askeri yargı bağımsız değil, tarafsız değil.”
Bu iddiaya hak verenler, Erzincan Başsavcısı’nın başına gelenleri gördükten sonra özel yetkili mahkemelerin ve savcılarının bağımsız ve tarafsız olduklarını iddia edebilirler mi?
Yargıya saygı günü!..
Yargıya boyun eğdirmek için yıllardır savaşan ve Erzurum-Erzincan hattında niyeti iyice açığa çıkan siyasi iktidar, topluma böyle zamanlarda uyguladığı şok tedaviye, dün bir kez daha başvurmuştur.
Halktaki algı budur.
Birçok hukukçu iktidar etkisine kolayca girebilen özel yetkili mahkemelerle adalete ulaşmanın mümkün olmadığını, çünkü bu mahkemelerin aslında adı değiştirilmiş DGM’ler olduğunu düşünüyor.
AKP iktidarı, bu olağanüstü mahkemeleri kaldırma taahhüdünü yargı reformuna dahil eder mi?
Buna inanabilmek zordur.
Çünkü özel yetkili mahkemeler ve özel yetkili savcılar söz konusu olduğunda Başbakan ve kurmaylarının verdikleri tepki hep övgü ve destektir.
Onların eylem ve beyanlarından “Yargı dediğin böyle olur” hükmü fışkırıyor!.
Dün iktidarın “yargıya saygı günü” idi.
Ergenekon kasırgası tüm sorunları örtmüştü.
Başbakan İspanya’da “Kırkı aşkın gözaltı var. Yoruma girmem doğru değil” diyordu.
Sevdiği mahkemeler söz konusu olunca Başbakanımız hukuka ve yargıya çok saygılı oluyor. Ne lâf söylüyor ne söyletiyor!
Şok tedavisi!
Haberin Devamı

