Çıkarın zırhınızı!

5 Mart 2010

Yargıtay Başkanı Gerçeker, yargı reformu ardında gizlenen tehlikeye karşı kamuoyunu uyaran bir konuşma yaptı.YARSAV panelinde “Yapılmak istenen düzenlemelerle yürütme yargıyı daha da kuşatma altına almak istiyor” dedi.Gözleri ideolojik inatla körleşmiş insanlar bu gerçeği maalesef göremiyor.Yargı üstündeki idari vesayeti kaldırmanın yolları belli. Ama iktidar reform paketine bu öneriler yerine yargıyı iktidara daha bağımlı hale sokacak düzenlemeler koymak peşindedir.Yargıtay Başkanı Gerçeker demokratik laik, sosyal hukuk devleti olmanın temel güvencesinin bağımsız yargı olduğunu reform diye dayatılan değişikliklerin ise Cumhuriyet’i bu güvenceden yoksun bırakacağını belirtiyor.AKP demokratik meşruiyet bahanesi ile yüksek yargı kurumlarına üye atamak peşindedir. Bağımsız bilim çevreleri ve siyasi muhalefet haklı olarak buna itiraz ediyor.Batılı ülkelerde AKP’nin dediği gibi hükümetin ve meclisin yüksek yargıya üye seçtiği modeller yok mu?Var ama onların hiçbirinde demokratik rejim iktidardan veya meclisten gelen bir tehdidi yaşamıyor.Şartımız var...Bizde yasama ve yürütme erklerini laikliğe karşı eylemlerin odağı olmaktan hüküm giymiş bir parti hukuk ve ahlâk sınırlarını zorlayarak kontrol ediyor.Meclisteki üye sayısından daha fazla dokunulmazlık dosyası adaleti bekliyor.İktidar ve dokunulmazlık sayesinde ayakta duran milletvekilleri, ileriyi düşünerek, eninde sonunda hesap verecekleri mahkemeleri kendileri seçmek isteyebilirler.Ama bize bunu “reform” diye yutturmaya kalkmasınlar!Nitekim Yargıtay Başkanı dün nazikçe bu oyunu deşifre etmiştir. Yüksek yargı kurumlarına yargı dışından, üstelik hükümet ve meclis tarafından üye atanması dayatmaları için “Bugün için gerekliliği ve önceliği bulunmamaktadır” dedi.Peki yarın için düşünülebilir mi? Geçen gün bu sütunda kendi hesabımıza cevapladım bu soruyu “şartlı evet” diyerek.Öncelik, demokratik altyapımızı Batı’daki standartlara ulaştırmaktır. Onun birinci şartı da milletvekili seçilme yeterliliğini düşürecek ağırlıktaki suçlarla suçlanan siyasetçilerden kaderimizi belirleme yetkisini geri almaktır.Bu olsun, o zaman tekrar düşünürüz!Nasıl güveniriz?Ulusal iradenin oluşumuna internet benzersiz bir hız ve güç kazandıracak.Dün dolaşımdaki bir “mail”e “beyanname” niteliği kazandıracak heyecanın ışığını gördüm.Vatandaş dokunulmazlığa bağımlı milletvekili, siyasetçi istemiyor.Başbakan “Dokunulmazlık herkes için kalksın, o zaman razıyız” demişti yıllar önce.Olaylar Başbakan’ı yalanladı.Rektörlerin, generallerin, birinci sınıf hâkim ve savcıların bile hesaba çekildiğini tutuklanabildiğini öğretti bize uygulamalar.Artık herkes gördü:Türkiye’de herkese dokunuluyor. Yalnız siyasetçilere ve onların kirli işlerine alet olan bürokratlara dokunulamıyor.O bürokratları korumaları da iyilik değil egoizmdir: Çünkü mahkemede emir aldıkları siyasetçiyi ele verebilirler!Millet iktidara bağırmalıdır artık:“Bahaneniz kalmadı. Herkese dokunulduğuna göre siz de çıkarın bu ahlâk dışı zırhı üstünüzden. Hesap verin, aklanın, öyle gelin!”

Devamını Oku

PKK’ya darbe Açılıma şans!

5 Mart 2010

Türkiye’ye kasteden teröristlerin kendilerini evlerindeymiş gibi hissettikleri ülkelerin başında Belçika gelir.Ama hayat sürprizlerle dolu. Belçika’da dün sürpriz yaşandı ve PKK hedeflerine 25 ayrı yerde operasyon düzenledi.Aralarında PKK Kongra-Gel Başkanı Zübeyir Aydar’ın da bulunduğu 30 üst düzey örgüt yöneticisi gözaltına alındı.Fransa ve İtalya’daki operasyonları izleyen bu hamle önemli gelişmelerin başlangıcı olmaya adaydır.Belçika’nın terörle mücadele uğruna PKK’nın husumetini göze aldığı söylenemez. Tutum değişikliğinde Amerika’nın belirleyici rol oynadığını tahmin etmek zor olmasa gerektir.Hatırlanacağı gibi PKK’nın üç elebaşısı Zübeyir Aydar, Murat Karayılan ve Ali Rıza Altun’u ABD resmen uyuşturucu kaçakçısı ilân etmişti.Hiçbir hükümet, gençlerini zehirleyen uyuşturucu kaçakçılarına himaye sağlıyor görünmek istemez.PKK hedeflerine operasyon tasfiye eylemi midir yoksa göz boyama mı; buna sorgusundan sonra Zübeyir Aydar’ın bırakılıp bırakılmadığına bakarak karar vereceğiz.Ama her halükârda şunu söyleyebiliriz: Bölücü terör örgütünün suyu ısınıyor!Bahçeşehir Üniversitesi Stratejik Araştırmalar Merkezi uzmanı Ercan Çitlioğlu’nun deyimi ile Türkiye, Kuzey Irak’taki Kürt devleti oluşumu için “taşıyıcı anne” rolüne hazırlanıyor.Türkiye Irak’ın bütünlüğünden yanadır.Amerika ve İsrail çıkarları burada Türkiye ile çatışıyor. Amerika PKK’yı tehdit unsuru olmaktan uzaklaştırmak suretiyle Türkiye’yi “Irak’ın toprak bütünlüğü”nü dert etmekten vazgeçmeye razı etmeye çalışıyor.Amerika’nın Avrupa ülkeleri üzerindeki etkileri PKK’nın mali kaynaklarını önemli ölçüde daraltmıştır. Daha birkaç gün önce Kandil’deki elebaşı Murat Karayılan Avrupa kadrolarına “krize girdik, acele para bulun” diye çağrı yapıyordu.Önümüzdeki dönemde bu sıkışıklığın artacağı ve örgütün kadrolarını daraltmak mecburiyetine düşeceği anlaşılıyor.PKK’nın silâhlı gücünün zayıflaması siyasal çözüm arayışlarının şansını artıracaktır.Türkiye bu şansı iyi kullanmalıdır. Reaksiyon davet edecek aşırılıklara kapılmadan, sabırla ve akılla yürümelidir.... Ve Kürt sorunu seçim malzemesi olmaktan mutlaka kurtarılmalıdır!***** Paniğe gerek yok!ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi’nde korktuğumuza uğradık.Komite, 1915 olaylarını “soykırım” olarak tanımlayan Ermeni tasarısını onayladı.Yine de paniğe gerek yok.Çünkü bu ilk kez başımıza gelmiyor.Önemli olan Başkan’a giden uzun yolun herhangi bir yerinde bu süreci durdurmaktır. Daha önce yaşandığı gibi yine başarılabilir.Çünkü bu yıl Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesiyle ilgili tarihi bir fırsat yakalanmıştır ve Amerika’nın soykırımı kabul etmesi barış çabaları üstünde sabotaj etkisi yaratacaktır.İsviçre’de Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin normalleşmesini ve kapalı sınırların açılmasını öngören protokollerin imzalanması, bu yıl soykırımla ilgili iftira kampanyalarından uzak kalacağımız ümidini yaratmıştı. Yine olmadı.Meseleyi gündemden uzak tutma imkânı doğmuşken iktidar bu fırsatı kullanamadı.Şimdi kontrol Amerika’nın eline geçti: Başkan Obama Cumhurbaşkanı Gül’e “protokolleri meclisten geçirmek için elinizi çabuk tutun” demiş telefonda.Amerika, soykırımı tanıma tehdidi ile yani aba altından sopa göstererek Ermenistan sınırını açmaya Ankara’yı razı etmeye çalışacaktır.

Devamını Oku

Anayasaya temiz eller!

3 Mart 2010

Başbakan tam gaz gidiyor. Bu ayın sonuna kadar anayasa paketini meclise götürmek kararında..Sonra?. Meclis’ten geçirilecek olan değişiklikler yine jet hızıyla halk oyuna sunulacak.Olur mu, olmaz mı tartışmasına girmeden önce Haşim Kılıç’a kulak vermek lâzım. Çünkü Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç dün Hürriyet’te çıkan demecinde, Başbakan’ı hedef aldığı belli olan yerinde bir uyarı yapıyor:“.. Bulunduğu makamın emanet olarak kendinde bulunduğunu asla unutmamalı. ‘Ben yaptım oldu, ben söylediysem daha ötesi yoktur’ gibi yaklaşımlar yanlış..” İktidarın yargı reformu adı altında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Anayasa Mahkemesi’nin üye sayılarını artırıp yargının tam kontrolünü ele geçirmeye ve parti olarak kapatılma tehlikesini tamamiyle ortadan kaldırmaya çalıştığını biliyoruz.Başkan Haşim Kılıç, uzlaşma ile sağlanması mümkün görülmeyen bu değişikliklerin son zamanlarda gerginliğe yol açtığını belirterek bir de tahminde bulunuyor:“Korkum, yargı reformu ve anayasa değişikliğinin de bize (Anayasa Mahkemesi’ne) geleceği yönünde..” Kapıyı açmak...Haşim Kılıç, AKP’nin taraf olduğu hemen bütün davalarda, tek başına bile kalsa oyunu iktidar partisinden yana kullanan bir mahkeme başkanıdır. Mahkemeyi temsil yeteneğine zarar verdiğini bile bile böyle davranmaktan hiç vazgeçmemiştir.Şimdi böyle konuşuyorsa yaptığı sadece uyarı değil, iktidar görüşü yanında bu kez yer alamayacağını, yani bir anlamda oyunu belli etmektir.Bugün ülkede yeni anayasa yapmaya elverişli ortam yoktur.Gerginlik ve kutuplaşmanın ulaştığı boyutlar buna engeldir. Çünkü insanlar yargıyla, anayasa ile oynayacak olan iradenin iyi niyetine güvenmiyor, temiz olduğuna inanmıyor.Oluşan psikolojik güvensizlik duvarını yıkmak, tek maddelik bir anayasa değişikliği ile mümkündür: Milletvekili dokunulmazlığı hemen kaldırılacak!Yani yasama dokunulmazlığı boyutuna indirilecek.DokunulmazlıklarTBMM’de üye sayısından daha fazla dokunulmazlık dosyası yıllardan beri bekliyor. Birçoğu milletvekili seçilme yeterliliğini düşürecek nitelikte suçlar içeriyor.Öyle suç isnatları var ki, adil bir yargılama olsa sanıkları cezaevinden çıkamaz.Dokunulmazlıklar kaldırılarak hiç değilse bir sonraki meclisin gölgesiz temiz kişilerden oluşması güvence altına alınmalıdır.Meclise girmemesi gerekenleri öncelikle yargı ayıklamalıdır.Yargı reformunu yeni meclis yapmalıdır. Aksi yöndeki zorlamalar belli ki gerilimi ve kutuplaşmayı tırmandırmaktan ve zaman kaybetmekten başka sonuç vermeyecektir.Yargıda değişmesi gereken çok şey var ama bugün değişmemeli. Neden mi; değiştirecek olanın niyetinden ve niteliğinden ötürü!..

Devamını Oku

Çıkacak fatura yıkım olmasın

3 Mart 2010

Balyoz, gerçekten bir darbe planı mıdır? Asker bilirkişi bu soruya “şartlı evet” cevabı veriyor.Kendisine teslim ettiği belgeler gerçekse yani araya sahte belgeler sokulmadıysa 2003 yılında yapılan seminerde tartışılan planın “hükümeti devirip devlet idaresine el koymayı öngören bir plan” olduğunu söylüyor!Belgeler gerçek mi sorusu tabii kilit önem taşıyor. Cevabını sadece yargı değil kafası karmakarışık hale getirilen kamuoyu da merak ediyor.Çünkü darbe hazırlığı yapan bazı unsurların varlığı ile ilgili haberlerin baştan sona kuruntudan ibaret olmadığına dair işaretler artıyor.Jandarma, irtica ile mücadele belgesi altındaki ıslak imzanın Albay Dursun Çiçek’e ait olduğuna dair rapor verince Genelkurmay Askeri Savcılığı tutuklama istemiş, fakat askeri mahkeme istemi reddetmiştir.Ret kararı Albay Çiçek’i aklamıyor sadece kaçma ve delil karartma riski taşımayan şüphelilerin tutuklanmalarına gerek bulunmadığına dair sivil mahkemelere yol gösteren bir örnek karar ortaya koyuyor.Uzaktan bakmak...Silivri’deki düğüm yumağı zaten umutsuzluk sebebidir. Buna sürekli yeni dosyalar ekleniyor.Kafalardaki bulanıklık artıyor.Böyle zamanlarda soruna uzaktan bakmak daha aydınlatıcı olabiliyor.Son günlerin en etkileyici gözlemi ve önermesi, Atlantik ötesinden Los Angeles Times gazetesinden geldi:“Askerlerin darbeler döneminin geride kaldığını kabul etmesi gerektiği gibi hükümet de kan davasını ve siyasi fırsatçılığı reddetmeli!” Yaşadığımız tecrübeler, soruşturma sürecindeki ağır hak ve hukuk ihlâllerine rağmen darbe hevesine kapılmış bazı gruplaşmaların varlığını ortaya koymuştur.Burada önemli olan “muhaliflerini bastırmak için” iktidarın fırsatı ganimet bilmemesi, adalete yardımcı olmasıdır.Son gelişmeler karşısında Genelkurmay Başkanı Başbuğ da millete borçludur. TSK’nın asimetrik psikolojik savaş hedefi yapılmış olduğunu bugün de söyleyebiliyor mu?Albay Dursun Çiçek’in masumiyetine yine kefil olabilir mi?Vur statükoya!Bir yandan da büyük resmi görmek gerekiyor. Bunu yapmak nerede durmak gerektiği konusunda doğru kararlar vermemize yardımcı olabilir.Evet bazı cuntalar, suç örgütleri oluşmuş belli. Ama niyet aşamasında kalmış, hiçbiri eyleme geçememiş.Ve bu sonucu dıştan gelen etkiler değil doğrudan TSK’nın içindeki dinamikler sağlamış. Askeri darbenin önüne yine asker duvar örmüş.Elbette hukuk devletinin güvenceleri de yabana atılmamalı. AKP hakkında açılan kapatma davasının bile “başka çare yok” diyen darbecilerin ellerini zayıflattığına şüphe etmemek lâzım.Statükoya karşı çıkmak şimdi moda... Statüko aleyhtarlığı ile önüne gelen her şeyi yıkmayı önerenlerin aklına uymak, gerekli ve yararlı kurumlara zarar verebilir.İktidar Türkiye’yi bir anayasa değişikliği oldu bittisine hazırlıyor.Amacın hükümet ve meclisten sonra üçüncü erk olan yargıyı da tam kontrole alarak “Devlet=AKP” hedefine ulaşmak olduğunu hepimiz biliyoruz.Eğer bu gerçekleşirse Türkiye’de artık ne suç işlerse işlesin hiçbir parti kapatılmayacak, ne suç işlerse işlesin seçilmişler yargıya hesap vermeyecektir.Darbeci unsurlardan ordumuz mutlaka temizlenmeli ama bedeli bu kadar ağır olmamalıdır.

Devamını Oku

“Go home” tehlikesi var

1 Mart 2010

Mart ve Nisan ayları Ermeni soykırımı iddialarını dayatma mevsimidir. Yine karnımız ağrıyor işte!ABD Temsilciler Meclisi Dış İlişkiler Komitesi iki gün sonra “Ermeni soykırımı” tasarısını oylamak üzere toplanacak.Ankara dün, tasarının gündeme alınması kararını esefle karşıladığını duyurdu.Washington’un desteği ile İsviçre’de imzalanan protokoller, iddiaları inceleyecek ortak bir tarihçiler komisyonu kurulması yoluyla soykırım hayaletini dolaşımdan kaldırmayı öngörüyordu.Ama Ermenistan Anayasa Mahkemesi protokolleri, 1915 olayını soykırım olarak kabul ettirmek yolundaki Ermeni çabalarının sürdürülmesi koşulu ile onayladı.Tabii bu karar iddiaları incelemek için kurulması öngörülen tarih komisyonunu doğmadan öldürdü.ABD yönetimi şimdi Ermeni tarafının belgeye bağlanmış mutabakatı inkâr eden bu tavrına rağmen soykırım tasarısını yasa haline getirir mi?Tarihçinin uyarısı...Ermeni diasporasının çabaları bıkkınlık yaratmaya yöneliktir.Ayrıca Ermeni oylarının Amerikan siyasetçileri üstündeki çekiciliği, tarihi ve güncel gerçekleri unutturmaktadır.Soykırım hamlesinin başarıya ulaşması şimdiye kadar hep “Türkiye kaybedilecek” uyarısı üzerine Başkan tarafından yapılan son dakika müdahaleleri ile önlenmiştir.Aslında iftira kampanyasının hedefine ulaşması ile Türkiye’nin toprak ve tazminat taleplerine muhatap olacağına dair endişelerin geçerliliği bulunmuyor.Çünkü bu konuda Türkiye’yi yargılayıp mahkûm edecek bir mahkemenin dünyada bulunmadığını herkes biliyor.Ama soykırım, hiçbir ulusun kabullenmek istemeyeceği bir insanlık suçudur. Kaldı ki Türk milleti sadece gururu uğruna değil, atalarının böyle bir iftirayı hak etmediklerini bilerek suçlamayı reddetmektedir.Amerikalı ünlü tarihçi Justin McCarthy’nin bir konferansını şu sözlerle bitirdiğini hatırlıyorum:“Size ‘kabul edin ve kurtulun. Zaten bir bedeli de yok’ diyeceklerdir. Böyle bir pazarlığa asla razı olmayın. Çünkü atalarınız isnat edilen soykırım suçunu işlememişlerdir!” İntikam zamanı değilDiasporanın siyaset ve medya üzerindeki baskı gücü yeni bir sınavdadır. Amaçları ne pahasına olursa olsun kazanmaktır.Amerikan CBS televizyonunun “60 Dakika” adlı programında gösterilen ve söylenen şeyler, bu propaganda savaşında insaf ve ahlâk sınırı bulunmadığını kanıtlıyor.CBS Suriye’deki bir yeri 450 bin Ermeni’nin toplu mezarı olarak gösterdi.Tehcirin 95’inci yılında böyle bir keşfin (!) tam da Kongre’deki karar günleri arifesinde gerçekleşmesi akıllı insanlar üstünde hakaret etkisi yapar.Bakalım Kongre’deki etkisi nasıl olacak?Karar vericileri yönetecek olan değerlerin ahlâk, adalet ve gerçekler olmasını diliyoruz. Zaman Başbakan Erdoğan’dan “One minute” hıncını çıkarmanın zamanı değildir. Yahudi lobisi geleneksel tutumunu değiştirmemelidir.Washington da protokollere sahip çıkmalı Türk halkının gözünde düşmanlık yaptığı algısı yaratmamalıdır.Soykırım tasarısı geçerse bunun Türk halkı üstündeki etkisi, çuval geçirme olayından daha derin olur.Economist dergisinin tahmini abartı değildir.Doğacak ulusal tepkiler, hükümeti istemese bile Amerikalıları İncirlik’ten kovmaya mecbur edebilir!

Devamını Oku

Kuvvetler ayrılığı yerine aykırılık!

27 Şubat 2010

Kuvvetler ayrılığı prensibinin babası Montesquieu’nun sonunda mezarından fırladığına dair dedikodular dolaşıyor.Söylenti doğruysa Fransız filozofu 255 yıldır yattığı mezarından çıkaran tahrikin Türkiye’deki yargı reformu tartışmalarından kaynaklandığını söylemeye herhalde gerek yoktur.Başbakan Erdoğan dün “Anadolu Aslanları” toplantısında yargıdan şikâyet ediyordu. Eleştiri ve yakınmaları, yargı bağımsızlığına reform adı altında son verecek operasyona destek amaçlı gerekçelerdi. Daha doğrusu bahaneler...Kuvvetler çorbası“Yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrı olması ifade olarak güzel, hoş. Ama yargı bir anda hepsini silip atabiliyor. Hani birbirinden ayrıydı; ne oldu?” diye soruyordu Başbakan.Yani, yasama ve yürütme erklerine hükmeden kişi olarak yargı denetimine tabi tutulmayı bir türlü kabul edemiyor, fakat aynı kürsüde “demokrasi ve hukuk alanında büyük bir mücadele verdiklerini” söylüyordu!Parlamentonun yüzde 65’ine sahip bir partinin kapatılması Yargıtay C. Başsavcısı’nın iki dudağı arasından çıkacak bir sözle konuşuluyorsa, bunu kabul etmenin mümkün olmadığını iddia ediyordu.Başbakan, hiç bir ileri demokraside olmadığını söylediği böyle bir durumun, halka başvurarak (referandum) ortadan kaldırılacağını belirtirken kuvvetler ayrılığı prensibini kuvvetler çorbasına çeviren önerisini şu sözlerle yapıyordu:“Bir siyasal partinin kapatılıp kapatılmaması için müsadeyi parlamento versin!” Şartlı kabul...Başbakan yargıya çok büyük haksızlık yapıyor aslında.AKP “seçimi kazandığıma göre devlet benim” diyen hiçbir denetim ve dur-durak kabul etmeyen bir zihniyeti temsil ediyor.Halbuki bağımsız yargının denetiminden kurtulduğu andan itibaren AKP iktidarının tehlikeli maceralara sürükleneceğinden kimsenin şüphesi olmaması gerekir.Bu ülkenin Anayasa Mahkemesi, laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna 1’e karşı 10 üyenin oyu ile hükmettiği halde AKP’yi kapatmamıştır.Tayyip Erdoğan ve partisi suç işlemeye giden hangi yolları daha mayınlardan temizlemek istiyor?Medyada eleştiri yapan köşelerin sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor artık. Başbakan gerçeklerle yüzleşme imkânını elde edebildiği bu köşeleri de “Kov yoksa pişman ederim” diye tehdit ettiği patronlara tasfiye ettirmek isterken asıl kötülüğü kendine yaptığını görmüyor mu?Yargı reformu şimdiki haliyle harakiri teşebbüsüdür.Yargı reformunun çerçevesini belirlemek için Başbakan “Tüm gelişmiş ülkelerin uygulamasına bakıp ortalamasını alalım” dedi dün.Oralardaki demokrasilerin de ortalamasını almak şartıyla iyi fikirdir, kabul!Ama o zaman da beğenmediği köşe yazarını patronunu tehdit ederek kovdurmayı hak sayan Başbakan’a nerede ve nasıl yer bulacağız?

Devamını Oku

Köşe yazarlarını meclis seçsin!

26 Şubat 2010

Başbakan dün öfke kaynaklı hitabet sanatından yeni bir örnek verirken basın özgürlüğü idealini yerle bir etti!Bir gün önce Çankaya’da gerçekleşen zirve konusunda çıkan bazı yorumları beğenmemiş anlaşılan; siyasi gerginliğin piyasalarda yarattığı olumsuz etkileri de görünce hıncını köşe yazarlarından çıkardı.Partisinin il başkanlarına hitap ederken, Cumhurbaşkanı Gül ve Genelkurmay Başkanı Başbuğ ile yaptıkları toplantıyı eleştiren birkaç köşe yazısından hareket ederek, ilerde muhtemelen pişmanlıkla hatırlayacağı kariyerinin en talihsiz konuşmasını yaptı.Kov gitsin!Medya patronlarının “Ne yapayım, köşe yazarı bu hâkim olamıyorum” diyemeyeceklerini öne sürerek şöyle devam etti:“Diyeceksin ki ‘Sen bunun sorumlususun arkadaş’... Niye? Çünkü ülkeyi germeye, ekonomiyi germeye hakkı yok!” Başbakan orada da durmadı:“Herkes fikrini söylemekte serbesttir. Tabii söyle ama o insanlara da o kalemleri teslim edenler der ki ‘kusura bakma kardeşim bizim dükkânda sana yer yok!’ Çünkü herkes vitrinine lâyık olanı koyar.” Mesaj yeterince açıktır. Başbakan medya patronlarına açıkça şunu demek istiyor:“Köşe yazarının liyakat normlarını benden soracaksın, buna uymayanları vitrinine koymayacaksın, kovacaksın!” Nereden nereyeBaşbakan’ı danışmanları yanıltmış olmalıdır. Çünkü medya yazdığı için piyasalar bozulmadı.Borsa bir haftada 54 binden 48 binlere indiği, dolar 1.52’den 1.56 düzeyine yükseldiği için haber ve yazı konusu oldu.Medya kötü yazınca ekonomi kötü gitmez. Türkiye’deki durum kötü yönetimin doğurduğu sarsıntıdır.İktidar aylardan beri ülkenin istikrarına zarar verecek siyasi kumarlar oynuyor. Bunca sorumsuzluğu yap sonra bir zirve ile bütün sıkıntılardan kurtul; böyle bir sihirbazlık yeteneğine hiçbir iktidar sahip olamaz.Nitekim Financial Times gazetesi dün “Yabancı yatırımcılar Türkiye’de işlerin iyiye gideceğine ikna olmadı” diye yazdı.AKP özellikle son bir yılda yaptıkları ile kurumları birbirine düşürdü. Bu yetmiyor gibi kurumların kendi içlerinde de çatışmaları, kutuplaşmaları körükledi.Cumhuriyet tarihinin kâğıt üstünde en sorunsuz iktidarı vehimleri ile, saplantıları ile sürekli sorun üreterek hem kendi rahatını kaçırıyor, hem ülkenin...2010 yılında Türkiye’yi beğenmediği yazarları patronlarını korkutarak işten attırmaya çalışan bir zihniyet yönetiyor.Oysa bu Cumhuriyet, Avrupa belâlı diktatörlerin elinde nefes darlığı çekerken “Basın özgürlüğünden doğan sakıncaları ortadan kaldıracak araç yine basın özgürlüğünün kendisidir” diyen bir anlayışla yola çıkmıştı.Nereden nereye?..Dün bir okurumuz ağlanacak halimize güldüren bir akıl veriyordu:“Halkın iradesi gazetelere yansısın: Köşe yazarlarını meclis seçsin!”

Devamını Oku

Liste başı Gül!

25 Şubat 2010

Üstünden 7 yıl geçmiş olan o seminere sunulan senaryonun darbe planı olduğuna iktidar gerçekten inanıyor mu?Yoksa bunu seçimde yararlanacağı mağduriyet sömürüsünün yatırımı olarak mı kullanmak istiyor?Askeri vesayet yakınmalarının haklılığı büyük ölçüde ortadan kalkmıştır.Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un açıklamaları, komutanın şerefi ile teminata bağlanlanmış demokrasiye sadakat taahhüdü içeriyor. Ama işe yaramıyor, darbe korkuları bir türlü uzaklaşamıyor.Türkiye’yi dünyaya “darbeler ülkesi” olarak afişe etmeyi haklı gösterecek bir durum gerçekten mevcut mudur?İnternet siteleri alaycı yorumlarla dolu. Vatandaşlar “Bu komutanları darbe yapmadıkları için mi topluyorlar?” diye dalga geçiyor.Önceki gün Abdüllatif Şener CNNTürk’e dikkate değer şeyler söyledi.Tartışılan seminerin yapıldığı 2003 yılı başında Şener, AKP’nin bir kurucusu olarak iktidarın her karar ve eyleminden haberli Başbakan Yardımcısı idi.Darbe hazırlığı olsa, elektriğini en yakından hissedebilecek biriydi.Ama Şener o dönem gelişmelerinin darbe şüphesi uyandırmak şöyle dursun tam tersine pozitif bir tablo yansıttığını anlattı.Gerçekten de Tayyip Erdoğan yasaklı olduğu için 2002 seçimine girememiş, sonra Siirt’te ara seçim icat edilerek milletvekili seçilmiş ve hükümetin başına geçmişti.Şener MGK toplantılarında bile iktidar partisine ve yasaklı Erdoğan’a yardımcı bir niyetin varlığını hatırlıyor.Ama o dönem şimdi Balyoz soruşturması geçiriyor ve Türkiye yine kitlesel gözaltılara ve tutuklamalara sahne oluyor.Eğer bunlar iktidar partisine “mağduriyet” sağlayan kârlı seçim yatırımı olsun diye yapılıyorsa -ki bu şüphe hep var- sonsuza kadar üstü örtülemeyecek silâh mutlaka geri tepecektir.Böyle bir ihtimal Çankaya’da toplanan dünkü zirvede herhalde söz konusu edilmemiştir. Gül’ün yerinde tarafsız bir Cumhurbaşkanı olsa acaba Silâhlı Kuvvetler’e zarar veren kampanyaya bu kadar uzun süre seyirci kalır mıydı?Çankaya Köşkü’nden dün “kurumların yıpranmaması için herkesin sorumluluk bilinciyle hareket etmesi gerektiği”ni hatırlatan bir açıklama yapıldı.Dileriz Cumhurbaşkanı “herkes”in en başına kendisini koyar!Doğramacı ölmezTürkiye anıtsal eğitim kurumları ile adını ölümsüzleştirmeyi fazlasıyla hak eden seçkin bir evlâdını kaybetti.Prof. Dr. İhsan Doğramacı’ya Tanrı’dan rahmet, ulusumuza başsağlığı dileriz.Yabancı bir bilim adamı “Ülkenizi nasıl sevmeniz gerektiğini Doğramacı’dan öğrenebilirsiniz” demişti.Doğramacı, yüksek öğretime kalite kazandıran vakıf üniversitelerinin babası ve kurucusudur. Arkasında adına yakışır üniversiteler bırakmış, bu eserlerin parasal kaynağını kendi ailesinin varlığını vakfederek sağlamıştır.O yalnız yaratıcı bir girişimci, çok iyi bir bilim adamı olarak değil, az bulunur erdemlerin inşa ettiği bir anıt kimliği ile hatırlanacak ve dileriz benzer olanaklara sahip olanlara da örnek olacaktır.Doğramacı, Türkiye’nin popüler sahnesine YÖK’ün kurucu başkanı olarak çıktığı için yıkıcı eleştirilerin hedefi oldu.Ama o kadar temiz, inançlı ve yaratıcıydı ki, biz dahil pek çok şanslı insan, ona yaptıkları haksızlıkların pişmanlığını bu dünyaya veda etmeden kendisine duyurabildi.Huzur içinde yatsın...

Devamını Oku