Yanlış yalnızlığı sevmez. Hızla çoğalır sahibinin eline ayağına dolanır, hatta boğazına sarılır.Başbakan’ın dün yaptığı bir konuşma, iktidar olarak büyük bir yanlışın içinde olduklarının itirafı gibiydi:“Hafta sonuna kadar bekleyeceğiz. Geldiler geldiler; aksi takdirde Parlamento’ya sunacağız sonra da milletimize gideceğiz!” Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde böyle bir anayasa değişikliği tecrübesi yaşanmamıştır. Çünkü toplumsal mutabakat bu işin temelidir.İktidarın yerle bir etmeye kararlı olduğu Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) Başkanvekili Kadir Özbek, kurulun seçilmiş yargıç üyeleri ile yaptıkları toplantıdan sonra koydukları teşhisi açıkça söyledi.Dönüş şansı yok gibiHSYK’ya göre iktidar yargıyı ele geçirme kastı ile hamle yapmıştır. Yapılan iş Anayasa’ya aykırıdır!Kadir Özbek, kamuoyunda “yargı siyasallaştı” izlenimi uyandırmak için uzun zamandan beri çeşitli tertip ve tahriklere hedef hâline getirildiklerini de anlattı.Bu iddia, iktidarın halk desteği sağlamak istediği durumlarda hep aynı komplocu kurnazlığa başvurduğunu açığa çıkarması bakımından önemlidir.Çünkü TSK’ya karşı da aynı taktiğin uygulandığını görmemek mümkün değil.Ok yaydan çıkmış mıdır?Anayasa yapmanın temel mantığını inkâr ederek işe tersten başlamanın yanlışını telâfi etmenin imkânı hâlâ var mıdır?Başbakan’ın tutumu iyimserliğe geçit vermiyor. Dün “Demokrasi benim ülkeme, benim milletime çok görüldü” diyordu.Tayyip bey insaf!..Zannedersiniz ki ülkeyi yedi yıldır “tek adam” keyfiliği ile yöneten kişi değil de sınır aşırı sürgünde yaşayan bir siyasi lider konuşuyor...Bu mantık, bu yaklaşım iktidarın derdinin hukuk ve demokrasi olmadığını kanıtlıyor. AKP hak hukuk adına 7 seneyi imam hatiplerin önünü açmak, türbanı üniversiteye sokmak için harcadı. Bu zaman içinde de kirlendi.Şimdi istediği, kendisine zarar vermeyen, ceza vermeyecek olan bir adalet icat etmek!.. Buna ihtiyaçları var ama kolay değil.Dün bir rüşvet skandalı patladı: Mercedes’in yapımcısı Daimler, Türkiye’nin de içinde bulunduğu 22 ülkede kamu yöneticilerine onmilyonlarca dolar rüşvet dağıtmış.Korkarız 35 yıl önceki Lockheed skandalında olduğu gibi sadece bizde yakalanıp ceza görmeyecektir yiyiciler.Çünkü bu taslağın getireceği yargı düzeni temiz siyasetin yolunu açmak yerine yiyicilerin dokunulmaz kalmalarını sağlayacaktır. “Reform” bu amaçla dizayn edilmiştir.AKP’nin sadece BDP’nin desteğini alacak görünmesi hamlenin önünü açmayacak iktidarın vebalini, risklerini artıracaktır.Çünkü iktidar BDP desteğinin bedelini cebinden değil, kendisine emanet değerlerden ödeyecektir.Millet bunu görür ve referandumda cevabını verir!
Ülkenin, milletin kaderini tayin edecek olmasa, bu olan biteni izlerken eğlenirdik.Ama öyle değil. Halk referandumda uyanmazsa çok ağır bir fatura ile karşı karşıya kalmamız işten bile değildir!Yandaş medya ülkeyi gül bahçesi gibi gösteriyor. Bağımsız medya ise devlet gücünü kötüye kullanan despotluğun baskısı altında olan biteni özgürce ve bütün vahameti ile halka anlatma imkânını kullanamıyor.Bu durum tehlikeyi gizliliğin koruması altına soktuğu için riskler büyüyor.Nitekim dün New York Times, önerilen anayasa değişikliklerinin, iktidarın dini siyasetinden kuşku duyan ve hâlâ laik devlet düzeninin en güçlü direkleri olan yargı ve orduya odaklandığını yazıyordu.AKP, hukuk tarihine bir “anayasa değişikliği komedisi” hediye etmek üzeredir.Paket partilere verildi ve şu söylendi:“Size üç gün müsaade.. Gelen gelir yoksa millete gideceğiz!” Dolmuş kalkıyor; haydi Anayasa’ya bir iki!..İktidarın değişiklikleri referandum yoluyla kesinleştirmek için mecliste 330 ile 367 aralığında bir desteğe ihtiyacı bulunuyor.Bu konuda 337 sandalyeli AKP’ye “pazarlıkta anlaşırlarsa” yakınlık gösterecek parti 20 sandalyesi olan BDP’dir.Üzmeyin Başbakan’ı!Böyle bir ittifak gerçekleşirse bu da kendi başına bir “ilk” olacaktır:Kapatılma tecrübesi yaşamış iki farklı (Biri İslâmi, öteki ayrılıkçı) gelenekten gelme partiler rejimle hesaplaşmalarını tamamlamak için güçbirliği yapacaklardır.Anayasa bu kafayla, bu üslupla yapılmaz.Pek çok olayda tarafsız olması gereken kimliğine zarar vermek pahasına AKP’yi kayırdığını açıkça belli etmekten çekinmeyen Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bile bunu söyledi.“Anayasa tam mutabakatla yapılır. Ben yaptım oldu yaklaşımı ortamı gerer” dedi.İktidar bu uyarıdan hisse mi çıkardı?Hayır, Başbakan dün “Tanıdıklarımın böyle yapması beni daha çok üzdü” diye karşılık verdi.Zaten ya tehdit ediyor, ya esef ediyor. Ama bildiği yoldan da dönmüyor.Dikkate değer bir durum da şu ki, zaman geçtikçe AKP’nin kendine olan güveni azalıyor, bu da tedbir adına yapılan yasal düzenlemelere çok sert biçimde yansıyor.Gittikçe radikalleşiyorMesela iktidarın Prof. Ergun Özbudun’un başında olduğu bir heyete hazırlattığı anayasa önerisinde, Anayasa Mahkemesi’nin 17’ye yükseltilen üyelerinden 9’unu mecliste iktidar çoğunluğunun seçmesi öngörülmüştü.Bu yüzden “Olacak iş değil” diye kıyamet kopmuştu. Şimdiki düzenleme eski öneriye rahmet okutuyor!Hedef açık: İlk hedef parti kapatma olmasın... Bunun için Anayasa Mahkemesi’nin kompozisyonu değiştiriliyor, kapatılma şartları “imkânsız”a ayarlanıyor.İkinci hedef HSYK operasyonu ile yargının kontrolünü ele geçirmek.Dokunulmazlıklar sayesinde kendini koruyan bir iktidarın düşmesi halinde en gerekli olacak şey “dost hâkimler”in oluşturduğu mahkemelerdir.Dün Başbakan hâkimleri birbirlerine düşürecek tahrik edici sözler söylüyordu.Nifak değil mi; neden böyle yapıyor?Artık bu sorunun önemi kalmadı.Şimdi önemli olan anayasa hamlesinin yarınlara dönük ne getireceğidir.Dokunulmazlıklar kaldı; hırsızların cesareti artacak, temiz siyaset özlemleri başka bir bahara...Parti kapatma korkusu tamamen kalkacağına göre, laik cumhuriyet de daha ciddi tehditlere maruz kalacaktır!
Acelecilikten uzak ileriyi düşünen dikkate odaklı tutumlara eskiler “teenni” derlerdi...Eski değerlerin yeni temsilcileri bugün pek tez canlılar. Ve güç ellerindeyken geleceğe biçim verme fırsatını kaçırmak istemiyorlar.İlerde sorun doğabilirmiş; hiç dertleri değil.“Ben gönlümü eylerim gerisi Allah kerim!” Hükümet etme üslubu bu...Anayasa değişiklikleri halka cazip görünsün diye pakete dahil edilmiş “kenar süslemesi” bazı yenilikler var.Bunları ayıklayınca iktidarın amacı ortaya çıkıyor:AKP Anayasa’ya uymadığı için mahkûm olmuştu. Şimdi Anayasa’yı kendine uydurmaya çalışıyor! Yargıyı ele geçirmek1. HSYK’yı ele geçirerek yargının tam kontrolünü sağlamak;2. Kapatılma tehdidini savmak için gereken ne tedbir varsa bunları almak.Paketin hangi niyete hizmet ettiğini Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker dün şu sözlerle açıkladı:“Kuşatmanın da ötesinde yargıyı ele geçirmekle eş anlamlı!” Böyle bir tablo, yürütme ve yasama erklerini buyruğu altında tutan iradenin sonunda yargı erkini de teslim alarak diktatörlüğünü ilân etme noktasına gelmesi değil midir?İktidarın o kadar acelesi var ki, en bilinen şekil şartına bile uyma zahmetine katlanmıyor. Anayasa hükümetin işi değildir. Yasa koyucu parlamento zeminindeki uzlaşmaları şart koşuyor.Ama anayasa değişikliklerine doğrudan Başbakan karar vermiş, partilere de paketi Başbakan Yardımcısı ile Adalet Bakanı götürmüştür.Dayatma mantığı bundan daha fütursuzca gösterilemez!İki önerimiz var...Anayasa hukuku uzmanları bu ihlâlin dahi kendi başına Anayasa Mahkemesi’nden dönme sebebi olabileceğini söylüyorlar.Ama asıl vahim yanlış, parti kapatma davası açılmasının Meclis Başkanı başkanlığında oluşacak partiler arası bir komisyonun iznine bağlı hale getirilmesidir.Dava açma yetkisi yargı yetkisidir ve meclisi bu işe karıştıran ihlâl eğer vazgeçilmezse yine başlıbaşına yüksek mahkemeden geri dönme sebebi olacaktır.AKP yöneticilerine iki önerim var:Paketi “demokrasi, halk iradesi” gibi lâflarla parlatma çabaları, yüzde 10 barajı ve dokunulmazlık rezaleti Anayasa’da dururken pek komik oluyor.Bu çelişkiyi düzeltsinler.İkincisi... 12 Eylül darbecilerini koruyan Geçici 15’inci maddenin kaldırılması iyi bir iştir. Sembolik de olsa anlamı vardır: Türk Milleti böylelikle darbelere karşı olduğunu dünyaya ilân edecektir.Ama paket referanduma gidecekse Geçici 15’i yürürlükten kaldıran madde ayrı olarak oylanmalıdır.Millet referandumda hukuku korumak için ret oyu verdiği takdirde darbeleri onaylıyor gibi bir duruma düşürülmemelidir.Neyse, işsizlik ve yoksulluktan bunalmış yolsuzluklar yüzünden köpürmüş yığınlara uygulanacak meşguliyet tedavisi başlamış bulunuyor.Anayasa tartışalım dertlerimizi unatalım!
Cumhuriyete bağlı aydınlar, tehlike dönemlerinde rejime sahip çıkacak cesareti göstermedi.Bu egoizmi biraz da Türkiye’deki darbe geleneğinin uyandırdığı “asgari veya askeri güvence” besledi. Şöyle düşündüler:“Asker nasıl olsa yıkıma müsaade etmez, müdahale eder. Demokrasi bir süre askıya alınır ama Cumhuriyet kurtulur!” Son Newsweek dergisinde bu ezberi bozan bir Türkiye analizi çıktı.Dergiye göre ülkedeki son gelişmeler AKP’yi “en büyük rakibi” ve önündeki “son büyük engel” olan ordunun fren etkisinden kurtarmıştır.Bu durum Başbakan Erdoğan’ın “daha İslâmi bir Türkiye” vizyonunu uygulamak yolundaki cesaretini arttıracaktır.Ordunun gücünün azalması AKP’ye laikliği daha demokratik bir biçimde tanımlama ilhamını mı verir, yoksa uyandırılan din devleti hortlağının cüretini mi arttırır?Bunu zaman gösterecek.Rahata alışmış pısırık aydınların Cumhuriyet’e bağlılığın gerektirdiği özverileri fark edip etmemeleri de etkileyecek tabii.Askerin durumunu soracak olursanız... Ruhat Mengi’ye verdiği mülâkatta Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Newsweek’in “Ordu yenildi” başlığını kabul etmediğini çünkü TSK’nın kendini bir savaşa girmiş saymadığını belirtti.Orgeneral Başbuğ, hedef yapıldığı psikolojik savaşa rağmen ordunun gücünü ve kendine güvenini koruduğunu belirtmekle beraber, üstü kapalı olarak TSK’dan kimsenin rejimi koruma ve kollama anlamında eski model bir misyon yürütmesini beklememesi gerektiği mesajını verdi.Gelişmeleri yenilgi sayanlara soruyor Komutan: “Bizden hukuk dışına çıkmamız mı bekleniyor?” Ardından da TSK’nın demokrasiye ve hukuka bağlı kalacağı konusundaki taahhüdünü, kim bilir kaçıncı kez tekrar ifade ediyor.Siviller “iş başa düştü” gerçeğini görmeli ve ileri demokrasilerdeki sorumluluklara ısınmaya başlamalıdırlar yavaş yavaş...AKP iktidarı da yargının politize edilmiş kesimini kullanarak askeri tahrik amaçlı eylem ve işlemlerde bulunmaya artık bir son vermelidir.Mağduriyet üstüne siyaset taktiği artık deşifre oldu.Devletin üst katlarında güven ilişkilerini yeniden ayağa kaldırmakta tüm kurumların menfaati var ama en fazla iktidarın...Bir şartla EVET!Cumhuriyet tarihimiz bir “Anayasa yap-boz” devir daimini andırıyor.Herhalde dünyadaki hiçbir demokrasi bizim kadar zaman ve çaba harcamamıştır bu işe. Seksen yılda üç köklü anayasa ve sayısını unuttuğumuz kadar çok anayasa değişikliği...Bunlar bize demokrasi getirecek olsaydı anayasası olmayan İngiltere dünyanın en köklü demokrasisi olmazdı.AKP iktidarı yedi yıldan beri imam hatiplere hak, türbana özgürlük, yargıya boyunduruk, siyasal İslâmcı partilere bağışıklık, suç işleyen milletvekillerine dokunulmazlık için çalışıyor.Sonra Başbakan kendi kendine başarılı işler yaptıklarını düşünüp halâ çok büyük bir kesimin niçin partilerinden şüphe duyduklarına bakıp öfkeleniyor.Böyle davranıp sağlığına zarar verecek yerde AKP’nin kurucularından, ilk hükümetlerinin Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır’a kulak verse enerjisi işe yarayacaktır:“AKP’yi yolsuzluk, yoksulluk ve yasakları yok edelim diye kurduk. Ama şimdi yiyicilik, yalakalık, yobazlık arttı.” Başbakan Erdoğan, milletvekili dokunulmazlığını kaldırma önerisini “1. madde” olarak yazdırmadıkça, anayasa değişikliğinin gerekliliğine kamu vicdanını ikna edemez!
Demokrasi ile yönetilen hiçbir ülke bizim yaşadığımıza benzer bir komediye sahne olmamıştır!İktidar, yargı erkinin kalbi sayılan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nu ele geçirmek için uzun zamandan beri tertipler, planlar yapıyor.Yürütme, yasama ve yargıyı tek elde toplayacak olan bu hamleye de “yargı reformu” diyerek cazibe kazandırmaya çalışıyor.Paketin kapağı biraz aralanınca HSYK Başkanvekili Kadir Özbek “Birinci hedefin HSYK olduğu görüldü” dedi.Aslında bu bir tahmindir. Çünkü yüksek yargı kurumlarından hiçbiri değişiklik paketi hakkında tam ve gerçek bilgilere sahip değillerdir.Önceki gün Yargıtay Başkanı Gerçeker bile ne demişti?“Öneriler gelmedi, içeriğini bilmiyoruz. Belki bize de gönderirler!” Yargıtay’dan kaçırılmış yargı reformu olur mu?Eğer iktidar yargıyı ele geçirmek istiyor ve bunu intikamcı bir içgüdü ile yapıyorsa olur! Bizde de olan bu!Nitekim dün de Danıştay Başkanı Mustafa Birden benzer tespitler yaptı ve iktidarın yüksek yargının HSYK’daki etkisini ortadan kaldırmak peşinde olduğunu söyledi.Gözünü çıkarmak...İktidar sözcüleri uzun zamandır HSYK’yı ve mahkemeleri kötülüyor, yüksek yargının bazı kararlarını eleştiri sınırlarını aşan ifadelerle yeriyor.Danıştay Başkanı Birden’e göre işte bütün bunlar, HSYK’yı kuşatmaya ve son darbeyi indirmeye yönelik ön hazırlıklarmış, tertiplermiş...Anayasa paketi dün partilere gönderilecekti ama son anda pazartesi gününe kaldı. Bu karara “tartışmalardan etkilenen iktidarın düzeltmeler yapma ihtiyacı” duymasının sebep olduğu öne sürüldü.Keşke doğru olsa ama HSYK için meclise üye seçtirmekten vazgeçildiği haberi ümit vermekle beraber yapılan başka değişiklikler kaş yaparken göz çıkartma çelişkisi yaratıyor.Çünkü Cumhurbaşkanı kontenjanının artırıldığı, yargıyı temsilen alt mahkemelerden altı üye alınırken yüksek mahkemelerden dört üye ile yetinildiği bilgisi dışarı sızdı.Alt mahkemelere yönelen bu kayırma neden?İmam hatip çıkışlı yargı mensuplarının alt mahkemelerde epey çoğaldıkları ile ilgili iddialar bu soruya cevap olur mu?En doğrusu sil baştanİhtirası iktidarın ayağına dolanabilir. Çünkü değişiklik çalışmaları, Anayasa’nın sözüne ve ruhuna uygun yapılmıyor.Bu işte ilke, kararları çoğunluk partisinin tekeline bırakmamak, parlamentoyu anayasa yaparken mutabakat aramaya mecbur etmektir.O kadar ki Anayasamız, değişiklik önerilerinden söz ederken “tasarı” demez “teklif” der. Bu yaklaşım anayasa koyucunun iktidara buyruğunu içinde taşır:“Sen bu işe karışma, meclise bırak!” Oysa baştan sona bütün süreci, hükümet bile değil, doğrudan Başbakan sürükleyip götürüyor.Kurmaylarla o toplanıyor, son sözü her konuda o söylüyor.Anayasa uzmanı Prof. Erdoğan Teziç, tüm bu çarpıklıkların bilimsel adını koydu: “Usulün saptırılması.” Çünkü uzlaşmanın yerini dayatma almıştır ve meclisten geçirilse dahi değişiklik paketi Anayasa Mahkemesi’nin önüne geldiği zaman çarpıklık fark edilerek gereken yapılacaktır.Ortada esası sakatlayacak önemde bir şekil bozukluğu vardır ve yüksek mahkemenin bunu görmezden gelmesi düşünülemez.İktidar yol yakınken dönmeli ve “sil baştan” yapmalıdır!
Silâhlı Kuvvetler içinde darbe düşü kuran hatta planını yapan cunta yok mudur?Kuşkusuz vardır ama doğru cevabı mahkemeler bitince alacağız. Yalnız şu gerçeği gözden kaçırmayalım:Soruşturmalar nedeniyle öğrendik ki yedi-sekiz yıl içinde sayısız darbe planı yapılmış fakat hiçbiri eylem zeminine sokulmamıştır.Buna rağmen TSK’yı itibarsızlaştırma kastı ile kurgulanmış bir psikolojik savaşın varlığını herkes görebiliyor.İdeolojik nefretten beslenen yayınların kamuoyunda oluşturduğu şartlanma yargıyı etkiliyor.Yargı suçlananlara bu yüzden adeta hasım gibi davranıyor.Tutukluluğu infaz gibi işletiyor. O kadarla da kalmıyor.Adalet yürek isterSanık haklarına mesafeli duruyor, onların parmaklık arkasında uğradıkları maddi ve manevi kayıplar nedeniyle duydukları acılara saygı göstermiyor.“Adalet mülkün temeli” ise devlet tehlike geçiriyor demektir.Yargıç ve savcılarımızdan milletin beklediği, gerçeğe mümkün olabilecek en kısa zamanda ulaşmaktır. Onlardan istenen yalnız dürüstçe görevlerini yapmaları cesaretlerini, yüreklerini adalet için kullanmalarıdır.Şüpheli konumdaki kişiler arasından suçluları ayırmak ve masumları acı çekmekten kurtarmak ne kadar insanî bir görevse, davaları hızlandırarak TSK’yı kurum olarak arındırmak en az o kadar önemli bir vatanseverlik borcudur.Demokrasi isek..Balyoz Planı soruşturması kapsamında tutuklanan eski 1. Ordu Komutanı emekli orgeneral Çetin Doğan dün “hâkimlere, savcılara, politikacılara ve işlenen hukuk cinayetlerini dışarda seyirci gibi izleyenlere” bir duyuru yayınladı.Emekli orgeneral Çetin Doğan, siyasetin elini yargıya sokması nedeniyle doğmuş bir facianın mağduru olduğunu uzun uzun anlattığı mektubunda “Balyoz Planı”nın bilgisayar tekniği ile imal edilmiş bir belge olduğunu söylüyor.Yöneltilen suçlamaların gerçek olmadığını kanıtlayacak yığınla belgenin ve tanık ifadesinin bulunduğunu belirtiyor.Karmaşık bir davanın birkaç haftada üstesinden gelmek mümkün değildir, kabul.Ama masumları da içerde tutarak onları maddi, manevi yıkıma uğratmanın adaletle hiçbir ilgisi yoktur.Yargı, emekli orgeneral Çetin Doğan’dan yükselen itirazın aylardan beri Silivri’de yattığı halde neyle suçlandıklarını bilmeyen tutukluları da temsil ettiğini bilmelidir.Çetin Doğan’ın ifadesiyle “Önce içeri alalım, gerisi Allah kerim” anlayışına dayanan yaklaşımın doğurduğu bir yargı faciası varsa ortada görev, bunu örtbas etmek değil hemen sonlandırmaktır.Darbelere karşı çıkmak hakkı demokrasilere aittir. Ama demokrasi kolay değil.Eğer demokrasi isek çağdaş hukuka ve insan haklarına saygı göstereceğiz.Aksi halde darbeci diye suçladıklarımız mağdur olurken biz darbeci oluruz!
Uzlaşma olmadan yeni anayasa yapmak doğru değilse bazı maddelerini değiştirmek nasıl doğru olabilir?Hele o birkaç madde sistemin özünü bozuyor, dengeleri altüst ediyorsa...Başbakan’ın dün kurmaylarıyla yaptığı toplantıda anayasa paketine son şeklini verdiği bildiriliyor.Paketin ayrıntıları henüz açıklanmadı ama AKP’nin güttüğü hedeflere bakarak değişiklik önerilerinin esasını tahmin etmek zor değildir.Birinci hedef yargının kontrolünü tam olarak ele geçirmek;Öteki hedef kapatılma tehlikesini ikinci bir kez yaşamamaktır.Pakette Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) üye sayısı üç katına çıkarılıyor. Yüksek mahkemeler yanında alt mahkemelerin temsil edilmesi ve Cumhurbaşkanı ile beraber Meclis’in de üye seçmesi öneriler arasında...Tanınmış Anayasa hukuku profesörü Erdoğan Teziç “Anayasamız tarafsız Cumhurbaşkanı’na dayanıyordu. Artık bu temelden yoksun” dedi ve yargıya siyasetin elini uzatmasının ciddi sakıncalar doğuracağını savundu.Prof. Teziç, 1961 Anayasası ile yaşanan on yılın acıklı ve ayıplı tecrübelerini yargıya bir kez daha yaşatmamak gerektiğini belirtirken “Bu kurullara üyeleri milletvekillerinin seçtiği de oldu. Kapı kapı dolaşan yargıçlar görüldü” dedi.Hem suçlu hem yargıçMuhalefet AKP’nin böyle kaygılardan etkilenmediğini, tüm gücünü direnen yapıyı yıkmak amacında kullandığını düşünüyor.Bu davranışın nedeni de belli:Yarın bir gün dokunulmazlıklar kaldırılacak olursa iktidar güdümlü dost hâkimlerin kürsülerinde oturacağı mahkemeleri çoğaltmak istiyor...Anayasa paketinin “sebebi hikmeti” diye anılacak ikinci önemli değişiklik önerisi ise partilerin kapatılması ile ilgili kararın meclisin izin vermesi şartına bağlanması.AKP laiklik karşıtı eylemlerin odağı olduğuna Anayasa Mahkemesi’nin 1’e karşı 10 üyesinin oyu ile hükmedilen bir partidir. Buna rağmen yüksek mahkeme kapatma kararı vermemiştir.Fakat iktidar partisi kapatma kararı daha da zorlaştırılsın istiyor. Ayıp olmasa “kapatma cezası hiç olmasın” diyecekler ama bunu anlatma zorluğu var.Yetkiyi meclis çoğunluğuna verirsin ve iktidar çoğunluğuna sahip olduğun sürece böyle bir tehlikeyi hep uzağında tutarsın.Demokratik, laik, hukuk devleti kendini tehlikelere karşı nasıl koruyacak, Allah kerim!Sürprizler ne ola ki?Pek çok konuda olduğu gibi iktidar Anayasa değişikliği paketinde de yola yanlış yerden başladı.Anayasamız bu tür değişikliklerde hükümeti devre dışı bırakıyor. Buna rağmen pakete “son olur”u Başbakan veriyor.Anayasa yapmanın tabiatı, toplumsal uzlaşmaya dayalı olmasıdır.Nitekim 2007 yılına kadar tüm öneriler uzlaşmayla geliyorken bu defa hükümet kanadından geldi.“Küçük bir paket, abartmayın” sözlerinden kimse etkilenmesin. AKP’nin yargıyı teslim almak ve kapatılma tehlikesini ortadan kaldırmak dışında bir derdi yok.O üzdn bu operasyon Anayasa’yı toptan değiştirmek kadar önemlidir.İçişleri Bakanı Beşir Atalay dün bir “fragman” gösterdi:“Pakette sürprizler var” dedi.Ana yemek belli, sürpriz ne olabilir? Herhalde salata!Milletvekili dokunulmazlıkları kaldırılabilir mi hoş bir sürpriz olarak?Hiç beklemeyin; çünkü “iktidarın kalsın, muhalefetinki kalksın” diyemezler.Ama “Yüzde 10 seçim barajı yüksek, onu dokuz buçuğa düşürüyoruz” diyebilirler!Hayırlara vesile olur inşallah!
Keşke Başbakan’ın dediği gibi olsa ama değil. Kurumlar arasındaki çatışmaya her gün yeni bir örnek ekleniyor.Başbakan bunu kabul etmiyor.Nitekim dün “Kurumları temsil edenlerin gönül dünyalarında bir çatışma varsa onu bilemem ama kurumlar arası bir çatışma asla söz konusu değildir” dedi.İlginç bir rastlantı olarak Albay Çiçek’in hazırladığı iddia edilen “İrticayla Mücadele Eylem Planı” belgesiyle ilgili soruşturmada aynı gün önemli bir gelişme yaşandı.Askeri savcılık “imza benziyor” raporunu veren Jandarma laboratuvarına yeni araştırmalar yaptırmak için İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’ndan izin istemişti.Genelkurmay Başkanı Başbuğ’un da temenni ettiği yönde İstanbul C. Savcılığı “olur” deseydi imzanın taklit makinesi ile atılıp atılmadığı, ne zaman atıldığı, mürekkebin karargâhta kullanılanla aynı olup olmadığı belirlenecek, ayrıca parmak izi araştırması da yapılacaktı.Yalnız Jandarma, çalışmanın belgeye zarar verebileceği uyarısında da bulunuyordu.İstanbul C. Savcılığı, işte bu nedenle askeri savcılığın talep ettiği izni vermedi!Şimdi bu durum kurumlar arası güvensizlik değilse nedir?Herhalde bu cevap, askeri yargı ile adli yargının başındaki kişilerin gönül dünyalarında süren çatışmanın yarattığı bir sonuç değildir.Çok daha ciddi bir hastalıktır.Çiçek’in yazdığı iddia edilen plan, hiç bireysel bir suç olarak algılanmadı, hep kurum olarak TSK’yı töhmet altına almak, halkın gözünden düşürmek amacıyla kullanıldı.Ulusun menfaati gerçeğe bir an önce ulaşılmasındadır.“Belge zarar görebilir” korkusu, adaletin gecikmesinin veya adaletten vazgeçilmesinin bahanesi olamaz.Belgenin zarar görmesi önemli değildir, burada önemli olan gerçek cevaplara ulaşılacağının garanti edilmesidir.Aksi halde o belge bir delil olmaktan çıkar şantaj silâhı niteliğine dönüşür.Bir albayın, onun şahsında TSK’nın şüphe altında yaşatıldığı her gün büyük vebaldir.Adli ve askeri yargı işbirliği yaparak yurt içinde ve dışında en uzman kuruluş hangisiyse onu bir an önce tespit etmelidirler.Bu belgeyi ne için kullanacağız?İki ihtimal var:Ya gerçeklere ulaşmak için yararlanacağız;Veya “Türkiye’yi adaletsizlik nasıl batırdı” öyküsünü simgeleyen en anlamlı belge olarak tarih müzesinin kasasına kaldıracağız. Ayıptır!Uyanmak için fırsatAdana Belediye Başkanı Aytaç Durak ‘Son Durak’a geldi!Ona “Adana’nın değişmez başkanı” diyorlardı.Yazık ki kendisine bu onuru kazandıran başarı hikâyesinin temeli pek sağlam değilmiş.Kent rantlarına hükmeden bir makamın gücünü kamu yararına adaletle kullanmak yerine kendine yontan anlayış ne kadar kurnaz ve tedbirli olursa olsun bir noktada işte böyle yakalanıyor.VATAN olarak Adana’yı seçilmiş bir derebeyinden kurtarmanın fırsatını yarattığımız için gurur ve övünç duyuyoruz.Olay karşısında “Durak parti içi soruşturmayı beklemeden istifa etsin” diyen ve randevu isteğini reddeden MHP lideri Bahçeli de övgüyü hak eden örnek bir harekette bulunmuştur.Aytaç Durak soruşturması halkın önünde açıkça yapılmalıdır.Durak bir “kaza” sonucu yakalandı.Durak’ın anlatacakları, kentlerinin her an nasıl soyulduğunun farkında olmayan milyonları bir ümit, belki uyandıracaktır.İnşallah uyandıracaktır!