Ülkenin, milletin kaderini tayin edecek olmasa, bu olan biteni izlerken eğlenirdik.
Ama öyle değil. Halk referandumda uyanmazsa çok ağır bir fatura ile karşı karşıya kalmamız işten bile değildir!
Yandaş medya ülkeyi gül bahçesi gibi gösteriyor. Bağımsız medya ise devlet gücünü kötüye kullanan despotluğun baskısı altında olan biteni özgürce ve bütün vahameti ile halka anlatma imkânını kullanamıyor.
Bu durum tehlikeyi gizliliğin koruması altına soktuğu için riskler büyüyor.
Nitekim dün New York Times, önerilen anayasa değişikliklerinin, iktidarın dini siyasetinden kuşku duyan ve hâlâ laik devlet düzeninin en güçlü direkleri olan yargı ve orduya odaklandığını yazıyordu.
AKP, hukuk tarihine bir “anayasa değişikliği komedisi” hediye etmek üzeredir.
Paket partilere verildi ve şu söylendi:
“Size üç gün müsaade.. Gelen gelir yoksa millete gideceğiz!”
Dolmuş kalkıyor; haydi Anayasa’ya bir iki!..
İktidarın değişiklikleri referandum yoluyla kesinleştirmek için mecliste 330 ile 367 aralığında bir desteğe ihtiyacı bulunuyor.
Bu konuda 337 sandalyeli AKP’ye “pazarlıkta anlaşırlarsa” yakınlık gösterecek parti 20 sandalyesi olan BDP’dir.
Üzmeyin Başbakan’ı!
Böyle bir ittifak gerçekleşirse bu da kendi başına bir “ilk” olacaktır:
Kapatılma tecrübesi yaşamış iki farklı (Biri İslâmi, öteki ayrılıkçı) gelenekten gelme partiler rejimle hesaplaşmalarını tamamlamak için güçbirliği yapacaklardır.
Anayasa bu kafayla, bu üslupla yapılmaz.
Pek çok olayda tarafsız olması gereken kimliğine zarar vermek pahasına AKP’yi kayırdığını açıkça belli etmekten çekinmeyen Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bile bunu söyledi.
“Anayasa tam mutabakatla yapılır. Ben yaptım oldu yaklaşımı ortamı gerer” dedi.
İktidar bu uyarıdan hisse mi çıkardı?
Hayır, Başbakan dün “Tanıdıklarımın böyle yapması beni daha çok üzdü” diye karşılık verdi.
Zaten ya tehdit ediyor, ya esef ediyor. Ama bildiği yoldan da dönmüyor.
Dikkate değer bir durum da şu ki, zaman geçtikçe AKP’nin kendine olan güveni azalıyor, bu da tedbir adına yapılan yasal düzenlemelere çok sert biçimde yansıyor.
Gittikçe radikalleşiyor
Mesela iktidarın Prof. Ergun Özbudun’un başında olduğu bir heyete hazırlattığı anayasa önerisinde, Anayasa Mahkemesi’nin 17’ye yükseltilen üyelerinden 9’unu mecliste iktidar çoğunluğunun seçmesi öngörülmüştü.
Bu yüzden “Olacak iş değil” diye kıyamet kopmuştu. Şimdiki düzenleme eski öneriye rahmet okutuyor!
Hedef açık: İlk hedef parti kapatma olmasın... Bunun için Anayasa Mahkemesi’nin kompozisyonu değiştiriliyor, kapatılma şartları “imkânsız”a ayarlanıyor.
İkinci hedef HSYK operasyonu ile yargının kontrolünü ele geçirmek.
Dokunulmazlıklar sayesinde kendini koruyan bir iktidarın düşmesi halinde en gerekli olacak şey “dost hâkimler”in oluşturduğu mahkemelerdir.
Dün Başbakan hâkimleri birbirlerine düşürecek tahrik edici sözler söylüyordu.
Nifak değil mi; neden böyle yapıyor?
Artık bu sorunun önemi kalmadı.
Şimdi önemli olan anayasa hamlesinin yarınlara dönük ne getireceğidir.
Dokunulmazlıklar kaldı; hırsızların cesareti artacak, temiz siyaset özlemleri başka bir bahara...
Parti kapatma korkusu tamamen kalkacağına göre, laik cumhuriyet de daha ciddi tehditlere maruz kalacaktır!
İki tehlikeye davetiye...
Haberin Devamı

