Cumhuriyete bağlı aydınlar, tehlike dönemlerinde rejime sahip çıkacak cesareti göstermedi.
Bu egoizmi biraz da Türkiye’deki darbe geleneğinin uyandırdığı “asgari veya askeri güvence” besledi. Şöyle düşündüler:
“Asker nasıl olsa yıkıma müsaade etmez, müdahale eder. Demokrasi bir süre askıya alınır ama Cumhuriyet kurtulur!”
Son Newsweek dergisinde bu ezberi bozan bir Türkiye analizi çıktı.
Dergiye göre ülkedeki son gelişmeler AKP’yi “en büyük rakibi” ve önündeki “son büyük engel” olan ordunun fren etkisinden kurtarmıştır.
Bu durum Başbakan Erdoğan’ın “daha İslâmi bir Türkiye” vizyonunu uygulamak yolundaki cesaretini arttıracaktır.
Ordunun gücünün azalması AKP’ye laikliği daha demokratik bir biçimde tanımlama ilhamını mı verir, yoksa uyandırılan din devleti hortlağının cüretini mi arttırır?
Bunu zaman gösterecek.
Rahata alışmış pısırık aydınların Cumhuriyet’e bağlılığın gerektirdiği özverileri fark edip etmemeleri de etkileyecek tabii.
Askerin durumunu soracak olursanız...
Ruhat Mengi’ye verdiği mülâkatta Genelkurmay Başkanı Başbuğ, Newsweek’in “Ordu yenildi” başlığını kabul etmediğini çünkü TSK’nın kendini bir savaşa girmiş saymadığını belirtti.
Orgeneral Başbuğ, hedef yapıldığı psikolojik savaşa rağmen ordunun gücünü ve kendine güvenini koruduğunu belirtmekle beraber, üstü kapalı olarak TSK’dan kimsenin rejimi koruma ve kollama anlamında eski model bir misyon yürütmesini beklememesi gerektiği mesajını verdi.
Gelişmeleri yenilgi sayanlara soruyor Komutan: “Bizden hukuk dışına çıkmamız mı bekleniyor?”
Ardından da TSK’nın demokrasiye ve hukuka bağlı kalacağı konusundaki taahhüdünü, kim bilir kaçıncı kez tekrar ifade ediyor.
Siviller “iş başa düştü” gerçeğini görmeli ve ileri demokrasilerdeki sorumluluklara ısınmaya başlamalıdırlar yavaş yavaş...
AKP iktidarı da yargının politize edilmiş kesimini kullanarak askeri tahrik amaçlı eylem ve işlemlerde bulunmaya artık bir son vermelidir.
Mağduriyet üstüne siyaset taktiği artık deşifre oldu.
Devletin üst katlarında güven ilişkilerini yeniden ayağa kaldırmakta tüm kurumların menfaati var ama en fazla iktidarın...
Bir şartla EVET!
Cumhuriyet tarihimiz bir “Anayasa yap-boz” devir daimini andırıyor.
Herhalde dünyadaki hiçbir demokrasi bizim kadar zaman ve çaba harcamamıştır bu işe.
Seksen yılda üç köklü anayasa ve sayısını unuttuğumuz kadar çok anayasa değişikliği...
Bunlar bize demokrasi getirecek olsaydı anayasası olmayan İngiltere dünyanın en köklü demokrasisi olmazdı.
AKP iktidarı yedi yıldan beri imam hatiplere hak, türbana özgürlük, yargıya boyunduruk, siyasal İslâmcı partilere bağışıklık, suç işleyen milletvekillerine dokunulmazlık için çalışıyor.
Sonra Başbakan kendi kendine başarılı işler yaptıklarını düşünüp halâ çok büyük bir kesimin niçin partilerinden şüphe duyduklarına bakıp öfkeleniyor.
Böyle davranıp sağlığına zarar verecek yerde AKP’nin kurucularından, ilk hükümetlerinin Başbakan Yardımcısı Ertuğrul Yalçınbayır’a kulak verse enerjisi işe yarayacaktır:
“AKP’yi yolsuzluk, yoksulluk ve yasakları yok edelim diye kurduk. Ama şimdi yiyicilik, yalakalık, yobazlık arttı.”
Başbakan Erdoğan, milletvekili dokunulmazlığını kaldırma önerisini “1. madde” olarak yazdırmadıkça, anayasa değişikliğinin gerekliliğine kamu vicdanını ikna edemez!
Siviller nöbete
Haberin Devamı

