Anayasa değişikliği teklifini hazırlayan takımın kaptanlığını Başbakan yaptı.Oysa sistem, hükümeti bu işin uzağında tutuyor. Değişiklik önerileri o nedenle “tasarı” değil “teklif” adını alıyor.CHP lideri günlerdir ısrar ediyor:“Bu tasarı Başbakan’ın tasarısıdır. Ama parti yöneticilerinin ve bakanların imzası yok. Önerinin bazı hassas yönleri var ki yöneticiler bunun dışında tutulmak istenmiştir!” Anayasa yapmanın zemini meclistir. Bizimkinin merkezi AKP oldu.Bağımsız hukukçular bu yetki sapmasının projeyi Anayasa Mahkemesi’nden geri döndüreceğini söylüyorlar.İkinci itiraza göre “demokratik hukuk devleti” ilkesi zorlanmıştır. Oysa bu ilke Anayasamızda “değiştirilmesi teklif dahi edilemez” diye güvence altına alınmıştır.Bakanların ve parti yöneticilerinin öneriye imzalarını koymamalarının sebebi nedir diye sorulduğunda şu akla geliyor:1. Teklifi hükümetin gibi gösterecek ve şekil yönünden iptal ettirecek açığı vermemek;2. Eğer yargıya yönelik düzenlemeler “demokratik hukuk devletine karşı suç” oluşturuyorsa, bunun parti suçu gibi görünmesine engel olmak...Daha açık bir ifadeyle AKP kurmayları ileride aleyhlerine delil olarak kullanılabilecek açıkları kapatmanın gayretine düşmüşlerdir.Bu tedbirlilik, işlenen suçları bile bile işlediklerinin kanıtı değil mi?TÜSİAD’a Apo desteğiDoğru söz yanlış birinden çıksa da değerlidir.Bölücü terör örgütünün elebaşı, avukatları ile haftalık olağan görüşmesini yapmış!..Anayasa’dan önce yapılması gereken iki yasal düzenleme bulunduğunu söylemiş.Biri seçim barajını makul bir seviyeye indirmek, öbürü ise lider sultasına son verecek bir düzenleme ile parti içi demokrasiyi hayata geçirmek...Şöyle diyor: “TÜSİAD barajın düşürülmesini gerektiğini söylüyor. Sermaye çevrelerinin bunu tespit etmeleri iyi. Bunlar biliyorlar, araştırıyorlar, çevrelerinde birçok profesör var, akademisyenler var, tespit yapıyorlar. Tespitleri doğrudur, katılıyorum.” Şimdi kimse şu şekilde düşünmesin:TÜSİAD’ın mecliste oyu yok; iktidar o nedenle patronların uyarılarını dikkate almadı. Ama teröristbaşı önemli sayıda oya yön verme gücüne sahip. TÜSİAD’ın dönüp bakmadığı önerilerini şimdi Öcalan’dan geldi diye ciddiye alabilir mi?Tahminim: Hiç beklemeyin...Anayasa değişikliği önerisi “tek adam” kimliğini hızla güçlendirmenin hamlesidir.Tayyip Erdoğan parti içi demokrasiyi güçlendirecek hiçbir pazarlığın içinde olamaz!“Çok ciddi” durumlarBalyoz soruşturması kapsamında tutuklanan asker sanıkların 28’i iki aşamada tahliye edildi. İktidar yandaşı gazeteler hoşnutsuz başlıklarla duyurdular haberi.Belli ki kafalarındaki senaryoya uymamıştı mahkemenin kararı.Balyoz için Genelkurmay Başkanı bile “çok ciddi” dediği halde, hâkimin “Sanıklar hakkında kuvvetli suç şüphesi gösteren olgular bulunmadığını” nasıl olup da söyleyebildiğini eleştiri konusu yapmışlar.Tabii ki yine sözler çarpıtılarak:Evet Orgeneral Başbuğ “çok ciddi” demişti Balyoz için ama ciddi bulduğu şey, tutuklamaların ulaştığı şaşırtıcı rakamdı ve bunun yanında yöneltilen suçlamaların akıl almazlığı idi.Gizli tanıklar, yalan ihbarlar yetmezse, çarpıtılan sözler...Bu sisler arasında adalete ulaşmak kolay olmayacak!
Başbakan Kızılay genel kurulunda toplumun çok hassas olduğu bir konuda etkileyici bir konuşma yaptı.Hedef, merhametli insanların bağış ve yardımlarına musallat olan ahlâksızlardı.Başbakan bu yardımların amacı dışında kullanılmasını “cinayet” olarak niteledi.Çünkü yardım, insanların ekmeğini muhtaçlarla paylaşma iradesine dayanır. O nedenle de “namus kadar, şeref kadar kutsal bir emanettir.” Ve “O emanete el uzatanın yatacak yeri yoktur!” Başbakan bu mesajları verirken yolsuzluk yapanlara müsamaha göstermeyecekleri konusunda kuvvetli vurgular yaptı.Konuşmayı dinleyenler Başbakan’ın Deniz Feneri davasına gönderme yaptığını hemen farkettiler.Deniz Feneri davası, Almanya tarihinin en büyük bağış yolsuzluğudur. Ama soyanlar da soyulanlar da bizim insanlarımız...Birinci davada “maşa”ları mahkûm eden Alman hâkim 2008 Eylülü’nde “Asıl suçlular Türkiye’de” diyerek soruşturmanın yönünü ülkemize çevirmiştir.Ama tuhaflığa bakın ki Almanya’da neredeyse ikinci dava açılacak, bizde hâlâ şüpheli olarak adları öne çıkan kişilerin ifadeleri bile alınamadı.Derneğin Almanya’da en az 42 milyon Euro bağış topladığı ve muhasebe katakullileri ile bu paranın 11.7 milyon Euro tutarındaki bölümünün buharlaştırıldığı biliniyor.Paralar ne oldu?Alman medyası “bir kısmını toplayanlar yedi, bir kısmı Türkiye’de bir partiye gönderildi, bir TV’nin kuruluşunda kullanıldı” diye yazdı.AKP iktidarı baştan beri taraf gibi davranıyor. Türkiye’deki soruşturmanın kör topal gitmesinde ve Alman adaletinin yardım taleplerinin savsaklanmasında bunun etkisi var.Suçlananlardan biri RTÜK’ün eski Başkanı Zahid Akman’dır ama Akman’ın kurul üyeliği her şeye rağmen düşürülmemiştir.Başbakan’ın merhamet dolandırıcılarına yönelik dünkü sözleri, iktidarın bu alandaki siyasetinde önemli bir değişimi mi yansıtıyor; bilmiyoruz. Bunu Akman’ın korunmaya devam edip etmediğine bakarak anlayacağız.Başbakan’ın dün söyledikleri, dileriz ki nutuklarını yazan danışmanların siyaset yalanları olmasın, kalbinin sesi, bu alanda gerçekleşecek değişimin habercisi olsun.Deniz Feneri’ni soyguna alet edenleri korumakta ısrar etmenin utanç ve zilletten başka getireceği bir şey yoktur çünkü!Tehlikeli deneyAnayasa hukuku hocası Prof. Özbudun dünkü Taraf’ta şunu diyordu:“Venedik kriterlerinde, referandumların madde madde oylanacağı yönünde bir şart bulunmuyor.” Peki 2006 tarihli Referandumlarda İyi Uygulamalar Kılavuzu’nun 30’uncu maddesi Prof. Özbudun’a bir şey söylemiyor mu?“Seçmenler, aralarında bir bağ olmayan farklı sorulara aynı anda oy vermek zorunda bırakılmamalıdır.” “Seçmenin sorulardan birini desteklerken bir başkasına karşı olabileceği dikkate alınmalıdır.” Mesela ben... 12 Eylül darbecilerine yönelik koruma ayıbından Anayasa’nın kurtarılmasını istiyorum ama yargının bağımsızlığı tahrip olsun istemiyorum.Ne oy vereceğim?Dün bir okurum Kopenhag Adliyesi’nin resmini göndermiş.Ön cepheyi kaplayan yazıda “Ancak hukuk ile ülkeyi inşa edebilirsiniz” yazıyor.Bundan yola çıkarak biz de şunu diyebiliriz:Siyasetin emrine girmiş “hukukçu” ile ülkeyi yıkabilirsiniz.Bizim laboratuvarda bu deney yapılıyor!
Meclis Başkanı Şahin aynı zamanda Pakistan’a giden Cumhurbaşkanı Gül’e vekâlet ediyor.Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığı rejimin tarafsızlık beklediği iki makamdır...Ama biri dış gezide Anayasa paketi üstüne sürekli görüş açıklıyor. Yani sonunda önüne getirilecek olan paket hakkındaki oyunu şimdiden belli ediyor...Öbürü, kendisine sunulan Anayasa teklifini 24 saat bile tutmadan komisyona sevkediyor. Oysa bunu yapmadan önce teklifi şekil yönünden inceleme görevi var..Belli ki “Acele edersem tarafsız konumum zarar görebilir” kaygısı duymamış.Tarafsız makamların rejime sağlaması gereken sigortalar artık çalışmıyor.Tanrı bilir Meclis Başkanı, gecikme halinde Başbakan’dan gelmesi pek muhtemel azarlamaya hedef olmaktansa tarafsızlığının bir yara daha almasını tercih etmiştir.İktidar ne yapmak istiyor? Tarafsız olması gereken kurumları, eline fırsat geçtiğinde iktidarın neye çevirdiği konusunda YÖK ve RTÜK’te yaptıkları yeteri kadar fikir veriyor.AKP hedef aldığı kurumlara zaptetme ihtirası içinde saldırıyor.Halkın derdi bu mu?Eğer anayasa paketi hedefine ulaşırsa üyelerini iktidar partisinin seçeceği Anayasa Mahkemesi, HSYK ve bütün olarak yargı bağımsızlığını yitirecek ve iktidarın uydusu olacaktır.Deniz Baykal dün haklı bir uyarı daha yaptı:“Ben Anadolu’yu geziyorum; gittiğim hiçbir yerde ‘ne olacak bu Anayasa meselesi’ diyen bir vatandaş görmedim..” Cevabını aramaya değer bir sorudur şu:AKP anayasa hamlesini yargıyı ele geçirip hesap vermek zorunda kalacağı günlerin tedbirini almak amacıyla mı yaptı, yoksa başarısızlıklarının yarattığı işsizlik, yoksulluk ve yolsuzluk gibi sorunları örtecek bir kavga sebebi olsun diye mi kullanıyor?Kimbilir belki iki amacı birlikte gözetmiştir.Ama unutmamak lâzım; Anayasa Mahkemesi’nin iktidar yakını olan Başkanı Haşim Kılıç bile “Ben yaptım oldu zihniyeti ile anayasa” yapılamayacağını söyledi.AKP iyilik gördü...Her toplum anayasal kurumlarını ve güvencelerini oluştururken kendine özgü ihtiyaçları dikkate alır.Bir Hıristiyan Batı toplumu için laikliğin korunması, bizdeki kadar dikkat istemeyebilir. Oralarda dine dayalı devlet düzeni kurma hayali güden partilerin yarattıkları tehdit hiçbir zaman bizdeki boya ulaşmıyor.Ülkenin bütünlüğüne yönelmiş tehditler de aynı şekilde...Cumhurbaşkanı Gül, Venedik kriteri önerenlerin dolmuşuna binmiş, parti kapatma davalarında “şiddet tek kıstas olsun” istemiş!Peki iş şiddet aşamasına dayandıktan sonra olacakların faturasını kim ödeyecek?AKP “laikliğe karşı eylemlerin odağı” olduğuna hükmettiği için Anayasa Mahkemesi’ne düşmanlık beslemekte, onu tehdit olarak görmektedir. Ve ona yönelik bir intikam operasyonu yürütmektedir.Oysa dengeli bir vicdan bu meseleye farklı bakabilir:Anayasa Mahkemesi kapatma cezası verebilecekken bunu yapmamış, iktidarı uyarmıştır.Bu uyarı sayesinde AKP türban ve din sömürüsünde aşırılıktan sakınmaya mecbur kalmıştır. Fena mı olmuştur?İnsan merak ediyor:Yoksa AKP’nin derdi, laiklik sabıkasını geçersiz kılmak ve hiçbir korku duymaksızın din sömürüsüne geri dönmek midir?Tarafsız makamların sorumluluğunu taşıyacak devlet adamlarına şu geçitte çok ihtiyacımız var, çoook!
Ayıp duygusu Türkiye’de hiçbir zaman bugünkü kadar sahipsiz kalmamıştı.Çünkü şu anda siyaset, ne pahasına olursa olsun kazanmaya şartlanmış bir zihniyetin kontrolündedir.En yakışıksız hilelerin asla yakıştıramayacağınız makam sahipleri tarafından yapıldığını görmenin üzüntü ve şaşkınlığını sık sık yaşıyoruz.Sonuncusunu dün CHP lideri Deniz Baykal’dan dinledik:Anayasa Mahkemesi raportörlerinden birinin Anayasa Mahkemesi’ne yedek üye yapılmasına karar veriliyor.Malum; referandumdan “evet” çıkacak olursa Anayasa Mahkemesi yedek üyeleri hemen asıl üye olacaklar.Fakat raportörü Cumhurbaşkanı Gül’ün yedek üye olarak atayabilmesi mümkün değil. Çünkü bu göreve getirilecek olan kişinin müsteşar, müsteşar yardımcısı, general, amiral, büyükelçi, vali gibi “üst kademe yöneticisi” olması gerekiyor.Bu şartı yerine getirmek için genç raportör hemen Denizcilik Müsteşar Yardımcılığı görevine atanıyor, 31 günde “istenen kaliteye” yükseliyor ve Cumhurbaşkanı tarafından Anayasa Mahkemesi’ndeki görevine iki gün önce başlatılıyor.Bu hülle yöntemine, hileye bile bile mi alet olmuştur Cumhurbaşkanı yoksa birileri onu böyle bir oyuna bilgisi dışında mı dahil etmiştir?Eğer dolandırıldıysa, bu işi yapanlar cüretlerini nereden almışlardır?Bizim sistemimizde Cumhurbaşkanı’nın rolü önemlidir. Ve bu rolün esasını “tarafsız cumhurbaşkanı” oluşturur.O nedenle raportörü Anayasa Mahkemesi Yedek Üyesi yapan hızlandırılmış katakullide Cumhurbaşkanı’nın kandırıldığını, isteği ve bilgisi dışında kullanıldığını temenni etmek istiyoruz.Çünkü anayasa paketi gerçekleşecek olursa böyle bir Cumhurbaşkanı ile varacağımız yer asla bir hukuk devleti olmaz!Kötümserlik uyandıran bu örnek olay, yine de içinde bir iyilik ihtimali barındırıyor.AKP hedeflediği yere vardığı takdirde kendi Anayasa Mahkemesi’ni, kendi HSYK’sını kuracaktır. Birini, ikisini değil, neredeyse bütün hâkimleri kendisi seçecektir.Böyle bir süreçte Anayasa Mahkemesi’ne bir yedek üye atamak uğruna hile yapmayı göze almanın akla uyan bir açıklaması yoktur.Hile üstünde yakalanma riski taşıyan bir tamahkârlığı iktidar hedefine ulaşacağından emin değilse göze alabilir.Böyle küçük fırsatları ganimet saymaya devam ettiklerine göre bu ihtimal az değil!Boşa geçen ziyaretAlmanya ile olan ilişkiler Ankara hükümetleri açısından başarısızlıktır.Üç milyon Türk’ün yaşadığı bu ülkenin Başbakanı rüzgâr gibi geldi ve gitti.Ziyaret bir Afrika ülkesi yöneticisinden daha etkileyici bir rüzgâr yaratmadı.Oysa oradaki Türk varlığı iyi örgütlenebilse Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkacak bir Alman hükümeti asla olamaz.Son ziyaret Başbakanımızın Almanya’da Türk okulu kurulması ısrarı, konuk Başbakan’ın da buna karşı çıkması yüzünden kısır bir tartışmaya feda edildi.Erdoğan’ı bayrak göstermek hevesi, Merkel’i de boyun eğmemek inadı yönetti.İkisi de hayata yabancı kaldı.Doğru çözümü Almanya Türk Toplumu Başkanı Kenan Kolat ortaya koydu.Çünkü hayatın içinden gelen o.“Almanya’da 600 bin öğrencimiz var” dedi. Kaç tane Türk okulu lâzım; hesap edin.Ve çareyi “Alman okul sistemine Türkçeyi koymak daha iyi” diyerek gösterdi.Böyle ziyaretler öncesinde Dışişleri Bakanlığı, gurbetçilerimizin örgütlerini niye dinlemez?
Kötü bir demokrasi yerine iyi bir diktatörü tercih yanlışına düşen toplumlar çok olmuştur.Ama pişmanlıklarını fark ettikten sonra pek azı dönüş yolunu açık bulmuştur.Hemen hepsi ağır bedeller ödemiştir.Anayasa’nın birkaç maddesini değiştirmek bir ülkenin dikta yönetimine sürüklenmesine sebep olabilir mi?İnşallah böyle bir tecrübeyi yaşamak mecburiyetinde kalmayız!İktidar sözcüleri “Sadece eleştiriyorlar, öneri getirmiyorlar” diye yakınıyorlar.Bu yakınmalar samimi değildir.Amaçları bağımsızlığı yok edilmiş bir yargının doğuracağı vahim sonuçları kavrama kabiliyetine sahip olmayan yığınların aklını çelmektir.O yığınları “Sahi yahu, bu pakette hiç mi iyi bir şey yok?” demenin tuzağına düşürmektir.İktidarın uyguladığı taktik Başbakan Erdoğan’ın dünkü konuşmasında ifadesini bulmuştur:“Milletin vekilleri zaten bunu tek tek oyluyor. Ön çalışma parlamentoda bitiyor. Bittikten sonra da bunu adeta hap gibi, tablet gibi sunuyor.” Yani referandum milletçe bu hapı yutmamızı sağlamak için yapılacak!Demokrasi değil...İktidar kumar oynamaktan korkmuyor.Yenilse bile iç ve dış destekler sayesinde ayakta kalacağını, hatta referandum yenilgisini genel seçimde mağduriyet gerekçesi olarak kullanabileceğini hesaplıyor.Başbakan hem itirazlara köpürüyor, hem de öneri getirilmediğinden şikâyet ediyor.Oysa iyi niyetli bir iktidar için yeteri kadar eleştiri de öneri de mevcuttur.Bu arada işsizlik ve yoksulluktan patlama noktasına gelen halkın özlemlerine en yakın önerilerin bir işveren kuruluşu olan TÜSİAD’dan gelmiş olması ilginç, hatta ibret verici değil mi?TÜSİAD “anayasa reformu”ndan daha öncelikli ihtiyacın “çoğulcu demokrasi reformu” olduğunu vurguluyor.Başkan Ümit Boyner “Türkiye, bir genel seçimi daha yüzde 10 barajı ve sadece genel merkezlerin iradesine bağlı bir aday belirleme yöntemi ile geçirmemeli” diyor.Derneğin tekrar yayına sokulan Görüş dergisinin kapağı, demokrasi sandığımız rejimin nasıl bir “lider sultası” olduğu eleştirisini çok güzel yansıtıyor.Kılıç gibi meclis...Son cuntanın Danışma Meclisi’ni bile beş general seçmişti. Şimdiki meclisin üyelerini “tek adam”lar seçiyor.Milletvekilleri bu yüzden milletin vekili olamıyor, liderin kulu oluyor.Bu yanlıştan ne çıkacak, tahmin etmek zor değildir. Elbette böyle bir meclis halkın özlemi olan düzen için kavga vermeyecek çoğunluk partisi liderinin ihtiraslarına râm olacaktır.TBMM üyelerini lider değil halk seçmelidir. Aksi halde milletvekillerinin bağımsızlığı olmaz. Böyle bağımlı milletvekillerinin oluşturduğu meclisle de kuvvetler ayrılığı ilkesine dayalı bir düzen kurulamaz.Yargıyı boyunduruk altına almak isteyen siyasi iktidar nitekim şimdi bu meclisi kılıcı gibi kullanacaktır!Dün Kamu Denetim Elemanları Derneği de uyarısını yaptı.Ne kadar yapıcı olmaya gayret etse de dernek, kısa zamanda, dar bir çevrede hazırlandığı, kamuoyunda yeteri kadar tartışılmadığı ve “ya hep ya hiç mantığı” ile oylanacağı için paketin kabul edilemez olduğu konusunda sesini yükseltmek zorunda kaldı.Korktuğu sonu da şöyle ifade etti:“Demokratik Hukuk Devleti yapısı ortadan kalkacaktır!”Yani bu hapın yan etkileri öldürücüdür!
Merak ediyor insanlar; bu iktidarın yargıyla alıp veremediği ne?Yakın geçmişin arşivinde küçük bir gezinti, sorunun cevabını önünüze getiriyor.AKP önderlerinin belediyecilik dönemlerinden kalma hesapları var. Dokunulmazlık sayesinde korunuyorlar. Hesap gününde çıkacakları mahkemelerin ayarlanması lâzım! Birincisi bu.İkincisi laikliğe karşı eylemlerin odağı olmakla ilgili sicil bozukluğu...Bu tehdidi göğüslemenin kolay yolu, ettikleri yemini hatırlayıp hiç değilse bundan sonra “demokratik ve laik sosyal hukuk devletine bağlı kalmak” değil mi?Evet ama bakıyoruz AKP’nin hazırladığı değişiklikler farklı bir istikameti işaret ediyor: Aynı suçları partiyi kapattırmadan, hatta dava açılmasına bile fırsat tanımadan işlemeye devam etme kararlılığı taslağın birçok maddesinde açıkça kendini gösteriyor.Yargıyı öylesine bir altüst etme ısrarı var ki en geniş yürekliler bile şüpheye düşüyor. Mesela paketin hazırlanış biçimi ve içeriği nedeniyle rahatsız bir kısım AKP milletvekilinin, itirazlarını belli etmek amacıyla yol aradıklarına dair haberler dolaşıyor.İktidar kurmayları dün Türkiye’deki yabancı medya temsilcilerine açıklamalar yaptılar kapalı kapılar ardında.“Değişiklikler AKP’nin laik kurumlara karşı yürüttüğü savaşın son aşaması mı?” Bunu merak ettiler. Hakimlerin de aynı merakı duymaya hakları yok mu; var. Çünkü bağımsızlığını kaybetmiş bir yargının cumhuriyeti koruma kabiliyetini de tümden kaybedeceğini en iyi onlar bilir.Ama uyarı görevlerini yapan yargıçlara Başbakan “Parti kursunlar” diye zılgıt çekiyor.Oysa iktidar sahipleri devlet adamı gibi davranmaya çalışsa daha iyi olmaz mı?Sınır aşırı adaletsizlikAslına bakarsanız yargı reformuna gerçekten ihtiyacımız var.Ama şu anda pişirilen gibi değil, bunun tam tersini gerçekleştirsek belki daha iyi olacak.Bakın Almanya’da İkinci Deniz Feneri Davası açıldı.Aylar geçti bizim tarafta hâlâ çıt çıkmıyor.İktidarın dayattığı sözde reform, siyasi kimlikli suçluları adaletten kaçırmanın cingözlükleri ile oya gibi işlenmiş bir hukuk cambazlığıdır!..Bu reformu hazırlayan irade ile, Almanya’daki Türklerin 42 milyon Euro parasını dolandıran suç örgütünü yargılamak isteyen Frankfurt mahkemesinin adli yardım talebini savsaklayan, sonuçta “yandaş sanıklar”ı korumaya uğraşan irade aynıdır.Deniz Feneri dolandırıcılığının talep ettiği adalete destek olmayan anlayıştan nasıl hayırlı bir iş bekleyeceğiz? Bekleyemeyiz.Yandaşları koruma üstüne kurulması tasarlanan düzen, korkarız ki Türkiye’deki adaletsizliği Almanya’da bile duyuracaktır.Yani uluslararası adalet sorunları doğuracaktır!
Siyaset kurnazlığa tamamiyle kapalı değildir ama bir dereceye kadar...Kumar riskleri göze alınmamalı.Sonuç, kurnazlığa başvuranı kimsenin yüzüne bakamaz duruma düşürmemeli.Önceki gün TBMM Anayasa Komisyonu’nda BDP’li Hamit Geylani, seçim barajının yüzde 3’e düşürülmesini önerdi.Anayasa paketini meclisten geçirirken ve sonraki muhtemel referandum aşamasında iktidar partisinin BDP desteğine ihtiyacı var.BDP’nin de öne sürdüğü 6 şartın en başında barajın indirilmesi yer alıyor.Sanıyorum kafasında uyanan tilkilerin dürtüsü ile Komisyon Başkanı Burhan Kuzu BDP’lilerin gönlünü kazanacağını umduğu bir oyuna heves etti.Dünyanın hiçbir ülkesinde bizdeki kadar yüksek seçim barajı olmadığını belirterek önergeye destek olunabileceği izlemini verdi.Bu bir taktikti. Ama yüksek kalite bir yaratıcılık yansıtmadığı için muhalefete mensup komisyon üyeleri oyunu bozdular. Oylamaya katılmayarak önerinin AKP oylarıyla reddini sağladılar.Hedef Başkanlık...Aslında CHP ile MHP de baraj düşsün istemiyor. Çünkü bu antidemokratik baraj engelinden kendileri de yararlanıyor ve baraj inerse AKP kadar değilse bile çıkaracakları milletvekili sayısı bakımından onlar da kayba uğrayacaklardır.Ama fark etmiyor; siyaset böyle dar alanda kazanılmış küçük zaferlerden de besleniyor. Bu olayda Burhan Kuzu’nun uğradığı hayal kırıklığı onun “hevesli ama yeteneği yok” diye damgalanmasını gerektirmez.Çünkü onun daha büyük bir oyunun başrol oyuncuları arasında yer aldığını düşünenler vardır. Bu çevrelere göre AKP yöneticileri, durduk yerde başlarına dert açmaktan zevk duyan tipler değil.Ülkeyi bugün tek başına Tayyip Erdoğan yönetiyor. Bunun bilimsel anlamda bir adı yoktur. Cindoruk buna “Başbakanlık Sistemi” diyor.Hedef, anayasa paketi ile 2012’de yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimine odaklanmış bir yapının oluşmasını sağlamaktır.“Tek adam”lığını çok önceden ilân etmiş olan Erdoğan o tarihte Gül’ün yerine Çankaya’ya “Başkan” olarak çıkacaktır.Büyük oyun budur ve Anayasa Komisyonu Başkanı Kuzu da, yürüyüşün yasal zeminini oluşturmakta önemli bir role sahiptir.Balık, iğne ve yem...CHP ve MHP milletvekilleri Kuzu’nun oyununu bozduklarını düşünerek sevinebilirler tabii ama unutmasınlar ki, anayasa paketinin doğuşu ve yürütülüşü bile baştan sona hileli bir kumarın işaretlenmiş kartlarını hatırlatıyor.Anayasayı bir sonraki meclisin yapması daha yakışık alırdı. Erken hamle başarıya ulaşırsa ne âlâ, ulaşmazsa yine önemli bir fonksiyon icra edecektir.Bu paket üstünde yürütülecek tartışmalar millete işsizliğini, yoksulluğunu, soyulduğunu, özgürlüklerinin kısıtlandığını unutturacaktır.Paketin oluşumuna bile kurnazlık şekil vermiştir. İktidar partisinin tek derdi, kapatılma tehlikesine son vermek ve “ne olur ne olmaz” tedbiri olarak Yüce Divan’ın yargıçlarını bildikleri, güvendikleri kişiler arasından seçmektir.Bunu halka yutturmanın yolu, yine aynı danışmanlık (tilki) hizmetinden yararlanmaktır: Yargıyı ele geçirmeye dönük maddeler arasına serpiştirilen hoşa gidecek önerilerin fonksiyonu işte budur.Kurnaz siyasetçiler sade vatandaşı balık gibi görür. Balıklar da malûm; yemi görür, iğneyi görmez!
Tecrübeler, devlet gücünü eline geçiren insanımızın pek çabuk yoldan çıktığını gösteriyor.Bunun son örneği Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda yaşandı.Kurul aylardır başkentin de dahil olduğu birçok yerde boş bulunan Başsavcılık makamlarına tayin yapmak için uğraşıyor. İktidar da kendi adamlarını seçtiremeyeceğini gördüğü için engelleme yapıyor.HSYK’nın toplanması için müsteşarın veya görevlendireceği bir yardımcısının katılımı şart. Kurul dün de müsteşarın gelmesini boşuna bekledi.HSYK sekretaryasından açılan “Neden gelmediler?” telefonuna bakanlıktan şu cevabın verildiği belirtiliyor:“Müsteşar Ahmet Kahraman ve tüm müsteşar yardımcılarının cenazeye gittikleri, bakanlıkta olmadıkları, müsteşarlığa vekâlet edenin bulunmadığı...” Adeta siyasi bir tasfiye planının aleti durumuna düşmüş görünen bu bürokratların hangi cenazeye gittiklerini tahmin etmek o kadar zor değildir:Hukuk devletine Allah rahmet eylesin!..Devlete her biri en az 25 yıl onurla namusla hizmet etmiş yargıçlara bu muameleyi reva gören siyaset ve ahlâk anlayışının yargı reformu yapma ehliyeti taşıyabileceğine ihtimal verilemez.Türkiye’nin öncelikle siyaset zeminine ve siyasi aktörlerine kalite kazandırma mecburiyeti vardır. İktidar dün TÜSİAD’tan aldığı reçeteyi uygulasa Türkiye için bir milât olur.TÜSİAD açıklamasının şu bölümü ihtiyacımız olan iyi şeylerin çaresini gösteriyor: “Anayasa reformunun ön şartı, seçim sistemi ve siyasi partiler mevzuatında yapılacak değişikliklerdir. Seçim barajı ivedilikle düşürülmeli ve ön seçimin zorunlu olması yönünde bir değişiklik yapılmalı 2011 seçimlerine antidemokratik siyasi partiler yasası ve örneği bulunmayan yüksek seçim barajı ile kesinlikle gidilmemelidir.” Buna, milletvekili dokunulmazlığının kaldırılması temennisi de eklenmeli!İşte o zaman ben de çocuklarımın kaderini bu reformların getireceği süreçlerde seçilen bir meclise gönül rahatlığı içinde emanet edebilirim.Yürürlükteki düzende milletvekillerini halk değil gerçekte lider seçiyor.Bu yüzden parlamenter kul, lider de diktatör haline geliyor.Böyle bir zeminde meclise verildiği söylenen her yetki, gerçekte lideri padişahlığa bir adım daha yaklaştırıyor.Kimse kimseyi kandırmasın!Atatürk’le buluşmaBaşbakan Erdoğan’ın Veda filmine gitmesinden etkilendim.Atatürk’ün hayatının anlatıldığı eserin sahibi Zülfü Livaneli’yi överken seçtiği sözcükler, bu sanat dalı ile sanıldığından daha ilgili olduğunu gösteriyor.Ama ben Atatürk’ün küçüklüğünü canlandıran Fikret Kaan Olcay’la ilgili soruya verdiği cevaba takılarak küçük bir araştırma yaptım.Başbakan “Vallahi küçük Atatürk bambaşka. İyi bir dostluk kurduk. Kendisini çok başarılı buldum” demiş.Bu sözün halk üzerinde uyandırdığı etkiyi merak edenlere yardımcı olabilirim.Okuduğum internet yorumlarının oluşturduğu mesajda Başbakan’a bir uyarma bir de hayır dua var. Şöyle özetlenebilir:“Büyük Atatürk de bambaşkadır sayın Başbakan. İnşallah Büyük Atatürk’le de iyi bir dostluk kurduğunuz günleri görürüz!” Atatürk’ün milleti birleştiren gücünden yararlanmayı bilen siyasetçiler hem ülkeyi hem kendilerini yüceltirler çünkü...