Başbakan Kızılay genel kurulunda toplumun çok hassas olduğu bir konuda etkileyici bir konuşma yaptı.
Hedef, merhametli insanların bağış ve yardımlarına musallat olan ahlâksızlardı.
Başbakan bu yardımların amacı dışında kullanılmasını “cinayet” olarak niteledi.
Çünkü yardım, insanların ekmeğini muhtaçlarla paylaşma iradesine dayanır. O nedenle de “namus kadar, şeref kadar kutsal bir emanettir.”
Ve “O emanete el uzatanın yatacak yeri yoktur!”
Başbakan bu mesajları verirken yolsuzluk yapanlara müsamaha göstermeyecekleri konusunda kuvvetli vurgular yaptı.
Konuşmayı dinleyenler Başbakan’ın Deniz Feneri davasına gönderme yaptığını hemen farkettiler.
Deniz Feneri davası, Almanya tarihinin en büyük bağış yolsuzluğudur. Ama soyanlar da soyulanlar da bizim insanlarımız...
Birinci davada “maşa”ları mahkûm eden Alman hâkim 2008 Eylülü’nde “Asıl suçlular Türkiye’de” diyerek soruşturmanın yönünü ülkemize çevirmiştir.
Ama tuhaflığa bakın ki Almanya’da neredeyse ikinci dava açılacak, bizde hâlâ şüpheli olarak adları öne çıkan kişilerin ifadeleri bile alınamadı.
Derneğin Almanya’da en az 42 milyon Euro bağış topladığı ve muhasebe katakullileri ile bu paranın 11.7 milyon Euro tutarındaki bölümünün buharlaştırıldığı biliniyor.
Paralar ne oldu?
Alman medyası “bir kısmını toplayanlar yedi, bir kısmı Türkiye’de bir partiye gönderildi, bir TV’nin kuruluşunda kullanıldı” diye yazdı.
AKP iktidarı baştan beri taraf gibi davranıyor. Türkiye’deki soruşturmanın kör topal gitmesinde ve Alman adaletinin yardım taleplerinin savsaklanmasında bunun etkisi var.
Suçlananlardan biri RTÜK’ün eski Başkanı Zahid Akman’dır ama Akman’ın kurul üyeliği her şeye rağmen düşürülmemiştir.
Başbakan’ın merhamet dolandırıcılarına yönelik dünkü sözleri, iktidarın bu alandaki siyasetinde önemli bir değişimi mi yansıtıyor; bilmiyoruz. Bunu Akman’ın korunmaya devam edip etmediğine bakarak anlayacağız.
Başbakan’ın dün söyledikleri, dileriz ki nutuklarını yazan danışmanların siyaset yalanları olmasın, kalbinin sesi, bu alanda gerçekleşecek değişimin habercisi olsun.
Deniz Feneri’ni soyguna alet edenleri korumakta ısrar etmenin utanç ve zilletten başka getireceği bir şey yoktur çünkü!
Tehlikeli deney
Anayasa hukuku hocası Prof. Özbudun dünkü Taraf’ta şunu diyordu:
“Venedik kriterlerinde, referandumların madde madde oylanacağı yönünde bir şart bulunmuyor.”
Peki 2006 tarihli Referandumlarda İyi Uygulamalar Kılavuzu’nun 30’uncu maddesi Prof. Özbudun’a bir şey söylemiyor mu?
“Seçmenler, aralarında bir bağ olmayan farklı sorulara aynı anda oy vermek zorunda bırakılmamalıdır.”
“Seçmenin sorulardan birini desteklerken bir başkasına karşı olabileceği dikkate alınmalıdır.”
Mesela ben... 12 Eylül darbecilerine yönelik koruma ayıbından Anayasa’nın kurtarılmasını istiyorum ama yargının bağımsızlığı tahrip olsun istemiyorum.
Ne oy vereceğim?
Dün bir okurum Kopenhag Adliyesi’nin resmini göndermiş.
Ön cepheyi kaplayan yazıda “Ancak hukuk ile ülkeyi inşa edebilirsiniz” yazıyor.
Bundan yola çıkarak biz de şunu diyebiliriz:
Siyasetin emrine girmiş “hukukçu” ile ülkeyi yıkabilirsiniz.
Bizim laboratuvarda bu deney yapılıyor!
Yatacak yeri olmayanlar...
Haberin Devamı

