Uzlaşma şansı harcanmasın

12 Nisan 2010

Anayasa değişikliği paketinin yargı düzenini altüst edecek üç maddesinin referanduma sunulması ne ifade ediyor?Tarafsız bilim çevreleri söz birliği etmiş gibi “felâket” diye cevaplıyorlar bu soruyu.Yani o üç madde bağlamında Türkiye “demokrasiye ve hukuk devletine devam mı, tamam mı oylaması” yapacaktır!Mesele bu ölçüde hayatî önem taşıyor.Geçen hafta CHP lideri Baykal şöyle bir uzlaşma hamlesi yaptı:“Paketteki 27 madde desteği hak ediyor. Eğer iktidar, HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren maddelerle parti kapatmayı imkânsız hale getiren maddeyi paketten ayırmayı kabul eder, Cumhurbaşkanı da bunları referanduma götürmeyi garanti ederse CHP olarak öteki 27 maddeye, referandum gereği duyurmayacak oy desteğini sağlar meclisten geçiririz.” Bir seçenek dahaBaşbakan Amerika’ya giderken CHP’den gelen öneriyi “Yasal zemini varsa biz varız” diye karşıladı. Ama değerlendirmeye lâyık bulduğu bu hamleyi konuşmasının devamında “Şark kurnazlığı” diye yerin dibine batırdı.Bu da herhalde Şark kurnazlığının farklı bir boyutu...Çünkü Şark kurnazlığı ile donanmış siyasetçiler, kamuoyunda destek gören bir öneriyi “Hayır” demeden batırmanın yollarını da bilirler.Ama o yöntemleri terk etmek gerekiyor.Türkiye tarihî bir geçitte ilerliyor.Birbirimize uzlaşma şansı tanımamanın yükleyeceği vebal, kaldıramayacağımız bir ağırlığa biz uyanamadan ulaşabilir!Deniz Baykal dün kurnazlık peşinde olmadığı güvenini destekleyen bir adım daha attı. AKP’ye “İsterseniz o üç maddeyi genel seçimden sonraya bırakalım” önerisi yaptı.CHP bu adımı ile “Üç maddeyi paketten ayırarak referanduma götürelim” dediği ilk teklifini geri almış olmuyor.Ona ikinci seçeneği ekliyor...Kumar oynamayınDurumunu asıl gözden geçirmesi gereken tarafta Başbakan Erdoğan duruyor.Başbakan yüksek yargı temsilcilerinin konuşmalarından şikâyet edeceğine ne dedikleriyle ilgilenmelidir.“Biz inandığımızı söyleyemiyoruz, onlar da söyleyemez” demiş.Ne demek bu?.Anayasa değişikliği ile yargı erki uydu haline getiriliyor, iktidar bu konuda yüksek yargının ne düşündüğünü bile sormuyor üstüne bir de yargıçların “imdat” çağrılarına sansür konuyor.Başbakan, hangi inancını açıkça ifade etme hakkını kullanamıyor, söylesin.Bir zamanlar “Demokrasi bize göre bir araçtır” demişti. Sonra...“Tutturmuşlar bir laiklik elden gidiyor; millet istedikten sonra tabii gidecek yahu!” Sıkıntısı herhalde bunları tekrarlayamamak değildir.Bu takıntılar çok geride kalmış olmalıdır. AKP’nin değişim üstüne kurduğu sekiz yıllık icraatından o da mutlaka etkilenmiştir!İktidar ve ana muhalefet, ülkeyi kaosa sürükleyecek kumar gibi bir referandumun risklerine karşı akıllarını birleştirmelidirler.Akıllarını birleştiremiyorlarsa korkularını birleştirsinler!

Devamını Oku

Kediye ciğer teslim etmek

10 Nisan 2010

AKP iktidarının tabiatındaki dikta hevesini siyasal sistemin oyuncuları dizginleyemedi.“Yanlış” dediği karar ve eylemlere muhalefetin “doğru” olduğuna kitleyi ikna edecek alternatifler önermemesi, kutuplaşmanın hep iktidar yararına işlemesini sağladı.Neredeyse sekiz yıldır oyun hep bu şekilde kendini tekrarladı.Son hafta bu ezberi bozan iki olay yaşandı üst üste.Önce CHP lideri Baykal, anayasa değişikliği paketinin, çoğunluğun “iyi” dediği 27 maddesini referanduma gerek duyurmadan mecliste kesinleştirmek, sadece ihtilâflı üç madde için referanduma gitmek amacıyla çağrı yaptı.Çünkü Anayasa Mahkemesi, HSYK ve parti kapatma ile ilgili öneriler, yargı düzenini temelden değiştiren hükümler getiriyor.Ana muhalefetten gelen bu önerinin iktidar üstünde yarattığı sürpriz etkisi henüz geçmeden Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya’nın açıklamaları gündeme bomba gibi düştü.Suçlamak yerine öneren muhalefet CHP’nin sürprizi idi.Tehdit etmeyen, uyaran Başsavcı da yargının sürprizi oldu.İşe siyaset bulaşırsa...İktidarın bu gelişmeler karşısındaki tepkisi “lâf” düzeyinde kaldı.Başbakan Yardımcısı Arınç, Cumhurbaşkanı Gül’e garantörlük işlevi yüklediği için Baykal’ın önerisini “nezaketsizlik” sayarken Devlet Bakanı Yazıcı, CHP liderinin hamlesini “manevra” olarak niteledi.Anlayacağınız hiç biri esasa dair bir itiraz ortaya koyamıyor. Hele Yargıtay C. Başsavcısı’nın eleştiri ve uyarılarına, yüzeysel olarak dahi karşı çıkan kimse görülmüyor, savlarını çürüten görüşler öne sürülemiyor.Başsavcı Yalçınkaya, getirilmek istenen düzende, siyasi etkiden uzak yargıç ve savcıların bulunduğu mahkemelere sahip olamayacağımızı belirtmiştir.Avrupa Birliği değerlerine aykırı, siyasi etkilere dayanıksız bir yapının bağımsız olmayacağı için tarafsız da olmayacağını vurgulamıştır.Demokratik kurallara uymadığını anladıkları için Avrupa ülkelerinin tartıştığı ve terketmek istediği sistemi, Türkiye’ye yenilik diye dayatmanın yanlışlığını döne döne belirtmiştir. AKP iktidarı bu uyarılardan etkilenip ders çıkarabilir mi?Az çoğu nasıl yener?Tehdit, zimmet, kara para aklamak, sahtecilik gibi suçlarla ilgili, üye sayısından daha fazla sayıda dokunulmazlık dosyası üstünde oturan bir meclise yüksek yargıçları seçme yetkisi vermek isteyen zihniyet, bildiğini okumaya devam edecektir. O nedenle kimse fazla ümitlenmesin.Nitekim Anayasa Mahkemesi ile HSYK’na Yargıtay ve Danıştay’dan aday belirlemek için yapılacak üye seçimlerinde uygulanması öngörülen yöntem, çoğunluk iradesini siyasi oyunlara feda eden bir kurnazlık üstüne kurgulanmıştır.Yargıtay C. Başsavcısı’nın Anayasa Mahkemesi ile HSYK’na Yargıtay ve Danıştay’dan aday belirlemek için yapılacak üye seçimlerinde öngörülen yönteme itirazı mutlaka dikkate alınmalıdır.Başsavcı, aday belirlenirken her üyenin sadece tek adaya oy verebilmesi kuralının çoğunluk iradesini engelleyen bir tuzak olacağını söylerken haklıdır.Rektörleri üniversitelerinde aldıkları oya değil de “türban bildirisine imza” koyup koymadıklarına bakarak seçmeyi ayıp saymayan bir zihniyete yargının kaderi emanet edilebilir mi?Bu iktidarın yargı başta devletin tüm kurumlarını YÖK’e benzetmeye çalıştığını görmeyecek kadar kör mü olduk?

Devamını Oku

Tarihi uyarı

9 Nisan 2010

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya dün tarihi önemde bir uyarı konuşması yaptı.Yargı erkini zaptetme niyetini Anayasa değişiklik paketi ile eyleme geçirmiş olan siyasi iktidarın bu sese kulak vermesinde büyük yarar vardır.Yalçınkaya’nın yaptığı konuşmanın üstünden neredeyse beş dakika bile geçmeden AKP Meclis Grup Başkanvekili Suat Kılıç’ın sergilediği tepki, önyargılı bir fedainin narasına benziyordu.AKP sözcüsü, tüm uyarılara kapılarını kapatmış bir zihniyetin hoparlörü olarak Başsavcı Yalçınkaya’nın sözlerini CHP eleştirileri ile paralelliğe sokuyor, çağrılarını “hukuku zorlayan yorumlar” diye niteliyordu.Oysa Yargıtay C. Başsavcısı’nın yargı reformu olarak adlandırılan bu hamleye yönelttiği eleştiriler de, bunları ifade biçimi de yeni ve olumlu bir anlayışı yansıtıyordu.Yalçınkaya’nın konuşma yapacağı duyulunca başkent, yüksek yargıdan iktidara tehdit içeren “ayağını denk al” mesajları verileceği beklentisine girdi.Düne kadar yüksek yargıdan yansıyan eleştiriler, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine dayandığı için iki örtülü tehdit algılanıyordu:1. Bu paket, hukuk devleti ilkesine aykırılıktan iptal olup döner;2. AKP’nin ısrarı, aynı gerekçeyle hakkında kapatma davası açılmasına sebep olur..Hani model Avrupa idi?Yargıtay C. Başsavcısı, iki varsayımı da reddetti.Yalçınkaya bağımsız bilim çevrelerinin de baştan beri seslendirdiği eleştiri ve itirazları tekrarladı ama bir sürpriz yaparak Anayasa’nın değiştirilmesi olanaksız maddeleri ile kimseyi tehdit etmedi.Sadece “Laiklik anayasal bir ilkedir Anayasa Mahkemesi’nce bu ilke korunmalıdır” diye laikliğe özel bir vurgu yaptıktan sonra AKP iktidarını, sadece kendine ait olduğunu sandığı alanda köşeye sıkıştırdı.İktidar HSYK’yı ve Anayasa Mahkemesi’ni yeniden düzenlerken siyasete tanıdığı belirleyici rolün modelini Avrupa’dan aldığını söylüyor.Dünkü konuşmasında Yalçınkaya demokratik kurallara uymadığı farkedildiği için Avrupa ülkelerinin bu modeli bırakmak istediklerini, çünkü yıpranmış bir sistem olduğunu belirtti ve “Bu sistemleri Türkiye’de uygulamak için kurallar düzenlenmesi milletimizi hak etmediği bir yaşama zorlamak niteliğindedir” dedi.“Ben yaptım oldu” kafasıKonuşmasının birçok yerinde Avrupa kurumlarına, değer ve kriterlerine atıfta bulunan Başsavcı, iktidarın siyasi rakiplerine karşı kullanma tekeline sahip olduğunu sandığı Avrupa silâhını ustaca değerlendirdi.AKP şu eleştiriye ne diyecek:“Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu, Avrupa Konseyi’nin anayasa hukukunu belirlemedeki danışma organıdır. Türkiye Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeleri arasındadır ve AB müktesebatını kabul etmiştir. Buna rağmen Venedik Komisyonu’ndan hiçbir görüş alınmadan anayasa değişikliğine gidilmesi soru işaretleri yaratmıştır!” İktidar yargı kurumlarından yükselen “imdat” seslerinin nedenine eğilecek yerde o sesleri siyasi muhalefetin yankısıymış gibi algılayarak büyük yanlış yapıyor.Bu duygu insanın zihnini açmaz, hıncını artırır, vicdanını sağırlaştırır ve kör eder.Bu zaafların esir aldığı bir siyasi iktidar adalete hizmet edemez, adalet üretemez.“Adalet mülkün temelidir” sözünün Hz. Ömer’e ait olduğunu hatırlatmak acaba bir işe yarar mı?

Devamını Oku

Yanlış başladı!

8 Nisan 2010

AKP’nin yargıyı ele geçirmek amacıyla hazırladığı Anayasa değişikliği paketi yola çıktı.“Hayırlı olsun” demek istiyorum ama anayasa yapmanın tabiatına aykırı bir başlangıç nasıl hayırlı sona ulaşır; bekleyip görmek lâzım.Bu paketle iktidarın, değiştirilemez hukuk devleti ilkesine ters düşmeyi, yani Anayasa suçu işlemeyi göze aldığına dair görüşler endişeler vardır.Parti kapatma ile ilgili yargı yetkisini meclise devredecek kadar ileri giden bu teklif kabul edildiği takdirde yaşanacak karmaşayı tahmin etmek zor değildir.Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olarak Anayasa Mahkemesi’nde kapatılma cezası almanın eşiğinden dönen AKP, şimdi bu sicilinin üstüne bir de “hukuk devletine aykırı eylemlerin odağı olma” suçunu eklemenin faturasını göze alabilir mi?CHP’nin yaptığı son teklifi reddetmesi AKP’nin gözünü kararttığının işaretidir.Bildiğiniz gibi Deniz Baykal üç gün önce HSYK, Anayasa Mahkemesi ve parti kapatma ile ilgili maddeleri paketten ayırarak referanduma götürmeyi Cumhurbaşkanı taahhüt ettiği takdirde, öteki değişiklikleri referandum ihtiyacı doğurmayan oy sayıları ile meclisten geçirmeye yardımcı olacaklarını açıklamıştı.Bu öneri, uzlaşma kültürüne iyice yabancılaşan siyasetimiz için ufuk açıcı bir yenilikti.Ayrıca referandumda halkın neyi oylayacağı netleşecek, Cumhurbaşkanı’nın üstleneceği rol, tarafsız bir kimliğe yaklaşmak konusunda ona şans da tanıyacaktı.AKP sözcüleri öneriyi reddettiler hemen. Buna rağmen son aşamaya kadar manevra şansı vardır.Çünkü önerinin asıl muhatabı Cumhurbaşkanı Gül’dür ve Gül’ün böyle bir uzlaşma fırsatına desteğini neden vermediğini anlatması kolay değildir.Ayrıca bu tutumu ilerde vebal de doğurabilir.Anayasa paketini görüşmeye başlayan komisyonun etrafında toplandığı masaya bol bol mesir macunu konulmuş olduğunu haber veriyordu dün televizyonlar.Şifalı baharatların karışımından yapılan mesir macununu dedelerimiz yüzyıllar boyu Viagra niyetine kullanmışlardır.Mesir macunu ile bilenmiş rakipler, yargı reformunun isteyeceği son şey olur.Komisyona tam tersine sinir gevşetici ve zihin açıcı şeyler verilsin!Çürüme sâridirDevlette başlayan telekulak rezaletleri bakın vatandaşa da ilham vermiş!Ahlâki çürüme sâridir.Yerinde durmaz bir anda toplumun en uç noktalarına kadar gider.Polis, bazı Turkcell çalışanlarından da destek alan bir telekulak çetesini ortaya çıkardı. Bu suç örgütünün 5 bin dolardan başlayan paralar karşılığı pek çok kişi adına telefon haberleşmelerini gizlice dinlediği belirlendi.Örgüt eşinden, sevgilisinden ortağından şüphe eden pek çok müşteriye gizli bilgileri, kayıtları verirken, ticari alanda casusluk da yapmış...“Şeytana uydum” deme bahanesine sahip olmayacak kişilerin de bu “hizmet”ten yararlanmış olmaları, toplumdaki çöküntünün ulaştığı boyutları gösteriyor.İnsanların mahremiyeti tecavüz altındadır. Değerler çürütülüyor. Paranın açmayacağı kapı, delmeyeceği zırh kalmadı.Yargı bu tecavüzü ibret yaratacak biçimde cezalandırmalıdır.Operatör şirkete de müşterilerinin mahremiyetini namusu gibi korumak zorunda olduğunu yıllarca unutturmayacak ağırlıkta para cezası kesmelidir.

Devamını Oku

Konuş komutan!

7 Nisan 2010

Emekli Orgeneral Çetin Doğan’ın eski komutanı Hilmi Özkök’e yönelik suçlamalarını bir kenara atamayız.Evet, sarfettiği suçlayıcı sözler, onuru kırılmış bir askerin isyanını yansıtan duygusallıklar olabilir.Ama sadece tepki göstermiyor, açık suçlamalar yapmakla kalmıyor, yeni iddialar da ortaya koyuyor.Yedi yıl önce İstanbul’da 1. Ordu Komutanlığı denetiminde yapılan plan seminerinin bir darbe planı (Balyoz) hazırlığına zemin olarak kullanılmadığını ama daha sonra “kozmik büro”dan çıkarılan belgelerin tahrif edilerek darbe planı görüntüsüne sokulduğunu ve basına sızdırıldığını iddia ediyor.Tahliye edildikten üç gün sonra haklarında yakalama emri çıkarılan Balyoz şüphelileri arasındaki en yüksek rütbeli asker olan Emekli Orgeneral Çetin Doğan, önceki gün avukatları aracılığıyla yaptığı açıklamada eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök’e ağır bir suçlama yöneltti.Çetin Doğan, kozmik büroya giriş çıkışın ancak emir komuta zinciri içinde yapılabildiği gerçeğinden hareketle belgelerin Hilmi Özkök’ün bilgisi dahilinde dışarı çıkarıldığını, böylelikle darbe planı haline dönüştürülerek medyaya sızmasına onun zemin yarattığını iddia etti.Çetin Doğan’ın vebaliEmekli Orgeneral Doğan, belgelerin darbe planına dönüştürülmesi işlemi sırasında yapılan acemiliklerin gerçeğin kolayca ve istenirse kısa zamanda ortaya çıkmasına yardım edeceğini söylüyor.Öbür tarafta eski Genelkurmay Başkanı Özkök, seminerde olağan sınırlar dışına taşmış bir çalışma yapıldığına dair bir bilgiye sahip bulunmadığını belirtmekle beraber nedense eski 1. Ordu Komutanı Çetin Doğan’ın arkasında kefil gibi durmuyor.Çetin Doğan’ın suçlamalarını reddederken de yargıdaki bir mesele üstünde konuşmayacağı mazeretini tekrarladı.O kadarla da kalmayıp suçlanan kişiler susup onurlu bir duruş sergilerken niçin sadece Çetin Doğan’ın konuştuğunu sorarak buna olumsuz bir anlam yüklemeye çalıştı.Hilmi Özkök haksızlık etmesin.Çetin Doğan’ın taşıdığı vicdanî sorumluluğun ağırlığını tahmin eden gösterdiği tepkiyi de takdir edebilir.Balyoz soruşturmasından cezaevlerinde 40 tutuklu var. Son operasyon durdu ama yine de 25’i general ve amiral 78 muvazzaf subay ile 20 emekli toplam 98 asker, deyim yerindeyse topun ağzındadır.Siperden çıkma zamanıMasumiyetine inanan bir komutan, yüze yakın askerin sürükleneceği psikolojik yıkımı ve mağduriyeti, ailelerinin düşeceği mahrumiyetleri bile bile susup oturmaz.Eski Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök de “yargıya saygı” gerekçeli suskunluk kararını gözden geçirmelidir.“Bunlar hassas konulardır, çocuk oyuncağı değildir” diyor.Neyle suçlandıklarını dahi bilmeden aylarca cezaevinde tutulan insanların en azından bir kısmının hedef bulundukları muhtemel adaletsizlikler ihmal edilebilir konular mıdır, çocuk oyuncağı mıdır?TSK’nın uğradığı erozyon, hele eski bir komutanda hassasiyet yaratmıyor mu?Yargının ağır temposu sebebiyle gerçeğe ulaşmakta ihtiyaç duyacağı zamanın uzunluğu akıl ve vicdan taşıyan insanlara ek sorumluluklar yüklemiyor mu?Hilmi Özkök “var da diyemem, yok da diyemem” siperinden çıkıp bildiği her şeyi açıklamalıdır.Siyasetçi gibi davranmak askere yakışmıyor!Türkiye’nin adalete acele ihtiyacı var!

Devamını Oku

AKP sınavda

6 Nisan 2010

Başbakan her fırsatta bağcıyı dövmeye değil üzüm yemeye inandıklarını söyler.Kanıtlamak için harika bir fırsat doğdu.CHP lideri Baykal, eğer iktidar Anayasa paketindeki yargıyla ilgili üç maddeyi tekliften ayırarak referanduma sunmayı kabul ederse ve Cumhurbaşkanı da bunu garanti ederse krizin sona erebileceğini söyledi.Önerdiği formül şöyle:Paketinin içinde muhalefetin şiddetle korktuğu üç madde var.Bunlar gerçekleşirse bağımsız yargı ve güçler ayrılığı tarihe karışacaktır.Fakat aynı pakette hakları genişleten ve desteklenmesi arzulanan yenilikler de bulunuyor.Baykal dün önemli bir siyaset değişikliğine gittiklerini ortaya koydu:CHP iktidara “Tatlandırıcılarla hapı yutturmak istediğinizi biliyoruz ve bu oyuna gelmeyeceğiz” diyerek paketi toptan reddetmekten vazgeçiyor artık.Şimdi şunu diyor: “Sadece HSYK, Anayasa Mahkemesi ve parti kapatma ile ilgili üç maddeyi referanduma götüreceğine Cumhurbaşkanı söz versin, biz de geri kalan 24 maddeyi, referandum gereği doğurmayan yüksek oy sayıları ile meclisten geçirmeye yardım edelim. Milleti yormadan o değişiklikleri gerçekleştirelim..” Bu formülün çalışmasında kilit rol Cumhurbaşkanı Gül’dedir.Gül böyle bir taahhüdü AKP’den bağımsız olarak verebilir mi veya en azından bu uzlaşmaya Başbakan’ı ikna etmeye çalışır mı?En büyük eksiğimiz..Korkarız ki Türkiye, siyasetin tıkanmaya yüz tuttuğu bir dönemeçte tarafsız bir Cumhurbaşkanı’na sahip olamamanın bedelini bir kez daha ödeyecektir.AKP’nin bu paketten muradı, yargıyı zaptetmektir. Hamlenin tek amacı budur, öteki maddeler cazibe uyandıran süslerdir.Daha önce yaptığımız bir benzetme ile paketin yargı ile ilgili üç maddesi zoka, haklarla ilgili öteki 24 maddesi yemdir.İktidar çok mecbur kalmadığı takdirde yemi iğneden ayırmayacak, 24 maddenin çekiciliğinden yararlanarak 3 maddelik zokayı millete yutturmaya çalışacaktır.Tarafsız cumhurbaşkanımız yok.Peki AKP’yi ve Başbakan’ı bu akılcı uzlaşmayı kabule zorlayacak demokratik güçler, sivil toplum, medya, üniversite, meslek örgütleri filân?.Bunlar var mı, kaldı mı? Hayır..Güç sarhoşluğuna kapılan iktidarın yarattığı tahribat vahim boyutlara ulaşmıştır.İktidar önderleri bu şekilde yollarının açıldığını düşünerek sevinmesinler. Yok edilen her demokratik uyarı unsuru kendileri için kayıptır.CHP’nin önerisi bir iyi niyet sınavıdır.AKP iktidarının bu sınavı geçerek bizi mahcup etmesini diliyoruz! Camdan okumak kolayTayyip Erdoğan, hazırlıksız yakalanacağı bir sorunun tedirginliğini yaşamadan yedi yıldır ülkeyi idare ediyor.Ne zaman konuşması gerekirse, iki yanına konulan camlara (prompter) akseden hazır metinleri şiir gibi okuyarak, bu teknoloji hilesinden haberli olmayan saf vatandaşları kendine hayran bırakıyor.Onun dışında da, gerçek soruları soracak gazeteciler yanına yaklaşamıyor.Geriye ne kalıyor? Televizyonda tartışma...Başbakan ile ana muhalefet liderinin yedi yıl boyunca TV’ye çıkarak halkın önünde tartışma yapmadığı tek demokrasi herhalde Türkiye’dir.Geçen gün Baykal bu daveti açıkça yaptı ama Başbakan Erdoğan çağrıyı “lise münazarası” benzetmesiyle alaya alarak reddetti. “Çok işimiz var” dedi.Başbakan tartışmaktan korkuyor olamaz.Olsa olsa cevabını veremeyeceği sorular çok birikmiştir!

Devamını Oku

Dayanıklılık testi

5 Nisan 2010

Devlet güçleri dün aralarında muvazzaf generallerin de bulunduğu askerleri cezaevine koymak için topluyordu.Bu askerler zaten tutuklanmışken haklarında verilen tahliye kararı sayesinde üç gün süren bir özgürlük yaşamışlardı.Olayın bir hukuki, bir de işkence içeren insani boyutu var.Ceza hukuku uzmanları ikiye bölündüler. Bir kısmı nöbetçi hâkimin verdiği tahliye kararlarını bozan 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin, kanunun vermediği bir yetkiyi kullandığını öne sürüyor, bir kısmı ise yapılan işin doğru olduğunu savunuyordu.Ergenekon’a göre yapılanmış yeni yargı düzenimizde tutuklama artık olağanlaştı. Pek az kimse evrensel hukuk normlarının uygulanması için taraf oluyor.Tam tersine “tutuklamaları sevinçle karşılayıp alkışlarken tahliye kararlarını şiddetle kınayan” gürültücü bir medya kalabalığı var.Kurumlar arası çatışma çoktan sonuçlandı artık kurumlar kendi içlerinde üreyen nifak sebebiyle kendilerini tüketiyorlar.Hınçlı bir yumruk gibiBir an için nöbetçi hâkimin yanlış yaptığını, 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin de savcılardan gelen itirazı değerlendirirken verdiği kararla yanlışı düzeltmeye çalıştığını kabul edelim.Peki ama mahkeme heyetinin nöbetçi hâkimi “keyfi hareket” etmekle suçlarken ortaya koyduğu şey, bir düzeltme işleminden ziyade hoyratça bir cezalandırma tavrı değil midir?Yargıçlar hınçla atılmış bir yumruğa benzeyen bu kararın, önce tutuklanan, sonra tahliye edilen ve üç gün sonra tekrar hapse çağırılan şüphelilerin ve ailelerinin üstünde yaratacağı tahribatı hiç hesaba katmamalı mı?Sonuçta kimse adaletten vazgeçilsin istemiyor ama insaf ve merhamet, hiç değilse adalet arayışının işkenceye dönüşmesine geçit vermemeli, değil mi?Genelkurmay Başkanı TSK’nın kurumsal bir husumetin hedefi haline getirildiğini söylüyor her fırsatta.Yargıç görevini yaparken böyle bir ihtimalin varlığını hesap eden bir duyarlılık içinde davranırsa yanlış mı olur?Çok sayıda asker hakkında verilen tahliye kararını toptan bozan ve onları fazlasıyla yakalayıp cezaevine sokan bir karar, uygunsuz bir dayanıklılık testi değil midir?Amaç isyan ettirmekYargının kararları, toplum vicdanında olumlu yankılar bulmalı. Bulmuyor. Çoğu kez “yangın var” feryatları doğuruyor.Türkiye’nin uluslararası saygınlığa sahip bilim adamlarından Prof. Dr. Mehmet Haberal tutukluluğunun 356’ncı gününde hastanedeki odasından naklen mahkemeye ifade verdi. O günü şöyle anlattı:“Savcıya ifade verirken bir savcı aniden içeri girerek ‘Televizyonlar, Haberal tutuklanması için mahkemeye sevk edildi’ diye ‘son dakika’ geçiyor dedi. Savcı 5 dakika içinde televizyonları teyit ederek beni mahkemeye sevk etti. Hâkim de o kadar uzun süre savunma yapmama rağmen 10 dakika içinde tutuklama kararı verdi.” Prof. Haberal mahkemeden şunu istedi:“Hakkımda verilen tutuklama kararına sebep olan kuvvetli suç şüphesi neymiş açıklasınlar ki ben öğrencilere, doktorlara, bilim adamlarına anlatayım, onlara hesap vereyim!” İktidar yargıyı ele geçirmek için elinden gelen her şeyi yapıyor.Sanki yargının içinde bir kesim de kamuoyunda “böyle adalet olmaz” isyanı yaratarak iktidarın hedefine giden yolun taşlarını döşüyor.Benzeri yaşanmamış bir komplo!

Devamını Oku

Bizim farkımız

3 Nisan 2010

Atatürk’e saldırı ve iftiralarla beslenen “inkârcı takımı” yine köpürecek ama ne yapalım?Ona ve eserine yönelen takdir ve örnek alma duygusu bir yerlerden estiği zaman bundan yararlanmayı önemsiyoruz.Çünkü bizdeki inkârcıları en anlamlı şekilde çürüten fikirleri ve özlemleri, “Ah bizim de bir Atatürkümüz olsaydı” diye hayıflanan toplumlar ifade ediyorlar en etkili şekilde.Pakistan gazetesi Daily Times’ın dünkü başyazısı, bizdeki körlerin gözlerini açamaz ama kandırdıkları insanları belki uyandırır.Gazete, Cumhurbaşkanı Gül’ün yaptığı ziyaret vesilesiyle yayınladığı makalede “Kökten dinci ideolojinin köklerini yok etmek için Türkiye’yi örnek almalıyız” diye yazdı.Türkiye’nin ayrıcalığını bir yandan halkın dindarlığını desteklerken diğer yandan laik bir cumhuriyet kuran Atatürk’ün yarattığını belirten gazete doğru bir teşhis koyuyor.Daily Times’a göre iktidarda İslâmcı bir parti olmasına rağmen bu laik gelenek şimdiye kadar güçlü bir şekilde savunulmuştur.Öyle mi? İnşallah gerçek Pakistan’dan göründüğü gibidir!Pakistan’ın kurucu lideri Muhammed Ali Cinnah da laik eğilimlere sahipti. Ama ömrü devrimleri yerleştirmesine fırsat tanımadığı için Pakistan dini aşırılıkların pençesinden hiçbir zaman tam olarak kurtulamadı.Türkiye’de irtica ve bölücülük ile mücadele dar görüşlü yöneticilerin elinde ihmale uğramaya devam ettiği takdirde halimiz ne olur?Pakistan bu sorunun cevabını fiili olarak yansıtan bir model gibi..Tuhaf ama onlar çıkış için Atatürk’ü anlayıp örnek almaya çalışıyor, bizdeki sivri akıllılar ise kötülemeye ve unutturmaya uğraşıyor.Ahlâki körlük veya utanmazlık... Bunların hiçbiri halkın vicdanında bir sapma yaratmayacaktır. Belki en fazla inkârcıların zavallılığını derinleştirecektir.Müslüman toplumların yaşadıkları her mutsuzluk ve acı, Atatürk ve Türkiye sayesinde hastalığın dinden değil yönetim biçimlerinden ve yönetenlerden kaynaklandığını dünyaya öğretecektir.Yeter ki biz sahip olduğumuz ayrıcalığın değerini bilelim.. İyot kimi anlatıyor?Başbakan dün yine öfkesini makineli tüfek yapmış, yargıyı ve ana muhalefeti kurşuna diziyordu!Kızgınlığı haklı görülemez.Çünkü anayasa yapmanın toplumsal mutabakat ön şartını kendisi ihmal etmiştir.Gerilimi yükselten suçlamalar, bu eksiğin meclisteki müzakereler aşamasında telâfi edilmesi şansı varsa onu tahrip etmektedir.Yüksek yargı temsilcilerinin siyasete soyunduğunu iddia eden Başbakan, uzun zaman unutulmayacak şu sözleri söyledi:“Bu işi bu kadar seviyorsan cübbeni çıkar gel, siyaset meydanına çık. Nasıl olsa bu Anayasa değişikliğine karşı çıkan partiler var, onlardan birine katılırsın. Şu anda zaten iyot gibi de açığa çıktınız, kendinizi gizleyecek bir yeriniz de kalmadı!” Rejimi dahi sıkıntıya sokacak bir anayasa değişikliği hakkında konuştukları için siyasetçilerle yargıçlara hakaretamiz eleştiriler yönelten bir başbakan örneğini herhalde ilk kez Tayyip Erdoğan yaratıyordur.Böyle bir zaman ve zeminde değilse nerede ve ne zaman konuşacaklar?Baykal haklı bir tepki vermiştir; gerçekten de iyot gibi açığa çıkan iktidarın niyetidir.Yargıçların cübbeleri, doğruları söylemelerine engel değil.Gerekenlerin korkusuzca söylenmesi, yalnız hukuk devletini değil, iktidarı da belki ağır bir sorumluluğun altında ezilmekten kurtaracaktır!

Devamını Oku