Tarihi uyarı

Haberin Devamı

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Yalçınkaya dün tarihi önemde bir uyarı konuşması yaptı.

Yargı erkini zaptetme niyetini Anayasa değişiklik paketi ile eyleme geçirmiş olan siyasi iktidarın bu sese kulak vermesinde büyük yarar vardır.

Yalçınkaya’nın yaptığı konuşmanın üstünden neredeyse beş dakika bile geçmeden AKP Meclis Grup Başkanvekili Suat Kılıç’ın sergilediği tepki, önyargılı bir fedainin narasına benziyordu.

AKP sözcüsü, tüm uyarılara kapılarını kapatmış bir zihniyetin hoparlörü olarak Başsavcı Yalçınkaya’nın sözlerini CHP eleştirileri ile paralelliğe sokuyor, çağrılarını “hukuku zorlayan yorumlar” diye niteliyordu.

Oysa Yargıtay C. Başsavcısı’nın yargı reformu olarak adlandırılan bu hamleye yönelttiği eleştiriler de, bunları ifade biçimi de yeni ve olumlu bir anlayışı yansıtıyordu.

Yalçınkaya’nın konuşma yapacağı duyulunca başkent, yüksek yargıdan iktidara tehdit içeren “ayağını denk al” mesajları verileceği beklentisine girdi.

Düne kadar yüksek yargıdan yansıyan eleştiriler, Anayasa’nın değiştirilemez maddelerine dayandığı için iki örtülü tehdit algılanıyordu:

1. Bu paket, hukuk devleti ilkesine aykırılıktan iptal olup döner;

2. AKP’nin ısrarı, aynı gerekçeyle hakkında kapatma davası açılmasına sebep olur..

Hani model Avrupa idi?

Yargıtay C. Başsavcısı, iki varsayımı da reddetti.

Yalçınkaya bağımsız bilim çevrelerinin de baştan beri seslendirdiği eleştiri ve itirazları tekrarladı ama bir sürpriz yaparak Anayasa’nın değiştirilmesi olanaksız maddeleri ile kimseyi tehdit etmedi.

Sadece “Laiklik anayasal bir ilkedir Anayasa Mahkemesi’nce bu ilke korunmalıdır” diye laikliğe özel bir vurgu yaptıktan sonra AKP iktidarını, sadece kendine ait olduğunu sandığı alanda köşeye sıkıştırdı.

İktidar HSYK’yı ve Anayasa Mahkemesi’ni yeniden düzenlerken siyasete tanıdığı belirleyici rolün modelini Avrupa’dan aldığını söylüyor.

Dünkü konuşmasında Yalçınkaya demokratik kurallara uymadığı farkedildiği için Avrupa ülkelerinin bu modeli bırakmak istediklerini, çünkü yıpranmış bir sistem olduğunu belirtti ve “Bu sistemleri Türkiye’de uygulamak için kurallar düzenlenmesi milletimizi hak etmediği bir yaşama zorlamak niteliğindedir” dedi.

“Ben yaptım oldu” kafası

Konuşmasının birçok yerinde Avrupa kurumlarına, değer ve kriterlerine atıfta bulunan Başsavcı, iktidarın siyasi rakiplerine karşı kullanma tekeline sahip olduğunu sandığı Avrupa silâhını ustaca değerlendirdi.

AKP şu eleştiriye ne diyecek:

“Avrupa Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu, Avrupa Konseyi’nin anayasa hukukunu belirlemedeki danışma organıdır. Türkiye Avrupa Konseyi’nin kurucu üyeleri arasındadır ve AB müktesebatını kabul etmiştir. Buna rağmen Venedik Komisyonu’ndan hiçbir görüş alınmadan anayasa değişikliğine gidilmesi soru işaretleri yaratmıştır!”

İktidar yargı kurumlarından yükselen “imdat” seslerinin nedenine eğilecek yerde o sesleri siyasi muhalefetin yankısıymış gibi algılayarak büyük yanlış yapıyor.

Bu duygu insanın zihnini açmaz, hıncını artırır, vicdanını sağırlaştırır ve kör eder.

Bu zaafların esir aldığı bir siyasi iktidar adalete hizmet edemez, adalet üretemez.

“Adalet mülkün temelidir” sözünün Hz. Ömer’e ait olduğunu hatırlatmak acaba bir işe yarar mı?

DİĞER YENİ YAZILAR