Atatürk’e saldırı ve iftiralarla beslenen “inkârcı takımı” yine köpürecek ama ne yapalım?
Ona ve eserine yönelen takdir ve örnek alma duygusu bir yerlerden estiği zaman bundan yararlanmayı önemsiyoruz.
Çünkü bizdeki inkârcıları en anlamlı şekilde çürüten fikirleri ve özlemleri, “Ah bizim de bir Atatürkümüz olsaydı” diye hayıflanan toplumlar ifade ediyorlar en etkili şekilde.
Pakistan gazetesi Daily Times’ın dünkü başyazısı, bizdeki körlerin gözlerini açamaz ama kandırdıkları insanları belki uyandırır.
Gazete, Cumhurbaşkanı Gül’ün yaptığı ziyaret vesilesiyle yayınladığı makalede “Kökten dinci ideolojinin köklerini yok etmek için Türkiye’yi örnek almalıyız” diye yazdı.
Türkiye’nin ayrıcalığını bir yandan halkın dindarlığını desteklerken diğer yandan laik bir cumhuriyet kuran Atatürk’ün yarattığını belirten gazete doğru bir teşhis koyuyor.
Daily Times’a göre iktidarda İslâmcı bir parti olmasına rağmen bu laik gelenek şimdiye kadar güçlü bir şekilde savunulmuştur.
Öyle mi? İnşallah gerçek Pakistan’dan göründüğü gibidir!
Pakistan’ın kurucu lideri Muhammed Ali Cinnah da laik eğilimlere sahipti. Ama ömrü devrimleri yerleştirmesine fırsat tanımadığı için Pakistan dini aşırılıkların pençesinden hiçbir zaman tam olarak kurtulamadı.
Türkiye’de irtica ve bölücülük ile mücadele dar görüşlü yöneticilerin elinde ihmale uğramaya devam ettiği takdirde halimiz ne olur?
Pakistan bu sorunun cevabını fiili olarak yansıtan bir model gibi..
Tuhaf ama onlar çıkış için Atatürk’ü anlayıp örnek almaya çalışıyor, bizdeki sivri akıllılar ise kötülemeye ve unutturmaya uğraşıyor.
Ahlâki körlük veya utanmazlık...
Bunların hiçbiri halkın vicdanında bir sapma yaratmayacaktır. Belki en fazla inkârcıların zavallılığını derinleştirecektir.
Müslüman toplumların yaşadıkları her mutsuzluk ve acı, Atatürk ve Türkiye sayesinde hastalığın dinden değil yönetim biçimlerinden ve yönetenlerden kaynaklandığını dünyaya öğretecektir.
Yeter ki biz sahip olduğumuz ayrıcalığın değerini bilelim..
İyot kimi anlatıyor?
Başbakan dün yine öfkesini makineli tüfek yapmış, yargıyı ve ana muhalefeti kurşuna diziyordu!
Kızgınlığı haklı görülemez.
Çünkü anayasa yapmanın toplumsal mutabakat ön şartını kendisi ihmal etmiştir.
Gerilimi yükselten suçlamalar, bu eksiğin meclisteki müzakereler aşamasında telâfi edilmesi şansı varsa onu tahrip etmektedir.
Yüksek yargı temsilcilerinin siyasete soyunduğunu iddia eden Başbakan, uzun zaman unutulmayacak şu sözleri söyledi:
“Bu işi bu kadar seviyorsan cübbeni çıkar gel, siyaset meydanına çık. Nasıl olsa bu Anayasa değişikliğine karşı çıkan partiler var, onlardan birine katılırsın. Şu anda zaten iyot gibi de açığa çıktınız, kendinizi gizleyecek bir yeriniz de kalmadı!”
Rejimi dahi sıkıntıya sokacak bir anayasa değişikliği hakkında konuştukları için siyasetçilerle yargıçlara hakaretamiz eleştiriler yönelten bir başbakan örneğini herhalde ilk kez Tayyip Erdoğan yaratıyordur.
Böyle bir zaman ve zeminde değilse nerede ve ne zaman konuşacaklar?
Baykal haklı bir tepki vermiştir; gerçekten de iyot gibi açığa çıkan iktidarın niyetidir.
Yargıçların cübbeleri, doğruları söylemelerine engel değil.
Gerekenlerin korkusuzca söylenmesi, yalnız hukuk devletini değil, iktidarı da belki ağır bir sorumluluğun altında ezilmekten kurtaracaktır!
Bizim farkımız
Haberin Devamı

