Anayasa değişikliği paketinin yargı düzenini altüst edecek üç maddesinin referanduma sunulması ne ifade ediyor?
Tarafsız bilim çevreleri söz birliği etmiş gibi “felâket” diye cevaplıyorlar bu soruyu.
Yani o üç madde bağlamında Türkiye “demokrasiye ve hukuk devletine devam mı, tamam mı oylaması” yapacaktır!
Mesele bu ölçüde hayatî önem taşıyor.
Geçen hafta CHP lideri Baykal şöyle bir uzlaşma hamlesi yaptı:
“Paketteki 27 madde desteği hak ediyor. Eğer iktidar, HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştiren maddelerle parti kapatmayı imkânsız hale getiren maddeyi paketten ayırmayı kabul eder, Cumhurbaşkanı da bunları referanduma götürmeyi garanti ederse CHP olarak öteki 27 maddeye, referandum gereği duyurmayacak oy desteğini sağlar meclisten geçiririz.”
Bir seçenek daha
Başbakan Amerika’ya giderken CHP’den gelen öneriyi “Yasal zemini varsa biz varız” diye karşıladı.
Ama değerlendirmeye lâyık bulduğu bu hamleyi konuşmasının devamında “Şark kurnazlığı” diye yerin dibine batırdı.
Bu da herhalde Şark kurnazlığının farklı bir boyutu...
Çünkü Şark kurnazlığı ile donanmış siyasetçiler, kamuoyunda destek gören bir öneriyi “Hayır” demeden batırmanın yollarını da bilirler.
Ama o yöntemleri terk etmek gerekiyor.
Türkiye tarihî bir geçitte ilerliyor.
Birbirimize uzlaşma şansı tanımamanın yükleyeceği vebal, kaldıramayacağımız bir ağırlığa biz uyanamadan ulaşabilir!
Deniz Baykal dün kurnazlık peşinde olmadığı güvenini destekleyen bir adım daha attı. AKP’ye “İsterseniz o üç maddeyi genel seçimden sonraya bırakalım” önerisi yaptı.
CHP bu adımı ile “Üç maddeyi paketten ayırarak referanduma götürelim” dediği ilk teklifini geri almış olmuyor.
Ona ikinci seçeneği ekliyor...
Kumar oynamayın
Durumunu asıl gözden geçirmesi gereken tarafta Başbakan Erdoğan duruyor.
Başbakan yüksek yargı temsilcilerinin konuşmalarından şikâyet edeceğine ne dedikleriyle ilgilenmelidir.
“Biz inandığımızı söyleyemiyoruz, onlar da söyleyemez” demiş.
Ne demek bu?.
Anayasa değişikliği ile yargı erki uydu haline getiriliyor, iktidar bu konuda yüksek yargının ne düşündüğünü bile sormuyor üstüne bir de yargıçların “imdat” çağrılarına sansür konuyor.
Başbakan, hangi inancını açıkça ifade etme hakkını kullanamıyor, söylesin.
Bir zamanlar “Demokrasi bize göre bir araçtır” demişti. Sonra...
“Tutturmuşlar bir laiklik elden gidiyor; millet istedikten sonra tabii gidecek yahu!”
Sıkıntısı herhalde bunları tekrarlayamamak değildir.
Bu takıntılar çok geride kalmış olmalıdır. AKP’nin değişim üstüne kurduğu sekiz yıllık icraatından o da mutlaka etkilenmiştir!
İktidar ve ana muhalefet, ülkeyi kaosa sürükleyecek kumar gibi bir referandumun risklerine karşı akıllarını birleştirmelidirler.
Akıllarını birleştiremiyorlarsa korkularını birleştirsinler!
Uzlaşma şansı harcanmasın
Haberin Devamı

